Yaşlı Terminatör çok şey söylüyor!

Amerikalılar bu işi biliyor arkadaş...

Anibal Güleroğlu Yazar guleranibal@yahoo.com

Çok klişe bir giriş oldu bu cümle belki ama gerçeği vurgulamak için bundan daha iyisi de yok. Peki. Nedir bize bunu söyleten? Süper güç kimliğiyle dünyanın kurtarıcılığına soyunan Amerika’nın, demokratik gelişimlerini tamamlamamış ülkelerin başına suni sorunlar yaratıp aynı zamanda çözümlerini de ‘kurtarıcı’ edasıyla sunma kurnazlığı mıdır? Yoksa dünya çapında ses getiren ve propagandist yüzüyle de öne çıkan Hollywood imzalı efsaneler midir bu övgünün sebebi? Aslında her ikisi de geçerli. Çünkü dünya genelindeki çalkantılar ve sosyal mecralara düşen gizli dosyalar, Amerikalıların toplumlararası katakullici efsaneliğini sürekli teyit etmekte. Öte yandan Hollywood’un yarattığı karakterlerin mesajcılığı ve uluslararası etkileşim gücü de meydanda.

Nitekim yaşlı Terminatör kılığıyla Hollywood sokaklarında şov yapıp Balmumu Müzesi’ndeki heykelinin yerine geçerek ziyaretçilere şaka şoku yaşatan Arnold Schwarzenegger’in 1984’teki canlandırmasıyla dünya genelinde efsaneye dönüşen… 2008’de ABD Kongre Kütüphanesi tarafından ‘kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli’ filmler arasına seçilip ABD Ulusal Film Arşivi’nde korumaya alınan ‘The Terminator’ de, övgülerle dillendirilen iş bilme özelliğinin bir ürünü olarak, geçmişten günümüze ve dahi geleceğe uzanan bir proje.

GEÇMİŞİ ŞEKİLLENDİREREK GELECEĞİ DEĞİŞTİRMEK

Senaryodan yönetmenliğe James Cameron imzasını taşıyarak yaratılan efsanevi ‘Yok edici’, karanlığın yılı kabul edilen 2029’a yönelik bir beklenti yaratmıştı seyircisinin bilinçaltında. O gün için çok uzak görünen tarih yaklaştıkça, dünyayı yöneten akıllı makinelerin, geleceği kendilerince garantilemek için geçmişi şekillendirmeyi hedefledikleri ve bu görevi de T-800’e yani Arnold’un Terminatör’üne verdikleri başlangıçla hayatımıza giren efsane serinin arka planı da düşündürmeye başladı kendisini. Zira bu film sadece bilim kurgu yapımı olarak farklı bir soluk getirmemişti sinema dünyasına. Aynı zamanda insanlığın kurtarıcısı bazındaki felsefi özelliğinin desteğiyle, teknolojik gelişimleri hızla ilerleyen makineler dünyasına farklı gözle bakmamızı da sağlayarak bir anlamda yıllar boyu değerinden yitirmeyecek prototip görevi üstlenmişti bana göre. Nitekim geçmişi şekillendirerek geleceği değiştirmek merakının son ürünü ‘Terminator: Genisys’, bu düşüncemi daha bir pekiştirdi.

Öyle ki; bir başka Hollywood efsanelerinden olan ve teknolojik öngörülerinin pek çoğu günümüzde kullanılmaya başlanan ‘Geleceğe Dönüş’ün uçan kaykayları da gerçekleşme aşamasındaysa… Bizim anlamsız bir hoyratlıkla heder ettiğimiz efsanelerimizin aksine yıllara meydan okurcasına diri tutulan yapımlardan olup ‘‘I’ll be back’’ repliğiyle akıllara kazınan ‘The Terminator’ de bu türden bir öngörü olabilir pekâlâ.

Zaten ‘Yaşlı ama antika değil’ vurgusuyla gelebilecek tüm eleştirilere baştan mesajını yollayarak karşımıza çıkan Arnold ve dolayısıyla saçları kırlaşmış derisi buruşmuş T-800 model Terminatör, geçen zamanın bozamayacağı bir efsane olarak kalabilmenin zorluğunu layıkıyla ispatlarken, bir yandan da dünya çapında tutkuya dönüşen ve sürekli güncellenerek etki alanını genişleten işletim sistemlerinin yaratabileceği tehlikeleri de çıkarttı açığa.

