Abone Ol

Mehmet Metiner: Cumhurbaşkanı o sözlerden herkesten çok incindi

Hükümete yakın televizyon yorumcusu ve yazar Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Melih Gökçek’in ailesinin sahibi olduğu Beyaz TV’de söylediği sözler infial yarattı. Kütahyalı, sözlerinin ardından Beyaz TV’den kovuldu.

Cumhurbaşkanı o sözlerden herkesten çok incindi

Hükümete yakın televizyon yorumcusu ve yazar Rasim Ozan Kütahyalı’nın, Melih Gökçek’in ailesinin sahibi olduğu Beyaz TV’de söylediği sözler infial yarattı. Kütahyalı, sözlerinin ardından Beyaz TV’den kovuldu.

Kütahyalı’nın kovulması tartışmaları bitirmedi. Bugün hükümete yakın köşe yazarlarının da gündeminde Rasim Ozan Kütahyalı var.

AKP Milletvekili Mehmet Metiner, hükümete yakın Star gazetesindeki köşesinde“Kaç gündür bu takıntılı ve hastalıklı psikolojilerini bir gazeteci üzerinden Cumhurbaşkanı’mıza kusan gazeteci ve siyasetçilere baktıkça, gazetecilik mesleği ve siyaset kurumu adına utanç duymamak mümkün değil” dedi.

HERKESTEN ÇOK BİZİM DERİN ÖFKEMİZİ ÇEKMİŞTİR

“Sabah gazetesinde yazan birinin, bir televizyon programında sarf ettiği gerçekten edepsiz ve hakaretamiz sözler hepimizin infialine neden olmuştur”diyen Metiner şu ifadeleri kullandı:

Ve herkesten çok bizim derin öfkemizi çekmiştir.

Sırf Sabah gazetesinde yazdığı veya Cumhurbaşkanı’nı savunduğu için işbu gazetecinin densizliğin ve seviyesizliğinin faturasının Cumhurbaşkanı’mıza kesilmesi çok büyük bir ahlaksızlık örneğidir.

Mehmet Metiner: Cumhurbaşkanı o sözlerden herkesten çok incindi - Resim: 1Saffet Sancaklı'dan Rasim Ozan'a ağır sözler: Şerefsiz...

Cumhurbaşkanı’mızı herkesten önce ve herkesten çok inciten bu densiz ve edepsiz sözler dolayısıyla hedef tahtasına oturtanlar bilinmelidir ki tıpkı o sözlerin sahibi kadar mücrimdirler.

O gazeteci vesilesiyle ‘Asıl sahibine bakmak lazım’ diyenler düşmanlıklarında da mert olmayı beceremeyen haysiyet cellâtlarıdırlar.

Cumhurbaşkanı’mız şayet mahut gazeteciye sahip çıkmış olsaydı veya konuştuğu televizyon ve yazdığı gazete arka çıkmış olsaydı bu durumda yapılacak eleştirilerin bir anlamı olabilirdi.

Lakin tam tersi olmasına rağmen bu cürmün asıl failini başka yerde arayanların ahlak anlayışları tartışılır.”

GAZETECİLİĞİNİZİ BAŞINIZA ÇALIN DİYORUZ

Metiner, Kütahyalı üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eleştirmesine tepki göstererek şunları yazdı:

“O gazetecinin gayrı ahlaki ve müptezel sözlerine ne kadar karşıysak, o gazeteci üzerinden Cumhurbaşkanı’mıza saldıran azgınların sözlerini de bir o kadar gayrı ahlaki ve seviyesiz buluyoruz. Gazetecilik dediğiniz Cumhurbaşkanı’mıza her vesileyle sahiplerinizin istediği gibi havlamak ise alın o gazeteciliğinizi başınıza çalın diyoruz. Her gazeteci, gazeteci değildir ne yazık ki…”

DALLAS DİZİSİ BİZİMKİLERİN YANINDA MUHAFAZAKAR KALIR

AKP Milletvekili Aydın Ünal da hükümete yakın Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde ise hükümete yakın medyada yaşananları eleştirdi. Ünal yazısında şu ifadeleri kullandı:

“’Bizim’ televizyonların sayısı çoğalınca, kanallar arası rekabet başladı. Ayrıca reklam pastasından pay almak, bunun için de reytingi artırmak gerekiyordu. Kur’an, ilahi, vaaz yayınlayarak reyting artmıyordu. Tesettürlü-tesettürsüz kadın sunucu, şarkı-türkü, çalgı-çengi derken eğlence programları ekranları kaplayıverdi. Mahremiyet hızla irtifa kaybetti. Sınırlar esnetildi. Helal-Haram dairesinin yarıçapı epeyce ama epeyce uzatıldı.

