Abone Ol

Elif Şafak neden 'mıy mıy' yazıyor? Ahmet Ümit'ten açıklama!

Ahmet Ümit, geçtiğimiz günlerde bir okulda söylediği “Elif Şafak mıy mıy yazıyor” sözlerinin nedenini TRT'deki “Akılda Kalan” programında açıkladı.

Elif Şafak neden 'mıy mıy' yazıyor? Ahmet Ümit'ten açıklama!

Nuriye Akman’ın “Akılda Kalan” programına konuk olan Ahmet Ümit, moda olan Mevlana temalı kitaplardan, Elif Şafak ve Orhan Pamuk’la ilgili düşüncelerine, siyasetçilerden, ekranlardaki dizilere kadar pek çok konuda ilginç açıklamalarda bulundu.

Mevlana teması modasını kim başlattı?

Akılda Kalan’da edebiyatın da bir modası olduğunu belirten Ümit, herkesin bir seçimi olduğunu, moda olmanın ve çok satıyor olmanın belirleyici bir rolü olmadığını söyledi. Has edebiyatın peşinden gittiğini söyleyen Ümit, son yıllarda edebiyatta gündemde olan “Mevlana” teması modası hakkında da çarpıcı yorumlar yaptı.  Türkiye’de Mevlana teması üzerine ilk kitabı kendisinin yazdığını iddia eden Ümit,  “O furyaya eğer moda diyeceksen, onu başlatan kişi benim. Onlar hep benim arkamdan geldi. Şimdi benim kitabım iyi, onların kitabı kötü gibi bir tartışma absürt olur. Ama elbette, öteki yazarlar gibi yazmıyorum. Zaten farklı kitaplar yazmak birbirimizi eleştirmemizin yoludur” dedi. Ümit, 2005 yılında Konya’ya gittiğinde Hz. Şems ve Hz. Mevlana’nın türbelerine gittiğini ve Hz. Şems’in öldürüldüğünü öğrendikten sonra “Bab-ı Esrar’ı yazmaya karar verdiğini belirtti.

 “Yazar ‘yanıtlar’ veren kişi değildir. Sorular soran kişidir”

Akılda Kalan’da “Bab-ı Esrar” adlı romanı ile Elif Şafak’ın “Aşk” romanını da karşılaştıran Ümit, Elif Şafak ile üsluplarının ve hayata bakış açılarının farklı olduğunu belirtti. Ümit, “Çok farklı iki yazardan söz ediyoruz. İki farklı roman var ortada. İki farklı anlayış, iki farklı bakış açısı var”  dedi.  Ahmet Ümit sözlerine şöyle devam etti: “Roman dediğiniz şey elbette bir tarihi açıklama değil. Ya da tasavvufun açıklaması. Bab-ı Esrar’ı okuduğunuz zaman tasavvufu öğrenemezsiniz. Hâşâ ayıp olur. ‘Kar Kokusu’nda Marksizm’i anlattım. ‘Kar Kokusu’nu okuduğunuzda Marksizm’i öğrenemezsiniz. Mesele o değil. Çünkü roman böyle ideolojileri, düşünceleri, inanç sistemlerini açıklamaktan çok onların insan üzerindeki etkilerini anlatır. O nedenle bir romanda yazar elbette istediği şeyi yapabilir. Önemli olan bunu gerçekmiş gibi sunmamaktır. Bu bir romandır. Ben romanda öldürmüyorum. Öteki de diyor ki, ben öldürüyorum. Öteki de diyor ki ben evlendirdim”

Ümit, Elif Şafak ile arasındaki üslup farkını ise şöyle tanımladı: “Yazar, yanıtlar veren kişi değildir. Sorulan soran kişidir. Ben bilmiyorum ki nasıl yaşamak gerektiğini. Okura sen de öyle yaşamalısın diyeyim. Aramızdaki fark bu”

Elif Şafak neden “mıy mıy” yazıyor?

Ahmet Ümit, geçtiğimiz günlerde bir okulda söylediği “Elif Şafak mıy mıy yazıyor” sözlerinin nedenini de açıkladı. Bu tanımlamanın çok şık olmadığını kabul eden Ümit, “Kendi üslubumu anlatmaya çalışıyordum. Kendi üslubum şu; direkt olayın içine girer, insan hikâyesinden anlatmaya başlarım. Benim için edebiyat denilen şey bir düşüncenin propagandası değildir. Bab-ı Esrar’da tasavvufu anlattım. Ama tasavvufu propaganda etmedim “dedi.  Söylediği sözlerin çok da anlamlı olmadığını vurgulayan Ümit “ Bu tür şeyler yerine, başka yazarlardan farkımızı yazdığımız romanlarla ortaya koyarız. Esas meselemiz budur” dedi.



Orhan Pamuk’un kitapları zor okunuyor

Ahmet Ümit programda Orhan Pamuk’un üslubu ile ilgili yorumlarına da açıklık getirdi. Geçtiğimiz günlerde “Orhan Pamuk” için “bıdı bıdı şeklinde yazıyor” diyen Ümit, Orhan Pamuk’un kitaplarının genelde zor okunduğunu belirtti.



Hepimiz egoları çok şişmiş insanlarız.

Ümit, Akılda Kalan’da yazarlar arasındaki dayanışma ve rekabetle ilgili düşüncelerini de açıkladı. Ümit, “Bu şişkin ego sebebiyle de genellikle başka yazarlar hakkında çok iyi düşüncelere sahip olmayabiliriz. Sahip olmak lazım... Bunu başardığımız zaman aslında çok güzel bir şey olacak. Ama eşyanın tabiatına aykırı bir şeydir bu. Çünkü herkes kendi gösterisini yapıyor” dedi.  Yazarların yalnız olduklarını söyleyen Ümit,  yazarların birbirinin kuyusunu kazmaya çalışmadığını ama birbirlerini çok da fazla alkışlamadıklarını belirtti.

