MedyaFaresi MedyaFaresi

Seyfi Dursunoğlu tüm mal varlığını bağışladı!

Huysuz Virjin' lakabıyla tanıdığımız Seyfi Dursunoğlu Sözcü Gazetesi'nden Yüksel Şengül'e samimi açıklamalar yaptı.

Eklenme: 05 Şubat 2013 17:42 - Güncelleme: 11 Nisan 2016 02:24

İşte Seyfi Dursunoğlu’nun Sözcü’ye verdiği o röportaj;

Çengelköy sırtlarındaki evinde buluştuk Seyfi Dursunoğlu’yla… Bahçesindeki çiçekleri, Boğaz’ın insanı büyüleyen manzarası ve Dursunoğlu’nun esprileriyle çok özel ve güzel bir gün yaşadık. İşte konuştuklarımız…

İŞTE SEYFİ DURSUNOĞLU VE ZEKİ MÜREN DÜETİ! VİDEO

Seyfi Bey, nasılsınız efendim, sağlığınız nasıl?
Artık 80 yaşın sesini hissediyorum.

Maşallahınız var, son derece dinçsiniz…
Çok şükür iyi gidiyor her şey. Kendime bakıyorum, yiyeceklerime dikkat ediyorum. Arada kan tahlilleri yaptırıyorum, doktorlar “Gençlerin kanı bile bu kadar temiz çıkmıyor” diyerek hayret ediyorlar.

Bunun sırrı nedir Seyfi Bey?
Maydanozu, karnıbaharı, enginarı kaynatıp suyunu her sabah aç karnına bir bardak içiyorum… Ben sebze severim. Çok yemek yemem ve sofradan da hemen kalkarım… Masadakiler arkamdan dedikodu yapsın diye (gülüyoruz).

Size yıllar yılı hep “cimri” dediler. Acaba az yemek yediğiniz için mi yanlış anlaşıldınız?
Uzun yıllar önce memuriyetimi noktalayarak sahnelere adım attığımda en büyük hedefim başımı sokacak bir daire satın almaktı. Kiradan kurtulmak istiyordum. Bunun için de beş kuruş bile harcarken iki kere düşünürdüm. Bu cimrilik değil de tutumluluktur, cimriliği kabul etmiyorum. Daha sonra para kazandım, çok kazandım ama tutumluluğum devam etti. Çocukluğumda, hatırlıyorum, II. Dünya Savaşı yıllarında ekmek karneyle verilirdi. Biz açlık çektik. Anacığım, kendi payına düşen ekmeği saklar, bana yedirirdi.
Ne yazık ki, günümüzde de karnı doymayan, yokluk içinde yaşayanlar var…
Allah onlara yardım etsin…

Seyfi Bey, siz nice hükümetler, başbakanlar, bakanlar gördünüz… Size en yakın olan, destek olmasa da köstek olmayan siyasiler arasında kimler vardı, hatırlıyor musunuz?

Huysuz Virjin Saba’ya soğuk duş!.. VİDEO



Siyasilerden hep uzak durdum, güvenemedim onlara. Beylerbeyi’nden arkadaşım Ali Topuz vardı, mebus olduktan sonra da pek görüşemedik. Ayrıca Doğancan Akyürek vardı, bir dönem Çevre Bakanı’ydı. Onunla da okul arkadaşıydık.

Siz siyaseti düşünmediniz mi?

Hayır, siyaseti hiç düşünmedim.

Türkiye’deki siyasi ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devleti de insan gibi düşünmek gerekir. Çevrenle, komşularınla iyi geçinmen, onlara saygı göstermen gerekir. Şayet tüm komşularınla kavgalıysan, o ülkede hayat zor demektir. Herkesle dost olmak, kimsenin işine yerli yersiz müdahale etmemek gerekir.

Meclis’e girseydiniz ne güzel olurdu…
Valla girseydim her gün olay çıkarırdım Meclis’te. Çünkü bir sürü şeye tahammülüm yok. Meclis’te mebusların küfürlerine, kavgalarına üzülerek bakıyorum. Siyasetçi bu değildir. İnsanlar kavga ederek değil, konuşarak anlaşmalı.

