Kara Sevda bu kadar basit mi?

Burak Özçivit ile Neslihan Atagül’ü buluşturan ‘Kara Sevda’da mucize bekleyen ama sürekli karşılaşarak, kurgusal mucize saçmalığı yaşatıp buradan sözde kara sevda çıkartmaya çabalayan zorlama bir çift sunuldu bize.

Anibal Güleroğlu Yazar guleranibal@yahoo.com

‘Kara Sevda’ bu kadar basit mi?

Herkesin kendince söyleyecek birkaç sözü muhakkak vardır, ‘Kara Sevda’ konusunda. ‘Kara Sevda’ dendi mi akan sular durur. Bunu, tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak gören tıp insanlarıysa âşık olan kişinin aşkına ulaşamadığında bağımlılık dürtüsüyle hırçınlaşması ve kaybetme korkusuyla yaşamdan vazgeçmesi şeklinde özetlemekte.

Rivayet odur ki kökü İbn-i Sina’ya dayanmakta. Horasan’da hekimlik yaparken vezirlerden birinin yemeden içmeden kesilen kıza ‘hülya hastalığı’ teşhis koyan İbn-i Sina, kızın nabzını tutarak şehirdeki bütün semtlerin ismini saymaya başlamış. Biri isimde nabzının hızlandığını görmüş. Onun üstüne orada sevdiğinin olduğu anlaşılmış. Böylece ‘kara sevda’ teşhisi de ilk kez konulmuş olmuş. Kısacası daha çok kadınlarda rastlanan ‘kara sevda’ bir hastalık ve öyle ayaküstü yaşanan aşkımsı ilişkilere yaftalanıp basite indirgenecek bir durum da değil. Oysa bizim kurgu cevherlerimiz, uçanı kaçanı boş geçmiyor. Zengin kız fakir oğlan denklemindeki klişeleri ‘kara sevda’ ile öyküleştirmeye bayılıyor. Benim gözümde büyük bir hayal kırıklığı olarak başlangıcını yapan ve ‘Kara sevda bu kadar basit mi’ dedirten ‘Kara Sevda’ misali…

GERÇEK ‘KARA SEVDA’ DUYGUYLA OLUR!

Ne çok hikâye türetilmiş kara sevda üstüne… Efsanelerin ölümsüzlüğünde, destansı çiftler yaratılmış… Leyla ile Mecnun, Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı. Yanı sıra kara sevdanın fitilini ateşleyen aşkı en çarpıcı biçimde anlatan bir dolu da laf edilmiş. Lakin ‘Aşkın bulunduğu yerde hiçbir şey can sıkıcı ve bayağı değildir’ diyerek gerçek aşkın güzelliğini ve marjinal faydasını vurgulayan Adam Smith de dâhil olmak üzere hepsi, kara sevda niyetine yedirilmeye çalışılan dizi öykülerinin basitliğinden habersiz konuşmuş.

Gerçek şu ki, günümüzün ‘kopyala yapıştır’ kolaycılığından, duyguları layıkıyla yansıtan yapımlar beklemek nafile. Oysa insanların içini titretecek aşklar duygularla yaşanır, ulaşılamayan aşkla gelişen kara sevda da duygu derinliği gerektirir. Bunu sağlayacak olan ise yaratılan karakterlerdir öncelikle! Ardından içeriğin duygusallığa bakış açısı önem kazanır. Eski romanlarda ve yapımlarda bu özellikler var ama…

1900’den bugüne ulaşmayı başaran ‘Aşk-ı Memnu’ mesela… Diziye ilgi amacıyla yasak aşk kısmının suyu çıkartılmış olsa bile sevda konusunda kayda değer bir performans sergilemişti. Benzer şekilde roman uyarlaması olan Çalıkuşu’nda da çok uyumlu ve duygu yüklü bir çift izlemiştik, sevda üstüne… Peki, 1900’lerdeki sevda öyküleri böyleyken günümüzün üçlü aşklarından ‘Kara Sevda’ türetme meraklıları neler sunmakta bize?

