İrem Helvacıoğlu: Ben karakterin hayatını benimsemeyi tercih ediyorum

Genç oyuncu İrem Helvacıoğlu, Sen Anlat Karadeniz’den önce istediği rolleri alamadığı için televizyon dizilerini bırakma noktasına gelmiş. İçindeki kadınları yansıtamamanın sıkışmışlığını hissetmiş. Nefes imdadına yetişmiş...

Eklenme: 22 Ekim 2019 16:53 - Güncelleme: 22 Ekim 2019 17:01

Sen Anlat Karadeniz’in Nefes’i İrem Helvacıoğlu, aslında zulüm ve şiddet gören, psikolojik baskı altında yaşayan kadınların hikâyesini anlatıyor, onlara umut ışığı olmaya çalışıyor.

Duygusal yoğunluğu oldukça yüksek sahnelerde başarılı performansı ile dikkat çeken Helvacıoğlu rolüne hazırlanırken bölgedeki kadınların yaşamı üzerine yoğun bir çalışma yapmış.

Dizinin çekimleri sebebiyle uzun süredir Karadeniz’de bulunan Helvacıoğlu oraları da çok sevmiş. Ancak bu sevgisinde, asker çocuğu olarak sık sık şehir değiştirmesi ve bulunduğu yere kolay adapte olmasının payı da var.

Çocukluğunuz ve ilk gençliğiniz hakkında çok fazla bilgiye rastlamadım. Asker çocuğu olduğunuzu ve Almanya’da doğduğunuzu biliyorum.

Birçok yerde uzun süre Almanya’da yaşadığımız yazıyor ancak babamın görevi nedeniyle çok kısa bir süre Almanya’da yaşadık. Ailemdeki hiçbir bireyin doğum yeri aynı değil, eminim birçok asker ailenin durumu böyledir. Çok sık şehir değiştirmedik ama kritik yaşlarda değiştirdik, dezavantaj gibi görünse de bunu avantaja çevirdim kendimce.

Yeni bir ortama girip sohbet etmekte zorlanmıyorum. Gittiğim her yerde yıllardır yaşıyormuşum gibi hissetmeyi, yöresini, âdetlerini, şivesini, ilişkilerini, tarihini öğrenmeyi, benimsemeyi seviyorum. Bunlar mesleğim için avantaj oldu, küçük yaşta ne olacağıma karar verdim, hayallerini kurduğum işi yapıyorum.

Ailenin sivrisiydi

Aileniz oyunculuk yapma isteğinize nasıl yaklaştı?

Bence her ailede farklı düşünen sivri bir çocuk vardır. Bizim evin sivrisi de bendim. Ortaokula giderken okulun voleybol takımı, halk oyunları, oratoryo ekibinde, okul dışında ise resim kursu, kısa bir süre tekvando ve izcilikle uğraştım. Sanırım kendimi arıyordum. İzcilikle ilgilendiğim süre içerisinde, sahnede bir oyun oynamıştım. O sahnede kendimi çok özgür hissettim. İşte o andı. Ailem ne yaparsam yapayım hep gururla baktı bana. O bakışı sahnede selam verirken de gördüm. Oyunculuk yapmak istediğimi söylediğimde “Sen nerede ne yaparken mutluysan biz de mutluyuz” dediler. Bunu duymak çok özel, çok kıymetli.

Karakterlerinizdeki duyguyu nasıl ortaya çıkarıyorsunuz?

Nefesin hikâyesi kırılgan, hassas, tüm dünyada bilinen, sessiz kalınan, bir yanı da umutla dolu bir hikâye... Ben karakterin hayatını benimsemeyi, onun üzerinden aktarmayı tercih ediyorum.

HEP KÖTÜ OLACAKSA...

Nefes karakterini derinlemesine incelediğinizi düşünüyorum. Bu inceleme ve araştırmayı yaparken nasıl bir yöntem izlediniz?

Bence kadınların verdiği mücadele evrensel. Bunlarla ilgili film izledim, okudum; karakter analizi çok güçlüydü ama yine de danışmanla görüştüm, çünkü iletişimlerini doğru kurmak gerekliydi.

Bir söyleşinizde “İçimde onlarca kadın var ve hepsi kendini anlatmak istiyor” demiştiniz...

İçimden geçeni dinlemek, ona inanmak, o sırada gelen fırsat, olanak ne dersiniz bilmiyorum ama mucize gibi bir şey okuduğum zaman içimdeki ses “işte bu benim“ diyor.

Sen Anlat Karadeniz’den teklif almadan önce oyunculuğu bırakıp Ankara’ya dönme gibi bir kararınız varmış bu doğru mu?

Tam olarak böyle değil aslında. Az önce bahsettiğim içimdeki kadınları göstermeme fırsat verilmeyecek gibi hissettiğim bir durum vardı. Yani okulda sanki kötü karakterler iyi karakterler diye bir tercih yapmam gerekmiş ve ben kötüyü seçmişim gibi düşünüyordum. Bu düşüncemi böyle anlattım. Bu oyunculuğu bırakmak değil. Böyle bir niyetim yok. İçimdeki kadınları tiyatro sahnesinde seyirciye aktarmaya devam edeceğimi anlatmaktır. “Ekranda hep kötü kadın olarak izleneceksem eğer tiyatro sahnesine dönüp içimdeki bütün kadınları orada sahnelerim” dedim, ama oyunculuğu bırakmaya asla niyet etmedim.

KARADENİZ’İN DOĞASI

Biraz Karadeniz’den bahsederseniz neler söylersiniz? Doğası, insanları, mutfağı... Bunların içinde sizi en çok çeken ne oldu?

Karadeniz, doğası iklimi çok başka, kimi zaman hırçın kimi zaman sakin ama ne zaman hangisine denk gelirsin orası belli değil. Gün içerisinde 4 mevsim yaşıyorsun. Sabah çok sıcak, öğlen bir fırtına çıkıyor, yağmur kıyamet sonra hiç yağmamış gibi sıcacık. Akşam buz gibi. Karadeniz’in bir melodisi var gerçekten. Horon gibi hızlı bir ritm bu. İnsanlarının da tıpkı böyle bir melodisi var. Bir olayı anlatırken her bir kişiyi yaşayarak anlatıyorlar. Çok misafirperverler, sıcaklar. Ellerinde ne olsa, seninle paylaşırlar. Yemekler çok güzel, karalahana çorbası mesela harika... Ama ben her biri ayrı tablo gibi olan manzarasıyla doğasına hayranım.

Kimlerle oynama hayali kuruyor?

Karakteri ortaya çıkarmak için nelere dikkat ediyorsunuz?

Bu yönetmenler, senaristler, oyuncular ve ekiple değişen bir enerji. Karakteri analiz edip ortaya bunu çıkartdım demek yetmiyor. Herkesle uyumlu denge yakalamak, ortaklaşa yapılması gereken bir iş olduğunu bilmek işin en önemli malzemesi. Güven ve sevgi de sıcacık bir enerjiyle ekrana yansıyor.

İdolleriniz var mı?

Uzun süredir hayalini kurduğum, şimdi bir projede olurum diye düşündüğüm kişiler var. Şener Şen, Olgun Şimşek, Haluk Bilginer, Hümeyra Akbay ve Demet Evgar.

Cumhuriyet Pazar