Amerika’nın Seçiminin Kazananı ve Kaybedeni

Seçime saatler kala, Amerika'dan seçim değerlendirmesi... Kim kazanır kim kaybeder?

Ayşın Savatlı Ayşın Savatlı

Amerikan seçim tarihinde daha önce hiç yaşanmamış günlerden geçiyoruz. 2020 Başkanlık seçimi, 2020’ye yakışacak şekilde her gün yeni bir kaos ve şaşkınlık yaşamamıza sebep oluyor.

97 milyondan fazla seçmenin şimdiden oylarını kullandığı seçimde, 165 milyonlara varacak rekor bir katılım bekleniyor. U.S. Elections Project’in verilerine göre, daha şimdiden 2016 seçim katılımları kıyaslandığında, Florida ve Kuzey Carolina’da %90, Arizona’da %80, Wisconsin’da %60, Michigan’da ise %50 oranlarına ulaşıldığı görülüyor.

Seçimi kim kazanır diye bazı değerlendirmeleri yapmaya başlamadan önce kaybeden kim hemen açıklayayım. Kaybeden Amerika…

Anayasası “We The People…” diye başlayan Amerika, son dönemde “biz” olmaktan uzaklaşıyor. Özellikle başkan Trump’ın izlediği ayrılıkçı politikalar, radikalleşen söylemler Amerika’nın birbirinden kopmasına; polarizasyonuna yol açıyor. Başkanın taraftarları da muhalifleri de gün geçtikçe fanatikleşiyor ve sertleşiyor. Uzlaşı kültürü yerini kavgaya bırakıyor. Öyle ki en yakın arkadaşlar, komşular hatta kimi zaman anne ile çocuğu, torunu ile anneannesi bile siyasi nedenlerle birbiriyle küsüyor, ilişkisini kesiyor.

Ülkede aşırı sağ gruplarında artış, ırkçılık gibi sorunlar bir yana, Trump’ın seçimi kaybetmesi halinde, başkanlığı devretmeyeceğine dair kimi sözleri 3 Kasım sonrasında ülkede kaos ortamı doğacağına dair ihtimaller yaratıyor. Başkan Trump, özellikle posta yolu ile oy kullanılmasını eleştirerek, seçim güvenliğine gölge düşürüyor. Seçimlerde hile yapılacağına dair söylemlerle, sandık başlarına taraftarlarını toplamaya çalışıyor.

“Proud Boys” (Gururlu Çocuklar) isimli, beyaz üstünlüğü savunucusu aşırı sağcı gruplarla Antifa gibi solcu grupların sokak çatışmalarına girmesinden endişe ediliyor. Başkan Trump’ın “Geride durun ve beklemede kalın.” diye çağrı yaptığı aşırı sağ grupların sokaklara dökülmesinden korkuluyor. Bu ve buna benzer gruplar, gerekirse silahla toplum güvenliğini sağlayabileceklerini iddia ediyorlar. Wisconsin Kenosha’da Jacob Blake’in bir polis tarafından vurulması sonrası yaşanan protestolarda, protestoculara ateş atan 17 yaşındaki çocuk da hatırlandığında bu öngörüler pek de yersiz gözükmüyor.

Amerika’nın büyük şehirlerinde, seçim sonrasında çıkabilecek bir iç savaş durumu için önlemler alınmaya başladı. George Floyd’un ırkçı polis şiddeti sonucu öldürülmesi nedeniyle başlayan protesto gösterilerinin boyutunun değişip yağma olaylarına evrildiği yaz aylarında yaşanan olayların tekrar ve hatta daha da şiddetli yaşanması senaryosu için hazırlıklar yapılıyor. Ülkenin en büyük caddelerinde mağazalar vitrinlerini suntalarla kapatıyor, kendilerini korumak için özel güvenlik şirketleriyle anlaşıyor.

Ülkede geçen yıla göre %90’dan fazla artan silahlanma oranı da korkutuyor. Amerika’da anayasal bir hak olarak kabul edilen silahlanma, seçim dönemleri öncesi, özellikle Demokratların seçimi kazanıp silahlarla ilgili sınırlandırmaya gitmelerinden endişe edenlerce, her zaman artıyordu. Ancak hiçbir zaman bu boyutta olmamıştı. Bu gidişi biraz olsun azaltmak için Walmart gibi dünyanın en büyük zincirleri yaklaşık bir aydır silah satışını durdurdu. Silahlanan toplum ayrı bir kaygı nedeni olarak görülüyor.

Silahlanan grupların, seçim sonuçlarının açıklanmasının uzun sürmesi durumunda sokaklara dökülmesinden endişe ediliyor. Ayrıca Trump’ın oy sayımı sona ermeden, yasal olmayan bir başkanlık ilanının ülkede kaos veya anayasal krize yol açabileceği düşünülüyor. Başkan Trump’ın ikinci dönem başkan olmasına dair en büyük kaygı toplumdaki kopuşun, fanatik taraftarlaşmanın daha da hızlanıp, kolay kolay toparlanamayacak bir boyuta gelmesi ile ilgili.