‘Bizim’ televizyonlar, toplumu, televizyonculuğu dönüştürmek iddiasıyla ortaya çıkmışlardı; televizyonculuk ve show business ‘bizim’ televizyonları dönüştürdü. Televizyonlarımız dönüşünce, toplum da dönüştü. Değer yargıları, edep, ahlak anlayışı ciddi erozyona uğradı. Taviz tavizi getirdi. Gayri meşrular tek tek ‘meşrulaşmaya’ başladı.

80’lerde, tek kanallı Türkiye’de, Dallas isminde bir Amerikan dizisi her hafta evlere giriyordu. Dizi, ahlak anlayışımızı ve aile yapısını ciddi manada tehdit ediyordu.

O Dallas dizisini bugün “bizim” televizyonlarda yayınlasanız, muhafazakar kalır.”

GÖĞSÜM DARALIYOR YÜREĞİM KANIYOR…

Ünal, hükümete yakın medyada yayınlanan program ve dizilerin içeriğini de eleştirdi. AKP’li Ünal yazısını şöyle sürdürdü:

“Çok izleniyor artık 'bizim' televizyonlar… Uçlarda gezinen eğlence programlarıyla, ‘kayıpları buluyoruz’ bahanesiyle aile sırlarını ifşa eden, aile ve kişisel mahremiyeti ayaklar altına alan programlarıyla, tarihi altüst eden dizileriyle, evlilik ve aile yapısını hedef alan şov programlarıyla, yarışmalarıyla, seviyesiz tartışma programlarıyla, her türlü hakaretin, sövgünün, ilkesizliğin, sınırsızlığın boy gösterdiği sözüm ona spor programlarıyla, çıplaklıkla, kötü Türkçe'yle, bize hiç benzemeyen ekran yüzleriyle artık milyonları ekranlara kilitliyor ‘bizim’ televizyonlar...

Israrla ‘bizim’ diyorsam, kuruluşlarındaki o garip gurebanın, fakir fukaranın dualarını ve katkılarını bildiğim için diyorum.

90’larda, televizyonu açıp da, Kabe’den canlı yayınla Kur’an dinlediğimizde, bizim motifleri, bizden yüzleri, bizim meselelerimizi, bizim haberlerimizi gördüğümüzde hangimiz duygulanmadık, hangimizin gözleri yaşarmadı? O günün ceberut devlet anlayışının propaganda makinası televizyonlara alternatifler üretildiğinde hangimiz umutlanmadık?

Güzel örnekleri, istisnaları hariç tutalım. Ancak, genel olarak 'bizim' televizyonlara bakınca, bir Ahmet Kaya şarkısı daha gelip yerleşiyor dile: ‘Göğsüm daralıyor, yüreğim kanıyor… Olmasaydı sonumuz böyle…’”

Ünal yazısını “Toprağa gömemediğimiz, ‘İslamîleştiremediğimiz’ televizyon, şimdi toplumun edebini, ahlakını, değerlerini, kutsallarını tehdit ediyor. Oysa her şeyin başı edeptir. Edep olmadıktan sonra reyting zirveye çıksa, o zafer değil, ‘hiç’tir…” diye sonlandırdı.

MAALESEF DURUM BU

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi yazarı Faruk Aksoy da Rasim Ozan Kütahyalı’ya tepki gösteren isimlerden biri. Aksoy “Malum kişiyi Beyaz tv’deki berbat yayından sonra gündemine alanlar, en az onun kadar gevşeyen, balçıklaşan, kokuşan ortamın oluşmasında pay sahibidirler, baştan söyleyeyim. ‘Aman bir şey demeyelim, buna da göz yumalım, aman öteki tarafa kaçmasın’ endişesiyle el altında tutulan, karşıya geçip ateş etmesi engellenen birçok isim var böyle. Maalesef durum bu…” dedi.

