Cafer Mahiroğlu'ndan Kemal Kılıçdaroğlu açıklaması: Sözleşmeyi onlar yaptı

Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ekibinin gündeme getirdiği para iddialarına yanıt verdi. Mahiroğlu, söz konusu sözleşmelerin önceki dönemde yapıldığını savundu.

Cafer Mahiroğlu'ndan Kemal Kılıçdaroğlu açıklaması: Sözleşmeyi onlar yaptı

Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, CHP'de "mutlak butlan" kararının ardından yeniden genel başkanlık görevine gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibinin iddia ettiği paralara dair sessizliğini T24’ten Cansu Çamlıbel’e bozdu. “Kılıçdaroğlu ekibinin iddia ettiği 80 milyon TL’nin hesabını yapabilmeleri için beş sene geriye gitmeleri lazım yani kendi dönemlerine” ifadelerini kullanan Cafer Mahiroğlu, “Kardeşim sen kendin yapmışsın sözleşmeyi” tepkisini gösterdi.

İşte o röportaj…

Yakalama kararı çıktığında Londra’da olmam tamamen tesadüf

-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Haziran 2025’te, yani yaklaşık 13 ay önce, sizin hakkınızda "ihaleye fesat karıştırma" suçlamasıyla yakalama kararı çıkarıldığını açıkladı. Sonradan öğrendik ki siz o sırada zaten Londra’daymışsınız. Hala da buradasınız. Soru şu; böyle bir ihtimalden daha önce bir biçimde haberdar olduğunuz için mi yurtdışına çıkmıştınız?

Yok, benim o sırada Londra'da olmam tamamen tesadüf. Benim ilk eşimin abisi ve kızımın dayısı bir rahatsızlık geçiriyor. Başta hayati tehlikesi yoktu, sonra hayati tehlike belirince aradılar ve buraya geldim. Yoksa ben bir duyum falan almadım. Duyum almış olsaydım da zaten ben de karşılığında davacı olurdum çünkü inanmazdım böyle bir şey olabileceğine.

Aziz İhsan Aktaş’ı tanımıyorum, hiç görmedim; zaten emin konuşmuyor, bahsedilen ihale hiç alınmamış

-İddiaya dönersek, sizin hakkınızdaki soruşturmanın Aziz İhsan Aktaş’ın beyanları üzerine başlatıldığı açıklandı. Aziz İhsan Aktaş ile nasıl iş ilişkiniz oldu ve ifadesinde geçen ortak olduğunuz ihale hangisi?

Ben Aziz İhsan Aktaş'ı tanımıyorum. İnanıyorum ki kendisi de aynı beyanı verecektir, belki de vermiştir. Kendisini ne şahsen tanıyorum ne de biliyorum. Suratını ilk kez televizyonda ya da gazetede gördüm. Bu haberlerden önce böyle bir kişinin varlığından dahi haberdar değildim. Söylediği iddia edilen şey de şu; “Duyduğuma göre falanca ihaleyi de Cafer Mahiroğlu aldı, o da o ihaleye ortaktı.” Yani emin de konuşmuyor. Bahsettiği zaten alınamayan bir ihaledir. Yusuf Yadoğlu diye bir isim veriyor. Alınan bir ihale yok ama. Zaten Yusuf Yadoğlu da “Mahiroğlu’nu tanırım ama bir ortaklığım yok” diyor.

-Siz Yusuf Yadoğlu’nu tanıyor musunuz?

Tanıyorum. Benim yakın köylüm fakat öyle bir ihale yok. Kimse de bana bir ihale falan sormamış. Sonra birden bir yakalama kararı çıkartılıyor.

Suçlama tam nedir, hangi ihaleye fesat karıştırmışım, kime para vermişim? Hiçbiri belli değil

-Sizin avukatınız Türkiye'de savcılık makamını arayıp bilgi istedi mi?

Benim avukatım belki istemiştir, detayını bilmiyorum. Ama bir iddianame yok ki ortada benimle ilgili, suçlamanın ne olduğu da tam olarak belli değil. Hangi ihaleye fesat karıştırmışım belli değil. Kime para vermişim o da belli değil.

-Her şey bu kadar muğlak ise ve kendinizden bu kadar eminseniz neden Türkiye'ye dönmüyorsunuz? Gidip verseniz ifadenizi ne olur?

Buraya büyük bir gülme ile birlikte büyük bir soru işareti koyayım. Ama gülmeyi hak sayarım. O yüzden ben böyle vermiş olayım bu cevabı.

-Medyadan bir örnek vereceğim; Cumhuriyet Gazetesi’nin eski İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay da yurtdışındaydı hakkında yakalama kararı çıkartıldığında. Geri geldi, tutuklandı ve cezaevinde yattı.

Bugün atmosfer çok farklı. Ben o şeylerin detayına burada girmek istemiyorum. Çünkü ben şu anda başka bir konumla buradayım. Bir siyasetçi değilim.

Ozon tabakası delinmiş, sıcaklık 200 dereceye gelmiş paltoyla gezer misiniz?

-Siz bir medya patronusunuz, ben de zaten bir medya yöneticisinin örneğini hatırlattım.

Ozon tabakası delinmiş, sıcaklık gelmiş 200 dereceye, paltoyla gezer misiniz? Bu soru biraz öyle bir şey. Doğru bir karşılaştırma olduğunu düşünmüyorum. Konular benzer olmadığı gibi atmosfer de aynı değil.

-“Ben aslında şu anda bir muhalefet mecrası olarak görünen Halk TV'nin patronu olduğum için tutuklanmak istiyorum ve buna kılıf aranıyor” diye mi düşünüyorsunuz?

Böyle bir hukukun Türkiye'de egemen olmamasını diliyorum.

-Peki Türkiye’de bugün böyle bir hukuk mu egemen?

Olmamasını diliyorum.

-Ama şüpheniz olduğu için dönmüyorsunuz.

Olmamasını diliyorum.

-Şüpheniz var mı, yok mu? Şüpheniz olmasa dönmez miydiniz?

Bir insan hakkında, hiç tanımadığı bir insan tarafından verilen bir ifadeyle tutuklama kararı çıkartılıyorsa ben ne söyleyebilirim?

Türkiye Cumhuriyeti’nin benimle bir sorunu yok olsaydı bu yaşıma kadar bilirdim

-Halk TV'nin sahibi olduğu için tutuklanmak istediğinizi düşünüyorsunuz. Doğru mu?

Ben Cafer Mahiroğlu olarak Türkiye Cumhuriyeti'yle hiçbir sorunu olmayan bir Türk vatandaşıyım. Türkiye Cumhuriyeti'nin de Cafer Mahiroğlu'yla ilgili herhangi bir sorunu yok.

-Nereden biliyorsunuz?

Olsaydı bu yaşıma kadar zaten bir şekilde bilirdim.

Bugüne kadar hükümetten hiçbir tehdit mesajı almadım ama bugün Kemal Bey’in şantaj ve tehdidine maruz kalmış durumdayım

- “Devletin seninle bir sorunu yok” şeklinde mesaj gönderen birileri var mı ki bunu söyleme gereği duydunuz?

Yok benim kimseyle öyle bir diyalog kanalım yok. Ben kanalı aldığım günden bugüne kadar devletten ya da hükümetten bana karşı hiçbir şekilde baskı, tehdit, şantaj ya da “Bu haberi yapsın” ya da “Şu haberi yapmasın” gibi bir mesaj gelmedi. Ama RTÜK’ten pek çok kez kapatılma cezası aldık. Pek çok sıkıntı yaşadık ama hepsi mahkemeden geri döndü. Ama ben bugün Kemal Bey’in şantaj ve tehdidine maruz kalmış durumdayım. Biliyorsunuz CHP Genel Merkezi’ne ilk döndüğü gün yaptığı konuşmada beni hedef gösterdi. Yani buradan şuraya gelebiliriz. Acaba işte Kemal Kılıçdaroğlu, Cafer Mahiroğlu'nu mu hedef gösterdi yoksa Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu'nu mu hedef gösterdi?