Gallup şirketinin araştırmasına göre, Cumhuriyetçilerin %89’u Trump’dan memnunken, demokratlardan sadece %9 olumlu yaklaşabiliyor. Parti polarizasyonunun boyutu gün geçtikçe artıyor.

Amerikan toplumu siyasi tarihinde hiçbir zaman böylesi birbirinden uzaklaşmamıştı. “Taraf olmayan bertaraf olur” ayrılıkçılığı durdurulmazsa, üzülerek, 2020 seçiminin kaybedeni Amerika oldu diyebiliriz…

Kazanan Kim Olacak?

Amerikan seçim sisteminden geçerli olan “electrol college” yani delege sistemi, ülke genelinde popüler oya sahip olan adayın Başkan olmasına her zaman izin vermiyor. Eğer ülkenin genelinde fazla oya sahip olan başkan olsaydı 1992’den beri Cumhuriyetçiler son 7 dönemin sadece birinde kazanmış olacaklardı. 2016’da da Hilary yaklaşık 3 milyon fazla oya rağmen seçimi delege sistemi nedeniyle kaybetmişti. Anketlerin Biden’ı ülke genelinde 8-9 puan önde göstermesinin de bu nedenle pek anlamı olmuyor.

Delege sisteminde, eyaletlerin nüfusuna göre belirlenen sayılarla delegelerin gönderildiği bir seçici kurul oluşturuluyor. Bu seçici kurula eyaletler nüfuslarına göre üye gönderiyor. Mesela California 55, Teksas 38, New York ve Florida gibi eyaletler 29 üye gönderiyorlar. Ancak sistem yine de az nüfuslu yerleri daha avantajlı kılıyor ve bu yönüyle eleştiriliyor. Mesela Wyoming’de sadece 150 bin kişilik nüfus seçici kurula bir üye seçmeye yeterken, New York’ta 550 bin kişiye bir üye düşüyor. Toplam 538 üyeden oluşan seçici kurulun, 270’ini elde eden aday, başkanlığı kazanıyor.

Eyaletlerde tek bir oy farkla bile önde olan aday eyaletin tümünün oyunu alıyor; hepsini kendi kazanç hanesine yazdırıyor. Buna “winner takes all”, yani “kazanan hepsini alır” deniyor. Bu kuralın istisnası sadece Maine ve Nebraska eyaletleri, bu iki eyalette popüler oya göre değil; bölge bölge belirleme yapılıyor. Bıçak sırtı seçimlerde bu iki eyaletin özel durumu önem kazanabiliyor. O nedenle, rakipler arasında başa baş bir durum olursa gözümüzü bu iki küçük eyalete bile çevirme ihtimalimiz var.

Seçimlerin sonucunu salıncak eyalet denilen, seçimden seçime kararı değişebilen, bir seçim cumhuriyetçi kırmızısı, diğer seçim demokrat mavisi olabilen eyaletler belirliyor. Adaylar arasındaki yarış bu eyaletlerde gerçekleşiyor. 2020 seçimleri için sonucu belirlemede etkili olacak salıncak eyaletler: Florida, Pennsylvania, North Carolina, Michigan, Minnesota, Arizona, Ohio olarak sayılıyor.

2016 seçimlerinde kendisinden yaklaşık 3 milyon fazla popüler oyu alan Hillary’ye karşı seçimi kazanıp başkan olan Donald Trump, seçim galibiyetini Pennsylvania, Wisconsin ve Michigan’da elde ettiği 77 bin fazla oya borçluydu.

Şimdi hangi aday hangi eyaleti alırsa başkan olabilir, biraz olasılıkları değerlendirelim.

Biden’ın Başkan Olacağı Senaryolar:

Joe Biden, Demokratların uzlaşı adayı olarak nitelendiriliyor. Her ne kadar herkesin ilk tercihi olmasa da ortak paydada buluşulmasını sağlayan, makul bir isim olarak görülüyor. Hillary’nin adaylığındaki gibi antipatik bulan fazla seçmen olmadığı için demokratları sandığa taşıma konusunda daha başarılı olacağı düşünülüyor. Cumhuriyetçi seçmen tarafından ise özellikle vergi politikaları nedeniyle eleştiriliyor. Üst düzey gelir grupları Biden döneminde ödeyecekleri vergiler artacağı için ondan uzak duruyorlar.

Barack Obama 2012 seçimlerinde, bu salıncak eyaletlerden Pennsylvania, Wisconsin, Michigan ve Florida’yı almıştı. Ancak 2016’da Hillary Clinton tüm bu eyaletleri Trump’a kaptırmıştı.

