Maymunlar ve İnsanlar

Dünyadaki varlığını sorgulayan insanoğlunun bitmez tükenmez tartışma konusudur, topraktan yaratılmak ya da maymundan evrilmiş olmak!

Anibal Güleroğlu Yazar guleranibal@yahoo.com

Dünyadaki varlığını sorgulayan insanoğlunun bitmez tükenmez tartışma konusudur, topraktan yaratılmak ya da maymundan evrilmiş olmak!

İnanç konusunda kendisini ateist değil agnostik olarak tanımlayan Darwin’in canlılarda gördüğü benzerliklerden ötürü yaptığı, ‘Mevcut tüm canlıların tek bir prototipten türediği sonucuna vardım’ açıklamasını çarpıtıp, insanla maymunlar arasındaki benzerliğe dikkat çeken Evrim Teorisi’ni yanlış yorumlayanlar, ‘İnsanın maymundan evrildiğine’ dair tartışmalara girişseler dahi bu iddianın gerçekle ilgisi olmadığı aşikâr.

Öte yandan maymunla benzeşen insanın varlığının ve yaşamın derinliğinin, inançla izah edilemeyecek oranda büyük bir bilinmezlik olduğunu da kabul etmek lazım. Bu noktada bilimin gücü yetersiz kalıyor zira… En azından şimdilik.

Peki, kendisini yeryüzünün hâkimi görüp diğer canlılardan ve çokça benzeştiği maymunlardan kalın çizgilerle ayırmayı seçen mağrur insan gerçekten de üstün yaratık konumunda mıdır? Akıl, yorumlama ve karar verme yeteneği sadece insanlara mı mahsus? Dünyanın başlangıcı ve sonu, insanın egemenliğiyle mi özdeşleşecek ilelebet? Bu soruların cevabını insandan yana bakış açısıyla versek bile, gelişen teknoloji ve bilimsel araştırmalar çerçevesinde gelecekte sürprizlerle karşılaşma olasılığı mevcut. Kaldı ki, insanların yaptıkları deneylerin kapalı kapılar ardındaki kısmından ne gibi gelişmeler çıkacağı da meçhul. Nitekim maymunlarla yapılan testlerin sonuçları, insanın ortak noktalarının sanılandan çok fazla olduğunu göstermekte.

Anlayacağınız ekonomik zenginlik uğruna dünyanın iklim dengesini umursamayan insanlık, bilimsel yenilikler adına da canlıların dengesini değiştirebilir. Sonuç, insanlığın lehine mi olur aleyhine mi? Artık o da gelecek nesillerin sorunu. Öte yandan bu bilimsel bilinmezliğe karşı sıradan insanın algılarına daha çok hitap eden kurguların dünyasında ‘insanlaşmış maymun’ olayının nasıl sonuçlar doğuracağı her haliyle işlenmiş durumda. Maymunlar ve insanların iç içe geçmiş, rol değişimli yaşam varsayımları, 1968’ten bu yana ilgi gören ‘Maymunlar Cehennemi/Planet of the Apes’ serisiyle sürmekte. ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş/War for the Planet of the Apes’, insanlığın en köklü korkusunu dillendiren zincirin son halkası. Bu halkanın yorumuna geçmeden önce yapımın neyi anlattığını daha iyi anlamak için gelin birlikte bir göz atalım, ‘Maymunlar Cehennemi’nin gelmişine geçmişine…

‘MAYMUNLAR CEHENNEMİ’NİN GELMİŞİ GEÇMİŞİ…

Fransız yazar Pierre Boulle tarafından 1963’te kaleme alınan ‘La planète des singes/Maymunlar Gezegeni’ adlı romandan uyarlanarak sinema yolculuğunu başlatan ‘Maymunlar Cehennemi/Planet of the Apes’ serisi bana göre en etkili sinema yapıtlarının başında gelmekte. Zira insanlık adına içerikten alınacak mesajların derinliği ve felsefesi, onu hayal gücüne dayalı klişe bilimkurgu yapımı olmanın önüne geçirmekte!

