MedyaFaresi MedyaFaresi

Ali Babacan’ın parti kadrosundaki Ahmet Faruk Ünsal’dan flaş açıklama

AKP’den istifa eden eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan liderliğindeki Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA)’nin Kurucular Kurulu üyelerinden eski Mazlum-Der Başkanı, insan hakları savunucusu Ahmet Faruk Ünsal, Medyafaresi.com'un sorularını yanıtladı.

Eklenme: 09 Mart 2020 16:58 - Güncelleme: 09 Mart 2020 18:46

Eski Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın kurduğu Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi’nin 90 kişilik kurucular kurulundaki isimler arasında yer alan Ahmet Faruk Ünsal, ”Kuvvetler ayrılığı yok, muhalefet etmek artık bir kahramanlık gerektirecek bir işe dönüştü halbuki siyasetin tabiatında rekabet var. Türkiye bu koşullarda kuvvetler ayrılığı olmayan, fırsat eşitliği olmayan karanlık bir süreç yaşıyor” dedi.

Hülya Karabağlı - Medyafaresi.com Özel Haber

AKP’den istifa eden eski Başbakan Yardımcısı Ali Babacan liderliğindeki Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA)’nin Kurucular Kurulu üyelerinden eski Mazlum-Der Başkanı, insan hakları savunucusu Ahmet Faruk Ünsal, “İnsanlığın binlerce medeniyet tarihinde geldiği nokta devlette gücü dağıtmak ayrıştırmak şeklinde olmasına rağmen Türkiye’de güç tekelleşti ve hiçbir şekilde de bu gücün ne basınla ne de başka kurumlarla denetlenmesi mümkün değil” dedi.

Kuvvetler ayrılığının olmadığını, muhalefet etmenin kahramanlık gerektirecek bir işe dönüştüğünü ifade eden Ünsal, “Türkiye bu koşullarda kuvvetler ayrılığı olmayan, fırsat eşitliği olmayan karanlık bir süreç yaşıyor” açıklamasını yaptı. Ünsal, “Neden Babacan’ın partisi” sorusuna, “Türkiye’nin öncelikle oksijene ihtiyacı var, boğuluyoruz” diye yanıt verdi.

Ahmet Faruk Ünsal, yeni siyasi adresine ilişkin Medyafaresi.com’un sorularına şu değerlendirmeleri yaptı:

“Türkiye’de güç tekelleşti ve hiçbir şekilde de bu gücün ne basınla ne de başka kurumlarla denetlenmesi mümkün değil”

Türkiye’de bir devletin sahip olması gereken asgari özellikleri maalesef kaybettik. Devlet hukukla çalışan bir organizasyon olmalıdır, hukuk herkesin kanun önünde eşit olmasını gerektiren bir süreçtir. Ama Türkiye’de kanun önünde de eşitlik yok. Bir devlette kuvvetler ayrılığı olur yani gücü dağıtırsınız  devlette, gücü tek elde toplamazsınız ki; kötü yönetme ya da kötü  niyetle bunu kullanmak  isteyenleri frenlesin. İnsanlığın binlerce medeniyet tarihinde geldiği nokta devlette gücü dağıtmak ayrıştırmak şeklinde olmasına rağmen Türkiye’de güç tekelleşti ve hiçbir şekilde de bu gücün ne basınla ne de başka kurumlarla denetlenmesi mümkün değil. Kuvvetler ayrılığı yok, muhalefet etmek artık bir kahramanlık gerektirecek bir işe dönüştü halbuki siyasetin tabiatında rekabet var. Türkiye bu koşullarda kuvvetler ayrılığı olmayan, fırsat eşitliği olmayan karanlık bir süreç yaşıyor.

“Türkiye’nin en iyi okulunu birincilikle bitirseniz, KPSS’de birinci olsanız bile iktidar bloğundan bir referansınız yoksa siz sadece bir hiçsiniz”

Fırsat eşitliğinden de kastım şu; Türkiye’nin en iyi okulunu birincilikle bitirseniz, KPSS’de birinci olsanız bile iktidar bloğundan bir referansınız yoksa siz sadece bir hiçsiniz. Dolayısıyla bu koşullarda Türkiye büyük bir karanlık içerisinde boğuluyor gençler yurtdışına gitmek istiyor. Hakikaten kendi yetiştirdiğimiz gençler kendi ülkelerinde kendi çevrelerinde çalışıp burada yaşamak istemiyorlar.

Türkiye’nin öncelikle oksijene ihtiyacı var, boğuluyoruz. Bunun da yapılabilmesi için bir merkez  siyaset lazım  farklı politik geçmişlere  sahip siyasal aktörlerin  devletin temel değerlerini oturtmak için bir araya  gelip  bir restorasyon işine girişmeleri lazım.  İşte buna merkez siyaset diyoruz biz bunu yapmaya çalışacağız. Bunu başarabilirsek kuvvetler ayrılığı, basın özgürlüğü, kanun önünde eşitlik  demokrasinin temel değerleri bunları gerçekleştirebilirsek yaşadığımız ekonomik sıkıntıyı da çok rahatlıkla aşarız. Çünkü ekonomi işte bunların olmamasının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Hukuk devleti olsa asgari düzeyde yatırımlarınız, işiniz, faaliyetleriniz kanun denetiminde ve garantisinde olsa ve yargı bağımsızlığı olsa burada yatırımcı da gelir, insanlar da güvence içinde yaşar.

Kanun hakimiyetinde yaşamak bir öngörülebilirlik demek.  İşte bu bütün bir ayarı kaçmış, yoldan çıkmış treni yola sokacak bir siyasete ihtiyaç var. Bu çeşitliliği de işte bizim partimizin kurucu kadrosunda farklı siyasal geçmişten arkadaşlar bir araya gelerek bütün toplumsal kesimlere bu ihtiyacı götürebileceğimiz, ortaklaştıracağımız bir süreç başlattık.  Başarı olacağımıza inanıyorum, çünkü büyük bir talep var.