Burak Özçivit ile Neslihan Atagül’ü buluşturan ‘Kara Sevda’da mucize bekleyen ama sürekli karşılaşarak, kurgusal mucize saçmalığı yaşatıp buradan sözde kara sevda çıkartmaya çabalayan zorlama bir çift sunuldu bize. İçerikse bomboştu. Olaya ‘Kara Sevda’ yönünden baktığımızda karayla sevdayı hangi noktada bağdaştıracağımı bilemedim doğrusu. ‘Kara Sevda’ dendiğinde bu diziyi kömürün karasına duyulan tutkudan mı ele almalıydık… Yoksa mantığı sıfır, duygusu sıfır, heyecanı sıfır, kurgusu sıfır aşk öyküsünden mi? Aslında nereden ele alırsak alalım ne kömürün karasından iz bırakan bir duygu yakalayabildik, ne de Yeşilçam yapımlarının kötü kopyası gibi duran içerikten!

KEMAL-NİHAN ÇİFTİNDEN ‘KARA SEVDA’ ÇIKAR MI?

Dizi henüz yapım aşamasındayken kaleme aldığım bir yazımda, dizinin konusunun rutinliğine değinip ‘‘Kara Sevda’nın en büyük kozu, başrolleri paylaşan Burak Özçivit ile Neslihan Atagül’’ demiştim. Burada üstünde durulması gereken detaylar karakterlerin özenli yapılandırılması, başrollerin uyumu ve oyuncuların imajlarıydı. Fragmana bakınca uyum var gibi de duruyordu hani. Ancak ön değerlendirme temkinliliğini ‘Kara Sevda’ için de elden bırakmamıştım ve ‘Mucizeye yer olmayan yerde, her şey kısmete değil gayrete bağlı’ demiştim. Nitekim İstanbul 2010’dan başlayıp Maden Fakültesi’nden sevinçle çıkan Kemal’in ne kadar çalışkan ve zeki bir öğrenci olduğunu yansıtarak yüzünü gösteren ‘Kara Sevda’nın ilk bölümünde sergilenenler, bu temkinliliğimde ne derece haklı olduğumu çıkarttı ortaya.

Zengin-fakir tarafları karşılaştırmak için ‘otobüs’ yolculuğunu seçip para-akbil muhabbeti yaratanlar kervanına katılarak Kemal ile Nihan’ın sevda yolculuğunu başlatan dizi, her karesinde ‘Kemal-Nihan çiftinden kara sevda çıkmaz’ dedirten nitelikte. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, ‘Kara Sevda’ ne Burak Özçivit’in ne de Neslihan Atagül’ün performans kapasitelerini yeterince yansıtabilecek özellikte bir kurguya sahip değil!

Burak Özçivit’i harcayan türden yaratılan Kemal, acemi ve eğreti tavırlar içinde sunuldu bize. Ona baktığımda, ‘Med Cezir’in Yaman’ından, ‘Kelebeğin Rüyası’ filminde Kıvanç Tatlıtuğ’un canlandırdığı Muzaffer’den ve ‘Fatih Harbiye’nin Macit’inden harmanlanmış bir karakter gördüm. Yani boş zamanlarını tekne onarımıyla geçirip mucize tesadüflerle Nihan’ı denizden kurtarmayı vazife edinen, kömür madenindeki sade suya tirit kurtarışla da kolay yoldan kahramanlaşan Kemal, kendine has bir karakter olamamış. Burak Özçivit’in tıraşlı yüzle başlayıp bol sakallıdan kirliye geçişi, diğer rollerini çağrıştırmaması adına iyi durmuş. Ama bu imaj değişikliği, zahmetsizce geliştirilen karakteri kurtarmaya yetmez.

Neslihan Atagül’ün canlandırdığı Nihan deseniz… Bu kadar havada bir karakterden bırakın kara sevdayı aşkın kırıntısını bile yakalamak imkânsız. Nihan da tıpkı Kemal gibi orijinal bir karakter değil. Otobüsteki sarsıntıya rağmen eli titremeden resim çizecek derecede usta olan Nihan’da ‘Med Cezir’in Mira’sı görülmekte. Ressamlığıyla ‘Fatih Harbiye’deki Neriman’ı anımsatıp ‘‘Neslihan Atagül’ün dizilerden payına düşen meslek ressamlık’’ dedirten dizide, oyuncunun imaj değişikliğine gitmemiş olması da ayrı bir detay… Ki bu konuyu daha önce de vurgulamıştım. Üzülerek söylüyorum gayet yetenekli bir oyuncu olan Neslihan Atagül’ü hep aynı tiple ve aynı türden rollerle görmek yıpratıcı oluyor… Gerek izleyici gerekse kendi kariyeri açısından! Çok mu lazımdı Neriman’ı Mira’yla karıştırıp Nihan’ı önümüze getirmek?