Ümit, Elif Şafak ve Orhan Pamuk için yaptığı yorumların ardından duygularını şöyle dile getirdi: “Aslında o mıy mıy, bıdı bıdı sözlerini söylediğim, bir anlamda benim egomdu. Yanlış bir ifadeydi. O ego zaman zaman sizi çığırından çıkartıyor. Aklınızı mantığınızı ortadan kaldırıyor” dedi.

Av Mevsimi filminin kurgusu zayıf

Akılda Kalan’da Yavuz Turgul’un geçtiğimiz haftalarda vizyona giren‘Av Mevsimi’ filmini de değerlendiren Ahmet Ümit, Turgul’’un çok sevdiği bir yönetmen olduğunu belirtti. Film hakkında  “Sorunları olan bir film” yorumunu yapan Ümit, “Hikâyenin dayandığı, daha doğrusu kurgunun dayandığı temel zayıf kalmış biraz. İnanılmaz görkemli bir açılışı var. Ben olağanüstü bir film ziyafetine geldim diye oturdum. Fakat giderek bazı zayıflıklar oldu. Kurguda bazı problemleri var” dedi.

Ekrandaki diziler “polisiye” değil

Ekrandaki ‘polis’ temalı dizileri de değerlendiren Ümit,  “Arka Sokaklar” dizisinin polisiye olmadığını söyledi ve şöyle devam etti. “Polisiye dediğimiz şeyde aslında bir entrika vardır, bir bilinmez vardır. Biz bu bilinmezin peşinden koşarız. En somut haliyle katil kim? Bunu kim yaptı, ya da suçlu kim? Arka Sokaklar’da esas olarak polisin hikâyeleri anlatılıyor. Oradaki polislerin yaşamları ve İstanbul’dan suç manzaraları… Polisiye bir dizi demek çok anlamlı olmayabilir”

Daha önce iki polisiye dizi yaptığını ve ikisinin de tutmadığını söyleyen Ümit, bunun nedenini halkın problem çözmeyi sevmemesine bağladı. “Behzat Ç.’de de aynı şeyi yapıyorlar. Enteresan bir karakter, sokağa çıkıp gösteriler yapan, bağırıp çağıran, delilikler yapan bir karakter yapıyorlar. İnsanlar onu izliyor” diyen Ümit, halkın daha çok görünen şeylerle yetindiğini söyledi. Bunun birtakım sosyolojik, tarihsel nedenleri de olduğunu belirten Ümit “Bu bizim kul kültüründen gelmektedir. Üç imparatorluk, Hititler, Roma ve Osmanlı’da insanlarımızın birey olamama problemiyle ilgili bir meseledir” dedi.

Erkekler naif ve kırılgan varlıklar

Ahmet Ümit, Nuriye Akman’ın “Kitaplarında karısı tarafından terk edilen adam figürü çok fazla. İçten içe böyle bir korkun var mı?” sorunsu ise ilginç bir biçimde yanıtladı.

Ahmet Ümit, öyle bir korkusunun olmadığını, erkeklerin aslında çok güçlü varlıklar gibi durduğunu ama aslında çok kırılgan ve naif varlıklar olduklarını söyledi. Bunun romanlarda dramatik olarak çok iyi bir malzeme olduğunu belirten yazar, “Kadın çok güçlü… Tek başına kalınca koca bir evde hayatını sürdürüyor. Onlar kendi hayatlarını çocuğa rağmen evde kurarlar. Hayat devam eder, düzen devam eder, hiçbir problem olmaz. Acıklı olan aslında erkeklerin durumu”  dedi.  Eşinin kendisini terk etme korkusunun olmadığını da belirten Ümit,  “Ama eşim beni terk etse çok üzülürüm. Çünkü benim parçam o. Yarım neredeyse. Benim üzerimde çok büyük emeği vardır. Çok zor toparlarım onu itiraf edeyim. Fakat romanlarımda kendimi anlatmaktan çok, aslında karakterler üzerinden kendimi anlatıyorum. Doğrudan, açık bir anlatım yok dedi”.

Marifet,  iyi ile kötünün buluştuğu noktayı anlatabilmek

Ahmet Ümit, romanlarında şiddeti övmediğini, cinayeti olumsuzladığını ve insanları hoşgörüye çağırdığını söyledi.  Bazı romanların şiddeti çok yücelttiğini belirten Ümit, yazar için asıl marifetin insanın içindeki kötü ile iyinin buluştuğu noktayı anlatmak olduğunu sözlerine ekledi.

Nuriye Akman ve Ahmet Ümit arasında geçen ilginç bir diyalog:

Akman: Polisiye yazarların içlerindeki o suç işleme güdüsünü estetize ederek, içlerindeki, o çok derinlerindeki suçluluk duygusundan arınma eğilimi sayılabilir mi? Tamamen spekülasyon yapıyorum. Nereden yola çıkıyorum. İnsan ne şeytandır, ne melek. Bütün olumsuz özellikleri içinde taşır. Siz içinizdeki o suç işleme güdüsünü seviyor olmalısınız ki bu kadar yakınlaşabilesiniz değil mi?

Ümit: Seviyorum, tabii. İçimde tabii bir canavarda var, bir katil var. Bir tarafta çok iyi birisi de var. Onu da biliyorum. İkisi beraber yaşıyor. Bir tarafta bir kahraman var, bir tarafta bir korkak var. O kadar çok hissediyorum ki bunları. Birebir hissediyorum ve onlarla yüzleşiyorum. Evet. Romanları yazarken tabii ne oluyor? Gerçekten de bu duyguları orada yaşatmış oluyorum. Doyurmuş oluyorum.