Kılıçdaroğlu ekibi Kemal Bey’in talimatıyla benimle temas kurdu

Nüfuz edecekleri yerler olduğunu söylediler ‘bizi destekleyin yoksa gereği yapılır mesajı’ verdiler ‘devlet aklı’na inanmışlar ve çok güveniyorlar

-Tam olarak neyi kastediyorsunuz? Kemal Bey’in tehdit ve şantajına maruz kaldığınızı söylediniz. “Butlan kararıyla” geri döndükten sonra sizinle temas kurdu mu? Kurduysa ne talep etti?

Evet, benimle direkt değil ama dolaylı temas kuruldu. Yakınlarım, eski arkadaşlarım ya da bana yakın kişiler üzerinden mesaj yollandı. “Kemal Bey’le birlikte oldukları an” beni arayacakları haberini yolladılar. Reddettim. Yakın çevreme, tüm bu girişim ve iletilen mesajların Kemal Bey’in talimatı ve bilgisi dahilinde olduğunu aktardılar. Kendilerini desteklememiz karşılığında maddi ve manevi destek vereceklerini ilettiler. Nüfuz edecekleri yerler olduğunun mesajını yolladılar.

Sokaktan alamadıkları meşruiyeti bizden alacaklarını sanan sığ bir kadro CHP’yi esir aldığı gibi bizim de Kemal Bey’in esiri olmamızı istiyorlar. Bu kadar özgüvenleri var ve neden olduğunu biz bilmiyoruz. Ama bu kadar bir yerlere güveniyorlar belli ki. Açıkça bize “Bizi destekleyin yoksa gereği yapılır” diyorlar. Size röportaj veren Kemal Bey’in yakın yardımcısının söylediği “devlet aklı” sözüne inanmışlar ve çok güveniyorlar. Böyle bir algıyı korkuya dönüştürerek partilerine hâkim olmaya çalışıyorlar. Ben bu izlenimi edindim.

Benim devlete bakışım; kutsal devletin kanala el koymaya tenezzül edeceğini düşünmüyorum

-Ankara’da biliyorsunuz Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılmak istenileceğinin konuşulduğu bir siyasi atmosfer var. Böyle bir ortam varken devletin Halk TV’ye el koymak için bir gerekçe yaratmayacağından emin olabilir misiniz?

Devletin böyle bir şey yapmayacağını düşünüyorum. Benim devlete bakışım kutsaldır. Ben bütün yaşantım içerisinde buna inandım ve hayatı öyle yaşadım. Benim için devlet kutsaldır ve devletin böyle şeylere tenezzül edeceğini düşünmüyorum. Her dönem devlet içinde birtakım gruplar olabilir, devlet içinde yapılan durumlar olmuş olabilir ama bana soruyu “Devlet el koyar mı?” diye soruyorsunuz.

Ben devleti halkın vicdanıyla tanımlarım inandığım devlet odur

- “Devleti yönetenin AKP hükümeti olduğu” gerçeği üzerinden soruyorum bu soruyu. Mesela sizinle konuştuğumuz şu sıralarda genç komedyen Deniz Göktaş tutuklandı.

Devlet halkını mı temsil eder yoksa devlet sadece kendini mi temsil eder? Şimdi eğer buradan bakarsak olaya, cevap devleti nerede tanımladığınıza bağlı olarak değişebilir. Ben devleti halkın vicdanıyla tanımlarım. Yani halkıyla tanımlarım. Mesela “devletin hafızası vardır, unutmaz” derler. Buradan bakarım ben olaya, öbür türlü baktığında çıkamayız bu işin içinden. Çünkü orada iş artık bireyselleşir.

-Siz olması gerekeni söylüyorsunuz. Ben bugünkü devlet yapısını ve işleyiş tarzını hatırlatarak bir soru soruyorum.

Ama bunlar geçicidir. Bugünü tanımlayıp üzerinden devleti yorumlarsak, bir yere gidemeyiz. Yani eğer devleti konuşacaksak ben halkının vicdanıyla birleşmiş, halkıyla birleşmiş biz devlet tanımı üzerinden giderim. Çünkü inandığım devlet odur. Ama bugünü konuşursak, konu farklı yerlere gidebilir. Biraz önce Deniz Göktaş’ın tutuklandığını hatırlattınız. Buna benden önce yorum yapması gerekenler kendi meslektaşları değil mi? Onlar bu konuyla ilgili konuşmazken benim konuşmam abesle iştigal değil mi?

-Ben size Deniz Göktaş'la ilgili bir soru sormadım. Sadece yargının nasıl bir atmosferde ve nasıl bir siyasi karar silsilesine bağlı olarak karar alabildiğini hatırlatmak istedim. Aynı devletin sizin kanalınıza sudan bir bahaneyle el koymasından endişe duyup duymadığınızı soruyorum.

Burada asıl olan devlet, içindeki taktikler ve manevraları eğer devletin bütününe oturtursak o zaman doğru bir tespit çıkmaz.

Devletin hakkımı teslim edeceğine inandığım ana kadar Türkiye’ye dönmem

-Sonuçta bugünkü “manevraları” konuşmak zorunda olduğumuz bir andayız. “Ben eninde sonunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin benim hakkımı teslim edeceğini düşünüyorum. Ama o güne kadar da Türkiye'ye dönmem” mi diyorsunuz yani?

Yani almak istediğiniz cevap oysa, öyle diyelim. Çünkü öyle durum.

Kadının teki çıkıyor devlet kurumlarına ayar veriyor devlet de çıkıp ‘sen kim oluyorsun?’ diye sormuyor

-Ben sizin ne demeye çalıştığınızı anlamaya çalışıyorum sadece. Böyle düşünmüyorsanız neden “hayır öyle düşünmüyorum” demeyesiniz ki?

Nelere şahit olduğumuz bir dönemdeyiz. Kadının teki çıkıyor devlet kurumlarına ayar veriyor. “Şunu şunu yapın” diyor. Bize yüz milyon dolarlık kredi verilmiş vesaire. Devlet de çıkıp “Sen kim oluyorsun?” diye sormuyor mesela.

Devlet birisi kredi almışsa bilir kardeşim

-Oraya da gelecektim ama madem siz açtınız konuyu, şimdi sorayım. Tamar Tanrıyar -ki ben de ismini son haftalara kadar hiç duymamıştım- size bir kamu bankasından Halk TV için 40 milyonluk, Sözcü TV sahibi Burak Akbay için de 60 milyon kredi verileceğini iddia etmiş. Ama Serhat Albayrak ile ilgili de iddiaları varmış ve bu nedenle gözaltına alınıp bırakılmış. Sosyal medya mesajınızdan anladığım dava açmışsınız kendisine. Sonuçta daha ziyade dedikoduları “gerçek” gibi sunan birine neden bu kadar takıldınız?

Yahu devlet büyük bir kurumdur, bilir kardeşim zaten burada bir kredi alınmışsa. Kamu bankası olsa da bilir özel banka da olsa bilir. Niye alınmış? Nasıl alınmış? Kim almış? Kim vermiş? Neyi yapmış? Neden yapmış? Hadi sen böyle bir şey duydun, devleti ve devlet kurumlarını küçümseyecek ve herkese ayar verecek bir biçimde o edepsizliği bu terbiyesizliği yaptın…devlet buna neden haddini bildirmiyor?

Bugüne kadar sadece iki kişi için suç duyurusunda bulundum; Tamar Tanrıyar ve Ali Haydar Fırat

-Gözaltına alınmış ya işte! Gerçi sizinle ilgili iddiaları nedeniyle değil “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiası ile gözaltına alınıp hemen serbest bırakıldı. Tam da bu nedenle “bir güç onu koruyor” yorumları yapılıyor. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?

Ben oraya girmiyorum. Ben sadece şunu diyorum; devlet kurumlarını bu şekilde aşağılayıcı, küçültücü, önemsizleştirici bilgi kullanamazsın kardeşim. Ben bunu sorgularım. Zaten ben kendisi hakkında suç duyurusunda bulundum. İkinci kez bir kişi hakkında şikayetçi oluyorum bunca yıldır. İlki de Ali Haydar Fırat hakkındaydı, o da yeni zaten. CHP’den 80 milyon TL gibi bir para aldığımı iddia ettiği için.