Kısaca geçmişten günümüze ‘Maymunlar Cehennemi’ olayına bakacak olursak… Serinin ilk filmi, nükleer savaşla kıyameti yaşayan ve özgürlük anıtının küle döndüğü dünyada geçer. Uzay yolculuğuna çıkan grup bir kaza sonucu düştükleri gezegende zamanın 2006 yıl ötesinde bulurlar kendilerini. Burada insan uygarlığı değil, gorillerin insan gibi giyinip at bindikleri ve silah taşıdıkları bir egemenlik hüküm sürmektedir. Gorillere hizmet eden insanların ilkelliğine karşın maymunlar alabildiğine gelişmiştir. Ekipten sağ kalanlar bulundukları yerin aslında dünya olduğunu öğrenip devam macerasına yelken açarken, insanlığın maymunla imtihanı da beyazperdede başlamış olur.

Hırslarıyla hareket eden insanlığın günün birinde kendi kendini yok edeceğine dikkat çekmeye odaklı olan ve insanlığın korkulu rüyasını tüm gerçekliğiyle sunan bu filmin devamında peş peşe sinemada yer bulan dört yapım daha gelir… Maymunlar Cehennemine Dönüş/Beneath the Planet of the Apes(1970), Maymunlar Cehenneminden Kaçış/Escape from The Planet of the Apes(1971), Maymunlar Cehenneminde İsyan/Conquest of the Planet of the Apes(1972) ve Maymunlar Cehenneminde Savaş/Battle for the Planet of the Apes(1973). İlk filmin mirasından nasiplenen bu yapımların hepsi de, pek çok ortak özellikleri olan insan ve maymunların üstünlük çabasını duygusal mesajlarla harmanlayan niteliktedir.

Peki, dünya çapında ilgi gören serinin bizdeki karşılığı ne olmuştur derseniz… İlk bölümleriyle paçayı sıyırsa da, serinin son filmiyle ‘yasakçılık’ utancını tatmak! Bilen bilir de, ‘Maymunlar Cehennemi’nin yasaklamayla işi ne diye soranlara hatırlatmada fayda var.

Zaman, 1980 askeri darbesinin hemen sonrası… Film, ‘Maymunlar Cehenneminde Savaş/Battle for the Planet of the Apes’… Yasağı getiren, sansürü yoğun biçimde kullanan darbe yönetimi… Ve sıkı durun… Yasak gerekçesi, ‘Maymunların insan baskısından kurtulup özgürlüklerini kazanmak için başlattıkları savaşın insanlara örnek teşkil edip halkı isyana yöneltebileceği’ korkusu! Yani insanların, filmdeki maymunların hürriyet arayışına özenip sorun çıkartmasından çekinilmiş alenen. Yoksa baskılarla maymuna çevrilen insanların, insan olduklarını hatırlamalarından korkulmuş mu demeliydim, bilemedim şimdi. Her halükarda ne kadar trajikomik bir durum değil mi? Neyse efendim… Şükür geçmişin maymundan dahi korkan ‘yasakçı’ zihniyetinden günümüzde eser yok da, ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş/War for the Planet of the Apes’ rahat rahat vizyonda yer bulabiliyor…

Dedikten sonra gelelim yeni seriye… Yeni versiyonun başlatılması için bir hayli zaman sessiz duran sinemacılar 2001 yılında ‘Maymunlar Gezegeni/Planet of the Apes’ filminin yeniden çekimini Tim Burton yönetmenliğinde gerçekleştirirler. Ancak 1968 yapımının görkemine kesinlikle ulaşamazlar. Çünkü ilk filmdeki felsefi yönün ve sürpriz finaldeki şokun aksine yeniden çevirimde işin aksiyon yönüne ağırlık verilip görsellik, öykünün önüne geçirilmiştir. ‘Yılın en kötü finali’ damgasını da yiyen ve iki uydulu gezegenle olayların orijinalindeki gibi dünyada değil de başka bir yerde geçtiği izlenimini yaratan bu filmden sonrası, 2011’deki ‘Maymunlar Cehennemi: Başlangıç/Rise of the Planet of the Apes’…

