Abone Ol

Fehmi Koru: Türkiye, 2010'daki imajını sürdürebilseydi Reza Zarrab uluorta racon kesemezdi!

Gazeteci yazar Fehmi koru Zarrab'ın ifadelerini kendi internet sitesinde yayımladığı yazdı değerlendirdi. Koru, "Türkiye, 2010'daki imajını sürdürüyor olsaydı Reza Zarrab diye biri uluorta racon kesemezdi!" dedi.

Türkiye, 2010'daki imajını sürdürseydi, Zarrab racon kesemezdi

Gazeteci yazar Fehmi koru Zarrab'ın ifadelerini kendi internet sitesinde yayımladığı yazdı değerlendirdi.

Günlerdir, AK Parti’nin itibar ettiği kalemlerin, odağında Rıza Sarraf’ın bulunduğu New York’taki ‘USA vs Atilla’ davasıyla ilgili yazdıklarını, her zamankinden daha titiz bir dikkatle okuyorum.

Kızgınlar. Ben de kızgınım ve onları anlıyorum.

Tespit doğru, ama…

Tespitlerini de paylaşıyorum: Türkiye’ye karşı bir ‘kumpas’ kurulmuş, bu besbelli; mevcut iktidarı zora düşürme ve Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığından uzaklaştırma çabalarına katkı amaçlı bir ‘kumpas’.

Benim de tespitim bu yönde.

Ancak bu tespitten sonra yazdıkları meydan okuyucu satırlar bana olağanüstü yavan geliyor.

Nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlamakta zorlandıklarını veya ne diyeceklerini bilemedikleri için top çevirdiklerini düşünüyorum.

Kayırmak istedikleri kişi/lere zarar verecek bir tavır sergilediklerini de…

Zihnim hemen ‘17-25 Aralık süreci’ sırasında Sarraf’ın tutuklandığı ve Meclis’in suçlanan 4 bakanın ‘Yüce Divan’da yargılanmasıyla ilgili önergeyi red ettiği, yargının da takipsizlik kararıyla iddiaları geçersiz saydığı günlere kayıyor.


O zaman da benzer yazılar okumuştuk.

New York’ta görülen dava Türkiye’de yarım kalmış o sürecin devamıdır.

Yargılanması söz konusu olan bakanlardan birinin sürecin en başından itibaren kendisini diğerlerinden ayrıştırmaya çalıştığını, kendisiyle ilgili Yüce Divan kararı çıkmasını kamuoyu önünde Meclis’ten talep ettiğini de hatırlıyorum.

Hiç değilse onun bu arzusuna uyulsaydı, bir bakanın bile Yüce Divan’da yargılanması, her gün yeni bir dişin çekilmesine benzer acılara yol açan New York davasını geçersiz kılabilirdi.

Ülkemizin ‘yolsuzluk’ konusunda duyarlı olduğunu elâleme göstermiş olacağı için…

AK Parti’nin itibar ettiği yazarlar korosunun desteği eşliğinde konunun Meclis denetiminden ve yargıdan kaçırılması hiç iyi olmadı.

Bugünün doğru tespitleri de, korkarım, ardından yaptıkları meydan okuyucu çıkışlar yüzünden, yine yanlış sonuçlar doğurabilecek.

Dünya bugün eski dünya değil

Farklı bir dünyada yaşadığımızı ve bugünün şartlarını göz önünde bulundurmayan tavsiyelerin ters tepebileceğini unutuyor bazıları.

Hamasetin fazla işe yaramadığı bir dünyada yaşıyoruz.

İki gündür ‘tanık’ kürsüsüne çıkartılan Rıza Sarraf İran’a ABD ambargosunu delmek için Türkiye’de yaptıklarını anlatıyor.

Muhtemelen prova seansında öğrendiklerini tekrarlıyor.

Yargılama başlamadan bir süre önce bulunduğu yerden ayrıldığı anlaşılmıştı ya, götürüldüğü yerde duruşmada kendisinden ne beklendiği Sarraf’a anlatılmış, söyleyeceklerinin provası da yaptırılmıştır.

Uzaktan izlediğim halde duruşmalardan böyle bir izlenim alıyorum.

İddia makamı ‘tanığı’ dinleme metinlerinden hareketle sorguluyor.

Eskiye ait yeni tapeler bunlar…

AK Parti’nin itibar ettiği yazarlar “FETÖ’cü polisler dinleme yapmıştı” hatırlatmasında bulunuyorlar; 17-25 Aralık sürecine atıfta bulunarak…

Doğru olabilir.

Kuşku duyma zamanı

Ancak yine de aykırı bir soru akla gelmiyor değil: 17-25 Aralık sürecinde gündemi meşgul eden tapelerden farklı New York’taki sorguda kullanılan metinler; FETÖ’cü polislerin 2013 dolayımında dinledikleri varsayılan görüşmelerden farklı görüşmelerin tapeleri… Eğer bu dinlemeler de ellerinde var idiyse, 17-25 Aralık sürecinde neden bunları da kullanmadılar?

O sürecin bir ucunda (30 Mart 2014) yerel seçim vardı ve seçim gününe az kala yeni malzemelerin kullanıma sokulacağı beklentisi hakimdi; beklenti sonunda fos çıkmıştı.

Acaba “Bunlar da FETÖ’cü polislerin dinledikleri” demek yerine, “O günlerde başkalarına mal edilen dinlemeler daha uzun bir kulağın eseri olmasın?” kuşkusu duymak daha doğru olmaz mı?

Mahkeme boyunca dinlemelerin kim/ler tarafından yapıldığı herhalde ortaya çıkacaktır.

Geçmişte, 17-25 Aralık sürecinde, verdikleri akıllarla iktidarı yanlış istikamete sürüklediği şimdilerde anlaşılan kalemlerin bugünlerde verdikleri akılların yeni sorunlara sebep olabileceğinden de kuşku duymak gerekir.

Niyet sorgulaması yapacak değilim, işi oraya kadar vardırmayacağım; ama bazılarının aklının bugünün dünyasının şartlarını anlamaya yetmediğine ise eminim.

Dönüm noktası 2010 yılı

Şimdinin.. 2010 yılından itibaren izlenen politikaların gözden geçirilmesi.. iç ve dış politik konularda alınan kararlarda yanlış yapılıp yapılmadığının araştırılması.. durum muhakemesiyle varılan sonucun gereklerinin yerine getirileceği yeni politikalar belirlenmesi..

Evet, bugünlerin bunlar üzerinde yoğunlaşma zamanı olduğuna inanıyorum.

Türkiye, 2010 öncesinde kendi vatandaşlarına ve dünyaya verdiği imajı bugün de sürdürüyor olsaydı, New York’ta böyle bir davayla karşılaşılmasının asla söz konusu olamayacağına inanıyorum.

Rıza Sarraf diye biri uluorta racon kesemez (New York’taki yargılamada sorular hep 2010 sonrasına ait), ABD de o dönemde ‘ayrılmaz ikili’ görüntüsü verdiği en yakın müttefikine sıradan bir ülke muamelesi çekmeye kalkışamazdı.

Genellikle tespit ve teşhis doğru olursa alınacak kararlar veya uygulanacak tedavilerin de yerinde olunacağına inanılır; ancak şimdilerde karşı karşıya kalınan sorunla ilgili yazılanları okuyup konuşulanları dinleyince bunun yeterli olmadığını anlıyorum.

Akıllı dostlar yoksa.. doğru tespitler.. yanlış politikalar da üretebiliyor.