OMURGASIZLIK, ÜÇKAĞITÇILIK, YALAKALIK EMARESİDİR

Yazısında “Çok ağır şeyler yazacağım, kendimi zor tutuyorum, ha bu dönem geçsin, ha öteki dönem geçsin, ha şöyle olsun, ha böyle olsun, aman zarar ziyan gelmesin endişesiyle susan insanları aptal yerine koyma dönemi bitmiştir, bunu herkes bilsin!” diyen Aksoy “Mesele, malum kişi ya da türevleri meselesi değildir; mesele fikirsizleşen, çoraklaşan, yozlaşan, iğrençleşen kapkaççılık meselesidir. Çok açık söylüyorum, bunların tamamı kapkaççıdır!... ‘Önümüzdeki dönem memleketi kim yönetir?’ durumunu tahmin edip, ona göre köşe kapmak, yazı yazmak, yer değiştirmek ‘aydınlık’ alameti değildir, olsa olsa omurgasızlık, üçkağıtçılık, yalakalık emaresidir!” ifadelerini kullandı.

PİRE GİBİ YAPIŞMIŞ BU ASALAK TAKIMINA BAKIN…

Yeni Şafak yazarı Faruk Aksoy köşesini şöyle sürdürdü:

“Burada milleti zıvanadan çıkaran, uyuz eden şey, bir iradeye, bir siyasi görüşe, bir güce yaslanıp, bunların yapılıyor olmasıdır, sünepelik tam da burada başlamaktadır.

Dün Taraf’ta, bugün Sabah’ta, yarın Hürriyet’te, belki daha sonra muhtemelen Aydınlık’ta yazmaya münasip bir karakterin, her konuda haklıymış gibi en yüksek sesi çıkarıyor olması, ona buna gider yapmasıdır, insanları delirten şey.

Geçen gün Nihat Genç, 'Muhafazakâr, hükümete yakın bir televizyondan beni aradılar, program teklif ettiler ama kabul etmedim, sizinle hangi noktada uyuşuyoruz, hangi konuda fikir birliğimiz var da program yapacağız, deyip kestirip attım' dedi.

Merak ettim, biraz araştırdım, Nihat Genç’e program teklifinde bulunan muhafazakâr kanal neresidir diye, bir şey öğrenemedim, hâlâ meraktayım.

Ama adamı takdir ettim, helâl olsun…

Karşıda duruyor, adam gibi duruyor, benim parayla pulla işim olmaz, iddialarım var, doğrularım var, senin paranla pulunla satın alacağın şeyler değil bunlar, diyor.

Şimdi bir de bunlara bakın, bunları izleyin, gözlerine bakın ama iyice bakın, hükümetin dibine sokulmuş, pire gibi yapışmış bu asalak takımına bakın!…”

BUNLARDAN ADAM MI OLUR BUNLARA NASIL GÜVENİLİR

Rasim Ozan Kütahyalı’nın bir televizyon programındaki ifadelerine de değinen Aksoy şu satırları kaleme aldı:

“Malum kişi, daha önce bir televizyon programına çıkmış, programı sunan gazeteci arkadaşa diyor ki: ‘Benim medyada yer almamı istemiyorlarsa, beş yılda kazanacağım parayı toplasınlar, bana versinler, ben de çekileyim, beş yıl hiç ortalıkta görünmeyeyim…’

Ağzım açık kaldı...

Birisi de çıkıp, ‘Yahu bu milletin sana diyet borcu mu var arkadaş, kimsin sen, beş yıllık kazancını hesaplayıp da niçin ödüyoruz sana, hem sonra kime mesaj veriyorsun, kimi tehdit ediyorsun, hükümeti mi, kanal sahiplerini mi, halkı mı, kime diyorsun bunları?’ demedi.

Adam açık açık, ‘Benim konuşmam da, susmam da ücrete tabi, verin paramı, istediğinizi yapayım’ dedi.

Kur’ân’a el basarım, en küçük bir değişim rüzgarı essin, bu tayfa bunu hissetsin, ufaktan kayacak karşı tarafa, ekmek nimet çarpsın, öyle olacak, göreceksiniz.

Bu adamlar hangi ata oynayacaklarını, nereden nasıl kazanacaklarını hesaplayan kumarbazdırlar, bunlardan adam mı olur, bunlara köşe mi teslim edilir, bunlara ekran mı verilir, bunlara nasıl güvenilir?...”

Yine hükümete yakın Yeni Şafak yazarı Serdar Turgut da köşesinde Kütahyalı’ya tepki gösterdi.