Londra sokaklarında yürürken ‘Allah’ım ben ne günah işledim de burdayım’ diye soruyorum, ben neden bir iftiracının temeli olmayan bir cümlesinden dolayı ülkeme gidemiyorum?

-Oraya da geleceğiz ama Türkiye’ye dönüp dönmeyeceğinize ilişkin soruma tam yanıt alamadım.

Zaman zaman Türkiye'ye dönmeyi düşünüyorum. Birçok kez bu sokaklarda yürürken hep şunu demişimdir; “Allah'ım ben ne günah işledim de buradayım. Niye kendi ülkemde değilim?” belki siz buna riyakarlık diyeceksiniz. Sonuçta 35 yılda burada başarılı oldum. İngiltere bana bir iş hayatı sundu. Burada çoluğum çocuğum oldu, bir yaşam kurdum. Ama sonuçta Türkiye’ye gidip geliyordum. Ben ülkemde özlemden iş kurdum. Türkiye’de sorumluluk paylaşayım diye iş kurdum. Ben 15 Temmuz’dan sonra bütün mallarımı Türkiye'deki şirketim üzerine kaydettim. Ülkemi kaybedeceğim duygusu yaşayınca yaptım bunu. Ama işte bu melez ticari yapı nedeniyle sorunlar da yaşadım. Diyelim ki kredi alacağım, İngiltere bankasına gittim, “Malların Türkiye’de biz sana kredi veremeyiz” dediler. Türkiye’de de farklı koşulları yerine getirmediğim için vermediler. Ben kime ne yapmışım da ülkeme gidemiyorum? Üç ay önce 35 yaşında yeğenim vefat etti, gidemedim. Ya ben niye gidemiyorum bir tane iftiracının söylediği hiçbir temeli olmayan, hiçbir kaydı olmayan bir cümleden dolayı neden ülkeme gidemiyorum?

Ülkem için bir şey yapmak için Halk TV’yi satın aldım

-Bu sözlerinizden yakın gelecekte Türkiye’ye dönmeyi düşünmediğinizi anladım ben. Aslında en başa dönerek şunu sormak gerek sanıyorum; siz 2019’da Halk TV’yi neden satın almıştınız?

Ben ülkemi çok seviyorum ve ülkem için bir şey yapmak istiyorum. Orada olmak istiyorum. Bunun için aldım.

Kemal Bey’in arkadaşlara ‘söyleyin etrafta Alevi olduğunu çok konuşmasın’ dediğini biliyorum

-Kanalı siz satın aldığınızda şöyle bir dedikodu çıkmıştı; Kemal Kılıçdaroğlu siz de bir Alevi olduğunuz için almanızı istemiş Halk TV’yi. Yani bir anlamda CHP içindeki Alevilik hattının güçlenmesi için sizi tercih etmiş.

Ben bunu ilk kez duyuyorum. Bu anlatımla ilk kez duydum. Hani Alevilik üzerinden…Benim Kemal Bey'le böyle bir ilişkim yok. Hatta Kemal Bey…bunu artık söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama artık söyleyeceğim. Kemal Bey’in arkadaşlara benim için “Söyleyin ona etrafta Alevi olduğunu çok konuşmasın” dediğini biliyorum. Yani şimdi bu nasıl bir saçma bir şey?

Kılıçdaroğlu’nu 2010’da genel başkan olmadan çok önceden beri tanıyorum

-Peki siz Halk TV’yi satın aldığınızda tanıyor muydunuz Kemal Bey'i?

Tabii tanıyorum Kemal Bey’i, hem de 2010 yılında Genel Başkan olmadan çok öncesinde tanıyorum. Milletvekilliği döneminden tanıyorum. Ben bir medya kuruluşu sahibi de değildim o zamanlarda.

Ben bugün Kemal Bey’in ülkeye ihanet ettiğini düşünüyorum

-Bugün sizin Halk TV'nin “CHP medyası” olarak konumlandırılmasına itirazınız olduğunu biliyorum. Ama siz nihayetinde bu kanalı eski bir CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal’ın kızı Aslı Baykal’dan satın aldınız. Benim baktığım yerden bu parti ve kanal arasındaki organik ilişkiyi kanıtlamaya yeter. Buradan ilerleyelim…siz kanalı satın almaya karar verdiğinizde Genel Başkan artık Kemal Bey ve sizin onunla yıllara dayanan bir hukukunuz var. Dolayısıyla da algı şu oldu; Kemal Bey’e yakın çizgide bir yayın politikası için Genel Merkez tarafından siz tercih edildiniz. Yani CHP’nin gündemine paralel bir yayın faaliyeti için. Yanlış bir algı mı bu?

Duyumlar şudur budur, ben onları bilemem. Ben ancak yaşadıklarımı anlatabilirim. Kemal Bey bana “Halk TV'ye al” diye hiçbir şey söylemedi. Evet bugün ben Kemal Bey'in yaptıklarını tasdik etmiyorum, karşısındayım. Beni hedef gösteriyor ve ben de Kemal Bey’in ülkeye ihanet ettiğini düşünüyorum. Bugün böyle düşünüyorum ama geçmişe dönük olarak da olmayan bir şeyi söyleyemem. Ne bana “Git kanalı al” dedi ne de sizin söylediğiniz dedikodularda olduğu gibi Alevilik üzerinden bir ilişkimiz vardı. Kesinlikle böyle bir ilişkimiz olmadı. Böyle bir söylem de asla olmadı. Fakat Halk TV’nin yaradılışında, DNA’sında bir şey var ve bunu kırmak kolay olmuyor.

Halk TV’nin DNA’sında CHP ile ilişki var bunu kırmak kolay değil ama ben eskiye oranla bu algıyı kırdığımızı düşünüyorum

- “CHP’nin kanalı” imajını kırmaktan bahsediyorsunuz.

Evet. Ben olaya şöyle bakıyorum; bizim söylemlerimizle onların söylemlerinin kesiştiği çok nokta var. Ülkenin geleceğine dair, ülkedeki yaşanan sorunlara dair yaptığımız haberlerle onların siyasi olarak bunlara itirazı arasında birtakım kesişmeler var. Tabii sizin de hatırlattığınız geçmişten gelen ilişki nedeniyle zaten bir algı var. Ama bu ben bu algıyı kırdığımızı düşünüyorum. Yani bence eskiye oranla bu algı kırıldı.

Ben Halk TV’yi aldıktan sonra önce Kemal Bey ile görüştük sonra da Bülent Kuşoğlu ve Tuncay Özkan ile konuştuk bana kanalla olan anlaşmalarını anlattılar

Akşam yayınlarında mutlaka bir CHP’li vekil olması talebini kabul etmedim o nedenle de benden önce yapılmış anlaşmayı bozdum

-Ali Haydar Fırat ve Tolgahan Erdoğan gibi Kemal Bey’e yakın isimlerin sizin Halk TV için CHP’den 80 milyon TL aldığınız iddiası var. Mahkeme kararıyla göreve geri getirildikten sonra sürekli bu konuyu gündeme getiriyorlar. Dolayısıyla CHP’nin defterlerine hâkim olduktan sonra bir bilgiyle konuştukları gibi bir izlenim doğuyor. Halk TV, CHP’den bu miktarda toplu bir para aldı mı?