Makinelerle savaş başlamadan önceki yeşil dünyanın, geleceğe dair umutların ve mutluluğun olduğu saptamasıyla açılışını yapıp insanlar tarafından, insanlığı koruması için üretilen Skynet’in 1997’deki uyanışının ardından yaşanan kargaşayı ve insanların fare gibi gölgelerde yaşamaya başlamasını yansıtarak öyküsünü geliştiren ‘Terminator: Genisys’, cep telefonları ve bilgisayarlarla herkese ve her şeye erişebilme kapısının açıldığını… Bu kapıdan her an insanlığı hükmü altına alabilecek bir mekanik canavar çıkabileceğini işaret etmekte adeta!

Skynet denen, sözde insanlığı koruma projesinin aslında reklamlarla teşvik edilen yeni nesil işletim sistemi Genisys ile aynı şey olduğunun saptanması bu açıdan önemli. Zira insanların günümüzde bile ne derece makinelerin ve teknolojilerin esiri olduğunun altını çizen detay, senaryonun ana fikri. Bu temanın en ürkütücü yanı ise geçmişle geleceği buluşturan senaryonun teknolojiye yüklediği vasıf! Adeta ‘Aman dikkat’ diyen içerik, teknolojik yeniliklerin, geleceğin kurtarıcısı diye güvenilen oğulları yoldan çıkartabileceği ve ailelerine düşman etme gücüne sahip olabileceği üstüne bir yol izlemekte.

Kısacası tüm bunları öngörü mantığından süzdüğümüzde… Ve Gelecekbilimci Ray Kurzweil’in güçlü yapay zekâya sahip bilgisayarların 2029 yılında insan seviyesinde zekâya ulaşarak dış görünüş ve kafa yapısı-duygu bakımından insana benzer hal alacakları yönündeki sözlerini de ‘Terminator: Genisys’ tablosuyla birleştirdiğimizde, filmin senaryosunu bir felaket habercisi olarak görmek işten bile değil.

Sonuçta; Yapay zekâ ile dijital kopya yaratmak, sanal ölümsüzlük, damardan yüklenip beyne ulaşarak melezleşecek bilgisayarlar ve Skynet benzeri güçlendikçe ürkütücü olup dünyaya hükmetme hedefi gütmeye müsait sistemler…

Geçmişin ve bugünün insan diktatörlüğünden, geleceğin makine diktatörlüğüne uzanan teknolojik köprünün tam da ortasındayız sanki. ‘Terminator: Genisys’ de, kimilerini ürküten kimilerineyse zorunlu gelişim olarak görünen günümüz yapay zekâ çalışmalarının deneyimli-aksiyoner kâhini gibi… Ve bu kâhin hiç de olumlu kehanetlerde bulunmamakta açıkçası!

Yapay zekâyı, yaşamı kolaylaştırma vasfından uzaklaştırıp insani niteliklerle donatarak geliştirme tutkusu, bilim kurgu senaryolarından gerçeğe doğru hızla yol alırken… Teknolojik hayallerimiz, dünyanın felaketini mi hazırlıyor sorusu sıkça akıllara düşse iyi olur. Çünkü serinin meraklıları için güncel bir soluk olan, nostaljik esprilerle süslenen ve kurtarıcılığı oğuldan babaya daha doğrusu insanlaşmaya başlayan ‘Yok edici’ye geçiren ‘Terminator: Genisys’in özü, insan gibi insanların umut etme mutluluğuyla yaşadığı aydınlık bir dünyanın, makinelerin insanları köleleştirdiği korku dolu bir tablodan daha iyi olacağı hakikati üstüne.

Sürekli savaştan nemalanan insanlık, tarihte yaşanmış hatalardan ders alarak geleceği olumlu biçimde şekillendiremezken… Kültürel dönüşüm ve fikir empoze ustası Hollywood imzalı efsane bilim kurgular sayesinde prototipleri dünyaya sunulan, geleceği şekillendirmede geçmişin önemini kavramış, makinelerin yükselişindeki gelecek neler getirecek? Yeni senaryolar yazıldıkça, ömrümüz de yettikçe göreceğiz. Şimdilik yaşlı ama antika olmayan… Sinema filmlerinden ziyade dünya çapında ün yapmış TV dizileriyle adından söz ettiren Alan Taylor sayesinde, tüm karakterlerin harmanlandığı zaman yolcusuna dönen… İnsanlığın kurtuluş görevini, kendini sorgulatan bir akışla ‘oğul’dan alarak geçmişine ihanet eden… Modern Yaradılış’taki emektar Terminatör’ün mesajcılığına kulak vermekle yetinelim.

Nasılsa, geçmiş senaryoların devamları sinemada peş peşe canlanırken yaşamdaki gelecek de bir gün gelecek. Hep olduğu gibi insanlık da bu süreçte hata yapa yapa kaderine doğru ilerleyecek. Hani ne demişler… Bir musibet bin nasihatten iyidir!

Anibal GÜLEROĞLU

www.twitter.com/guleranibal

Tüm yazılarını göster