MedyaFaresi MedyaFaresi

Menderes'in yargılandığı Devlet Radyosu davasının tarihi zabıtları

Medyafaresi.com özel haber: Adnan Menderes, 29 Kasım 1960 günü yapılan duruşmada, Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un ‘Radyo Gazetesi’ programıyla bizzat ilgilendiği ve yönlendirdiği sorularıyla sıkıştırılıyor.

Eklenme: 28 Mayıs 2020 13:32 - Güncelleme: 28 Mayıs 2020 13:52

Hülya Karabağlı / Medyafaresi.com özel haber

Yüksek Adalet Divanın tarafından yapılan 14 Ekim1960 tarihinde başlayıp 15 Eylül 1961 tarihinde sona eren 11 ay 1 gün süren yargılamalar sonunda Celal Bayar’ın ölüm cezası, ilerlemiş yaşı ve sağlık durumu nedeniyle hafifletilirken Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan ve Adnan Menderes 16 Eylül 1961 günü asıldı.

Anayasayı ihlâl davasında CHP’nin mallarına el konulması, Kırşehir’in ilçe haline getirilmesi, hâkim teminatı ve mahkeme bağımsızlığının ihlâli Seçim Kanununda yapılan değişiklikler, Meclis İçtüzüğünde yapılan değişiklikler, Tahkikat Komisyonu kurulması hukukun temel ilkelerine aykırı olarak ceza yargılamasının konusu yapıldı.

6-7 Eylül olayları davası, Vinileks Şirketi Davası, Dolandırıcılık Davası, Değirmen Davası, Ali İpar Davası, Örtülü Ödenek Davası, Radyo Davası, Arsa Davası, Topkapı Olayları Davası, Çanakkale Olayı Davası, Kayseri Olayı Davası, Demokrat İzmir Davası, İstimlak Davası, Üniversite Olayları Davası, Vatan Cephesi Davası gibi davalar birbirini izlemiştir.

Devlet Radyosu’nu parti organı haline getirmek

Başbakan Adnan Menderes ve bazı bakanlar ‘Devlet Radyosu’nun D.P yayın organı haline getirilerek tek fert ya da zümre idaresi kurmak gayesi ile propaganda yaptırılması’ suçlamasıyla Yüksek Adalet Divanı adı verilen özel mahkemede yargılanarak mahkum edildi.

Menderes, 29 Kasım 1960 günü yapılan duruşmada, Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un ‘Radyo Gazetesi’ programıyla bizzat ilgilendiği ve yönlendirdiği sorularıyla sıkıştırılıyor. Konuyla ilgili şahidin iddiaları da Menderes’e soruluyor.

Menderes, “Bilhassa, muhalefet liderine karşı cevapları siz veriyormuşsunuz” diyen mahkeme başkanı Başol’a, “Muhalefet liderine hükümet reisi ve iktidardaki bir partinin reisi olmak üzere verdiğimiz cevaplar vardır ki, bunları doğrudan doğruya ben vermişimdir” diye yanıtlıyor.

Ancak, Sami Başol bu kez de, “Güzel ama hükümet reisi olarak cevap vermek başka partinin reisi olarak verip Radyodan okutturmak başka” diyor. Bu sözlere Menderes, “Mesele burada karışıyor. Demokrat Parti iktidarın bir parçası sayılabilir. Fakat Demokrat Parti iktidarı ihtiva etmez.

İktidar, hükümetiyle, devlet teşkilatlarıyla, Meclisi ile ayrı bir bütün teşkil eder. Binaenaleyh buradaki ifadede de bir tedahül vuku bulmaktadır ve hükümet denildiği zaman Demokrat Parti anlaşılmaktadır. Demokrat Parti denildiği zaman hükümet anlaşılmaktadır. Binaenaleyh bu tedahüle işaret etmek istedim” diyor. Menderes, duruşmanın ilerleyen zamanlarında devlet radyosunun parti organı haline getirmediğini belirtiliyor.

Demokrat Parti (DP) döneminde gazetecilerin gönderildiği cezaevinin adı Ankara Hilton’a çıkmıştı.
TBMM’nin 11. Dönem son toplantısı 25 Mayıs 1960 günü yapıldı. İktidar partisinin Meclisi bir ay tatil etmek istemesine karşı çıkan muhalefetle arasında arbede çıkıyor.

27 Mayıs 1960 askeri müdahalesiyle kapanan bu dönem, iktidar-muhalefet ilişkileri bakımından Cumhuriyet tarihinin en sert dönemlerinden biri olarak nitelendiriliyor. Daha önceki seçimlere göre oy kaybeden iktidarın 1957 yılından itibaren giderek hırçınlaştığı ve bu dönemde basın üzerindeki baskının arttığı dikkat çekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) başta olmak üzere siyasi muhalefetin bu dönemde iktidara her fırsatta diktatörlükle suçlaması da gerginliği tavan yaptırıyor.

