MedyaFaresi MedyaFaresi

İşte Ahmet Şık'ın AKP'li vekilleri çıldırtan konuşması

TBMM Genel Kurulu’nda HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın konuşması AKP’lileri öfkelendirdi.

Eklenme: 10 Aralık 2019 18:44 - Güncelleme: 10 Aralık 2019 19:24

TBMM Genel Kurulu’nda bütçe maratonunda HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, ağır eleştirilerde  bulunduğu  AKP’liler kıyameti  kopardı. Şık’ın, “Görünüşe göre çok dindar, ağızlarından Allah’ın adını düşürmeyen bir iktidar var.

İşte, bu iktidar döneminde besmeleyle alınan rüşvet paralarının dualarla sayıldığına hatta fetvalarla rüşvetçilere sahip çıkıldığına tanık olduk” sözlerinin de içinde olduğu konuşmanın bütünü ortalığı karıştırdı.

AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, Şık için, “Meyhaneden boşta kalan vakitlerini bu kürsüden gelip konuşma yapmaya çalışan birisi” deyince  HDP’li Oya Ersoy, “Saraydan boşta kalan vakitlerinizde halkın içine girin. Saraydan boşta kalan vakitlerinizde halka bakın, halka” diye sataştı.

 Tartışmaya giden Ahmet Şık’ın konuşması ve tartışmalar tutanaklara şöyle yansıdı:

BAŞKAN – Şimdi, söz sırası İstanbul Milletvekilimiz Sayın Ahmet Şık’ta.

Buyurun. (HDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika Sayın Şık.

HDP GRUBU ADINA AHMET ŞIK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Herkese merhaba.

Bütçe görüşmeleri için söz aldım ancak bu konuyla ilgili söyleyeceklerimi kısa tutacağım.

 “Kayıkçı kavgası” deyiminin hikâyesini bilirsiniz; kavga ediyormuş gibi görünenlerin başına bir şey gelmeyen bu temsilde tek zarar gören izleyiciler olurmuş çünkü yankesiciler, bu düzmece kavgayı izleyenleri bir güzel soyarmış. Burada sıklıkla yaşanan kavga dövüşe bakınca hep bu deyim aklıma geliyor çünkü birbirleriyle kavga ediyormuş gibi yapanlar son kertede “Aynı gemideyiz.” ya da “beka” diyerek aynı noktada buluşuyor; bu sayede yankesicilerin, hırsızların, soyguncuların rahatça çalışmasının koşulları da yaratılmış oluyor.

Siyaset, sermaye ve yandaşlarından oluşan bir avuç azınlığın serveti, milyonlarca dar gelirlinin cebine girenin toplamından daha fazla oluyor. Hukuku şeklen bile koruma gerekliliği duymayanlar, itiraz eden herkesi sindirmek için bu soygun düzenin zulmünü her seferinde gözümüze sokuyor. Bir yanda, kendi çocuklarına tek taş yüzük takan bir görgüsüzlük; öte yanda, ölen çocuklar var. Çocuklarımız açlıktan ölüyor; Çorlu’da tren katliamında ölüyor; denizde ya da nehirde boğularak ölüyor;

Suruç’ta, Ankara Garı önünde bombalanarak ölüyor, savaşta ölüyor; çocuk işçiyken ya da çaresizlikten siyanürlü intiharlarda ölüyor. Hâl bu iken “bütçe, hukuk, kanun, mevzuat” demek gerçekten çok anlamsız. Hukuk devleti olmak bir yana, kanun devleti olmaktan bile çıkmışken doğru olan, meşruiyetinizin sorgulanmasıdır. Eğer hakikati konuşmuyorsak söyleyeceklerimizle hakikati gizleyenlerin rehinelerine dönüşürüz çünkü Nietzsche’nin dediği gibi, konuşulmayan tüm gerçekler zehirler.

Dolayısıyla, bu kürsüde bütçeyle ilgili laf kalabalığına değil, hakikati konuşmaya ihtiyaç var. Gerçek şu: Devletin kaynaklarını sermayeye, siyasetten semiren bir avuç azınlığa ve savaşa peşkeş çeken hiçbir bütçe halk yararına değildir.

