Payitaht Abdülhamid dizisindeki vahim Mehter hatası!

Habertürk'ün tarih yazarı Murat Bardakçı Payitaht Abdülhamid dizisinin daha ilk sahnesinde yapılan hatayı yakaladı. Bu küçük bir hata da değil. Bu kadar iddialı bir dizinin daha ilk sahnesinden böylesine vahim bir hataya imza atmış olması şaşırttı.

Eklenme Tarihi: 01 Mart 2017

Gelelim ilk bölüm reytingleri ile umut vadeden Payitaht Abdülhamid dizisindeki 'dönemsel' hatalara. Murat Bardakçı'nın Habertürk Gazetesi'nde kaleme aldığı yazısından aktaralım. Şöyle diyor Murat Bardakçı : "İddialı bir tarihî dizi çekilirken öncelikle riayet edilmesi gereken bazı hususlar vardır: Makul karşılanan dönem kaydırmaları dışında önemli teknik hatalar yapmamak, hele konu sarayda geçiyor ise o devir için çok önemli olan protokol kaidelerini gözardı etmemek ve telâffuza da azamî itina göstermek! İlk bölümü geçen hafta yayınlanan “Payitaht Abdülhamid” dizisi bu hususlarda maalesef hatalarla dolu idi! Bir kaç örnek verelim.

Payitaht Abdülhamid dizisindeki Mehter hatası : Dizi, Sultan Abdülhamid’in Cuma selâmlığına gidişini gösteren bir sahne ile başlıyor, fonda mehter çalıyor, daha sonra fesli ve üniformalı saray müzisyenleri zurnalarla ve nakkarelerle padişahın huzurunda yine mehter musikisi icra ediyorlardı...

O devirde mehter ne arar? İkinci Mahmud’un 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kaldırması ile beraber tarihe mâlolan mehter Askerî Müze Müdürü Muhtar Paşa tarafından 1911’de, yani Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden iki sene sonra ihya edilmiş; ilk askerî mehter takımı tâââ 1917’de, Enver Paşa’nın yayınladığı talimatname ile kurulmuştu. Abdülhamid’in iktidar senelerinde mehter değil, sadece saray bandosu vardı ve bu bando alaturka değil, Batı Musikisi eserlerini icra ederdi!

Devlet erkânı, resmî merasimlerde tahtında oturan padişahın önüne tek tek gelir, hükümdarı önce “büyük temennâ” denen şekilde selâmlar, tahtın yanında ayakta duran mabeyincinin tuttuğu saçağı ellerine alıp öper gibi yaptıktan sonra bırakır, yine bir “büyük temennâ” ettikten sonra geri geri gider ve aynı selâmlamayı bir başka devlet adamı yapardı. Tahtın önünde ne öyle Payitaht İstanbul’da olduğu gibi sopaya bağlı bir püskül dururdu, ne de o püskülü şapıııırt diye öpme âdeti vardı!