Abone Ol

Türker İnanoğlu: Bülent kadın olmasaydı bugün daha tepede olurdu

Yeşilçam'la ilgili bomba açıklamalarına devam eden Türker İnanoğlu, “Bülent’in erkek olarak yaptığı filmler çok beğenildi. Büyük sükse yaptı. Çok terbiyeli, çok şakacı bir adamdı. Kadın olmasaydı bugün daha tepelerde bir yerde olurdu" dedi.

İnanoğlu: Bülent kadın olmasaydı bugün daha tepede olurdu

'Bay Sinema' lakaplı Türker İnanoğlu, Sözcü gazetesinden Nil Soysal'ın sorularını yanıtladı.

Eleştirmenler Türk Sineması'nı ve sizi çok eleştirmişlerdi…

Ben sanat filmi yapmazdım. Ben gişe filmi yapardım. Bunu her zaman da savundum; “Ben halkı mutlu etmeye bakarım, eleştirmenleri mutlu etmeye bakmam” dedim. 69 filmimin yönetmenliğini ben kendim yaptım. Gerek benim gerek arkadaşlarımın yaptığı filmlerin büyük çoğunluğu gişe rekorları kırdı. Eleştirmenler beni en çok; “Maddi bakımdan imkanı var ama hep böyle filmler yapıyor” diye eleştirirlerdi. Küçük Beyefendi diye bir film çekmiştim. Yönetmeni bendim.

Bu filmi Onat Kutlar yerden yere vurmuştu. Aradan 30 sene, 40 sene geçti. Tekrar bu film televizyonda siyah beyaz oynadı. Ondan sonra Onat Kutlar bir yazı yazdı: “Çok haksızlık ettik. Ben bu filmi tekrar seyredince anladım, o dönemin imkanlarıyla neler yapmışlar. Filmi bırakamadım” dedi. Belirli festival filmleri de yaptım tabii. Mesela benim “Karılar Koğuşu” 9 dalda Altın Portakal'ı aldı. Ayrıca Selamsız Bandosu, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Madde 438, Kurtar Beni gibi bazı filmlerim vardır.

Türker İnanoğlu: Bülent kadın olmasaydı bugün daha tepede olurdu - Resim: 1

Gişe filmi demişken; Bülent Ersoy'u da konuşalım… Şöhreti esas sizin filmlerinizle yakalamıştı… 

Benim ofisim Beyoğlu Emniyet Amirliği'nin yanındaydı. Fahrettin Aslan geldi bir gün. Dedi ki; “Bir çocuk buldum. Müthiş bir şey! Onu ben Gönül Akkor'un altında çıkaracaktım. Ama Gönül kapris yaptı. Ben bunu assolist yapacağım, sen de bununla bir film yap!” O dönemde televizyon yok. Yeni bir sanatçı yalnız İstanbul'da tanınıyor Anadolu'da pek tanınmıyordu. Fahrettin Aslan'ın Maksim Gazinosu'nun büyük bir Anadolu müşterisi vardı.

Ayrıca İzmir ve Ankara'da da büyük gazinoları vardı oraları da düşünüyordu. Bülent'in oralarda da tanınmasını istiyordu. Bu da ancak bir filmde başrol oynayarak olacaktı. “Bakarım” dedim. Birkaç gün sonra elinde bir buket çiçekle Bülent Ersoy geldi. Gelir gelmez elimi öptü. Gayet terbiyeli, mazbut… Sürekli Bismillahirrahmanirrahim diyen bir adam. Ertesi akşam sahneye ilk çıkış galası varmış beni davet etti.