Ona yanıt verebilmek için biraz geriye gitmem lazım. Ben 2019’da Halk TV’yi aldıktan sonra Kemal Bey ile bir görüşme yaptık. Ondan sonra ise Tuncay Özkan ve Bülent Kuşoğlu ile oturduk CHP’nin kanalla ticari anlaşmasına dair detayları bana onlar anlattı. Hatta orada bir kişi daha vardı ama siyasetin doğrudan içinden biri olmadığı için ismini vermeyeceğim. Bana onlar detayları anlattı çünkü ben kanalı satın alırken defterlerine bakmamıştım. Kiminle ne ilişkisi var bilmiyordum. Onlar bana daha önce yapılmış olan anlaşmayı anlattı. Ve dediler ki “Biz bütün grup toplantılarımızı koşulsuz şartsız canlı vereceksin. Bizim genel başkan yardımcılarımızın açıklamalarını koşulsuz şartsız canlı vereceksin. Bizim sözcümüzün açıklamasını canlı vereceksin.” Bunların üzerine bir de Tuncay Özkan akşam her tartışma programında CHP’den vekil çıkartılmasını istedi. Ben de orada “dur” dedim. “Bu işe bu kadar müdahil olmazsınız” dedim.

-“Her akşam CHP’li bir milletvekili mutlaka canlı yayında olsun” mu istenildi?

“Her akşam” demedi, genel konuştu. Ben buna itiraz ettim, o nedenle de benden önce yapılmış olan anlaşmayı bozdum. Hani şimdi hala konuşuyorlar ya listelerden bahsediyorlar ya CHP’den gönderilen…kesinlikle böyle bir şey yok. Halk TV’yi ben aldıktan sonra hiçbir şekilde benim kararlarım dışında, CHP Genel Merkez’inin talimatıyla kimse çıkmamıştır ekrana. Ama sonuçta benden daha önce yapılmış olan anlaşmanın diğer kısımları için anlaşmayı yeniledik. Ticari bir anlaşmadan bahsediyoruz, fatura kesiliyor ve hizmet veriliyor. Uydunun vesaire parası veriliyor.

Ben aldığımda Halk TV CHP’ye aylık 100 bin dolar fatura kesiyordu, 2023’te Eren Erdem sözleşmeyi feshettiğinde aylık kesilen tutar 62 bin dolardı

-Siz satın aldığınızda CHP ile Halk TV arasında var olan ticari anlaşmanın aylık tutarı neydi?

Ben satın aldığımda Halk TV, CHP’ye aylık 100 bin ABD doları karşılığı faturalı hizmet veriyordu. Ben bu anlaşmayı bozdum ve yeniledik. Söylediğim itiraz nedeniyle.

Benim aylık giderim 700-800 bin dolar civarında CHP’ye kesilen faturalar en fazla yüzde 5’ini karşılamıştır

CHP ile ideolojik değil ticari bir angajman var, İyi Parti ile de ticari bir anlaşma yapabilirim

-Ne zaman anlaşmanızı yenilediniz?

Aslında onlar bozdu anlaşmayı 2023’te. Biliyorsunuz o zaman Medyadan Sorumlu olan Genel Başkan Yardımcısı Eren Erdem ile çok sorunlar yaşadık, kamuoyuna da yansıdı. Temmuz 2023’te CHP ile anlaşma feshedildi. Kılıçdaroğlu yönetimiyle anlaşma kapsamında 2023 yılında 1 milyon 120 bin TL fatura kesiyorduk. Son fatura tarihinde dolar kuru 18 TL idi. Yani yaklaşık 62 bin dolar ediyordu. Ama benim aylık giderim zaten 700-800 bin dolar civarında. Yani o dönemde Halk TV’nin aylık gelirinin sadece yüzde 5’i CHP’ye kesilen faturadan geliyormuş. Benim gelirim çok şeffaf kardeşim. Kurumsal faturaların toplamından gelen geliri de giderini karşılıyor. Zaten detaylar da devletin elindedir. Kaç kuruş faturayı kime kestiğimi bilirler. Ayrıca şu an da gelirim giderimi karşılıyor. Devlet de bunu biliyor. Sonuçta burada bir ticari bir angajman var, ideolojik bir angajman yok. Ben ticari ve hukuki bir anlaşma İYİ Parti ile de yapabilirim.

Özgür Özel yönetimiyle Ocak 2024’te sözleşme yaptık, bugünkü kurdan aylık 32 bin dolar civarındadır

Kılıçdaroğlu dönünce ben kendim feshettim çünkü onların açıklamalarını canlı vermiyoruz

- “Devlet gelirimi giderimi biliyor” kısmına geleceğim. Ama önce şurayı netleştirelim; Haziran 2023’te CHP ile anlaşmanız feshedildikten sonra Kasım 2023’te Özgür Özel yönetimi geldikten sonra yeni bir anlaşma yapmadınız mı?

Yaptık. Özgür Özel yönetimi Kasım 2023’te geldi. Biz CHP ile Ocak 2024’ye yeni sözleşme yaptık. Yapılan yeni sözleşme aylık 1,5 milyon TL oldu. Ancak o günkü dolar kuru 29,66 TL idi. Yani CHP’ye kesilen aylık fatura bedeli yaklaşık 50 bin dolardı. Bugünkü kurdan aylık bedel 32 bin dolar civarıdır.

-Şu an bu anlaşma devam ediyor mu? Yani Kılıçdaroğlu ekibi mahkemenin “butlan” kararı ile geri getirildikten sonra sözleşme devam etti mi?

Hayır, ben feshettim bu sefer sözleşmeyi. Benim aslında hukuki olarak fatura kesmeye devam etmek hakkım. Ama onlar geldikten sonra fatura kesmeyi bıraktım çünkü onların yayınlarını yapmıyorum. Yapmadığım yayınların faturasını kesemem ki. “Yayın” derken haberleri kastetmiyorum. Çünkü onların da haberini yapıyoruz normal olarak. Ama onların yöneticilerinin açıklamalarını, basın toplantılarını falan canlı yayında vermiyoruz. Vermeyeceğim için fatura kesmeyi de bıraktım.

İddia ettikleri 80 milyon TL’nin hesabını yapabilmeleri için beş sene geriye gitmeleri lazım yani kendi dönemlerine

Kardeşim sen kendin yapmışsın sözleşmeyi

-O halde Kılıçdaroğlu yönetiminin İletişim Koordinatörü Ali Haydar Fırat’ın ima ettiği 80 milyon TL hadisesi tam olarak nedir çözebildiniz mi? Bu paranın Özgür Özel döneminde CHP kasasından doğrudan Halk TV’ye aktarıldığını mı söylemeye çalışıyor yoksa aylık ödemelerin toplamından mı bahsediyor?

Ben neye göre hesapladıklarını bilmiyorum. Ama size kestiğim faturalar normalde ticari sır olmasına rağmen şeffaf biçimde anlattım. CHP’ye aylık 1 ila 1,5 milyon TL kesilen fatura üzerinden 80 milyonun hesabı yapılabilir. Bu toplamı bulabilmeleri için 5 yıl geriye gitmeleri gerekiyor. Beş buçuk senede kesilen faturaların toplamı olabilir ancak 80 milyon TL. Bu kadar abesle iştigal iddia olur mu? Kardeşim sen kendin yapmışsın sözleşmeyi. Senin Genel Başkan’ın Kılıçdaroğlu’nun benim 2019’da satın aldığım kanalla aylık 100 bin dolarlık sözleşmesi var. Bu sözleşmeye göre yayın saati satın alıyorsun. Bu ticari bir olaydır. Televizyonun kuralı budur. Sen şimdi kafana göre 80 milyonu nasıl buluyorsun? Herhalde beş senedir kesilen bütün faturaları toplayarak buluyorsun! Böyle saçma bir şey olur mu ya? Türkiye'deki medya kuruluşlarının hepsi reklamla ve yaptıkları sponsorluk anlaşmalarıyla geçiriyor. Bunu bir tek Halk TV yapıyormuş gibi gündeme getirmek ayıp.

-Kılıçdaroğlu’nun ekibi neyi ne maksatla gündeme getiriyor ayrı konu ama Halk TV’nin CHP ile anlaşmasının içeriği herkesin merak ettiği bir konu.

Ya bakın İYİ Parti de önerdi bana sözleşme yapmayı. Ya da ben Vestel’den de reklam almışım.