Bakın, ben yaptığım şovumu da siyasetçi titizliğinde hazırlıyorum. Çünkü benim karşımda büyük bir kitle var. Onların hepsini memnun etmek için çalışıyorum, bir kısmını memnun etmek için değil. Bir siyasetçi de bunu yapmalı. Herkesi memnun edecek kararlar almalı, hizmetler vermeli. Bunu yapmazsa, ülke bölünür. Ülkeyi bölmemek lazım.

Seyfi Bey, çok önemli bir mesaj verdiniz. “Ülkeyi bölmemek lazım” dediniz.
Evet, en önemli şey bu. Hepimiz misak-i milli sınırları içindeyiz. Bakın, üniversiteliler çok huzursuz. Protestolar, kavgalar, yürüyüşler… Ülke kaynıyor.
Sizin pencerenizden bakınca Türkiye nasıl görünüyor?
Benim gençliğimdeki Türkiye’den daha iyi bir Türkiye görmüyorum ne yazık ki.
Endişeleriniz var mı?
Elbette endişelerim var. Endişe dışında korkularım da var. Çünkü gruplaşmalar oluyor, insanlar bölünüyor.
Dağlarda da terör var.
Dağdaki teröristtir, işi budur ve teröristliğini yapacaktır. Benim dediğim asıl tehlikeli olan içimizdeki teröristlerdir. Bu nedenle bölünmeler oluyor.

Ben şu anda inanılmaz yakışıklı bir adam gördüm Seyfi Bey…
(Seyfi Dursunoğlu’nun salonundaki duvarında el dokumasıyla yapılmış bir Atatürk resmi duruyor…)
Evet, ilmek ilmek dokuyarak hazırladım bu Atatürk resmini. Atatürk benim en büyük aşkım. Zaten ona büyük bir aşkla bağlı olduğum için de yaşananlar beni çok rahatsız ediyor. Kahroluyorum. Allah herkesi ıslah etsin…
Seyfi Bey, bu sohbetin son sözleri size ait olsun, finale de siz imzanızı atın lütfen…
Hay hay… Eceli gelen köpek, cami duvarına işer…
Bir düette biz yapalım mı?
Tamam, şarkıyı da seçtim, ‘Artık Bu Solan Bahçede Dümdüklere Yer Yok’ (gülüyoruz)…
“Hiçbir cumhurbaşkanı beni Çankaya’ya davet etmedi!
 
Siz sanat hayatınız boyunca Çankaya Köşkü’ne davet edilmediniz, dışlandınız. Yanılıyor muyum?
Hayır, yanılmıyorsun. Sanat hayatım boyunca hiçbir cumhurbaşkanı beni Çankaya’ya davet etmedi. Ama Turgut Özal görevine devam etseydi sanırım Çankaya Köşkü’ne davet edilecektim.
Bunu nereden biliyorsunuz?
Turgut Özal benim çalıştığım Günay Restoran’a gelmişti bir akşam. Birlikte ‘Katina’ şarkısını söyledik. O bir cumhurbaşkanıydı ama inanılmaz mütevazi bir adamdı. Bunu hayatta unutmam. Beni Çankaya’ya hiçbir cumhurbaşkanı davet etmedi ama bir cumhurbaşkanı bana geldi, benimle birlikte şarkı söyledi. Üstelik espriyi severdi. O gece Turgut Bey’e ve eşi Semra Hanım’a laf atmıştım, takılmıştım. Turgut Bey’in elini bırakmayan Semra Hanım’a seslendim: Yanındaki özürlü mü ayol, sürekli elini tutuyorsun? “Biz hep eleleyiz” deyince de şu espriyi patlatmıştım: O zaman arada bir pudralayın da pişik yapmasın (gülüyoruz). İkisi de herkesle birlikte gülmüştü, eğlenmişti o gece. Keşke yöneticilerimiz mizahı seven, hoşgörülü insanlar olsa.
Hoşgörü deyince aklıma geldi birden. Size RTÜK yasak koymuş muydu?
Evet, RTÜK ekranları bana yasakladığında yüzbinlerce insan tepki göstermişti. Demokrasi varsa, benim şovum da olmalı.
Sizin kadın kılığına girmenizden rahatsız olanlar var…
80 yaşındaki bir canlı, ekrana kadın kılığında çıksa ne olur, erkek kılığında çıksa ne olur…
Gençlere kötü örnek olduğunuzu iddia ediyorlar…
Gençlere kötü değil iyi örnek oluyorum ben. 80 yaşındaki Seyfi Dursunoğlu bu yaşında çalışıp devlete vergisini ödediği için iyi örnek olarak gösterilmelidir. Benim örnek olduğum olay budur. Ama nasıl baktığınıza bağlı… Bazılarının içi fesat demek ki…