Orijinal filmlerin senaryosundan devam etmeyip kendi yol haritasını çizerken devamlarına da zemin hazırlayan bu yapımın öyküsü, çok sevdiği babasının Alzheimer hastalığına çare bulmak için ilaç geliştirmeye uğraşan bilim insanı Will ile üstünde deney yaptığı ve çocuğu gibi gördüğü maymunu Caesar’a dayalıydı. Böylece bir yandan maymunların insanlaşma sürecinin ve iki tür arasındaki savaşın başlangıcı yansıtılırken, bir yandan da genetik mühendislerinin yaptığı deneylerin nelere mal olabileceği koyulmuştu ortaya.

Orijinal bakış açısını arayanları tatmin etmese dahi hayli duygusal sahneler yaşatan bu filmin devamı 2014’te geldi… ‘Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti/Dawn of the Planet of the Apes’! Caesar ve arkadaşlarının maymunluktan çıkıp insan özellikleri göstererek San Francisco’da panik yaratmalarını, maymunları geliştirirken insanda ses tellerini etkileyip dönüşüme sebep olan virüsün tüm dünyaya yayılmasıyla birleştiren yapım seyirciyi, ilk dehşet dalgasından 10 yıl sonrasına götürüyordu. En iyi insanın ölü insan olduğuna inanan Koba’nın savaşçılığı… Virüsten kurtulan insanların ve aile kuran Caesar öncülüğündeki maymunların, kaos ve ölümün kol gezdiği dünyadaki yaşam mücadelesi… Ve ‘Mesele sadece gücü ele geçirmek değil, mesele kaybettiğimiz dünyayı yeniden evimiz yapmak’ diyen liderin yönettiği insan topluluğu… ‘Hiçbir maymun bir başka maymunun kanını dökmeyecek’ felsefesindeki insan düşmanı Koba ile ılımlı Caesar’ı karşı karşıya getiren bu yapımın ulaştığı nokta ise insanla maymunun üstünlük çekişmesini hırsla yansıtan ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş/War for the Planet of the Apes’ yorumu oldu.

MAYMUNLAŞMAKTAN KORKAN İNSANLARIN SAVAŞI…

49 yıl önce insan eliyle cehenneme çevrilen dünya fikrinden başlatılarak adeta tersine evrimleşme tablosu yaratan ‘Maymunlar Cehennemi’ni, denek olarak kullanılırken bilimsel kaza eseri akıllanıp özgürlüğe yelken açan insanımsı maymunların varlık mücadelesine çevirerek kendi içinde evrim geçiren ‘Maymunlar Cehennemi’nin son etabı tam anlamıyla maymunlaşmaktan korkan insanların savaşı! Ancak bu savaşın sadece insanımsı maymunlara karşı olduğunu düşünmek yanlış. Zira bu kez her iki taraf için de çift yönlü bir mücadele var… Maymunların kendilerini yok etmek isteyen insanlarla mücadelesinin dışında aralarındaki hainlerle baş etmeye uğraşmaları bir yanda… Özel timin akıllı maymunların neslini kurutmak için giriştiği savaş ve maymunlaşmak istemeyen insanların yarattığı çatışmacılık diğer yanda!

‘15 yıl önce kontrolden çıkan deney maymunların dönüşümünü başlattı. Koba, intikam için insanlara saldırdı. Özel Kuvvetler Albay’ı yok etme harekâtı başlattı’ diyerek açılışını yapıp iki yıldır şiddetlenen savaş tablosuna, kasklarına ‘Maymun katili’ yazan askerlerle, onlara yardım eden ‘Donkey-Eşek’ lakaplı dönek maymunların ormanın derinliklerindeki baskınından geçiş yapan ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş/War for the Planet of the Apes’, bu süreçte insanın caniliğini alabildiğine yalın bir biçimde sunuyor seyirciye. Ormanın içine çekilip ailesi ve kabilesiyle birlikte barış içinde yaşamaya niyetlenen Caesar’ı hedef seçen insanların çizdiği kanlı tabloya karşın maymunların özgür yaşam için verdikleri savaşı ve vicdanlılığı ortaya koyan yapım bu yorumla maymunları, beyazların hışmına uğrayan yerlilere benzetmekte.

