MedyaFaresi MedyaFaresi

İstanbul Sözleşmesi Nasıl Yaşatır? Kadınlar İçin Neden Vazgeçilmez?

Medyafaresi.com özel haber- Avukat Ayşegül Dalkır Kahveci İstanbul Sözleşmesi'nin önemi, yükümlülükleri ve imzalanma sürecini Medyafaresi TV'ye anlattı. İşte özellikle kadınların okuması ve izlemesi gereken o röportaj.

Eklenme: 20 Mart 2021 23:25 - Güncelleme: 21 Mart 2021 10:04

Medyafaresi.com özel röportaj-

"İstanbul Sözleşmesi Yaşatır" başlığı ile yola çıkan pek çok vatandaş, hem sosyal medyada hem de sokaklarda tepki göstermeye devam ediyor. Peki İstanbul Sözleşmesi neden yaşatır? Yükümlülükleri ve önemi nedir?

Tüm bu soruları Avukat Ayşegül Dalkır Kahveci Medyafaresi.com için yanıtladı. 

"Dönemin Erdoğan Hükümeti bu sözleşmeye ilk imza koyan ülke olmamızı her daim gururla anlattı."

- İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması sürecini anlatırmısınız?

Ayşegül Dalkır Kahveci: İstanbul Sözleşmesi’nden önce 2009 yılında Türkiye’nin 36.500 Euro tazminat ödemeye mahkum edildiği AİHM’nde görülen OPUZ TÜRKİYE davasından bahsetmek gerekir.

Bu davada Nahide Opuz adlı başvuran, annesinin eşi tarafından öldürülmesi üzerine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesinde yer alan yaşam hakkı ihlali nedeniyle AİHM’ne başvurmuş ve bu davada Türkiye, başvuranın annesinin ölümünde yetkili makamların kocası tarafından uygulanan şiddeti önlemek ve caydırıcı ceza vermek için yeterli tedbiri almaması nedeniyle uğradığı zarar için 30.000 Euro tazminat ve 6.500 Euro yargılama gideri ödenmesine karar verilmiştir.

Bu dava ile Türkiye’nin aile içi şiddete karşı vatandaşını koruyamadığı tespit edilmiştir. Bu uluslararası karardan sonra Türkiye’nin iç hukuk düzenlemelerini ve fiili uygulamaları gözden geçirmesi gerektiği sonucu ortaya çıkar. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 11 Mayıs 2011 de Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Sözleşme’yi İstanbul’da imzaya açması nedeniyle İstanbul Sözleşmesi olarak anılan sözleşmeye ilk imza koyan ülkeyiz.

24 Kasım 2011 de TBMM tarafından uygun bulunarak onaylandı ve 29 Kasım 2011 de de resmi gazetede yayınlandı. Dönemin Erdoğan Hükümeti ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu sözleşmeye ilk imza koyan ülke olmamızı her daim gururla anlattı .

- İstanbul Sözleşmesi'nin getirdiği alt başlık ve yükümlülüklerden bahsedermisiniz?

Ayşegül Dalkır Kahveci: Bu sözleşme toplumsal cinsiyet tanımı yapan ilk uluslararası sözleşmedir. Alt başlıklar olarak kadınların sünnetinin, zorla evlendirilmesinin, kürtaja zorlama ya da kısırlaştırmaya zorlanmasının suç olarak düzenlenmesi yer alır. Ayrıca gelenek, töre, din ya da namus gerekçesinin şiddet eyleminin bahanesi olamayacağı, mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanması gibi hususlar da yer almaktadır.

Sözleşme hükümlerinin ne derece uygulandığı bir izleme komitesi ve taraf ülkelerin temsilcilerinden oluşan taraflar komitesinden oluşur. Namus cinayetlerinde uygulanan haksız tahrik indiriminin bu sözleşmeye taraf olmamız halinde kesinlikle uygulanmaması gerekirdi. Sözleşmede ayrıca ırk, dil, renk, din, cinsiyet, cinsel yönelim, mülteci, göçmen gibi ayrımlar yapılmaması gerektiği ve şiddeti önleyememe durumunda devletin tazminat ödeme yükümlülüğü olduğu da yer alır.

08. Mart 2012’de kabul edilen 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da düzenlenen ve ilk defa getirilen ısrarlı takip mağdurlarının bu kanundan yararlanması, ev içi şiddet, psikolojik ve ekonomik şiddet gibi tanımlar, şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması, kurumlararası koordinasyon, şiddeti önlemede sivil toplumla işbirliği, kamu spotları, gibi düzenlemeler, bu sözleşme akabinde getirilmiştir. Keza bu kanun da bakan Fatma Şahin döneminde kabul edilen titiz bir çalışmanın ürünüdür.

"Türk aile yapısına uygun olmayan veya eşcinsel yönelime teşvik edici bir ibare yer almıyor."

- İstanbul Sözleşmesi’nin Türk aile yapısını bozduğu ve eşcinsel yönelime zemin hazırladığı yönünde birtakım kampanyalar yürütüldü, Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ayşegül Dalkır Kahveci: Az önce bahsettiğim sözleşmede yer alan hususlara baktığımızda sözleşmenin kapsamında hiçbir şekilde Türk aile yapısına uygun olmayan veya eşcinsel yönelime teşvik edici bir ibare yer almıyor. Sözleşmenin amacı sadece kadına yönelik ve aile içi şiddeti önlemeye yöneliktir. Türkiye’de zaten kadınlar sünnet edilmiyor ve ayrımcılık yasağı zaten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre de insan hakları ihlalidir.

Türk aile yapısını bozar yaygarası 6284 sayılı kanun çıkacağı zaman da çıkarılmıştı ve halen de bu yaygara koparılmakta. Boşanma davalarında en çok karşımıza çıkan iki sebepten birincisi fiziksel şiddet diğeri ise zina ve sadakatsizliktir. O halde asıl şiddet ve zina aile yuvasını yıkmaktadır. Bu kanun ve İstanbul Sözleşmesi’nin aile yapısını bozduğunu hiçbir somut nedene dayandırmadan ortaya atanlar zinanın yeniden yasalarımızda suç olmasını neden istemiyorlar?

6284 sayılı kanun hazırlık çalışmalarında muhafazakar basın ve medyada evden uzaklaştırılan erkek evine döndüğünde daha çok öfke duyarsa ne olacak denildi? Erkek daha çok öfke duyacak diye kanunlar uygulanmasın mı? Bunun çözümü şiddet uygulayan faili rehabilite etmek, aile danışmanlık merkezleri kurmaktır.

İstanbul Sözleşmesini ya da 6284 sayılı kanunun kaldırmak değildir. Şiddet uygulayan erkeğin bunu uygulama sebeplerine baktığımızda arka planda yatan alkol ya da uyuşturucu madde bağımlılığı, öfke kontrolü olmaması, cinsel sorunları, ekonomik veya psikolojik sorunları olduğunu görüyoruz. O halde devlete düşen şiddetin altında yatan sorunları çözmektir. Şiddeti önlemek için imzalanan uluslararası sözleşmeleri ya da çıkarılan kanunları kaldırmak değildir.

- İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasının altında yatan neden ne olabilir? 6284 Sayılı Kanun’u kaldırmak için zemin hazırlığı olabilir mi?

Ayşegül Dalkır Kahveci: Bana göre sözleşmenin getirdiği tazminat yükümlülüğü ve iç hukukta şiddeti önlemek adına yapılması gereken yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesindeki isteksizlik , toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermede süregelen başarısızlık sözleşmeden çekilmeyi doğurdu. Nitekim açıklamalar da bu yönde.

Sözleşmeye taraf olmamıza rağmen kadın cinayetleri önlenemedi deniliyor. Devletin tutumu kararlı olmalı ki cinayetler önlenebilsin. 6284 sayılı Kanunun bu sözleşmeye taraf olmasak da kaldırılması düşünülemez. Yaşam hakkı taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre de hepimizin birincil hakkı.

Türkiye 1985 yılında imzaladığımız Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi( CEDAW) ‘ne göre de toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermekle yükümlüdür. Anayasa’nın 10.ve 41. Maddelerine göre de devletin kadın erkek eşitliği için her türlü tedbiri alması gerekirse pozitif ayrımcılık yapması gerekir. O halde kadına şiddeti ve her türlü ayrımcılığı önlemek Türkiye için hem Anayasal hem de uluslararası diğer sözleşmeler gereği de yükümlülüktür.

İstanbul Sözleşmesi Neden Önemlidir? 6284 Sayılı Yasada Kadının Yeri Nedir? sorularını yanıtlayan Kahveci'nin açıklamalarının tamamı..

medyafaresi.com

En Çok Okunan Haberler