MedyaFaresi MedyaFaresi

Özdil: Milli Güreşçi Evin'e TRT Alaka Göstermedi, Özel TV'ler Para İstedi

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, 2020 Tokyo Olimpiyatı'nda olimpiyat madalyası için yarışacak olan güreşçi Evin'i yazdı.

Eklenme: 25 Temmuz 2021 08:55 - Güncelleme: 25 Temmuz 2021 09:47

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, 2020 Tokyo Olimpiyatı'nda olimpiyat madalyası için yarışacak olan güreşçi Evin'i yazdı.

Evin'in hayatını kaleme alan Özdil'in bugünkü yazısı şöyle:

 

2007 yılıydı.

Bölücü örgüt gemi azıya almıştı.

Kuzey Irak'tan sızdılar, Şırnak'ta pusu kurdular, 13 şehit verdik.

Biri, onbaşı Kasım Aksoy'du.

 

Şanlıurfalı'ydı.

22 yaşındaydı.

Vatani görevine gelmeden önce pamuk toplama işinde ırgatlık yapıyor, ekmeğini kozadan çıkarıyordu.

Davul zurnayla askere uğurlanmış, ağıtla dönmüştü.

 

Onbaşı Kasım'ın cenaze töreni, binlerce şehit veren Türk halkının zihnine mıh gibi çakılmıştı, hepimizin hafızasına bambaşka kazınmıştı.

Çünkü, iki kızı vardı.

Zeliha iki yaşındaydı, çorabı yırtıktı.

Güneş üç yaşındaydı, ayakkabısı bile yoktu, yalınayaktı, minicik parmakları soğuktan morarmıştı.

Şehit cenazelerini adeta kanıksayan Türkiye, gariban onbaşı'nın emanetleriyle, yoksul yavrularının fotoğraflarıyla, memleketin utancıyla sarsılmıştı.

Akp hükümeti Abd'den korkuyordu, Kuzey Irak'a girmek istemiyordu, şehitler unutulsun geçsin gitsin diye işi ağırdan alıyordu, sınırötesi harekat için tezkere çıkarmıyordu.

Asrın liderimiz, Kuzey Irak'a girelim diyenlere akıl öğretiyordu, “Kuzey Irak'ta 500 terörist var, Türkiye'de dağlarda 5 bin terörist var, buraları halledildi mi ki, oradakilerle uğraşma safahatine gelinecek” filan diyordu.

Akp'nin onur konuğu yaptığı, Türkiye seninle gurur duyuyor diye ayakta alkışladığı Barzani efendi, Türkiye'yi tehdit ediyordu, “sınırı geçerseniz, savaş anlamına gelir, karşılık veririz” diyordu.

Şak…

Yine Kuzey Irak'tan sızdılar, Dağlıca'yı bastılar, 12 şehit daha verdik.

Öfke doruktaydı.

Akp mecbur kaldı.

Nihayet tezkere çıkarıldı.

Kuzey Irak'a girdik.

Avrupa Birliği'nden Birleşmiş Milletler'e kadar hepsi itiraz etmişti, hatta Avustralya bile Türkiye'yi kınamıştı, Abd yönetimi “derhal geri çıkın” diye bastırıyordu, Akp hükümetinin dik duramayacağı çok belliydi, zaten tezkereyi ahalinin gazını almak için çıkarmışlardı, kapsamlı harekata izin vermek istemiyorlardı, girmemizle çıkmamız bir olacaktı, Pkk kamplarını temizlemek için çok az vaktimiz vardı.

Harekatın adı, Güneş'ti.

Şehit onbaşı Kasım'ın kızının adı verilmişti.

Irak topraklarında 27 şehit daha verdik.

Biri, binbaşı Zafer Kılıç'tı.

Elazığlı'ydı.

38 yaşındaydı.

18 Mart'ta Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nde dünyaya gelmişti, babası bu yüzden Zafer adını koymuştu.

Bordo bereliydi.

Sayısız çatışmaya girmişti, öyle üç beş değil, 87 ödülü vardı.

Judocuydu, madalyaları vardı.

Kayakçıydı, madalyaları vardı.