“Kötü kişileri bizim doğrumuzun savunuculuğunu yapıyor diye sevmeye başlarsak, iyi adamlara bizim yanlışımızı eleştiriyor diye sövmek normalleşir”diyen Turgut “Eleştirdiği için yerinden edilen iyi adamların boşluğunu da methettiği için iyi ilan edilen kötüler doldurursa seyreyle gümbürtüyü. Bir de bakarsınız ki şarap kadehini elinden düşürmeyenin birisi size dininizi nasıl yaşamanız gerektiğini anlatıyor, düne kadar karşınızda olan birisi kendisi doğmadan evvel yanınızda duran birisinin itibarını sizin adınıza boğazlıyor, kimin babasının kimin oğlu olduğundan habersiz birisi size tarih üzerinden gündem yorumluyor, herkesten fazla bağırmaktan ve herkesten fazla eğilmekten başkaca meziyeti olmayanın birisi de kalkmış sizi savunuyorum zannıyla sizin mukaddeslerinize giydiriyor! Kusura bakmayın ama yaşadığımız bundan ibaret ve bu vebal hepimizin. Kötülere bizim derdimizin amigoluğunu yapıyor diye iyi dedik, iyilere bizim davamızın sloganını atmaktan imtina ediyor diye kötü dedik, bir de baktık ki ortada ne doğrudan eser kalmış ne güzelden bir haber! Unutmayın şu anda bayrağınızı sallıyor diye iyi zannettiğiniz bütün kötüler aslında elindeki bayrağa burnunu silecek bir kuytu köşeyi henüz bulamadığı için bayrağınızı sallamaya devam etmektedir. Savunulamayacak kadar büyük bir cürüm işleyeceği güne kadar bu tiplere iyi muamelesi yapmaya devam edeceksek biz de bu hale müstahakız demektir” ifadelerini kullandı.

ŞAKLABANLIKLARI SAYESİNDE…

Turgut “Kim bu tipler diyeceksiniz. Arz edeyim” dedikten sonra yazısını şöyle sürdürdü:

“Bunların muhkem sabitesi, doğru referansı, hakikat derdi, asgari şahsiyeti, zerrece haysiyeti, salyangoz kadar omurgası, insaftan haberi, izandan behresi, zarafetten nasibi yoktur. Ne üslup bilirler ne mukaddes tanırlar. Duruşlarını, menfaat umdukları kişilerin küçük bir göz işaretiyle belirler, kıblelerini yükseklerden esen rüzgâra göre tayin ederler. Hal böyle olunca dün sövdüklerini bugün sevebilirler, sabah sevdiklerine akşam sövebilirler, bugün yanlış dediklerine yarın doğru diyebilirler. Fırıldak, bu tiplerin yanında sabit bir şey gibi kalır. Rüzgâr esmediği zamanlarda yönlerini nereye döneceklerini bilemez, pozisyon almak için bekledikleri kaş göz işaretinden mahrum kalırlarsa kör olurlar. Hiç bir halükarda yüzleri kızarmaz, utanmak nedir bilmezler, mayaları çirkefle karılmıştır. Hiçbir konuda tam anlamıyla bilgileri yoktur fakat her meselede zırvalayacak kadar malumatları vardır. Sefil malumatfüruşluklarını mütefekkirâne eda ile pazarlayacak çığırtkanlık ve şaklabanlıkları sayesinde etraflarına samimi ama saf zihinlerden oluşan kuru kalabalıkları toplarlar. Bu kalabalıklar yeri geldiğinde silah, ihtiyaç olduğunda kalkan, boş kaldıkları vakitlerde ise attıkları üstad naraları ile motivasyondur.

Bu bazı tipler her yerde karşınıza çıkabilir. Bazen bir koltuk işgal ederler, bazen bir köşe, bazen bir mikrofon. Koltuk işgal edeni, odasına uğramazsanız tanımak zorunda kalmazsınız fakat köşe ve mikrofon sahipleri için böyle bir bahtiyarlığınız maalesef yoktur. Televizyonu açar çemkirirken görürsünüz bunları, Twitter’a girer saçmalarken görürsünüz, gazeteyi açar ortalığı birbirine katarken görürsünüz. Rahatsız olursunuz. Öyle samimiyetsiz bir tonları vardır ki bu tiplerin, sizin doğrunuzu savunsalar bende bir yanlışlık var dersiniz, sizi savunsalar insanlığınızdan şüpheye düşersiniz. Bunlar ellerine kalem alınca, karşılarında kamera görünce insanmış gibi yaparlar fakat “gibi” de bir yere kadardır. Bir gaflet anı gelir, bir an boş bulunur, yıllardır biriktirdikleri özgüveni kendi alınlarına silah gibi dayadıklarını fark etmeden, telafisi mümkün olmayan, geri dönüşü imkânsız bir şey yazar yahut söyleyiverirler. Olan olmuş, kumdan kale yıkılmıştır artık, geçmişler olsun.”

(Odatv.com)