Ancak bizde imam bildiğini okuyor. Oyuncularımızın farklı işlerde farklı tiplerle karşımıza çıkamaması yüzünden bütün yapımlar birbirine benzemeye başladı. Biraz yabancıları örnek alın canım! Öyle değişimler yaratıyorlar ki tanı tanıyabilirsen. Bu farklılık da hem kendileri hem oynadıkları iş adına başarıya dönüşüyor tabii. Misal, dünya sinema tarihinde 1 milyar dolardan fazla gişe elde eden 12 filmden 8’inde yer alan Johnny Depp… Yeni filmi ‘Kara Düzen’de bambaşka biri olup çıkan aktör, şayet bizimkiler gibi her rolünde aynı imajla yer alsaydı oynadığı işler bu başarıyı yakalayabilir miydi? Fanatik duygularla olmazlardan olur yaratmaya çabalarken, çift merakına düşerek yorum getirirken ve performansa göre değil isimler üstünden dizilere değer biçerken bunu düşünün derim.

HAYALLERLE BOCALAYIP ‘KARA SEVDA’YI DİBE VURDURDUNUZ

‘Kızıl Tepe’ filminde çok güzel bir saptama mevcut… Gerçek aşkı anlatabilmek için onu her açıdan yaşamak gerektiği yönünde! Bu hakikat her yerde geçerli. Bir konuyu etkileyici biçimde yazabilmek veya inandırıcı bir dille aktarabilmek için fikir sahibi olmak lazım. Ama bizim pek sevdiğimiz bir şeydir, bilgi sahibi olmadan fikir üretmek. Hal böyleyken ezbere kara sevdalar yaratmak, içerikleri mantıkla bağdaşmayan hayallerle doldurmak da kaçınılmaz. ‘Kara Sevda’, bu olumsuzluğu en baştan yaşatan dizilerden oldu ne yazık ki…

İstanbul’un bezgin ve yorgun insanlarıyla dolu otobüslerinde asla yaşanamayacak yakınlaşma hayalini ‘Kiraz Mevsimi’nden kopyalamışçasına aktaran dizinin otobüs sahnesi, devamındaki mantıksızlıkların habercisiydi. Bir bakışta oluşan sevdanın ne oranda inandırıcılıktan uzak olacağını belli etti bize. Bu sahnenin mimarlarına soruyorum… Allah aşkına, hangi otobüste onca kişi ayakta dururken ta öteden birinin gelmesini beklenir de koltuk boş kalır? Bu tür sahneleri yaratmaktan bıkmayanlar hiç mi toplu taşıma araçlarına binmiyor yoksa milleti uyutma merakı had safhada mı? Vazgeçin artık bu zırva ve hayalci klişelerden.

Ayakta uyuyup rüya bile gören Kemal ile karma sergisine değişik yüz bulmak için otobüsü seçen ve yolculuğunu çok eğlenceli bulan Nihan ilişkisinde bundan sonrası daha da beter… Otobüse bindi diye elbiseleri kuru temizlemeciye yollayarak zenginliğin muhteşem(!) görgüsüzlüğünü sunan akış, bizi 1 ay sonrasına götürür ve mucize bir tesadüfle AVM içinde tekne onarım malzemesi alışverişine çıkan Kemal’e resim sergisinin yüzü olduğunu fark ettirir. Hadi bu halka açık alandaki bir sergi, görülmesi mantığa uyabilir desek de ‘İnadım inat, mucizelerle sabırları zorlamam şart’ diyen senaryo Kemal’e bile ‘Yok artık’ dedirten bir tesadüfle, esas oğlanımızı Nihan’a denk getirir. Gece görüşlü gözleriyle caddenin karşı tarafından mekanın içinde, kalabalığın arasında dans eden Nihan’ı görme becerisi sergileyip büyük mucizeyi yaratan Kemal için mega mucize, Nihan’ın gece vakti tekne sevdasına kapılıp denize düşüşüdür. Bizim mucize Kemal’imiz cup atlar ve bir çırpıda ayağına dolanan halatı çıkartıp Nihan’ı kurtarır ve bingooo… ‘Kara Sevda’ başlar. Gerçi karşılıklı aşkta kara sevda olmaz ya… Maksat bu isimle ilgi çekmek olsun.