Hakikati size her söylediğimizde kolaylıkla “vatan haini, bölücü, terörist, FETÖ’cü, kalleş, devlet düşmanı” diye yaftalıyorsunuz; sadece bizi de değil, eski Cumhurbaşkanınızdan başbakanınıza, bakanlarınıza kadar her kim ne olduğunuzu söylüyor, hakaretleriniz hazırda bekliyor. Pelikan çetesine ve istihdam ettikleri trollere değil geç de olsa konuşmaya başlayan devrik yöneticilerinize kulak verin ki sıra size geldiğinde etrafınızda sesini çıkaracak olanlar bulunsun.

Bilin ki o gün geldiğinde de bugün olduğu gibi beka tehlikesinden bahsedenler çıkacak. Bir beka tehlikesi olduğu doğru, haklısınız ama o tehlikeyi yaratan bizzat sizsiniz. Bir kişinin bekasını bütün ülkenin, 80 milyonun bekasının üzerine koyarak yapıyorsunuz. Bizim derdimiz birilerinin değil halkın bekası, sizi asıl korkutan da bu. Korkmakta haklısınız çünkü bugün kalabalık, güçlü ve kazanan olduğunuzu düşünen sizler, gelecekte bugünün karanlığının utançları olarak yerinizi alacaksınız çünkü doğru diye gösterilenlerin içindeki yanlışı, yanlış denilenlerin içindeki doğruyu görenlerin hiç de az olmadığını, geleceğin bizlerle var olacağını siz de bizler kadar biliyorsunuz.

Doğruluğa, iyiliğe, hakikate davet eden sözlerimiz bu soygun ve hırsızlık düzenini sürdürmek isteyenlere bir etkide bulunmayacak. O nedenle konuşmamın bundan sonrasında söyleyeceklerim sevgili halkımız için. Görünüşe göre çok dindar, ağızlarından Allah’ın adını düşürmeyen bir iktidar var. İşte, bu iktidar döneminde besmeleyle alınan rüşvet paralarının dualarla sayıldığına hatta fetvalarla rüşvetçilere sahip çıkıldığına tanık olduk.

Eski iktidar ve suç ortakları yayınca herkes duydu. Buna rağmen son vermediler, doymak bilmez açlıklarıyla her türden kirli işleri çevirenler bir avuç sermayedarın daha da zengin edildiği, komisyonlara ödenmiş ihaleler ve hortumlamalarla cumhuriyet tarihinin en büyük soygun çarkını döndürmeye devam ediyorlar. Kurdukları suç düzenini sürdürmek için kutsal saydıklarınızı kirletmekten çekinmeyen, yetim hakkı çalanlardan razı mısınız?

Altın için dağları delik deşik ediyor, ormanları yok edip zeytinlikleri kesiyorlar. Termik santraller için yaylaları talan ediyor, HES’ler için dereleri ve ırmakları; define için adı “Dipsiz” olan gölü bile kurutuyorlar. Parkları AVM’ler için yok edip rant tapınakları uğruna şehirleri betondan mezarlıklara çeviriyorlar. Memlekette ne güzellik varsa bozmaya ahdedenler devleti yağmalayıp ülkeyi talan ediyorlar. Bunlarla saf tutmaya devam edecek misiniz?

Sömürüyle, yolsuzlukla, hırsızlıkla büyütülen yoksulluk ve yoksunluk nedeniyle ölmeyi tercih edenlerin çocukları ısınsın diye saç kurutma makinesini açtıktan sonra intihar eden annenin sorunlarını ortadan kaldırmak isteyenlerin mi yanındasınız, sosyal yardımları, yoksulları siyasi rehine hâline dönüştürmek için kullanarak insanları ölüme sürükleyenlerin mi? Emek sömürüsüyle zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul kılındığı bu örgütlü soygun düzeniyle işçilerin “kaza” denilen cinayetlerle katledilmesine, çocukların yetim bırakılmasına karşı mısınız, yoksa madenleri, fabrikaları, inşaatları ölüm kuyularına çevirip “fıtrat” diyen sorumlulardan olmaya devam mı edeceksiniz?

Ataması yapılmadığı için intihar eden öğretmenlerden, işsiz bırakılan ya da mesleklerini yapamayan gençlerden, öğrencilerinden uzaklaştırılan barış bildirisi imzacısı akademisyenlerden, “Ağaç kabuğu yesinler.” denilerek gece yarısı kararnameleriyle kamudan çıkarılanların hakkından mı yanasınız, kayırmacılıkla kendilerinden olanları ve biat edenleri işe yerleştirerek devletin imkânlarını sömürenlerden mi?

