BirGün muhabiri İsmail Arı, DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ ve gazeteci-yazar Merdan Yanardağ'ın aralarında olduğu gazetecilerin tutuklanması ve gazeteciliğe yönelik artan baskılara tepkiler çığ gibi büyüyor.
Gazetecilerin çağrısıyla yurttaşlar, yoğun yağışa rağmen Mehmet Ayvalıtaş Parkı’nda toplandı.
Eyleme çok sayıda medya kuruluşunda çalışan gazeteciler, işsiz bırakılan gazeteciler, yurttaşlar ve demokratik kitle örgütleri ile sendikalar, emekliler, iletişim fakültesi öğrencileri ile akademisyenlerin yanı sıra siyasi partiler ve basın meslek örgütleri destek verdi.
POLİS BARİKAT KURDU, YÜRÜYÜŞE ENGEL OLDU!
BirGün muhabiri İsmail Arı ile gazeteciler Alican Uludağ, Pınar Gayıp, Merdan Yanardağ ve tutuklu tüm gazeteciler için “Gazeteciler yalnız değildir” sloganları atıldı. Kitle, "İsmail’e, Merdan’a, Alican’a özgürlük", "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz", "Faşizme karşı omuz omuza", "Özgür basın, demokratik Türkiye", "Özgür basın susturulamaz", "Basına değil, çetelere barikat" ve "Aç, aç barikatı aç" sloganları da attı.
Moda’da bulunan Mehmet Ayvalıtaş Parkı’ndan Rıhtım’a yürümek isteyen kitleyi polis, barikat kurarak engelledi. Kitlenin yürüyüşüne izin verilmedi.
"BU DERT SADECE BİZİM DEĞİL, MEMLEKETİN DERDİ"
Kitle, polis barikatları arasında basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını birgun.net Yayın Koordinatörü Berkant Gültekin okudu. Gazetecilere yönelik baskılara değinilen açıklamada şunlar kaydedildi:
"Bugün size ne istatistiklerden ne de haberlerimizden bahsedeceğiz. Yıllardır yazıyor, anlatıyoruz. Yolsuzluğa, usulsüzlüğe, haksızlığa, kayırmaya, torpile, istismara, çetelere ve daha birçok meseleye ışık tuttuk, halkın bir kuruşu daha çalınmasın, bir günü daha heba olmasın diye çabaladık. Biz gazeteciler, bugüne kadar elimizden geldiğince derdi olan herkesin derdini dinledik, yazdık; duyurmaya çalıştık. Şimdi bizim büyük bir derdimiz var ve bu dert aslında sadece bizim değil, memleketin derdi.
Gazetecilik mesleği ağır bir baskı altında. Medyanın büyük çoğunluğunun iktidar kontrolüne alınmasının ardından, bugün geldiğimiz noktada gazetecilikte ısrar eden bizler, hedef tahtasına oturtuluyoruz. Teslim olmadığımız, hizaya gelmediğimiz için bize gazeteciliğin bedeli ödetiliyor. Bu bedeli ödeyen son gazeteci BirGün muhabiri İsmail Arı oldu. Ailesini bayram ziyaretine gittiği Tokat’tan alelacele gözaltına alınıp Ankara’ya getirilen arkadaşımız, bir gün boyunca sorgulandıktan sonra 22 Mart Pazar gecesi tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne gönderildi. İsmail Arı da Alican Uludağ, Merdan Yanardağ ve diğer birçok meslektaşımız gibi “gazetecilik suçu” nedeniyle demir parmaklıkların ardına gönderildi.
"SUÇLAMALAR BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ HEDEF ALAN BİRER SİLAH OLARAK KULLANILIYOR"
Gazetecileri susturmak için kanunların art niyetli ve zorlama yorumlarla araçsallaştırıldığı günlerden geçiyoruz. Özellikle “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarının gazeteciliğe yönelen başlıca tehditler olduğuna şahitlik ediyoruz. Bu suçlamalar bir yandan basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını hedef alan birer silah olarak kullanılırken, diğer yandan da istisnai durumlarda uygulanması gereken adli tedbirler, söz konusu “makbul görülmeyen gazetecilik” olduğunda hiç düşünülmeden devreye alınıyor.
Yıllardır bu mesleği yapan, yeri-yurdu belli olan, vaktinin çoğunu adliye koridorlarında geçiren biz gazeteciler, savcıların talebi ve mahkemelerin kararı doğrultusunda “kaçma şüphesi bulunan şüpheliler” olarak tanımlanıyoruz. Bugün Türkiye’nin yargı sistemi, son derece ölçülü ve dikkatli şekilde başvurulması gereken tutuklama, ev hapsi ve yurt dışına çıkış yasağı gibi özgürlüğü kısıtlayıcı adli tedbirleri, mutlak cezalandırma anlayışının keyfi pratiklerine dönüştürmüş durumda. Bu hukuksuzluklardan payını sadece gazeteciler değil, toplumun tamamı alıyor. Yargı erki üzerinden yürütülen bu hukuksuzlukları kabul etmiyoruz.