Ben bir yatak markasından da reklam alabilirim İyi Parti’ye de fatura kesebilirim

-Bir siyasi partiye yayın saati satmakla bir şirketin reklamını yayınlamak aynı şey değil yalnız, özellikle de bir “haber kanalı” vasfınız varsa.

Bir saniye. Reklam almışım. Ben bir yatak markasına da Türk Hava Yolları’ndan da reklam alabilirim. Fatura kesiyorum. İYİ Parti ile de yaptığım kısa dönemli anlaşmalar var.

Ben CHP’liyim evet ama bir televizyon kanalı sahibi olarak yaptığım şey ayrı

-Peki şurayı da bir netleştirelim; siz Cumhuriyet Halk Partili bir iş insanısınız. Yanlış mı?

Ben CHP'liyim evet. Ama benim CHP'li oluşum ayrı bir şey, bir televizyon kanalının sahibi olarak yaptığım iş ayrı şey. İki şapkam var benim.

Türkiye’nin çıkarlarına, iç barışına, demokratik haklarına karşı durmayan her siyasi partiyle ticari olarak yol yürürüm

-Ama bugün devleti yöneten AKP gelse özel bir yayın anlaşması yapmak istese yapmayacağınızı söylüyorsunuz bir taraftan da…

Dünya medyasında da siyaseten tercihini yapan medya kuruluşları var. Amerika'da da böyle. Demokratları destekleyen CNN var mesela, Cumhuriyetçileri destekleyen Fox News var değil mi? Bu ayıp bir şey de değil. Benim pozisyonum çok net. Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarına, iç barışına, demokratik haklarına karşı duruşu olmayan her siyasi partiyle yol yürürüm ticari olarak.

-Adalet Kalkınma Partisi şu anda Türkiye'nin çıkarlarının ve iç barışının karşısında yol yürüyen bir parti mi size göre?

Benim onların karşısına yaptığım bir yayın mı var anlamadım? Onların bir sürü kanalı var zaten, bize gelmezler.

Flash TV’yi satın almıştım ama kanal elimden alındı parasını aldığım kanalı bana vermediler

-Kasım 2024’te Flash TV’yi satın aldıktan sonra Fatih Altaylı'nın kanalına konuk oldunuz ve orada yeni kanalınızda dizi yayınlayacağını söylediniz. Ama bu satış nihayetlenemedi.

Evet almıştım ama sonra kanal benim elimden alındı. Parasını verdiğim kanalı bana vermediler.

-Sizden sonra Flash TV Erkan Kork isimli iş insanına satıldı. Ancak kanalı satın aldıktan sadece birkaç ay sonra kendisi bir yasadışı bahis operasyonunda tutuklandı. O dönem Kork’un tutuklanmasının aslında Hakan Fidan’a yönelik bir operasyon olduğunu speküle edenler oldu. Bu tür şeyler sizin de kulağınıza geldi mi?

Ben öyle şeyler oldu mu bilemem. Ben kendi satın almam sırasında olan şey dışında bir şey bilmiyorum. Biz Flash TV’nin eski sahibinin kızı ve damadıyla anlaştık. Avukatlarımız nezdinde anlaşmalarımız yapıldı. En son ön anlaşma yapıldı, şartlar konuldu. Parasını aldı. Fakat sürecin tamamlanmasına iki gün kala, telefonlarımıza yanıt alamamaya başladık. Avukatlar diyaloğu kesti. Sonuçta satamayacaklarını ilettiler fakat biz ısrar ettik. Onlar da ısrarla satışı yapamayacaklarını söylediler. Biz de o “O zaman parayı iade edin” dedik. Parayı da iade edemeyeceklerini söylediler önce. Sonraki süreçte ben bir tweet attım. Öyle olunca 31 Aralık gecesi, yılbaşında parayı iade etti. Biz de satıştaki haklarımızdan feragat ettik. Ondan sonraki süreç hiç bilmiyorum. Benim Flash TV’yi almaktaki amacım orayı bir “dizi kanalı” yapmaktı. Yani bir haber kanalım bir de dizi kanalım olacaktı. Ama olmadı.

Satıcı aldığı tehditler sonucu vazgeçmişse bile ben yine onu suçlarım, arkadaki güçleri suçlayamam

Adam olacaksın verdiğin sözün arkasında duracaksın ölümse ölüm yani

-Siz Flash TV satışının engellenmesi üzerinden sizin aslında bir “medya grubu” kurmanızın engellediğini düşünüyor musunuz?

Bilmiyorum. Bütün anlaşmaları yapmıştık ama satıcı vazgeçti. Eğer satıcı aldığı tehditler sonucu vazgeçmiş ise bile, kendi hukuki sorumluluğunu yerine getirmemişse ben onu suçlarım. Onun arkasındaki güçleri suçlayamam. Yani sen adam olacaksın, verdiğin sözün arkasında duracaksın. Sonra ölümse de ölüm yani. Ben başkasını tanımam, anlaşmayı yaptığım kişiyi tanırım.

-Sizinle buluşmaya gelmeden Kasım 2024’te Fatih Altaylı ile yaptığınız konuşmayı yeniden izledim. Ve bir cümlenizi not aldım. Eren Erdem ile kavganızdan bahsederken, “Sonuçta burası Cumhuriyet Halk Partisi'ni bir yere taşımış bir kanal” diyorsunuz.

Öyle mi demişim?

Benim dönemimde Halk TV’nin CHP ile bir göbek bağı olmadı kanal dönüşerek ülkenin gerçekleriyle bütünleşti

-Evet demişsiniz. Benim için o cümle Halk TV’nin CHP ile organik bağını teyit etmeniz anlamına geliyor.

Ya organik ilişki tabii şöyle… Ben şunu inkâr edemem; bu kanalın DNA'sında var. Halk TV 2004-2005 yıllarında Deniz Bey'in talimatıyla kurulmuş bir kanal. CHP’lilerin izlediği, kitap serileri falan alarak destek olduğu bir kanal. Dolayısıyla böyle algılanması doğal. Ancak bir çocuğu düşünün. DNA’sında annesi ve babası mutlaka vardır ama sonra büyür ve kendisi ayrı bir birey olur. Aileyi inkâr etmez ama mutlak olarak annesi ve babasını takip etmez. Çok farklı reaksiyonlar gösterebilir çocuk.

-Çocuk, yani Halk TV, size göre annesiyle yani CHP ile göbek bağını hakikaten de kesebildi mi 20 sene içinde?

Bizim hiçbir göbek bağımız olmadı. Yani benimle birlikte olmadı. O çocuk büyüdü ve gelişti. Gelişerek dönüştü, dönüşerek gerçeklerle bütünleşti. Yani ülkesinin sorunlarıyla bütünleşti. Ülkenin yoksuluyla da işçisiyle de madencisiyle de haksızlığa uğramış tüm kesimleriyle bütünleşti. Bunu söylerim ben. Ve ben Halk TV’nin Türkiye’ye sırf CHP penceresinden bakmadığını çok net söylerim.

Toplumun kabul etmediği bir şeyi neden yapalım? atanan bir adamı meşru gösterme yeri değilim noter değilim

Halk TV’nin gücü beni geçeli çok oldu

-Ama seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi yönetimini eleştireceği bilinen konukların yayına çıkartılmadığı söyleniyor uzun zamandır. Ya da daha somut sorayım; Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi tartışmalı bir mahkeme kararıyla da olsa sonuçta şu an yönetimdeler. Tamam açıklamalarını, toplantılarını canlı yayında vermiyorsunuz. Peki o ekipten kimseyi yayına davet edemez misiniz habercilik faaliyeti kapsamında?

Toplumun kabul etmediği bir şeyi biz neden yapalım? Bizim toplumun kabul etmediği gerçekleri önüne koyup kafasına bunları mıhlamak gibi görevimiz yok. Toplumun yüzde 99’u farklı cümle kurarken siz bana ve kanala o toplumdan ayrı bir yayın yaptıramazsınız. Bu gerçeklik olmaz ki. Siyasi partilerin bir hukuku vardır, sen oraya mahkemeyle adam atayamazsın kardeşim. Nokta. Atanan bir adamı da meşru gösteremezsin. Ben meşru gösterme yeri değilim, noter değilim. Eğer burada bana bir misyon yüklenip “birilerini dönüştürüp devşir” denmek istenirse, “bu benim işim değil” derim.