Siirt Komando Tugay Komutanlığı'nın subayıydı.

Kuzey Irak öksüzü Güneş'in adı, terörle mücadele tarihimize geçerken… Kuzey Irak şehidi Zafer Kılıç'ın adı, Siirt'te yaşatıldı.

O dönem Galatasaray ikinci başkanı olan işadamı Adnan Öztürk, Siirt'e Türkiye'nin ilk spor lisesini yaptırdı, milli eğitime bağışladı, bu liseye Şehit Zafer Kılıç adı verildi.

Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi sadece Siirt'e değil, bütün bölgeye hayat verdi, yatılıydı, bölgede yaşayan spora yetenekli çocuklarımız parkurlarda/parkelerde uygulamalı sınava alınıyor, seçiliyor, hem lise eğitimi, hem spor eğitimi veriliyordu.

Spor lisesinin tuvaletlerine kadar temizliği, şehit binbaşı Zafer Kılıç'ın Siirt Komando Tugayı tarafından yapılıyordu, çocukların tatlıları, pastaları, börekleri, her öğlen, her akşam, tugaydan geliyordu.

Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi hemen meyvelerini verdi.

Fırsat eşitliğinden faydalanan okulun öğrencileri voleyboldan basketbola, hentboldan judoya, aklınıza gelen her spor branşında madalya toplamaya başladı.

O öğrencilerden biri, Evin Demirhan'dı.

Dokuz çocuklu yoksul bir ailenin kızıydı.

Çıtı pıtı, minicik bir kızdı.

Ama, Allah vergisi, yakıcı bir kuvveti vardı.

Hangi branşı seçti biliyor musunuz… Güreş!

Evet, Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi öğrencisi Evin, kadınların adeta yok sayıldığı, ikinci sınıf insan sayıldığı memlekette, erkek sporu olarak bilinen, er meydanı denilen, ata sporunu seçti.

Seçmekle kalmadı… Henüz 15 yaşındayken Türkiye şampiyonu oldu, ay yıldızlı milli formayı giydi, Türk spor tarihinde bir ilk'e imza attı, yıldızlar kategorisinde Avrupa Şampiyonu oldu.

Aslına bakarsanız, ağır mahalle baskısına maruz kalmıştı, “kız kısmı” güreşir mi diyorlardı, spor lisesindeki antrenörü sahip çıkana kadar spor ayakkabısı bile yoktu, eşofmanı yoktu, ağabeyleri sporcu olmasına, güreşi meslek olarak benimsemesine, “kız başıyla” kamplara turnuvalara gitmesine karşı çıkıyorlardı, şehir dışına gitmesini istemiyorlardı, hatta ailesinden hiç kimse onu güreşirken seyretmemişti, ne annesi gelmişti, ne babası… Sadece rakipleriyle değil, erkek egemen hayatın zorluklarıyla da güreşiyordu. Mindere tutkuyla bağlıydı, madalyaları toplamaya başladı, Avrupa Şampiyonu oldu, kazandığı para ödülleriyle ailesinin geçimine katkı sağlamaya başladı, kulübünden aldığı aylık 300 lirayı mesela, üniversitede okuyan ağabeyine gönderiyordu.

Evin'in bu insanüstü başarı öyküsü, bu peri masalı, İnan Temelkuran ve Kristen Stevens tarafından “Siirt'in Sırrı” adıyla belgesel film haline getirildi.

İzmirli yönetmen İnan Temelkuran, İspanya'da en iyi belgesel ödülü almış, Bornova Bornova filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi film ödülü kazanmıştı. Eşi Kristen Stevens ise, Amerikalı görüntü yönetmeniydi.

Siirt'in Sırrı belgeselinde, Evin'in varolma mücadelesi ve dünya şampiyonu olma hayali anlatılıyordu.

Maalesef sinema salonlarında yer verilmedi, Trt alaka göstermedi, özel televizyonlar ise zaten tırışkadan teyyare, böylesine mucizevi bir öyküden hiç etkilenmediler, yayınlamak için üste para istediler.