Birkaç arkadaşımı alıp gittik Maksim'e… Müthiş bir ses, yakışıklı, incecik bir delikanlı. Çok hoşuma gitti… Seyirci de çok sevdi. Büyük bir yıldız olacağına kani geldim ve Sıralardaki Heyecan diye bir film projem vardı. Bülent Ersoy ve Gülşen Bubikoğlu'nun başrolünü oynadığı filmi çektim. Çok büyük iş yaptı film. Ölmeyen Şarkı, Şöhretin Sonu, İşte Bizim Hikayemiz adlı dört film daha yaptım. Yıllar sonra da kadın olduktan sonra Biz Ayrılamayız ve İstiyorum'u çektim Bülent'le. Hepsi de büyük iş yaptı ve o filmler Bülent'i bütün Türkiye'ye tanıttı.

Hem erkek, hem kadın olarak başrol oynadı… Hangilerinde daha başarılıydı?

Bülent kadın olmasaydı bugün daha tepelerde bir yerde olurdu. Bu kadınlık hormonlarından dolayı şişmanladı. Fiziğiyle iyi bir tesiri olmadı. Ayrıca ülkemizde Emel Sayın, Behiye Aksoy, Gönül Akkor, Muazzez Abacı, Seçil Heper gibi çok star kadın sanatçı vardı, ama erkek sanatçıda bir boşluk vardı…

Bülent'in erkek oyuncu olarak yaptığı filmler çok beğenildi ve sükse yaptı. Çok da esprili bir delikanlıydı! Bu sete de yansırdı… Sıralardaki Heyecan adlı filmi Orhan Aksoy çekiyor. Gülşen'le Bülent'in bir aşk sahnesi çekimi yapılıyor. Bülent'in yakın planı çekilirken Gülşen'e değil sürekli sağ tarafa bir yere bakıyor. Yönetmen Orhan Aksoy; “Gülşen'in gözüne bak, gözüne!..” diyor ha bire. Samim diye bir asistan vardı.

Yakışıklı çocuktu. Gülşen'in arkasında sağ tarafta duruyordu. Bülent asistandan gözünü alamıyor! Orhan Aksoy'un içine sinmiyor, sahne tekrarlanıp duruyor. En sonunda yönetmen bağırdı: “Gülşen'in gözünün içine bakacaksın” diye! Bülent bir parlıyor: “Niye bakacakmışım!.. Sapık mıyım ben (!), Biliyorum bakacak yeri ama o oralı değil” diyor. Bu espri seti kırdı geçirdi.

“HASTANEDE REHİN KALDI!”

(O kadar güzel anlatıyor ki… Deyim yerindeyse ağzından bal damlıyor BAY SİNEMA'nın. Araya girmiyorum, virgülüne dokunmadan aktarıyorum…) Aradan zaman geçti… Bülent kadın olmak için İngiltere'de bir hastane ile anlaşıyor. Fahrettin Aslan'dan biraz para alıp gidiyor. Paranın tamamını alamıyor. Çünkü o zaman öyle çok parayla yurtdışına çıkmak, bankadan havale yapmak filan yok, yasak! Fahrettin Aslan paranın kalanını arkadan yollayacak. Yatıyor hastaneye, ameliyatını oluyor.

O sırada İstanbul'da Bülent'in annesi elinde Kuran-ı Kerim, Fahrettin Aslan'a geliyor! “Kuran'a el basacaksın. O parayı vermeyeceksin Bülent'e! Ameliyat olmasın” diyor. Fahrettin Aslan; “Söz verdim ama” filan dese de, annesi asla kabul etmiyor. Çaresiz kalıyor, “Peki” diyor. Bülent hastanede. Hiçbir şeyden haberi yok. Paranın devamı gelmiyor. Arıyor, ama Fahrettin Aslan çıkmıyor telefonlarına. Deliriyor! Hastanede rehin kalıyor. Bülent bir gece yarısı evden beni aradı.