Joe Biden, başkan olabilmek için öncelikle Hillary Clinton’ın 2016 seçimlerinde kazandığı eyaletleri elinde tutmaya çalışacak. Bunlar içinde özellikle Nevada (6 delege), New Hampshire (4), Minnesota (10), Maine (3/1) eyaletlerinde daha dikkatli olması gerekiyor.

Joe Biden, Hillary’nin kazandığı eyaletlere, Michigan, Wysconsin ve Pennsylvania’yı eklediği takdirde, 278 delegeye ulaşarak seçimin kazananı olacak. 20 delegesi olan Pennsylvania Biden için çok önemli. Son iki gününü hem kendi hem de başkan yardımcısı adayı Kamala Harris bu eyalete ayırdılar. Biden Pitssburg’da, Kamala Harris Philadelphia’daydılar ve son seslenişlerini gerçekleştirdiler. Her ne kadar anketler Biden’ın şansını Pennsylvania için yüksek görseler de, yine de garanti değil; Trump ile arası gitgide azalıyor ve farkın kapanabileceği konuşuluyor.

Biden için ikinci senaryo bu saydığım üç eyaleti alamayıp, bunların yerine Kuzey Carolina ile Arizona’yı alması. Yıllardır Cumhuriyetçi olan Arizona’nın son zamanlarda Demokratlara göz kırpmaya başladığı görülüyor.

Üçüncü ve olasılığı en düşük olan senaryoda Biden Florida’yı kazanacak olursa, sadece tek bir salıncak eyaleti bile kazansa başkan oluyor. Ancak Florida’da muhafazakar seçmenlerden başka, latin seçmenler de Venezüella başkanı Maduro’ya ve Küba’ya karşı yaklaşımı nedeniyle başkanlıkta Trump’ı destekliyorlar. Florida çok büyük ihtimalle Trump’ın olacak gibi duruyor.

Biden’ın salıncak eyaletlerden toplam kazanması gereken sihirli delege sayısı 38. Oysa Trump’ın başkan olabilmesi bu eyaletlerden toplam 66 delegeyi kendi hanesine yazdırması gerekiyor.

Anketler Biden’a salıncak eyaletler içinde en az kazanma şansını Florida ve Kuzey Carolina için veriyor. Michigan ve Wisconsin için şansı oldukça yüksek görülürken; Pennsylvania ile Arizona’da da kazanma ihtimalinin yüksek olduğu değerlendirmeleri yapılıyor.

Seçim akşamı, ilk sonuçların geleceği Indiana’nın kırsal kesimi ile Kentucky’nin kuzey tarafının Cumhuriyetçi yoğun bölgelerine ait sonuçlar, adaylar arasında oluşan farkların yüksek olmaması gibi bir duruma işaret ederse Biden galibiyetinin ilk şifreler olarak değerlendirilebilecektir.

Trump’ın Başkan Olacağı Senaryolar:

Hali hazırda görevde olan (incumbent) başkana karşı rakibinin yarış kazanması, Amerika’da genel geçer olarak pek mümkün olmuyor. Aktif başkana karşı seçimi 1976’da Gerald Ford’a karşı Demokrat aday Jimmy Carter; 1980’de Jimmy Carter’a karşı Cumhuriyetçi Ronald Reagan, 1992’deyse baba George W. Bush’a karşı Demokrat Bill Clinton kazanmıştı. Bu 3 istisna dışında ikinci döneminde tekrar aday olan tüm başkanlar seçimi kazandı. Donald Trump bu kurala mı uyacak yoksa istisna mı olacak hep birlikte göreceğiz.

Trump, her ne kadar anketlerde geride gözükse de, Trump’a oy verdiği, Trump seçmeni olduğu halde bunu gizleyenlerin olduğu biliniyor. Bunlara “shy voters”, “ utangaç seçmenler” adı veriliyor. Trump’ın özellikle ayrılıkçı politikaları yüzünden toplum tepkisi ile karşılaşmak istemeyen kimi seçmenler Trump’a oy verdiklerini gizleyebiliyorlar. Bu kişilerin oranı kestirilemiyor ve 3 Kasım günü bir sürprize sebep olmaları ihtimali göz ardı edilmiyor.

Trump, Biden’a karşı Ohio (18 delege), Iowa (6), Georgia (16) ve Teksas (38) gibi eyaletleri elinde tutmaya çalışacak. Ohio ile Iowa’yı Obama 2 dönem kazanmış, Trump %8 farkla geri almıştı.

Trump’ın başkan olması için Florida’yı alması şart. Florida’nın yanına salıncak eyaletlerden Pennsylvania, Arizona ve Kuzey Carolina’yı eklerse başkanlığına kesin gözüyle bakılıyor.