Bir de insanlar şunu anlamıyor, maalesef bizim medya içindekiler de anlamıyor. Kardeşim Halk TV'nin gücü beni geçeli çok oldu. Yani Halk TV artık bu halkın duyguları dışında bir yayıncılık yaptığında linç edilir. Yani nasıl bir şey bekleniyor benden? Şimdi biz de diğer kanallar gibi kalkıp karanlıkta yumruk mu sallayacağız? Böyle bir şey olabilir mi ya? Bir de ben şu haksızlığa çok büyük isyan ediyorum. Ya arkadaş sen de benden farklı şey yapmıyorsun ki. Sizi kastetmiyorum, bizi CHP ile ilişki üzerinden bir yere oturmaya çalışanlara söylüyorum bunu. Oturuyorsun eleştiriyorsun, kalkıyorsun eleştiriyorsun. Mesela Deniz Göktaş’ın tutuklanmasını eleştiriyorsun. Benden farklı bir şey yapmıyorsun medya mensubu ya da kuruluşu olarak. Ama onlar muhalefetin sesi oluyor, bir tek ben CHP’li oluyorum.

CHP’nin mitinglerini ticari anlaşmam olduğu için canlı verdim 30 bin dolarlık faturanın karşılığı içindedir onlar, o mitingleri yayınladığım için reklam kuşağı kaybettim

-Tabii sizin mecranızı bireysel olarak sosyal medyada söz söyleyenlerle ya da pozisyon alanların durumuyla kıyaslayamayız. En nihayetinde Türkiye’de en çok izlenen haber kanallarından birinden bahsediyoruz. Herkes biliyor ki 19 Mart’tan beri Özgür Özel’in mitinglerinin canlı yayınlanması bile başlı başlına kritik bir karar, tepkinin geniş kesimlerde meşrulaşması açısından. Yanlış mı?

E ticari anlaşmam vardı ve verdim. Mitinglerin canlı verilmesi de size bahsettiğim sözleşmenin kapsamındadır. 30 bin dolarlık aylık faturanın karşılığı içindedir. Ve sırf bu yüzden mitinglerin yoğun olduğu dönemde benim çok ticari kaybım oldu. Bir miting sırasında ben aslında 100 bin TL’lik reklam kuşağını kaybettim. CHP ile sözleşmem olduğu için mitingleri yayınladım ve normal kuşakta alabileceğim reklamları alamadım. Daha doğrusu aldığım reklamları yayınlayamadığım için ücretini alamadım. Bu ticari sorumluluğun gereğidir yani. Ben editörlere ve editoryal kararlara karışmam. Ama kanalın duruşu da bellidir zaten, zikzak yapmaz.

Editoryal olarak bir şeye karışmam ama bütün kararlar benimle olmuştur

-Ama sizinle çalışan meslektaşlarımdan aldığım geri dönüşler tam olarak böyle değil. Editoryal süreçlerin tam ortasında olduğunuz söyleniyor.

O zaman bütün kararlar benimle olmuştur. Eğer öyle diyorlarsa o zaman bütün kararlar benimle alınıyor.

-Yayın Yönetmeni size kritik anlarda nasıl bir yayın yapılacağıyla ilgili bir şey sormuyor mu?

Editoryal olarak bana hiçbir şekilde bir şey sorulmaz. Ben de editoryal olarak hiçbir şeye karışmam.

-Sizinle çalışıp ayrılan gazetecilerin anlattığı bu değil. Hatta tam tersine, normal şartlarda bir kanal sahibinin olmaması gerektiği kadar günlük akışa müdahaleniz olduğunu, yani editoryal süreçlerin bizzat içinde olduğunuzu anlatıyorlar.

Bunu bir kere reddediyorum. Öyle bir şey yok. Yani insanların algısıyla bilgileri arasında çok fark var. Bazen az bilgiyle çok fikir üretiliyor. Bir şey diyemem yani.

‘Patronun bir fikri ve öngörüsü yoktur sadece para kazanacak adam tipidir’ şeklinde bir bakışı reddediyorum

-Ama sizinle beraber çalışanlar anlatıyorlar.

Ama şimdi onların beyanıyla bir şey söylüyorsunuz, ben de kendi tarafımı beyan ediyorum. Beyan esassa, ben de öyle bir şey olmadığını söylüyorum. Ama şunu da reddetmem lazım; “Patronun hiçbir fikri ve öngörüsü yoktur. Sadece para kazanacak bir adam tipidir. Gelir bir medya açar, başına birilerini koyar. Artık ondan sonra her şey onlara kalmıştır. Mesleki bağlılık ve dayanışma vardır. Alttakiler de yukardakinin dediğine uyar.” Şimdi bu mudur yani size göre patronajla gazeteciler arasındaki ilişki? Yayın bağımsızlığında tek bakış açısı bu mudur? Ben böyle görmüyorum.

Halk TV’de çalışmış tek Allah’ın kulu ‘yayın sırasında Cafer beni aradı ve şunu istedi’ diyemez

-O halde siz konuk seçimine müdahalede bir beis görmüyorsunuz, doğru mu? Mesela biraz önce Bülent Kuşoğlu ve Tuncay Özkan ile 2019’da kanalı aldıktan sonra yaptığınız görüşmede ne dediğinizi kendiniz anlattınız. “Her akşam bir milletvekili canlı yayında olsun” denilmesine itiraz etmişsiniz. Bu anlaşılır bir şey. Kurumsal bir sözleşme yaparken bunu konuşmanız normal de günlük haber akışında neyin nasıl verileceğinize müdahil olmanız başka şey.

Yok yok karışmam ona. Bunu hiç kimse bana söyleyemez. Orada çalışmış bir Allah'ın kulu namusu şerefi üzerine böyle bir şey diyemez. “Yayın sırasında Cafer aradı, ‘şunu çıkar, şunu çıkarma’ dedi” diyemez kimse.

-Rasim Ozan Kütahyalı’dan görüş alınması talebi sizin değil miydi mesela?

Değildi, çok net. Ben onu çok kere ifade ettim. Burada vurkaçlar yapmamak lazım yani. “Dışardan gelip kanalı alan medya patronu hiçbir şeye karışmaz” diyorsan tekelcilik yapıyorsun. Diyorsun ki “Bu medya bize ait kardeşim. Siz gelip burada medya patronu olamazsınız. Biz oluruz. Bu bizim tekelimizde.” Yani “Sen kimsin kardeşim?” diyorsun. Bir dakikaya dur ya. Ama sen gazeteci olarak kararları alabileceksin, her istediğini yapabileceksin. Ama ben bir Türkiye vatandaşı olarak bir medya sahibi olamayacağım.

BEN BUGÜNLERE SIFIR MEDYA DENEYİMİYLE GELMEDİM, HALK TV’DEN ÖNCE 10 YIL CEM TV DENEYİMİM VAR

-Ben öyle bir şey demedim, soru da bu değil zaten. Editoryal bağımsızlık ile sorduğum şey günlük haber süreçlerine müdahale.

Ama sizin söylediğiniz şeyin alt metninde “Sen nereden çıktın kardeşim? Biz bize yeteriz” şeklinde bir yaklaşım var. Siz nereden çıktınız, siz de bu Türkiye Cumhuriyeti’nin okullarından çıkmadınız mı? Velev ki Cafer karışıyor…Senin yaşadığın acıları, haksızlıkları o da yaşamadı mı? O da gece boğazından lokma geçmeden uykuya giden insanların sorunlarını yaşadı da bugünlere geldi. Ayrıca ben bugünlere sıfır medya deneyimiyle gelmedim. Halk TV’yi almadan önce benim 10 yıllık bir Cem TV deneyimim var.