Seyfi Bey, Allah uzun ömürler versin ama hepimiz bir gün öleceğiz… Sevgiyi konuşurken ‘vasiyet’e geçmek tatsız olsa da, konu açılmışken bunu da sormak istiyorum. Çünkü, vasiyetinizi yazdığınız söylenmişti…
(Gülüyor) Allah kahretmesin seni… Merak ediyorsan söyleyeyim, sana bir şey bırakmadım. Evet, şaka bir yana, kazandığım bütün parayı Çağdaş Yaşam Derneği’ne bağışladım.
Niye Çağdaş Yaşam Derneği’ni seçtiniz?
Sempati meselesi bu. Ben Türkan Hanım’a (Saylan) her zaman sempati duydum. Hayat mücadelesi, çabası beni çok duygulandırmıştır. Bu yüzden de kurduğu derneğe destek vermek istedim. Nur içinde yatsın. Başka da özel sebebim yok.
Nelerinizi bağışladınız?
Maliye’ye mi geçtin sen? Her şeyimi bağışladım… Evimi, bankadaki paramı, neyim varsa işte. Sadece bir kısım parayı açıkta bıraktım. Onları da dullara, çok samimi arkadaşlarıma dağıtacağım. Yanımda çalışan yardımcım çok Müslümandır, çok dindardır. Allah’tan da çok korkar. Ben ölmeden evvel bir liste vericem ona. Listedeki isimlere o parayı dağıtacak.
Seyfi Bey, akrabanız yok mu hiç? Kardeş, dayı, amca, yeğen…
Olmaz mı, elbette var, çok şükür. Hem de dokuz tane yeğenim var. Ben kazandığım parayı istediğim gibi harcama hakkına sahibim. Haylazlık yapmış, çalışmamış, bir iş sahibi olmamış, sebat etmemiş insanlara ben neden açıktan para vereyim? 80 yaşımda hala çalışıyorsam, çalışmamın da karşılığını alıyorsam, paramı da istediğim gibi harcayabilirim.
Bir zamanlar memur maaşıyla kıt kanaat geçinen Seyfi Dursunoğlu, şimdi Boğaz manzaralı, havuzlu, bahçeli, saray yavrusu bir evde oturuyor. “Evin eksiği bitmez” derler ama var mı bir eksiğiniz?
Var (sağ elini bana doğru uzatıyor)… Tek taşa ihtiyacım var. Niye sordun, temin mi edeceksin (gülüyor)?
Gerçekten de eviniz muhteşem. Ancak bir şarkı vardır Seyfi Bey… “Neyleyim sarayı, neyleyim köşkü / İçinde salınan yar olmayınca…”
Zamanında salınan da oldu, sallandırdığım da (gülüyoruz). Valla Yükselciğim, artık burda salınan da olsa benim o salıncağa binecek halim mi var (gülüyoruz)!
Anılarınıza uzanalım mı, ne dersiniz?
Bebek’te okudum ben. Mesela, Bebek’ten bir vapur kalkardı. Onu kaçırdığın zaman Beylerbeyi’ne geçemezdin. Eminönü’ne gideceksen, tramvayla Üsküdar’a inip oradan da vapura binmen gerekirdi. Düşünsenize, İstanbul’daki tenhalığı… Beylerbeyi’nde oturan herkesi tanırdık. Adamın biri eşyalarını taşıttığı hamalına 50 lira vermişti, adı ‘Ellilik Ali’ kalmıştı.
Ali Bey epey cömertmiş…
Cömertliğinden değil ayol. Bozuğu yokmuş enayinin. Hamala 50 lira verilir mi, onda o paranın üstü ne arasın. Hamal da parayı alıp tüyüyor (gülüyoruz).
O yıllarda Seyfi Bey son derece yakışıklıydı. Selvi Hanım sizi evlendirmeye çalışır mıydı?
Yakışıklıydım elbette. Mihrap yerinde duruyor hala. Annemin tabii ki beni başgöz etme gibi bir hevesi vardı. Her anne bu isteği duyar. Ama ben ona ısrar etmemesini, benim özel hayatıma müdahale etmemesini söyledim.
Üzülmedi mi?
Yok, üzülmedi. Altı tane çocuğu vardı, hepsini evlendirdi zaten. Beni evlendirip evlendirmediğini bile hatırlayamayacaktı. Yaşlanmıştı annem.
“Hayatımda ilk kez manevi oğluma düet yaptım”
 
