T24 yazarı Tuğçe Tatari, bugünkü "İddia o ki; Öcalan'ın evi hazır ama taşınmıyor, peki neden?" başlıklı yazısında, Ankara kulislerinde konuşulan ve sürecin seyrini etkileyebileceği belirtilen iddiaları gündeme getirdi. Tatari'nin aktardığına göre, bayram sonrasında Öcalan'ın ve İmralı'da kalacağı yerin statüsü konusunda yeni gelişmelerin yaşanması bekleniyor.
işte o yazı:
Geçen hafta Devlet Bahçeli’nin Meclis’teki çıkışı çok tartışıldı. Hatırlarsınız; “PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böyle bir sorun varsa, ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapanacaktır” demişti. Buradaki statü meselesi günlerce konuşuldu. Öcalan’a “baş müzakereci” mi “kurucu önder” mi “Kürt halk önderi” mi denecekti?
‘Statü’den kasıt neydi ve İmralı’nın statü açığı ne anlama gelmekteydi?
Bir süredir bu soruların cevabını arayanlardanım. Ulaştığım kulis bilgiler de hayli çarpıcı doğrusu. Lafı hiç uzatmayayım; İmralı yerleşkesinde cezaevinden bağımsız ve tam teşekküllü bir ev, yani Abdullah Öcalan’ın taşınacağı ev tamamen yaşamaya hazır hâle gelmiş. Bu haber daha önce de bazı yayın kuruluşlarında yer aldı ve kimisi Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nce resmen kesin bir dille yalanlandı da.
Fakat kulislerde bu konu şöyle dillendiriliyor; bir süredir ev hazır şekilde beklemekteymiş fakat Öcalan eve taşınmayı reddediyormuş. Bu ev konusunda fazlaca spekülatif haberler de yapıldı, hatırlayalım; ev Diyarbakır’da olacak dendi, Ankara’da dendi, çok lüks bir villa dendi vs. Belki de yalanlanma nedeni bu ‘şaşaa iddiaları’ydı, haberlerin çoğunun bir ‘ödüllendirme havası’nda yapılmalarıydı, bilemiyorum.
Tabii Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün, yaklaşık üç ay önce, 17 Aralık’ta yaptığı açıklamada “İmralı'daki konut bitmek üzere' ve 'Öcalan'ın İmralı'da yapılan villası bitmek üzere' şeklindeki iddialar gerçek dışıdır. İmralı Ceza İnfaz Kurumunda villa ya da özel konut inşası veya tahsisi söz konusu değildir. Kamuoyunu yanıltmaya yönelik asılsız iddialara ilişkin hukuki süreç başlatılmıştır” ifadesini kullandığını da hatırlatayım.
Ancak yine de kulislerde öne sürülen iddialara göre, İmralı yerleşkesinde gardiyanlarla korunacak mütevazı bir konut, ‘cezaevi’ değil ‘ev’ statüsünde olacak. Fakat burada Bahçeli’nin “İmralı’nın statü açığını çözün” diye işaret ettiği konu devreye giriyormuş. Öcalan bu evin ve kendisinin statüsünün açıkça belli edilmesi, yasallaşması gerçekleşmeden taşınmayı kabul etmiyormuş. Anlayacağınız “Öcalan taşınmak için statüsünün yasal hâle gelmesini bekliyor” deniyor.
“Statü meselesi çözülünce taşınma gerçekleşecek” diyorlar. Yani, o konutun cezaevinin uzantısı mı, yoksa ev olarak mı konumlandırılacağının netleşmesinin beklendiği anlatılıyor. “Çözüm sürecine ilişkin düzenlemeler kapsamında Öcalan, mevcut durumda olduğu gibi bir ‘mahkûm’ mu, yoksa ‘ev hapsinde bir siyasetçi’ mi olacak? Bunun adının konması gerekir” deniyor.
