MedyaFaresi MedyaFaresi

Eriş Ülger: Atatürk’ün ordusunun temelini kadınlar oluşturmuştu, bugünkü ordudan ayırmak lazım

Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili arşiv çalışmalarının yanında, Atatürk'le ilgili çok sayıda araştırma ve roman kitabı da yayımlanan Eriş Ülger, büyük zaferin 98. Yıldönümünde önemli açıklamalarda bulundu.

Eklenme: 29 Ağustos 2020 12:41 - Güncelleme: 29 Ağustos 2020 12:52

Hülya Karabağlı / Medyafaresi.com özel haber

Atatürk araştırmacısı, yazar, yüksek mimar Eriş Ülger: "Atatürk’ün ordusunun temelini kadınlar oluşturmuştur; bugünkü Türk ordusuyla onu ayırmak lazım.
Mustafa Kemal önderliğinde Türk ordusunun 26 Ağustos 1922 tarihinde başlattığı Büyük Taarruz sonrasında işgalci güçlerin Anadolu’dan sürüldüğü büyük zaferin 98. Yılı kutlanıyor. 26 Ağustos sabahı, saat 5.30’da Kocatepe’den ateşlenen Türk topçu ateşiyle başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta zaferle taçlanırken, Atatürk’ün 1 Eylül sabahı verdiği “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, işeri” emriyle Sevr esaretinden Lozan bağımsızlığına giden yol açılmış oldu." dedi.

Temeli kadınlardan oluşan Atatürk’ün ordusunu bu yönüyle bugünkü Türk ordusuyla ayırmak gerektiğine dikkat çeken Ülger, “Bugünkü Türk ordusuyla, Atatürk’ün Türk ordusunu ayırmak lazım. Atatürk’ün ordusu kimdi. Anadolu yiğidi ve Anadolu Anasıydı. Ordusunun temelini Anadolu kadını oluşturmuştur” dedi.

Mustafa Kemal’e duyulan güvene işaret eden Eriş Ülger, “Cephede annesiyle birlikte 16 yaşındaki kız da savaşmıştır, bu nasıl gerçekleşmiştir. Anadolu kadınının o zaman 1900’lerde değerini bilen Mustafa Kemal sayesinde oldu. 16-17 yaşındaki kız çocukları cepheye gitti. Bugün aynı yaştaki kız çocuklarına milyon versen kalkıp da Suriye’de çarpışmaz” diye konuştu.

Atatürk araştırmacısı, yazar, yüksek mimar Eriş Ülger’in, 30 Ağustos Büyük zafere giden sürecin atmosferini de kaleme aldığı yazısı da şöyle:

25/26 Ağustos gecesi, savaş alanını bir ölüm sessizliği kaplamıştı. Sessizlik insanı ürkütecek kadar derindi.

Uzaklardan Ankara Polatlı’dan, 8 Ağustos gecesi yola çıkan ve sadece gece yürüyüşü ile 18 gece süren ve 554 kilometre yol kat eden, yaşları 15/25 arasında olan Mehmetçiklerden oluşan 150 bin kişilik Türk ordusunun ayak sesleri yavaş yavaş yaklaşıyordu.

Ağustosun dudakları çatlatan sıcağı, yerini gecenin serinliğine bırakmıştı. Gelen sanki 150 bin kişilik bir ordu değil, 150 bin Tanrı’dan oluşan, ölümü hiçe sayan kocaman kocaman yürekli kutsal insanların oluşturduğu muhteşem bir ordu idi.
Daha sonraları dendiğine göre Allah’da, Ankara Polatlı’dan Afyon Cephesi’ne kadar bu ordu ile yürümüştü.

Şehit veya Gazi olmak için dakikalar bir birini kovalıyordu.
Karanlık, 163 kilometrelik Cephenin tamamını sanki bir yorgan gibi örtmüştü.
O sessizliğin içinde Simavlı Dursun Ermenekli Hasan’a,
-Emmioğlu, nihayet cepheye vardık. Yoruldun mu?
- Pah heye. Abe Dursun pen sağa yol poyu dimedim, emme şimdi sözüm sağa. Aha bu yol poyu hep yavuhlumu düşündüm. Yol gıssa geldi. (Bak hele! A be Dursun. Ben sana yol boyu söylemedim. Ama bu yol boyunca hep yavuklumu düşündüm. Yol kısa geldi)
-A be kan kardeş, niye bana dimedin? Bende kendi yavuklumu düşünürdüm derken, yavaş yavaş tan yeri ağarıyordu.

Cepheye en yakın yerde Akhisar’da üç komutan kendi çadırlarında verecekleri “Hücum” emrini sabırsızlıkla bekliyorlardı.
Fevzi Çakmak her zaman olduğu gibi yatsı namazını kılmış, Kuran’ını okumuş, yatağına uzanmıştı.