Yılların televizyon yapımcısı Ahmet Cemal, ‘Beklenen Şarkılar’ adlı bir albüm yaptı. Albümdeki ‘Beklenen Şarkı’da Cemal’le düet yaptınız.
Ben farkettim Ahmet Cemal’in sesini, teşvik ettim. O benim manevi oğlum. O televizyon yapımcısı ama müziğin eğitimini almış, okulunda okumuş. O da zaten niyetliymiş. Albümde bir de düet yaptık Ahmet Cemal’le. ‘Beklenen Şarkı’yı birlikte okuduk. Hayatımda ilk kez bir sanatçıya düet yaptım.
Ahmet Cemal, karşılığında Seyfi Dursunoğlu’na her hangi bir ücret ödedi mi?
Bilmem ki, “Size ödeyebileceğim para henüz basılmadı” gibi laflar ederek beni uyuttu (gülüyoruz). Kamera arkası çekilen görüntüleri de klip yaptı, beğenildi de. İlginç oldu.
Benim bildiğim kadarıyla “Bana destek olun Seyfi Bey” diyen herkese destek olmuyorsunuz.
Ben hazır cevaplığımı öğretemem ki kimseye. Bu Allah’ın verdiği bir yetenek. Böyle bir yetenek öğretilemez. Varsa vardır, yoksa yoktur. “Gel kanto yapalım” denilse, yapmam. Bu olay, kadın kılığına girmekle olmuyor. İşin içinde hazır cevap olabilme yeteneği var.
Siz Ahmet Cemal’in albümünde düet yaptınız, kartonetindeki fotoğrafları da Okan Bayülgen çekti…
Ahmet Cemal’in albüm kapağındaki fotoğrafları pek çirkin doğrusu… Ama normaldir, çünkü o fotoğrafları çeken adam da çirkinin teki (gülüyoruz). Okan Bayülgen’den söz ediyorum.
Delikanlılık döneminiz Beylerbeyi’nde geçti. Çapkın mıydınız, hovarda mıydınız?
Babam Karadenizli, çok sert bir adamdı. Sürekli döverdi, hem de sopalarla. Dayak yememek için babamın sözünden çıkmazdım. O ne derse onu yapardım. “Tek ayak üzerinde dur” dese durur, saatlerce ayağımı indirmezdim. Sırf dayak yemeyeyim diye! Bu yüzden sade bir gençlik yaşadım, yatılı okullarda okudum. Çok güzel yaşadım diyemem gençliğimi. “Güzel” demek zamparalık yapmak demekse eğer, öyle yaşayamadım.
O zamanlar herkeslere lakaplar, ünvanlar verilirmiş… Mesela, Deniz Lisesi’ne giderken size de ‘Beyaz Mendil’ derlermiş…
(Gülüyor) Hem titizim, hem temizim. Üzerimde denizci üniforması, kirlenirse hafta sonu iznine çıkarmazlardı. Ben de oturacağım her yere mendil sererdim.
Memuriyet yıllarınızda da adınız ‘Yırtmaçlı’ya çıkmış.
O zamanlar gencim ve yırtmaçlı paçalar moda olmuştu. Ben dikiş bilen insanım. Bütün pantolanlarımın paçalarını söküp yırtmaçlı hale getirmiştim. O yüzden adımı ‘Yırtmaçlı’ koydular.
Uzun yıllardan beri de ‘Huysuz Virjin’le kolkola yaşıyorsunuz. Huysuz’un hayatınıza girişi nasıl oldu?
Beylerbeyi Kültür Cemiyeti’nde gençlere yardım edelim, kahvelere gitmesinler, içki içmesinler, sosyal aktivitelere katılsınlar diye Ramazan eğlenceleri yapmıştık. İşte o yardım gecesinde Huysuz Virjin kılığına girdim. Pek çok kişi ona kızsa da, Huysuz Virjin’in doğumu Ramazan ayında, bir yardım gecesinde oldu.
Huysuz Virjin’le ilgili neler söylemek istersiniz?
Allah, Huysuz’dan razı olsun. Çok şükür onun sayesinde rahat yaşadım. Kimseye muhtaç etmedi beni.

Sözcü