Bunun yasal düzenlemelerle netleştirilmesi, hukuki güvencenin sağlanması ve “Öcalan’ın o şekilde müzakere sürecine başlamayı; gelecek siyasetçilerle bu yeni pozisyonla görüşmeyi, gazetecileri orada kabul etmeyi, çözüm bekleyen konuların muhataplarını orada görmeyi kesin bir şekilde istediği” iddia ediliyor. Kürt meselesinde inişler çıkışlar çok keskin biliyorsunuz ve hep iş yasal düzenleme boyutunda takılıyor gibi bir görüntü oluşuyor, onu da biliyorsunuz.
Sözler veriliyor ve aslında sanki yerine de getiriliyor, ama kâğıt üzerine dökülmek istenmiyor gibi de bir hava oluşuyor.
Ancak kulislerde bu defa yasal süreç işinin hızlandığı, sadece henüz kamuoyuna yansımadığı da iddia ediliyor. “Tüm sürecin seyrini belirleyecek ve ‘İmralı statüsü’nü de kapsayan yasal düzenlemeler üzerine çalışılıyor” deniyor.
Cezaevindeki siyasetçilerin tahliyesi ve silah bırakıp siyasete girecek olanlarla ilgili gelişmeler de sanki bu ‘statü’ sorununun çözülmesinin ardından ilerleyecek gibi bir beklenti hâkim, ben öyle anlıyorum. Öcalan’ın İmralı’da sağlanmasını istediği ‘statü’ meselesi de aslında daha önce de dile getirilmişti.
Öcalan burada Mandela örneğini referans veriyordu. 1988 yılında Nelson Mandela, Verster Hapishanesi yerleşkesinde kendisi için hazırlanan bir eve yerleştirildi. Burada hükümetle, siyasetçilerle ve gazetecilerle görüşmeler gerçekleştiren Mandela’nın “eşit müzakere stratejisi” olarak bilinen bu yaklaşımı, “mahkûm değil muhatap” olarak görüşmeler yapmayı kesin olarak şart koşmasıyla gerçekleşti.
Mandela’nın bir mahkûm gibi cezaevi koşullarında görüşmeler yapan, “af bekleyen” biri gibi değil; “siyasi bir lider, siyasi bir muhatap” olarak statüsünün belirlenmesini talep etmesi ve bunun dönemin hükümetince kabul edilmesi de siyasi tarihe geçti elbette. Türkiye’de bu mümkün olabilir mi, inanın kestirmek zor. Zira yaşanan her gelişme, atılan her adım Orta Doğu siyasetini de içeriyor. Şimdi artık İran konusu da masada!
Yani asla olmaz dediğimiz şeyler de olabilir, olur sandığımız, yürüyor dediğimiz süreçler de bozulabilir.
İşte şu anda Öcalan da, kendisinin ve yaşayacağı evin statüsünün Mandela örneğinde olduğu gibi net çizgilerle belirlenmesini ve yasallaşmasını aynı saiklerle talep etmekte, diye konuşuluyor kulislerde.
Anlayacağınız, Devlet Bahçeli’nin ‘statü’ çağrısı; artık hızla müzakerelere başlayabilmesi için önünün açılması ve hazırlanan eve yerleşmesi yönündeymiş.
Benim de Ankara’da 27 Şubat’ın senei devriyesi toplantısında gözlemlediğim ‘süreçte duraksama” konusu da aslında tamamen bu konuya bağlı gibi görünüyor şimdi bana. Evet süreçte bir duraklama var ve şayet kulislerde dolaşan bilgiler doğruysa Öcalan devletin ‘statü’ hamlesini bekliyor. ‘Statü’ belirlendikten sonra müzakere sürecine geçilmesi, sürecin hızlanması bekleniyor.
Yine kulislerde konuşulan bilgilere göre; bayram sonrası bu konuda gelişmeler bekleniyor. Anlayacağınız, Türkiye Kürt meselesinde yine tarihi bir dönemeçte ve büyük adımlar atılması mevzubahis.
Ama dedim ya Kürt meselesi mevzu olduğunda inişler ve çıkışlar çok keskindir.