Benim hiçbir şeyden haberim yok tabii. Dedi ki; “Fahrettin Aslan bana büyük kötülük yaptı! Parayı göndereceğim dedi, göndermedi. Para gelmezse hastaneden çıkamayacağım rehin kaldım. Bu parayı sen gönderebilir misin?..” Gülşen çok üzüldü: “Yazıktır, bir şeyler yap” dedi. Nasıl göndereyim, bu parayı çıkarma imkanı yok, elden götüreceğiz. Londra'da Moiz adında bir dostum var, onu aradım. Dedi ki; “Sen gel al parayı. Ben aracıya para vermem!” Gülşen, Nevzat abla, ben kalktık gittik Londra'ya. Nevzat abla dediğim; Nevzat Okçugil… Çok yakınımdı benim. Parayı verdim, ameliyatını oldu.
İyi ki Gülşen ile evlenmişiz

Gülşen Bubikoğlu ile kaç sene bitti?

Ses Mecmuası'nın yaptığı artist yarışmasında ben de jürideydim, Gülşen'i orada tanıdım.1975'te evlendik. Önce aramızda bir kontak oldu. Bakışlar filan… Olur ya böyle… Sonra gayri ihtiyari evliliğe doğru gittik. İyi ki de evlenmişiz.

Çok erken bıraktı ama Gülşen Hanım sinemayı…

Gülşen kızı için bıraktı. Zeynep çok başarılı bir öğrenciydi…

Harvard Üniversitesi'ni bitirdi…

(Gülüyor) Harvard'la da kalmadı… MIT, Cambridge… Gülşen onun peşinden en az 15 günde bir yurtdışına gidiyordu. Küçüktü Zeynep. Oralarda tek başına bırakamıyordu onu. Üniversite bitene kadar Gülşen hep Zeynep'in peşindeydi. Sonra da torun geldi. Bu sefer de torunun peşine düştü.

Türkan Şoray'dan Cüneyt Arkın'a, Özal'dan Demirel'e kadar bilinmeyen anılarını anlatıyor…

Lütfi Akad'la yine bir filmdeyiz. Asistanım. Fitaş Dünya Sinemaları'nın olduğu yer eskiden onların film çekim stüdyolarıydı. Orada dekor kuruldu. Bir otel dekoru. Altında pavyon var. Önü de sokak. Çolpan İlhan pavyonda çalışıyor. Yukarıda da odası var. Turgut Özatay Çolpan'ın belalısı. Sadri Alışık da Çolpan'a aşık bir delikanlı. Sadri ile Çolpan'ın kırıştırmasını Turgut hissediyor!
Odada bir sahne çekiyoruz. Turgut ağzını burnunu kırdı Çolpan'ın… Kan revan… Yüzü gözü mosmor oldu. Dayak sahnesi bitti ve paydos ettik. Sonraki pavyon sahnesi, 1 hafta sonra çekilecekti. Ağzı burnu darmadağın olan Çolpan, o halde pavyona inecek, orada bir müzisyen var arkadaşı, onunla vedalaşıp, pavyondan çıkıp gidecek!..

Bu arada ben futbola ve Fenerbahçe'ye çok meraklıyım. Kısa bir dönem oynadım da. Takımın hiçbir maçını kaçırmıyorum. Bir çarşamba günü dekor kuruluyor. Ben yokum. Maça gittim!

LÜTFİ AKAD KOVDU BENİ!

Lütfi ağabey soruyor: “Nerede bu?” “Maçta” diyorlar. Bir arkadaş daha vardı. Benim yardımcımdı.
O da biraz çapkındı. “Biri maç budalası, biri kız budalası (!)” diye kovdu beni!

MAKYAJI UNUTMUŞLAR!

Çolpan'a makyaj yapmayı unutuyorlar. Yukarıda ağzı burnu kan revan içinde kalan kadın, aşağı indiğinde sapa sağlam! Tabii ben bunları hiç atlamam. Harfiyen takip eden bir adamım. Lütfü ağabey makyajın unutulduğunu da anlayınca daha fena kızıyor… Sohban ağabey (Sohban Koloğlu) Kanlıca'ya geldi. “Arap” dedi, “Seni istiyor!”

“Arap” dediği Lütfi ağabey. “Yok” dedim; “Gelmiyorum ben!” Dedi ki; “Yapma! Seni seviyor biliyorsun…”

(Sözcü - Nil Soysal)