İsmet Paşa kandillerin altında eşi Mevhibe Hanıma şunları yazıyordu:
“Muhterem refikam Mevhibe Hanımefendi!
Zafere sayılı dakikalar kaldı. Yüreğimiz hürriyet ve bağımsızlık diye çarpıyor. Bu topraklara bir daha düşman çizmesi basmasın diye canımızla kanımızla çarpışacağız. Cennete gidilen yolun Cehennemden geçtiğini hepimiz biliyoruz. Kendimize ve ordumuza güvenimiz sonsuz.

En kısa zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Ankara’ya zaferle döneceğimizden eminiz…”
Mustafa Kemal Paşa çadırına girdi.
Sigarasını yaktı.
O ara yarım bıraktığı eski Türkçe kitap gözüne ilişti.

Kitabın üzerinde,
“Çalıkuşu” altında da Reşat Nuri (Güntekin) yazıyordu.
Yatağın üzerine şöylesine uzandı, ve bıraktığı yerden okumaya devam etti.
“…Feride, öğretmenliğe başlayınca bir "günlük" tutmuş, başından geçen her şeyi günü gününe bir deftere yazmıştı. Hayrullah Bey bu defteri bir gün bulur, okur ve saklar.

Hastalanınca, Feride'ye kendisinin ölümünden sonra ara sıra teyzesinin yanına gitmesini ve verdiği kapalı zarfı Kâmran'a teslim etmesini vasiyet eder.”
Saat sabahın dördüdür.

Ankara Polatlı’dan yola çıkmadan önce ordusuna gönderdiği son mesajında ne demişti Mustafa Kemal Paşa?
- Anadolu’nun Evlatları! Siz Afyon Cephesine sizden sonra gelecek olan kardeşlerinize hür ve bağımsız bir vatan bırakmak için gidiyorsunuz. Bilin ki ya şehit ya gazi olacaksınız. Üstünüzdeki mintanınız al kana bürünmeden ölmek yok. Toprak kefeniniz, son nefesiniz kutsal olana kadar savaşacaksınız.

Bu toprakların aziz evlatları! İnanıyorum ki, biriniz bin düşmana bedelsiniz. Ne bu vatan, ne sizden sonraki nesil, sizleri ve zaferinizi ebediyete kadar yaşatacak ve sizleri asla unutmayacaktır.
Yolunuz açık, gönlünüz ferah olsun.

İşte o saat gelmişti
26. Ağustos sabahı saat tam 4.25’de Topçu yüzbaşı Muzaffer Bey askerine emir veriyordu.
- Top atışı, salvo..
29 Ağustos 1922 akşamı günbatımı, sanki yeni doğarcasına batıyordu.
Mustafa Kemal Paşa’nın kurmay subaylığı dehası ile birleşip, Anadolu Kadın’ının ve Anadolu Yiğidinin yüreği ile harmanlanınca, düşmanın Akdeniz’in serin suları ile tanışmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Mustafa Kemal’in damgasını vurduğu askeri zaferlerden bazıları şöyle:
Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı.

Çukurova, Gaziantep, Kahramanmaraş Şanlıurfa savunmaları (1919- 1921)
I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921)
II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921)
Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921)
Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muharebesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922)

Sakarya Zaferi’nden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen Anadolu toprakları üzerinde yeni bir Türk devletinin kurulmasının yolu açıldı.
23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelendi. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı.

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildi. Atatürk oybirliğiyle ilk Cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükûmeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı.

S. Eriş Ülger kimdir?

10 Kasım 1953 yılında Atatürk'ün naaşının Etnografya Müzesinden Anıtkabir'e nakli sırasında Türk Gençliği adına ‘Atatürk'ün Türk Gençliğine Hitabını’ okudu. 1998'de Avrupa Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurdu ve ilk başkanlığını yaptı. 'Örsan Öymen' yarışmasında 'Atatürk ile Röportaj' isimli eseriyle üçüncülük ödülü aldı.

Avrupa'da Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili arşiv çalışmaları Kültür Bakanlığı tarafından iki cilt halinde Almanca olarak çıktı. Ülger'in Atatürk'le ilgili 10'dan fazla kitabı yayımlandı. Başlıcaları şunlardır: Avrupa Basınında Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti-Özgün Belgelerle Atatürk (Türkiye Büyük Millet Meclisi Basımevi, 1994-95); Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk (Denizler Kitabevi, 1996); Türk Rönesansı ve Anılarda Mustafa Kemâl Atatürk (İnkılap Kitabevi, 1999); Lâtife Gazi Mustafa Kemâl (İnkılap Kitabevi, 2004).