İktidar sahiplerinin ne olduklarını ve yaptıklarını anlatan gazeteciler zindanlara atılıyor; iktidarlarına borazan olanların da gazeteci olduklarını inanmamızı istiyorlar. Yalanı gerçekmiş gibi göstermeyi “gazetecilik” diye yutturmaya çalışan her türlü insani ve etik değerden uzak tetikçilerin mi, yoksa her ne pahasına olursa olsun hakikati söyleyen ve bu yüzden hapsedilenlerin mi gazeteci olduğuna inanacaksınız?

Halkın seçtiği temsilcilerin yerine kayyum atanması ve hapsedilmelerine sessiz kalanlar için yarın bu hukuksuzluk norm hâline geldiğinde çok geç olacak. Bir yandan “seçmen iradesi” diye lafazanlık yapıp öte yandan o iradeyi gösterenlerin temsilcilerini “terörist” diyerek hapsedenlerden mi, yoksa Kürtlerin de kendisiyle eşit yurttaş olduğunu söylemeye devam edenler mi yanasınız?

Siyasal iktidarın ve isteklerini emir kabul eden yargının suç ortaklığıyla hapse atılan Selahattin Demirtaş’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Osman Kavala’nın, Gültan Kışanak’ın, Adnan Selçuk Mızraklı’nın, Ahmet Altan’ın, hasta mahkûmların ve adları bilinmeyen masumların hukuk, adalet, hak, barış, eşitlik isteyenlerin dilindeki ısrarı mı, yoksa özgürlükleri gasbedenlerin suçuna mı ortak olacaksınız?

Meslek ahlakını menfaatlerine çiğneten, iktidarın tetikçisi hâline dönüşmüş, hak, adalet, vicdan ve liyakatten yoksun hâkim ve savcıların işgal ettiği bir yargının mı yoksa evrensel hukuk normlarını kendisine rehber edinen hâkim, savcıların  bulunduğu bir yargının mı adaletli olacağına inanıyorsunuz?

Adaletin mezar kazıcısı hâline dönüşen yargının eline düşmemek için Ege’nin, Meriç’in karanlık sularına düşerek ölmeye mecbur bırakılan çocukların, cesedi buzlukta bekletilen Cemile’nin, kendi evinde polis kurşunuyla can veren Dilek Doğan’ın acısına mı ortaksınız yoksa gözyaşı dökülenlerin cinayetlerine mi?

Kapıları işaretlenen Alevilerden, katledilen ya da yurt diye belledikleri topraklardan kovulan, geride kalanların sadece küfretmek için anıldığı Ermeni, Yahudi ve Rumlardan, evlerinin camları kırılıp  ibadethaneleri tahrip edilen Hristiyan ve Süryanilerden; ezcümle bu ülkenin yurttaşı oldukları hâlde her daim korkuyla yaşamaya mecbur bırakılanlardan yana mı yoksa “tek” “tek” “tek” diyerek bu çoğulculuğu ortadan kaldırmaya çalışanlardan mı yanasınız?

Ali İsmail Korkmaz’ın, Ethem Sarısülük’ün düşlerini kurduğu özgür bir dünyadan mı yoksa katillerinden ve savunucularından mı yanasınız?

Berkin Elvan’ın çocuk olduğunu bilenlerden mi yanasınız yoksa “Emri ben verdim.” deyip acılı annesini yuhalatanlardan mı?

Gözaltında kaybedilen çocuklarının bir mezarı olsun, failler yargılansın isteyen Cumartesi Anneleri’nden mi yanasınız yoksa çocukları kaybeden işkencecilerden mi? 

Varlığını dökülen kandan, yoksul çocukların toprağa düşen bedenlerinden alan ve kurulu düzenin devam etmesi için savaş çıkartan ya da savaşmaya devam edenlerden mi yoksa “barış” demekte ısrar edenlerden mi yanasınız?

Roboski’de savaş uçaklarının bedenlerini parçaladığı köylülerden, oyuncak götürürken bombalanan Suruç’taki gençlerden, Ankara Gar’ı önündeki can pazarının kurbanlarından, işe ya da okula giderken, görevi başındayken ya da evine dönerken şunun ya da bunun adına patlatılan bombalarla öldürülenlerden mi yanasınız yoksa bu katliamların emirlerini verenlerden, şiddetin sonlanmasını istemeyenlerden yana mı?