‘Senaryoda varsa, koca İstanbul bir sokaktan ibaret olur’ kaderciliğiyle kabullenmek zorunda bırakıldığımız bu hayali mucizeler kervanı bitmemiştir daha. Nihan’ın teknesinin kaptanını da tanımaktadır Kemal… Lakin Nihan’la konuşurken Kemal’e sorgulayan gözlerle ters ters bakan Levent Kaptan’da ve sırıtan Kemal’de bu tanışlığın belirtisini göremeyiz. Aman bu da dert mi der geçeriz. Derken bir de kutusundaki resme bakıp gizemli gizemli konuşan Leyla Hanım çıkar bu gerçeklerden kopuk mucizeler dünyasında.

‘Tesadüf diye bir şey yok hayatta her şeyin bir nedeni vardır’ sözünün peşi sıra Leyla’nın neler getireceğini düşüneduralım Emre’nin gereksiz havalı tavırlarında ‘Kara Sevda’ umutlarını dibe vurduran senaryonun, Ozan’ın uyduruk katilliğiyle gelen mecburi evlilik halleri ve Kemal’in Zonguldak’taki maden mühendisliğinden çıkan mesajcılık gayreti girer devreye. Aman da amannn… Bizi yer üstündeki hayallerden alıp aslan yürekli bir maden mühendisinin yeraltındaki kara sevdasına tanıklık ettiren dizi, çok medeni bir maden kazası tablosu çizmeye çalışırken gerçekçilikle de hayli çelişir.

Soma’daki facianın davacılarının bir şekilde davalarından vazgeçmeye başladığı, suçluların yavuz hırsıza dönüştüğü zamana denk düşen başlangıçta, kömür tozuna bulanmış yüzünün ardından kendisini tanımayı başarıp mikrofon uzatan muhabire ‘Yer altında mucizeye gerek yok. Tedbir almak lazım’ diyerek faciaların tedbirsizlikten olduğu mesajını verme gayreti gösteren ‘Kara Sevda’ hayalciliğinden de pek çok soru çıkar tabii…

Biz hangi ülkedeyiz acaba? Böyle maden sahibi gökten zembille mi indi bize? Madenin içine girip mühendisinden bilgi alan, onun talimatlarına uyan, madencilerin kaza esnasında hayatta kalmalarını sağlayacak tedbirleri alan bir maden sahibini kim kaybetti de biz bulduk?

Bu soruların cevabını Soma faciasında ve sonraki gelişmelerde arama tavsiyesiyle ‘Kara Sevda’nın maden patronundan gelişen hayalciliğe dönecek olursak… Elini kömüre bulayan mühendisin değerini bilen maden sahibi Hakkı Bey’in ortağı olarak hayalciliğe tavan yaptıran Kemal’den daha çok mucize türetmeye odaklanan senaryo, hayal gücünde sınır tanımaz. Böylece ‘ıslak’ mucize bir kez daha gerçekleşir ve Kemal, denize düşmeyi ve mutlak surette ayağına halat dolamayı alışkanlık edinen Nihan’ı bir kez daha aynı şekilde kurtarır. Hayallerin ve sabır denemelerinin devamı sonraki bölümlerde…

Son söz; ‘Kara Sevda’yı bu denli basite indirgeyerek, klişelerle yol alıp mantığa uymayan hayalciliklerle abartarak en kolayından ‘zengin kız fakir oğlan’ denklemini ters çeviren mucizeler yaratarak karşımıza gelip hayallerimizi yıkan dizinin bunca hayalciliğini yansıttıktan sonra başka söze gerek var mı? ‘Kara Sevda’yı da dibe vurdurdunuz ya, bu basitlikte reytinginiz tavan yapsa ne yazar! Para, pardon kara sevdanız hayırlı olsun.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

Tüm yazılarını göster