Askerleri, silahlardan gücünü alan acımasızlar konumundan verip maymunları da, ormanda ilkel silahlarıyla kendi halinde yaşayan yerliler misali resmeden filmin en büyük özelliğine gelince… Tıpkı 1968 yapımı orijinali gibi felsefi detaylarla donatılmış olması ve insanlığın geleceği üstüne düşündürmeyi hedeflemesi!

‘Bu savaşı ben başlatmadım. Savaşı başlatan maymunu da öldürdüm. Artık sadece maymunları korumak için savaşıyorum’ diyen Caesar o denli ‘insan’ ki ondan ve kabilesinden yansıyan her şey etkili mesajlar niteliğinde. Misal, Caesar’ın daha fazla kan dökülmemesi için ormanın kendilerine bırakılmasını talep ederken onun bu vicdanlı yaklaşımının karşılığını insan kötülüğü ve maymun hainliğiyle alması gerçek yaşamdaki ‘İyilik yap, kötülük bul’ gerçeğinin karşılığı. ‘Maymunlar beraber güçlü’ mantığıyla hareket eden Caesar ve kabilesinin barışçıl aksiyonundaki dönüm noktasıysa ‘intikamcılık’… İşte bu noktada hırsları öne çıkartan senaryo, Albay karakteriyle ‘ari ırk’ meraklısı faşist bir tip ortaya koyarken Caesar ile de Koba gibi davranmakla vicdanlı kişiliği arasında mücadele veren duygusal aile babası figürü çiziyor.

Andy Sarkis’in ödülü hak eden canlandırmasıyla maymunun, insandan daha insan olduğunu hissettiren Caesar ile birlikte hareket eden Maurice (Karin Konoval), Rocket (Terry Notary) ve goril Luca (Michael Adamthwaite) sayesinde felsefi yönünü ayakta tutan yapımın vurucu nihai mesajına gelince… Burada iki hususa dikkat çekmek lazım. Biri, kendi gibi olmayanları zararlı görüp arınmışlık peşine takılan faşist zihniyettekilerin sonunun, korktukları şey kanalıyla geleceği… Diğeri de, doğanın yok edici-arındırıcı gücünün karşısında insanoğlunun ve teknolojisinin hiçbir hükmü olmazken, doğayla iç içe yaşayan maymunların ve hayvanların kendilerini kurtaracak yeteneğe sahip oldukları gerçeği! Yani doğanın ‘ilahi adalet’ gibi duran müthiş dengesi karşısında insanlığın büyüklük taslaması nafile.

SON SÖZ; Ölümle, özgürlük çizgisinde yürürken zorbalığa ve haksızlığa boyun eğmemek gerektiği gerçeğinin altını çizen ve çarmıhta, insanlık için acı çeken Hz. İsa misali duran, derin bakışlı Caesar’ın liderliğinde maymunlar dünyasının geleceğine yol alan… Hayvanat Bahçesi naifliğindeki ‘Yaramaz Maymun’ ile etliye sütlüye dokunmadan kendisi için yaşayanların âlemine uzanan… Küçük kız Nova ile çocuk masumiyetinin, kötülükle baş etmede dünyanın kaderini belirleyecek en önemli etken olduğunu yansıtan… Ve maymunlaşmaktan korkan insanlar yok olup giderken, görüntünün ötesinde insan gibi yaşamayı bilenler için yeni nesillerle geleceğe erişme umudu bulunduğu mesajını aktaran ‘Maymunlar Cehennemi: Savaş/War for the Planet of the Apes’, nasıl insan olunacağını gösteren içeriği ve sunumuyla izlenmesi gereken bir yapım.

Maymunlar ve İnsanlar denkleminde, ‘Maymunların insanlaşması değil insanların maymunlaşması dünya için daha riskli’ diyerek koyalım noktayı.

Anibal GÜLEROĞLU

www.twitter.com/guleranibal


Tüm yazılarını göster