Siyasal iktidarın destekçisi, aktörü, finansörü ve kışkırtıcısı olduğu ülkelerindeki iç savaştan kaçıp sığınan Suriyelileri kovmak isteyen ırkçılardan mı yanasınız yoksa siyasal iktidarın insanları sürgünde yaşamaya mecbur bırakan bu savaştaki rolünü sorgulayanlardan yana mı?

Her gün katledilen, tacize, tecavüze uğrayan kadınların, LGBT’li bireylerin faali olan eril zihniyetle mücadele etmekten yana mısınız yoksa “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum. Kadına şiddet abartılıyor, kadın iffetli olacak, kahkaha atmayacak.” diyerek katillerin ellerindeki bıçak ateş ettiği silah olanlardan yana mı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Tamamlayın Sayın Şık.

AHMET ŞIK (Devamla) – Bir insanın haysiyetli olup olmadığı menfaatleri ile prensipleri arasında tercih yapmak zorunda kaldığında anlaşılır. Dolayısıyla insanın ne olup olmadığı ya da ne olup olmayacağı yaptığı ya da yapmadığı tercihlerin toplamından ibaret. Evet, seçtiklerimiz ve seçmediklerimizin toplamıyız ve bir arada yaşıyoruz. Bir yanda hak, adalet, eşitlik, özgürlük, barış, hukuk ve demokrasi, öte yanda savaşla beslenen bir zülüm ve soygun düzeni. Herkes kendi seçimini yaptı, yapıyor. Nasıl ve neye sahip olarak yaşadığımızı ya da yaşayacağımızı belirleyen bu tercihlerimiz olacak, karar sizin.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Muş, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) –  Siyasi eleştirinin ötesinde hakarete varan ifadelerden tutun, yankesicilikten, yüzsüzlükten, hırsızlıktan, soygundan, talandan tutun da bir çok ifade partimize yönelik kullanılmıştır. Bununla alakalı söz talebimizi kullanmak istiyorum.

BAŞKAN – İki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir sataşmaya yol açmamak üzere, buyurun.

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; âdeta buradaki konuşmacıyı dinlerken neyi anlattığını…

BERDAN ÖZTÜRK (Ağrı) – Türkiye’yi anlattı.

MEHMET MUŞ (Devamla) - …hangi dünyada, hangi âlemde yaşadığını inanın ben anlamakta zorlandım.

OYA ERSOY (İstanbul) – Sarayda değil, halkın içinde…

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) – Sen hangi tarafta olduğunu söyle?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen…

MEHMET MUŞ (Devamla) - Meyhaneden boşta kalan vakitlerini bu kürsüden gelip konuşma yapmaya çalışan birisi.

OYA ERSOY (İstanbul) – Saraydan boşta kalan vakitlerinizde halkın içine girin. Saraydan boşta kalan vakitlerinizde halka bakın, halka.

HÜDA KAYA (İstanbul) – Çok ayıp!

MEHMET MUŞ (Devamla) - “Yüzsüzlük”, “yankesicilik”, “hırsızlık”, “soygun” gibi isimler bizim lügatimizde yok. (HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın Muş…

NURAN İMİR (Şırnak) – Özür dilemelisin! Özür dileyeceksin!

BAŞKAN - Bir saniye değerli arkadaşlar…

Sayın Muş, lütfen temiz bir dil kullanalım.

MEHMET MUŞ (Devamla) - Herkes kendi mesleğini icra eder, kendi mesleğini anlatır. Bunlar sizin mesleğiniz ki bu ifadeleri kullanmakta o kadar yatkınsınız. Bunlar bizde yok, bunlar sizin mesleğiniz. Siz mesleğinizi… (HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN -  Bir saniye değerli arkadaşlar…

Sayın Muş, lütfen temiz bir dil kullanalım. (HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

Değerli arkadaşlar, lütfen…

Sayın Muş… (HDP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

Bir saniye değerli arkadaşlar…

 Değerli arkadaşlarım, lütfen konuşmalarda temiz bir dil kullanalım. Yani konuşmaların sert olması doğaldır ama