Ama… Adana Altın Koza Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü aldı, izleyenleri öylesine etkiledi ki, sırf bu belgesel için bir ödül daha yaratıldı, Evin Demirhan'a Jüri Özendirme Ödülü verildi.

Yetmedi… Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Belgesel Film Ödülü aldı.

Evin de başarılarına başarı eklemeye devam etti.

23 yaşaltı kategorisinde Avrupa Şampiyonu oldu.

23 yaşaltı kategorisinde Dünya Şampiyonu oldu.

Büyükler kategorisine geçti, daha şimdiden hem Avrupa şampiyonasında, hem dünya şampiyonasında üçüncü olmayı başardı.

Bugüne kadar kazandığı toplam 17 madalyayla, Türk kadın güreşinde, Avrupa ve dünya şampiyonalarında en fazla madalya kazanan sporcumuz oldu.

Macaristan'daki Avrupa elemelerini tıkır tıkır geçti, olimpiyatlara katılma hakkı kazandı.

Evet… Sadece minderdeki rakiplerini değil, erkek egemen hayatı da tuş etmeyi başaran Evin'imiz, 2020 Tokyo Olimpiyatı'nda olimpiyat madalyası için, İstiklal Marşımız için mindere çıkacak.

Bir gazeteci olarak değil, bu ülkenin sıradan yurttaşı olarak, bir kız babası olarak, darmadağın olan duygularıma hakim olamıyorum.

Bu yazıyı kaleme alırken hissettiğim üzüntüyü, öfkeyi, hüznü, kederi, coşkuyu, gururu, sevinci, mutluluğu kelimelerle tarif edemiyorum.

Hayatlarını hiç

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, 2020 Tokyo Olimpiyatı'nda olimpiyat madalyası için yarışacak olan güreşçi Evin'i yazdı.

Evin'in hayatını kaleme alan Özdil'in bugünkü yazısı şöyle:

 

2007 yılıydı.

Bölücü örgüt gemi azıya almıştı.

Kuzey Irak'tan sızdılar, Şırnak'ta pusu kurdular, 13 şehit verdik.

Biri, onbaşı Kasım Aksoy'du.

 

Şanlıurfalı'ydı.

22 yaşındaydı.

Vatani görevine gelmeden önce pamuk toplama işinde ırgatlık yapıyor, ekmeğini kozadan çıkarıyordu.

Davul zurnayla askere uğurlanmış, ağıtla dönmüştü.

 

Onbaşı Kasım'ın cenaze töreni, binlerce şehit veren Türk halkının zihnine mıh gibi çakılmıştı, hepimizin hafızasına bambaşka kazınmıştı.

Çünkü, iki kızı vardı.

Zeliha iki yaşındaydı, çorabı yırtıktı.

Güneş üç yaşındaydı, ayakkabısı bile yoktu, yalınayaktı, minicik parmakları soğuktan morarmıştı.

Şehit cenazelerini adeta kanıksayan Türkiye, gariban onbaşı'nın emanetleriyle, yoksul yavrularının fotoğraflarıyla, memleketin utancıyla sarsılmıştı.

Akp hükümeti Abd'den korkuyordu, Kuzey Irak'a girmek istemiyordu, şehitler unutulsun geçsin gitsin diye işi ağırdan alıyordu, sınırötesi harekat için tezkere çıkarmıyordu.

Asrın liderimiz, Kuzey Irak'a girelim diyenlere akıl öğretiyordu, “Kuzey Irak'ta 500 terörist var, Türkiye'de dağlarda 5 bin terörist var, buraları halledildi mi ki, oradakilerle uğraşma safahatine gelinecek” filan diyordu.

Akp'nin onur konuğu yaptığı, Türkiye seninle gurur duyuyor diye ayakta alkışladığı Barzani efendi, Türkiye'yi tehdit ediyordu, “sınırı geçerseniz, savaş anlamına gelir, karşılık veririz” diyordu.

Şak…

Yine Kuzey Irak'tan sızdılar, Dağlıca'yı bastılar, 12 şehit daha verdik.

Öfke doruktaydı.

Akp mecbur kaldı.

Nihayet tezkere çıkarıldı.