BU KANAL BENİM KARDEŞİM VEBALİNİ DE GÜNAHINI DA BEN ÖDÜYORUM

-Ancak sizi bir iş insanı olarak asıl var eden şey tekstil deneyiminiz. Yurtseverliğinizle ilgili ya da memleketteki sorunları sizin de birebir deneyimlemiş olmanızla ilgili bir konudan bahsetmiyoruz. Haber üretim süreçlerinin kendine has dinamiğinde editoryal bağımsızlık haberi üretenlerin, yayını hazırlayanların deneyimlerine güvenmek demektir. Yoksa bu ülkenin derdiyle dertlenmenize kimsenin bir itirazı olamaz.

Niye Halk TV kendi camiasındaki insanlar tarafından bu kadar çok eleştiriliyor? Bunu daha fazla uzatmamak adına son bir kez söyleyeyim; ben editoryal bağımsızlığa karışmam. En samimi olduğum arkadaşlarımıza da şunu sorabilirsiniz; bir tane konuğa “şunu sorun” demiş miyim? Ama şunu yapmışım; benim kanalımın bir stratejisi var. Bu kanal benim kardeşim. Doğru. Çünkü vebalını da günahını da ben ödüyorum. Her ay oraya 30 milyon TL'yi ben verirken hiç kimse bana gelip “Al şu parayı” demiyor.

İBB’NİN BANA VERDİĞİ TEK REKLAM YOKTUR AMA KANAL 7 İBB REKLAMLARIYLA İHYA OLMUŞTUR

-Peki siz Ekrem İmamoğlu döneminde İBB’den hiç hibe aldınız mı ya da İBB’ye bizzat fatura kestiniz mi?

Hiç almadım. İBB bana bir kere hava durumu yayını verdi. Fatura karşılığı 16 bin TL idi. Ama ben üçüncü ya da dördüncü reklamdan sonra “Almayın bunu kardeşim” dedim. Onun dışında İBB’nin bana verdiği tek bir reklam yoktur. Ama mesela Tayyip Bey’in Kanal 7’si İBB reklamlarıyla ihya olmuştur. Bana kuruş vermemişlerdir kardeşim. Çıkaracaklar. Eğer İBB’den benim kanalıma bir kuruş gelmişse ortaya koyacak bunu söyleyen, karnından konuşmayacak. Gelmedi kardeşim.

-Gelseydi almaz mıydınız?

Bakın size daha ilginç bir şey söyleyeyim. Bunu halktv.com.tr geçen hafta haber de yaptı. CHP’nin seçim dönemindeki 730 milyonluk reklam giderinden bana gelen 10 milyon TL, Star’a giden 30 milyon TL, Fox’a giden 35 milyon TL. Bunu neden görmüyorlar kardeşim? Sosyal kültür mafyaları bunu niye görmüyor? Liberaller, bu ülkeyi seven ulusalcılar, solcular bunu niye görmüyor da devamlı Halk TV'ye vuruyorlar? Tutturmuşlar bir “Cafer editörlere karışıyor”. Bunu diyenler CHP’nin en büyük reklam bütçesini başka kanallara ayırdığı gerçeğini görmezden geliyor ama.

CAFER MAHİROĞLU ÖLMEDİĞİ SÜRECE KİMSE BU KANALA DOKUNAMAZ NE PARALARI YETER NE GÜÇLERİ

-Şöyle bir dedikodu var son günlerde siyasi kulislerde dolaşan; CHP ile sözleşmenizi feshettiğiniz için ve hakkınızda da yakalama kararı varken ticari olarak çok sıkışmışsınız ve maaşları ödeyemeyecek durumdaymışsınız. Hatta hükümete aracılarla mesaj gönderiyormuşsunuz. Birkaç içinde havlu mu atmak zorunda kalabilir misiniz? Satacak mısınız Halk TV’yi?

Böyle saçma sapan şeyleri nasıl muhatap alayım ben? Ya kardeşim ben 7-8 yıldır yaşatıyorum Halk TV’yi. Cafer Mahiroğlu yaşadığı sürece, ölmediği sürece, bir Allah'ın kulu bu kanala dokunamaz. Kimsenin bu kanalı ne almaya parası ne de almaya cesareti yeter.

-Yakın zamanda satmanız için bir teklif aldınız mı? Hangi rakama satışı düşünürsünüz?

Bunu sürekli söylüyorlar. Aldığımdan beri 7 yıl oldu, hala buradayım. Şimdi de tutturmuşlar “CHP’den para alıyordu, şimdi alamaz” diye. Size bütün rakamları verdim. CHP yayın saati satın almasından kaynaklanan gelir, toplam giderimizin yüzde 5’i bile değil. Olsa ne olur olmasa ne olur? Ama sorunuza cevap vereyim; ben yaşadığım sürece Halk TV’yi satın alacak bir güç var, ne de bir para miktarı yeter.

-El koyarlarsa punduna getirip…

O başka bir şey. Ölebilirsin de kardeşim o zaman. Adamı asacaklarmış, sehpaya çıkmış, cellat boynuna ipi geçirmiş ve “Son isteğin nedir?” diye sormuş. Adam “Allah beterinden saklasın” demiş. Cellat “Sen manyak mısın? Öleceksin biraz sonra, beteri mi kalmış?” demiş. Üç kere tekrarlanmış bu diyalog. Sonra cellat tam tekmeyi vuracakken bir atlı geçmiş “İdamlar durduruldu. Bundan sonra herkes idam yerine kazığa oturtulacak” diye bağırarak. Sorunuza dönersem; devlet el koyarsa kanala zaten yapacak bir şey yok ki.

BEN HALK TV’DE KURUMSAL KİBRİ İNŞA EDEMEDİM BU YANLIŞ OLDU KURUMSAL KİBRİ BEN KENDİM ZEDELEDİM

-Yakın zamanda Seda Selek, Sorel Dağıstanlı, Remziye Demirkol gibi kanalınızın önemli isimleri gördükleri muamele ve koşullardan yakınarak Halk TV’den ayrıldılar. Anlattıklarının hafızası çok taze. Ulaşımla ilgili yakınan da var yemekler konusunda yakınanlar da var. Sizin bu kanalı zor şartlarda ayakta tutmaya çalıştığınız gerçeğine itiraz etmeden sormak istiyorum. Kendi çalışanlarınıza, medya emekçilerine daha hakkaniyetli davranamaz mıydınız?

Şimdi tabii çok güzel bir soru bu. Ben de buna gerçekten çok çok objektif olarak cevap vereceğim. Kurumsal kimlik diye bir şey var ve ben Halk TV'de kurumsal kimliği inşa edemedim. Ben Cafer Mahiroğlu olarak oradayım ama sonuçta Halk TV tüzel bir kişilik. Ama ben kurumsal kimliği Halk TV’de inşa edemedim ve bu yanlıştır. Çünkü ben Halk TV'nin özel alanına müdahale ettim aslında. Editoryal anlamda bir müdahalem yok ama kurumsal kimliğin inşa edilememesi konusunda ben suçluyum. Ve bu söylediğiniz şeylerin hepsinin altında yatanın bu olduğunu düşünüyorum. Ben İngiltere'de iş hayatını öğrendim ve İngiltere'de yetiştim, buradaki kültürle büyüdüm. Ne kadar da farkında olmasam da burada ona uydum, bir ara burada beş altı bin çalışanımız vardı. Hep içli dışlı çalıştık onlarla ama aramızda hep bir mesafe vardı. Kahvemi sandviçimi alır gelirdim aralarına. Beraber yer içerdik ama hiç kimse o kırmızı çizgiyi geçmedi. Burada kurumsal kibir kendiliğinden gelişiyor. Ben Türkiye’de de aynı şekilde insanlara dokundum. Ekran yüzüyle de kameranla da şoförle de oturdum, hepsine dokundum. Mutfakta oturdum, çayımı kendim doldurdum. Bunların sonucunda öyle sanıyorum ki bir dengesizlik oluştu. Yani o kurumsal kibri ben zedeledim. Dolayısıyla artık o kurumsal kibir yoktu, Halk TV yoktu, Cafer Mahiroğlu vardı. Dolayısıyla da şahsi beklentileri kurumsal kimlikten beklentilerine dönüştü. Tabii ben yakınlık içinde ilişki kuruyorum ama Halk TV’nin çıkarlarını da korumak zorundayım.