2016’da beklentilerin hepsini yıkıp bir sürpriz yaratan Donald Trump’ın 2016’nın tekrarını 2020’de yaşaması çok büyük ihtimal dahilinde değerlendiriliyor.

İki Adayın Eşit Sayıda Kalması İhtimali

Zor bir ihtimal olsa da olasılıklar dahilinde bulunuyor. Trump Florida, Pennsylvania ve Kuzey Carolina’yı kazanır; buna karşın Biden Michigan, Wisconsin ve Arizona’yı kazanacak olursa en şaşırtıcı tablo olan tarafların berabere kalması durumu oluşuyor. Veya aynı tabloda Pennsylvania ile Wisconsin ve Arizona yer değiştirirse de yine adaylar başabaş kalıyorlar.

Beraberlik durumda Trump’ın da Biden’ın da eşit sayıda, 269 delegesi oluyor. İşte bu halde, devreye Maine ve Nebraska eyaletleri giriyor. “Kazanan hepsini alır” kuralının geçmediği bu iki eyalet, bu durumda seçimin kaderini belirlemek durumunda kalabilir. Maine ve Nebraska eyaletlerinin ikinci bölgeleri verecekleri kararla başkanı belirleyebilirler. Bu eyaletler sayesinde 270 sınırını geçecek aday kim olursa başkan da o olur.

Seçim Sonuçlarını Açıklamakta Temkinli Olmakta Yarar Var

Seçim gecesinin sonunda önde olan adayın başkan olmama olasılığının yüksek olduğu normalden çok farklı bir süreç yaşayabiliriz.

Genellikle kırsal bölgelerde kullanılan oy oranları, şehir merkezlerinden daha az olduğu için sayımları daha çabuk sonlanacak ve ilk bilgi Cumhuriyetçilerin yoğun olduğu bu bölgelerden gelecektir. Tabi durum 2016’da olduğu gibi tam tersi de seyredebilir. 2016’da, Florida, Kuzey Carolina ve Ohio’da ilk gelen sonuçlar Hillary Clinton’ın liderliğini işaret ettiği halde, seçim tam tersi sonuçlanmış, bu eyaletlerin kazananı Donald Trump olmuştu. Şimdi bir de ilk gelen sonuçlara itibar etmeme olasılığını arttıran posta yoluyla kullanılan oylar meselesi var.

Koronavirüs pandemisi Amerika’da 231 bin insanın hayatını kaybetmesine yol açmasının dışında, seçim ve oy kullanma alışkanlıklarında da değişimlere neden oldu. Amerika genelinde 64 milyondan fazla seçme oylarını posta yoluyla kullandı. Bu rakam 2016 seçimlerinden neredeyse 40 milyon daha fazla. Özellikle Demokrat seçmenler, posta yoluyla oy kullanımı daha fazla tercih ettiler.

ABD seçimlerinde mektupla kullanılan oyların fark yaratacağı üç eyalet var. Bunlar: Pennsylvania, Michigan ve Wisconsin. Bu üç eyaletin yasalarına göre, mektupla kullanılan oyların sayımı seçim bittikten sonra yapılabiliyor. Pennsylvania’sa seçim günü öncesi postalanmış olmak şartıyla oy pusulaları 3 Kasım’dan 3 gün sonra bile seçim merkezine ulaşsa, sayıma dahil ediliyor. Bu nedenle bu kritik üç eyalette oy sayımının günler hatta haftalar sürebileceği belirtiliyor.

2000 yılında George Bush ile Al Gore arasından Florida’da yaşananların, seçimlere itirazların Trump ve Biden arasında, belki de birkaç eyalette yaşanabilme ihtimali var.

2016’da Trump’ın galibiyeti Pennsylvania’yı kazanması ile Associated Press tarafından sabaha karşı 1.35’te ilan edilmişti. Yaklaşık bir saat sonra da Wisconsin’ı kazandığı açıklanmıştı. Bu seçimde de, eğer bir aday diğerinden fazlasıyla üstün olursa seçim sonucunu geçmiş yıllarda olduğu gibi, posta yoluyla kullanılan oyları beklemeye gerek kalmadan anlayabiliriz. Ama oyların sayımının tamamlanmasını beklemeyi gerektirecek kadar başabaş geçerse, özellikle Pennsylvania belirleyici rol oynayabilir. Eyaletin kesin demokrat üstünlüğü olan 6 ilçesinde 98 bin seçmenin mektup yoluyla oy kullandığı mutlaka hesaba katılarak seçim sonuçları değerlendirmelidir. Bu gibi durumlar yaşanacak olursa, belki de bir seçim gecesindense seçim haftasından bahsedebiliriz.

Saatler kalan ABD başkanlık seçiminin sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Şimdiden ABD seçim sonuçlarının tüm insanlar için barış ve mutluluk getirmesini diliyorum. New York’tan sevgilerimle.