Kuzey Irak'a girdik.

Avrupa Birliği'nden Birleşmiş Milletler'e kadar hepsi itiraz etmişti, hatta Avustralya bile Türkiye'yi kınamıştı, Abd yönetimi “derhal geri çıkın” diye bastırıyordu, Akp hükümetinin dik duramayacağı çok belliydi, zaten tezkereyi ahalinin gazını almak için çıkarmışlardı, kapsamlı harekata izin vermek istemiyorlardı, girmemizle çıkmamız bir olacaktı, Pkk kamplarını temizlemek için çok az vaktimiz vardı.

Harekatın adı, Güneş'ti.

Şehit onbaşı Kasım'ın kızının adı verilmişti.

Irak topraklarında 27 şehit daha verdik.

Biri, binbaşı Zafer Kılıç'tı.

Elazığlı'ydı.

38 yaşındaydı.

18 Mart'ta Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nde dünyaya gelmişti, babası bu yüzden Zafer adını koymuştu.

Bordo bereliydi.

Sayısız çatışmaya girmişti, öyle üç beş değil, 87 ödülü vardı.

Judocuydu, madalyaları vardı.

Kayakçıydı, madalyaları vardı.

Siirt Komando Tugay Komutanlığı'nın subayıydı.

Kuzey Irak öksüzü Güneş'in adı, terörle mücadele tarihimize geçerken… Kuzey Irak şehidi Zafer Kılıç'ın adı, Siirt'te yaşatıldı.

O dönem Galatasaray ikinci başkanı olan işadamı Adnan Öztürk, Siirt'e Türkiye'nin ilk spor lisesini yaptırdı, milli eğitime bağışladı, bu liseye Şehit Zafer Kılıç adı verildi.

Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi sadece Siirt'e değil, bütün bölgeye hayat verdi, yatılıydı, bölgede yaşayan spora yetenekli çocuklarımız parkurlarda/parkelerde uygulamalı sınava alınıyor, seçiliyor, hem lise eğitimi, hem spor eğitimi veriliyordu.

Spor lisesinin tuvaletlerine kadar temizliği, şehit binbaşı Zafer Kılıç'ın Siirt Komando Tugayı tarafından yapılıyordu, çocukların tatlıları, pastaları, börekleri, her öğlen, her akşam, tugaydan geliyordu.

Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi hemen meyvelerini verdi.

Fırsat eşitliğinden faydalanan okulun öğrencileri voleyboldan basketbola, hentboldan judoya, aklınıza gelen her spor branşında madalya toplamaya başladı.

O öğrencilerden biri, Evin Demirhan'dı.

Dokuz çocuklu yoksul bir ailenin kızıydı.

Çıtı pıtı, minicik bir kızdı.

Ama, Allah vergisi, yakıcı bir kuvveti vardı.

Hangi branşı seçti biliyor musunuz… Güreş!

Evet, Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi öğrencisi Evin, kadınların adeta yok sayıldığı, ikinci sınıf insan sayıldığı memlekette, erkek sporu olarak bilinen, er meydanı denilen, ata sporunu seçti.

Seçmekle kalmadı… Henüz 15 yaşındayken Türkiye şampiyonu oldu, ay yıldızlı milli formayı giydi, Türk spor tarihinde bir ilk'e imza attı, yıldızlar kategorisinde Avrupa Şampiyonu oldu.

Aslına bakarsanız, ağır mahalle baskısına maruz kalmıştı, “kız kısmı” güreşir mi diyorlardı, spor lisesindeki antrenörü sahip çıkana kadar spor ayakkabısı bile yoktu, eşofmanı yoktu, ağabeyleri sporcu olmasına, güreşi meslek olarak benimsemesine, “kız başıyla” kamplara turnuvalara gitmesine karşı çıkıyorlardı, şehir dışına gitmesini istemiyorlardı, hatta ailesinden hiç kimse onu güreşirken seyretmemişti, ne annesi gelmişti, ne babası… Sadece rakipleriyle değil, erkek egemen hayatın zorluklarıyla da güreşiyordu. Mindere tutkuyla bağlıydı, madalyaları toplamaya başladı, Avrupa Şampiyonu oldu, kazandığı para ödülleriyle ailesinin geçimine katkı sağlamaya başladı, kulübünden aldığı aylık 300 lirayı mesela, üniversitede okuyan ağabeyine gönderiyordu.