11. Dönem parlamentosu seçimle sona ermeyen ilk Meclis olma özelliğini taşıyor. Demokrat Parti’nin basınla olan ilişkisini ayrıntıyla inceleyen TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporunda, “O dönemde basın kanununa muhalefetten hürriyeti sınırlananların gönderildiği cezaevinin adı Ankara Hilton’a çıkarılmıştır” ifadesine yer verdi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporunda yer alan bazı bölümler şöyle:

1950-1960 Arası Dönemde DP-Basın İlişkisi

1950–1954 yılları arasındaki iktidar-basın ilişkilerinin niteliği, kesin gerginlik aşamasına dönüşme evresi olarak nitelendirilebilir. Uzun yıllar gazeteci-milletvekili kimliğiyle siyasi sahnede rol oynamış olan birçok ismin eski iktidar partisiyle olan ilişkilerini, milletvekili kimlikleri sona ermesine rağmen bağımsız ve tarafsız gazeteci kimliğine dönüştürememiş olmaları, basın-iktidar ilişkilerinin bozulma sebeplerinden sadece biriymiş gibi gözükmektedir.

Basın camiasının geniş bir kesiminin eski iktidar partisiyle olan bağı, CHP’nin muhalefete geçmesiyle birlikte ona bağlı basının da kendiliğinden muhalefete geçmesini gerektiriyormuş gibi bir tutum takınılmasına sebep olmuştur. Henüz üç ayını bile doldurmamış bir iktidara karşı hücuma geçen ana muhalefet partisi liderinin çizgisini takip etme kararlılığı, DP’nin basına tıpkı bir muhalefet partisiymiş gibi tavır almasının da nedenleri arasındadır.

Eski iktidar partisinin seçim sonuçlarının aleyhine sonuçlanmasını DP’lilerin halkı aldatmış olmalarına bağlayarak bunu hemen her mahfilde tekrarlaması ve bu beyanların basında sıkça dillendirilmesi DP’nin, sonraları CHP’liler tarafından “besleme basın” olarak adlandırılan, kendi ekseninde bir basın grubunu kurmaya itmiştir. Sektörde ayakta kalmanın tirajdan çok kamu ilanlarını ücreti karşılığı yayınlamaya bağlı olduğu bir ortamda, DP’nin bu ilanları kendisine muhalif duran basına vermemiş olması bu yönüyle anlaşılabilir gibi durmaktadır.

Özellikle 1953’de CHP’nin “Haksız İktisaplarının Hazineye Devri”ni sağlayan Kanun,496 partinin yayın organı mevkiindeki Ulus gazetesinin de önce kapanıp, sonra Yeni Ulus ismiyle yeniden faal hale gelmesi, diğer basın nezdinde de açık bir saldırı olarak nitelenmiş ve DP ile aralarında olan mesafenin açılmasına neden olmuştur.

1954–1957 yılları DP’nin ikinci iktidar dönemidir ve bu dönemde artık iktidar-basın ilişkileri, hükümeti bunaltan bir evreden basını bunaltan bir evreye doğru gelişmiştir. İlan kozunu başarıyla uygulayan iktidar kimi muhalif çizgideki gazete patronları arasından bazılarını kendi yanına doğru çekmeyi başarmıştır.

İlan kozunun yanı sıra kağıt tahsisleri noktasındaki sıkıştırma, basında baş gösteren direnci kırma yönünde, önemli bir hamledir. Yine de basının en etkin gazete ve dergileri hâlâ ana muhalefet partisi çizgisindedirler.

Kamuoyu nezdinde kendisine karşı yapılan muhalefetin yazılı basında bulduğu yankıyı dengelemeye çalışan iktidar partisi, bu kez radyoyu muhalefetin istifadesinden arındırma politikasına yönelmeye başlamıştır.

İktidar partisi içindeki ilk bölünme de yine bu tarihler arasındaki bir hadise neticesinde ortaya çıkmıştır. Kıbrıs meselesinin hararetli bir biçimde dış politikanın gündemine oturduğu bir esnada meydana gelen 6–7 Eylül Hadiseleri dönemin basınında açık bir hükümet tertibi olarak ele alınmış; nitekim Yassıada duruşmalarında bu iddiayı Yüksek Soruşturma Kurulu Başkanı Altay Ömer Egesel de basını kaynak göstererek bolca işlemiştir

Basında kimi bakanlar hakkında dile getirilen yolsuzluk ve nüfuz suiistimali iddialarının yargıya taşınması, bir tartışmayı da gündeme getirmiştir. “İspat Hakkı” olarak adlandırılan bu tartışmalar, herhangi bir bakan hakkında bu tip suçlamaları kaleme alan gazeteciye, yaptığının bir iftira değil gerçek olduğu yönünde mahkemeye kanıt getirme hakkını tanımayan bir uygulamanın haksızlık olduğu kanaatine katılan on dokuz DP’li milletvekilinin partiden koparak Hürriyet Partisi’ni kurmalarıyla sonuçlanmıştır.