-Bazı ekran yüzlerini kayırdığınız iddiasını kabul etmiyor musunuz?

Herkesi kayırdım. Hepsiyle konuştum, hepsinin abisiydim, hepsinin arkadaşıydım, hepsinin kardeşiydim ya.

KİMİN KAÇ PARA ALDIĞINI BİLMİYORUM DUYUYORUM AÇIP SORUYORUM ‘BÖYLE Mİ?’ DİYE

-Tam olarak öyle olmamış ama… Herkes kimin ne para aldığını biliyor ve kıyas yapıyor.

Ben bilmiyorum, samimi olarak bilmiyorum. Duyuyordum, açıp soruyorum. Ya diyorum “Gerçekten onu mu alıyordu?”

Kime ne para verdiğimi unutuyorum ama verdimse anamın ak sütü gibi helaldir

-Siz Halk TV’nin en popüler ekran yüzlerinize hangi rakamı verdiğinizi nasıl bilmezsiniz?

Ya unutuyorum. Söylüyorum, sonra unutuyorum. Verdimse anamın ak sütü gibi helaldir. Ama ben verdikten sonra artık onun parası. Ben sonra ay sonunu bulmakla meşgulüm.

-Herkesin kazandığı helal paradır ayrı ama ona verdiniz aynı işi yapan öbürüne vermediniz. Yani içerden söylenen bu, ben demiyorum.

Kim ne aldıysa anasının helal sütü gibi hakkıdır. Ben bilmem ki “şu şunu aldı”. Bunlar nasıl biliyor? Doğru mu biliyor?

-Parayı verdiğiniz anda unutuyorsunuz, öyle mi?

Unutuyorum. Bana ne senin parandan? Ben sadece totale bakarım, benim sorumluluğum bu. O kadar çok iç dengelere girersen çıkamazsın. Ama benim kimseyi kayırmam söz konusu olamaz. Kimseye ayırmadım. Biri gelmiştir konuşmuşuzdur, sorununu anlatmıştır, orada bir duygu yüklenmiştir. Bir sorumluluk hissetmişsiniz, belki biraz fazla vermişsiniz… Bunlar benim ticari hayatımda hep olmuştur. Ama bu giden arkadaşlara ben hiçbir şekilde haksızlık yapmadım. Ben hayatımda iki kez ağladım, canımı çok büyük acıttılar. Birisi Rasim Ozan Kütahyalı olayında.

HAYATIMDA İKİ KEZ ÇOK AĞLADIM, ONLAR’IN GİDİŞİNDE BİR DE BU SON ARKADAŞLARDA BENİ TOPLUMUN ÖNÜNE ATARAK, LİNÇ EDEREK GİTTİLER

-İki Barış, Timur, Şule ve Murat Halk TV’yi Rasim’i yayına çıkardınız diye bıraktığında yani…

Evet birisi onların gidişidir. O zaman çok ağladım. İkincisi de bu son arkadaşların gidişinde. Yoksa arada gidip gelen çok olmuştur, onlar beni öyle acıtmadı. İsmail de gitti geldi mesela. Kanallarda mutlak beraberlik yoktur. Ama o iki olayda oturup ağladım çünkü çok haksızlığa uğradım. Şimdi o gidenlerden birinin kanalında benim de hiç tasvip etmediğim birisi yayına çıktı. Ne yapalım yani? Sonuçta ben bu toplu giden iki grubun da hem abileriydim hem arkadaşlarıydım. Beni tanıyan insanlar bunlar. Beni linç ederek çıkamazsın kardeşim. Beni toplumun önüne atarak çıkamazsın. Yani yapamazsın onu.

Son giden arkadaşlar için de şunu söyleyeyim; ben orada kendimi eleştiriyorum. Sen toplumun önünde bir iş yapıyorsam, toplumun sana vurma hakkına saygı duyacaksın. Çünkü sen göz önündesin. Ağlamayacaksın, sızlamayacaksın. Bunu göğüsleyeceksin, saygı duyacaksın. Ben orada duygusal davrandım çünkü haberim olmayan bir şeyle kıyasladım. Yani oradaki bir gerçekliği anlatırken kullandığım cümle tamamen duygusal.

‘PROFESÖR MAAŞI ALANLAR VARDI’ CÜMLESİNİ KURDUĞUM İÇİN PİŞMANIM, YANLIŞ OLDU KENDİMİ ANLATAMADIM

-Hangi ifadenizden pişmanlık duydunuz?

“Profesör kadar maaş alanlar vardı” cümlesi. Yani sen o parayı verdin, eğer bir mahremiyete inanıyorsan bunu söyleme. Hepsinin aldığı da analarının ak sütü gibi helaldir.

-Bir de sanki şu ekonomik kriz ortamında üniversite profesör çok üst düzey bir maaş alıyormuş gibi bir vurgu vardı o açıklamanızda ki gerçeği yansıtmıyor.

O anlamda söylemedim onu ben ve medya yazarlarının bunu anlayacak zekada olduğunu düşündüm. Orada vermek istediğim mesaj şuydu; “Türkiye'de bütün bu sorunlar varken biz de daha fazla para var da mı vermiyoruz?” Orada biraz hedef karıştı. Ve ben kendimi anlatamadım. Yanlış oldu. Bu arkadaşlar da bir şekilde kendi duygularının değerlendirmesini yapıp karar verdi. Orada bana düşen saygı duymaktı ki saygı duyuyorum. Ben o açıklamayı yaptım ama keşke daha farklı olsaydı. Yani sonuçta ne oldu? Herkesin çalışmaya ihtiyaç var. Böyle olmasaydı iyi olurdu yani.

İngiltere’de 35 yıldır hayatım aynı ne bir milletvekili ne üst düzey bürokrat ne gazeteci tanıdım İngiliz devletiyle de hiçbir temasım yok

-Yaklaşık 35 yıldır Britanya’da yaşıyorsunuz, buranın vatandaşısınız. Bir ara beş bin kişi istihdam etmişsiniz. Türkiye’de politik gündemin tam ortasında olan bir haber kanalının sahibisiniz. İngiliz devletini biraz tanıyorsak, sizinle ilgili her şeyi çok yakından takip ettiklerini tahmin edebiliriz. Geçen sene hakkınızda yakalama kararı çıktıktan sonra sizinle herhangi bir temas ya da size gönderilen herhangi bir mesaj oldu mu?

Ben 35 yıldır burada aynı hayatı yaşıyorum. Sabah kalkarım, 7’de sporuma giderim. Sonra 11’de işe geçerim, akşam da işten eve… Benim hayatım bundan ibaret. Her gün böyle. Ne onların benimle ne de benim onlarla bu şekilde hiçbir temasım yok. Geçen seneden beri de olmadı. Bugüne kadar zaten İngiltere’de ne bir tane vekil tanıdım ne bir gazeteci ne de bir tane üst düzey bürokrat. Benim İngiltere'de tanıdığım iş adamlarıdır. Bir de tenis oynadığım insanlar vardır. Onun dışında kimse tanımam. Mahalledeki komşum bile 35 yıldır aynı.

-Ali Haydar Fırat'ı görüşmeye davet edip, "Biz Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun ve ben senin yönetimde olmanı istemedik. Hakkını helal et" dediniz mi?

Bu deli saçması iddia tamamen yalandır. Böyle bir görüşme ya da böyle bir konuşma kesinlikle olmamıştır. Bu iftirayı ortaya atan müptezelin elinde tek bir delil varsa ortaya koyması gerekir. Bu yalanın hangi amaçla söylendiğini anlamakta zorlansam da Halk TV’yi hedef gösterip tetikçilik yapma görevini üstlendiği net ve açıktır. Kendisine bu görevinde başarılar diliyor. Ey müptezel sözünün değeri kalmadı da bir noktada çocuklarının şerefini düşün bari.