Evin'in bu insanüstü başarı öyküsü, bu peri masalı, İnan Temelkuran ve Kristen Stevens tarafından “Siirt'in Sırrı” adıyla belgesel film haline getirildi.

İzmirli yönetmen İnan Temelkuran, İspanya'da en iyi belgesel ödülü almış, Bornova Bornova filmiyle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi film ödülü kazanmıştı. Eşi Kristen Stevens ise, Amerikalı görüntü yönetmeniydi.

Siirt'in Sırrı belgeselinde, Evin'in varolma mücadelesi ve dünya şampiyonu olma hayali anlatılıyordu.

Maalesef sinema salonlarında yer verilmedi, Trt alaka göstermedi, özel televizyonlar ise zaten tırışkadan teyyare, böylesine mucizevi bir öyküden hiç etkilenmediler, yayınlamak için üste para istediler.

Ama… Adana Altın Koza Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü aldı, izleyenleri öylesine etkiledi ki, sırf bu belgesel için bir ödül daha yaratıldı, Evin Demirhan'a Jüri Özendirme Ödülü verildi.

Yetmedi… Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Belgesel Film Ödülü aldı.

Evin de başarılarına başarı eklemeye devam etti.

23 yaşaltı kategorisinde Avrupa Şampiyonu oldu.

23 yaşaltı kategorisinde Dünya Şampiyonu oldu.

Büyükler kategorisine geçti, daha şimdiden hem Avrupa şampiyonasında, hem dünya şampiyonasında üçüncü olmayı başardı.

Bugüne kadar kazandığı toplam 17 madalyayla, Türk kadın güreşinde, Avrupa ve dünya şampiyonalarında en fazla madalya kazanan sporcumuz oldu.

Macaristan'daki Avrupa elemelerini tıkır tıkır geçti, olimpiyatlara katılma hakkı kazandı.

Evet… Sadece minderdeki rakiplerini değil, erkek egemen hayatı da tuş etmeyi başaran Evin'imiz, 2020 Tokyo Olimpiyatı'nda olimpiyat madalyası için, İstiklal Marşımız için mindere çıkacak.

Bir gazeteci olarak değil, bu ülkenin sıradan yurttaşı olarak, bir kız babası olarak, darmadağın olan duygularıma hakim olamıyorum.

Bu yazıyı kaleme alırken hissettiğim üzüntüyü, öfkeyi, hüznü, kederi, coşkuyu, gururu, sevinci, mutluluğu kelimelerle tarif edemiyorum.

Hayatlarını hiçe sayan onbaşı Kasım'ın, binbaşı Zafer'in Türkiye'yi var etme çabası, dönüp dolaşıp, kardelenimiz Evin'de çiçek açtı.

Zor topraklar burası.

Kanla sulanıyor.

Sadece bir evladı yeşertebilmek bile işte bu kadar cana, bu kadar acıya, bu kadar yıla maloluyor.

Ama, sadece o bir evlat bile, işte böyle dünyaya bedel oluyor.

Seni seviyoruz Evin.

Yen, yenme, farketmez, orada olman fazlasıyla yeter.

Varlığınla onur duyuyoruz.
 PAYLAŞ

e sayan onbaşı Kasım'ın, binbaşı Zafer'in Türkiye'yi var etme çabası, dönüp dolaşıp, kardelenimiz Evin'de çiçek açtı.

Zor topraklar burası.

Kanla sulanıyor.

Sadece bir evladı yeşertebilmek bile işte bu kadar cana, bu kadar acıya, bu kadar yıla maloluyor.

Ama, sadece o bir evlat bile, işte böyle dünyaya bedel oluyor.

Seni seviyoruz Evin.

Yen, yenme, farketmez, orada olman fazlasıyla yeter.

Varlığınla onur duyuyoruz.
 PAYLAŞ