Gazetecilerin basın kanununa getirilen kimi hükümler uyarınca tutuklanmaları da yine bu tarihlerdedir. Yazılan ve çizilenlerin önemli bir kısmı makul eleştiri sınırlarını aşan hakaretler içeren tarzda kaleme alınmıştır.

1957–1960, basının artık iyiden iyiye iktidar partisiyle köprüleri attığı dönemdir. Özellikle son seçimlerde usulsüzlükler yapıldığı; kimi il, ilçe ve nahiyelerin sırf muhalefet partilerini destekledikleri gerekçesiyle daha küçük idari birimlere dönüştürüldüğü şeklindeki yazılar sütunlarda bolca gözükmektedir. Öğrenci hareketlerinin başladığı 1960 yılının ilk yarısında, basında bu kez, kolluk güçleri tarafından inanılmaz yöntemlerin uygulandığı dile getirilmiştir.

Özellikle Kim ve Akis dergilerinde, muhalefetin iktidar aleyhinde ortaya attığı iddialar kati gerçekler olarak takdim edilmiş; ikincisinin sahibinin Ana Muhalefet Partisi liderinin damadı oluşu, bu dergiyi neredeyse partinin yarı resmi yayın organı haline dönüştürmüştür.

Eleştiri sınırlarının ötesinde yapılan hakaretleri içeren kimi yazıların sahibi ve yayınlandığı dergi ya da gazetenin sorumlu yazı işleri müdürlerinin birer ikişer gözaltına alındıkları, tutuklandıkları veya mahkûm oldukları bu dönem, gerçekten de artık bir şeylerin olabileceğine delalet edecek manzarayı gözler önüne sermektedir. O dönemde basın kanununa muhalefetten hürriyeti sınırlananların gönderildiği cezaevinin adı Ankara Hilton’a çıkarılmıştır”.

Yassıada Yargılamaları: Radyo davası

Bu sırada kamuoyunu ilgilendiren en önemli konulardan biri de darbeden sonra tümü tutuklanan eski DP liderlerinin kaderi konusudur. Ayrıca milletvekilleri, DP'ye yakınlığı ile tanınan yüksek rütbeli askerler ve adları çeşitli yolsuzluklara karışmış bazı siviller tutuklanmış; bunlar Yassıada'da toplanan ve Yüksek Adalet Divanı adı verilen özel mahkemede yargılanmışlardır.

Adlî, askerî ve idarî kesimdeki yargıçlardan hükümetin önerisi üzerine askerî komite tarafından görevlendirilen 1 başkan (Salim Başol), 8 asil (Selman Yörük, Rıza Tunç, Abdullah Üner, Hıfzı Tüz, Hasan Gürsel, Mehmet Çokgüler, Vasfi Göksu, Ali Doğan Toran) ve 6 yedek üye ile 1 başsavcı (Ömer Altay Egesel) ve 5 yardımcısından oluşan Özel mahkeme kurulmuştur.

Demokrat Partili Milletvekilleri ve Cumhurbaşkanının yargılandığı Anayasayı ihlâl davası, ceza yargılamasını ilgilendirmediği hâlde Türk Ceza Kanununun 146. maddesine aykırılıktan 348 sanığın cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Anayasayı ihlâl davasındaki CHP’nin mallarına el konulması, Kırşehir’in ilçe haline getirilmesi, hâkim teminatı ve mahkeme bağımsızlığının ihlâli Seçim Kanununda yapılan değişiklikler, Meclis İçtüzüğünde yapılan değişiklikler, Tahkikat Komisyonu kurulması hukukun temel ilkelerine aykırı olarak ceza yargılamasının konusu yapılmıştır.

6-7 Eylül olayları davası, Vinileks Şirketi Davası, Dolandırıcılık Davası, Değirmen Davası, Ali İpar Davası, Örtülü Ödenek Davası, Radyo Davası, Arsa Davası, Topkapı Olayları Davası, Çanakkale Olayı Davası, Kayseri Olayı Davası, Demokrat İzmir Davası, İstimlak Davası, Üniversite Olayları Davası, Vatan Cephesi Davası gibi davalar birbirini izlemiştir.

Meclis Kütüphanesi arşivinden: