Bugün Sincan Zindanındaki 70’inci günüm. 70 gündür gazetecilik yapamayayım, yolsuzlukları ortaya çıkarıp hukuksuzlukları anlatamayayım diye cezaevinde tutuluyorum. Ne kadar başarılı oluyorum bilmiyorum, görmüyorum ama 70 gündür sesim duvarları aşsın diye çırpınıyorum. Sincan Cezaevi, Silivri kadar popüler olmasa da burası da aslında Türkiye’nin aynası durumunda. Dışarıda olup bitenler bu zindana yansıyor.
Daha önce de bu cezaevinde yaşanan eziyetleri ve haksızlıkları anlatmıştım. Bu hafta koğuşumuza yeni bir "misafir" geldi. Koğuşun yeni üyesi 50 yaşındaki bir CHP delegesi. İki kez seçilmiş. Önce halk meclisi üyesi olarak seçmişler, bir de partilileri parti delegesi olarak seçmiş. Koğuşun bir diğer üyesi ise söz ve ses sanatçısı. İşte bu yüzden "cezaevi Türkiye’nin aynası" dedim.
Peki soruyorum: Akademisyenin, siyasetçinin, sanatçının ve gazetecinin cezaevinde ne işi var? Avrupa’nın kıskandığını iddia ettikleri Türkiye bu mu? Çok yakınımızda, Sincan F Tipi Cezaevi’nde ise bir başka seçilmiş Belediye Başkanı Tanju Özcan var. Cezaevinde, koğuşa gelen gardiyanlar beni iki şekilde çağırıyor. Ya "avukat görüşü" ya da "bakanlık görüşü" diyorlar. "Bakanlık görüşü" ziyarete gelenin bir siyasetçi olduğu anlamına geliyor. Yaklaşık bir ay önce yine böyle çağrıldım. Bir odada masaya oturup misafirimi beklemeye başladım. Yaklaşık 5 dakika sonra içeriye Kemal Kılıçdaroğlu girdi ve çok şaşırdım. Kendisine de "Sizi gördüğüme çok şaşırdım." dedim; çünkü daha önce hiç yüz yüze sohbet etmemiştik. Sadece iki defa telefonla beni aramıştı. Biri evlendikten sonra tebrik etmek, diğeri de bir gazetecinin telefon numarasını istemek içindi...
Bir ay önce mutlak butlanı kabul edeceğini açıkça bana söyleyen Kılıçdaroğlu’nun anlattıklarından anladığım şu: "Kurultay satın alındı" diyerek kurultayı kaybetmeyi hiç beklemediğini ve bu yenilgiyi hâlâ sindiremediğini anladım. Yıllarca milletvekilliği, belediye başkanlığı yaptırdığı isimleri "hırsızlıkla" suçlayıp kendisi hakkındaki "olumsuz" değerlendirmeler içeren haberleri "asla okuyup takip etmediğini" söylüyor. Hayatımda bu kadar çok şaşırdığım kaç günüm oldu bilmiyorum. Hatta uzun bir süre şaşkınlığımı, üzüntümü atlatamadım. Ve bir süre sonra da CHP Genel Merkezi’nde yaşanan demokrasi ayıbını, Kılıçdaroğlu’nun sebep olduklarını cezaevinde anbean takip ettim. Ülkesini ve halkını çok sevdiğini iddia eden bir politikacı; ülkesine, halkına bu kötülüğü neden yapar?
Tüm bu yaşananlar karşısında ben hiç umutsuz değilim. Sakın kimse umutsuzluğa da kapılmasın. Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın dediği gibi “Bir şenlik havasında kalkar bu ülke ayağa.” Bizim yaşadıklarımız "büyük bir çöküşü" kesin olarak gösteriyor. Bu süreçte tarihin doğru tarafında durup durmayanlar da ortaya çıkıyor.
İçeriden dışarıya yolladığım mektubumu tamamlarken sevgili eşim, yol arkadaşım Dila’ya, aileme, BirGün’deki çalışma arkadaşlarıma, dostlarıma ve de bu süreçte çok yorulan değerli avukatlarıma çok teşekkür ederim. Bu zindanda sesim duvarları aşıyorsa onların sayesinde. Benden daha fazla onlar cezalandırıldı.
Önceki bayramı gözaltında, bu bayramı cezaevinde geçirdim. Ben 70 gündür yerde yatıyorum. CHP delegesi de yerde yatıyor. Payımıza bedel ödemek düştü. Burada çok sevdiğim ailemden, dostlarımdan, gazetemden uzağım. Kalın duvarların ardındayım. Elbet bu günler de geçer...
Mektubumu tamamlarken bir çağrım var. Bir süredir 5 Haziran’daki duruşmama, savunmama hazırlanıyorum. Çok büyük bir hukuksuzlukla ve eziyetle karşı karşıyayım. 5 Haziran’da haber alma hakkınıza, gazeteciliğe ve demokrasiye sahip çıkmak için beni yalnız bırakmayın. Sadece kendimi savunmayacağım, aynı zamanda gazeteciliği savunacağım. Bu süreçte sesime ses olan herkese kucak dolusu teşekkürler, sevgiler. Hangi dağ efkarlıysa orada olmaya devam edeceğim.