Her şey, bir şeye benzerken Aşk da bu çifte benzesin…

Farkında mısınız? ‘Ben yaptım oldu’ pervasızlığı nasıl da çevremizi sarmış durumda… 

Anibal Güleroğlu Yazar guleranibal@yahoo.com

Sınırlı sayıdaki değerler de bunların arasında yitip gitmekte. Ekranlarda boy gösterip ipe sapa gelmez benzetmeler yapanların başlattığı ortam sulandırıcı polemiklerle siyaset mantığı ve insan aklı dibe vurdurulurken, ekran düzeninden nemalanmak için klişe işlerin birbiri ardına ortalığa sürülmesi de izleme ilgisini aşağılara çekmekte. Her şeyi, her şeye benzetme çabasına girişip sonunda hiçbir şeye benzemeyen bir şeyler yaratmak ‘hak’ sayılır hale geldi sanki… Bu tutku nerede kendini göstermiyor ki!

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir düsturunda ‘Kemik kırmadan dövme’ hassasiyetine takılıp ceza hafifleten adalet sisteminin, olay görüntülerini silme emri verenlerin değil de el mahkûm silenlerin yakasına yapıştığı düzendeki demokrasi algısının ‘duruma göre’ şekillendirilmesi kıssadan hisse… Biraz şiddetli yağmura teslim olmanın kalıcı önlemini almak yerine, yabancılara benzetme gayretiyle olur olmaz yerlere serpiştirilen dev binaların yarattığı ucube şehirleri ‘kalkınmışlık’ sayma kurnazlığı da, işi bilene hisseden kıssa…

Abartının sınırlarının kaldırıldığı bu hisseli harikalar kumpanyasında, örnekten bol bir şey yok. Hiçbir şeyken, her şey olmaya soyunup her telden çalanın sürüsüne bereket. Kimileri çıkıyor, normal insan dese psikiyatrik tedaviye ihtiyaç duyduğunu düşündürtecek tarzda beyanlarla, ‘Hazret’ ilan ediveriyor kendini… Kimileri de, yaptıkları işi eleştirenlere karşı sosyal medyadan tehditler savurup karalaştıkça karalaşıyor… Ak koyun, kara koyun misali!

Haberlerin gündeminden taşıp dizilerin ve filmlerin kurgusalın dünyasında kaybolmaya yol alan bu ‘her şeyi kendine benzetme’ düzeninin kavram kargaşasında, düşünceler ve duygular susarken, ağzı olan konuşuyor anlayacağınız. Göz görünce, aklın katlanması ne mümkün?

Bunca çirkinliği ve yozlaşmayı tek bir şey öteleyebilir: Aşk… Yani, bir başka varlığa karşı duyulan derin sevgi! Çünkü sevgi, saygıyı da beraberinde getirir ve insanlar her attıkları adımı ona göre şekillendirir. Ne yazık ki, gerçek yaşamda her şeyi hiçbir şeye dönüştürme ustalarının o taraklarda bezi yoktur. Olsa dahi sevgi ve aşktan anladıkları, ‘Kadının her yeri avrettir yani gizlenmesi gereken yerdir’ bakış açısının ötesine geçemez.

Oysa sevgi kuramının kurucusu Psikanalist Erich Fromm, insanlığın sorunlarına bir yanıt olarak göstermiştir sevgiyi ya… Galiba bu ortamda aşk ve sevgi yalnızca dizilerin, filmlerin konu sorununu gidermeye yaramakta! Her şeyden hiçbir şeye yol alırken aşkı harcayanlara inat yapımların odağında yer bulan aşk, şimdilerde iki faklı işle bir kez daha öne çıkmakta…

Bunlardan biri, tanıtımları FOX’ta dönmeye başladığı andan itibaren yeni çift beklentisinin yanı sıra, hem içeriği hem de çekim mekânlarıyla büyük merak uyandıran ‘Aşk Yeniden’… Diğeri de ‘Çalıkuşu’nun gönüllerde taht kuran ikilisi Fahriye Evcen-Burak Özçivit’in aşklarının beyazperde ayağı olan ‘Aşk Sana Benzer’ filmi.

New York sokaklarındaki çekimleriyle Amerikalıların da ilgi odağına dönüşen Süreç Film imzalı ‘Aşk Yeniden’ dizisinin ve yaratacağı çiftin ne denli tutulacağını, Şubat’ta ekrana gelmesinin ardından ele alacağız. Şimdi esas konumuz, Beyaz Show’a da konuk olarak ‘Hasretinle yandı Gönlüm’ü Beyaz takviyesiyle seslendiren Fahriye Evcen ile Burak Özçivit’in aşk halleri…

‘ÇALIKUŞU’ BİTTİYSE NE GAM… ‘AŞK SANA BENZER’LE DEVAM!

Kurgu dünyasındaki rollerden taşıp gerçekle bütünleşen aşklar, farklı setlerden örneklerle akıllarda… Bazıları yapım süresince varlık gösterip iş bitince ‘Harç bitti yapı paydos’ misali sonlanırken, bazıları da evliliğe varan bir süreç yaşamıştır. Ömürleri ne olursa olsun setlerden doğan aşkların yapımların reklamına ve ilgi görmesine yaptığı katkıyı küçümsemek mümkün değil. ‘Lale Devri’nde bunun, sonrası meçhul işlevselliğine tanık olmuştuk. Şimdilerde ‘Med Cezir’de de benzeri aşk durumunun avantajcılığı yaşanıyor.

Ancak ‘Güneşi Beklerken’ dizisinde olduğu gibi, inandırıcılıktan uzak kimi birliktelik haberlerinin negatif etki doğurduğunu da unutmamak lazım. Kısacası böylesi ilişkilerin dizi veya filme olumlu katkı yaratabilmesi için doğal görünmesi ve izleyicinin sempatisini kazanması şart! Kanal D’nin, Feride-Kamuran aşkını orijinalinin aksine daha fazla ön plana çıkartarak ilerleyen, ‘Çalıkuşu’ dizisiyle doğan Fahriye-Burak ikilisi bunu başaranlardan.

30 bölümü; kalktı kalkacak, söylentileri arasında günden güne dolanıp çalıkuşuluktan göçmen kuşa dönüşerek tamamlayan ‘Çalıkuşu’ bitse dahi bu ikiliyi bir arada izleme isteği hep diriydi. Nitekim bu ilginin fark edilmesiyle, vakit geçirmeden ekrandan beyazperdeye geçiş için kollar sıvandı ve Burak Özçivit’in yapımcılığındaki film sayesinde ikili bir kez daha buluştu.

Nurettin Rençber’in 2009 çıkış şarkısı olan ‘Aşk Sana Benzer’le aynı ismi paylaşan filmin en büyük özelliği; gerek hikâyenin ana teması, gerekse oyunculuk tablosu bakımından ‘Çalıkuşu’nu fazlaca hatırlatması!

Dolayısıyla Bedia Ceylan Güzelce’nin senaryosuyla yaratılan ve A. Taner Elhan’ın yönetmenliğini üstlendiği romantik dramı bu açıdan değerlendirdiğimizde, ‘‘Çalıkuşu bittiyse ne gam… Aşk Sana Benzer’le devam’’ dedirten türden…

Bodrum’da çekilen ve kasabanın yerlisi Ali ile birdenbire gelip dondurmacılığa başlayan geçmişi sırla dolu Deniz’in aşkı, iç seslerini edebileştiren Kamuran-Feride ikilisini fazlasıyla hatırlatmakta… Sanki dönem farkıyla bu romansal çift yeniden canlanmış gibi.

Aşk olayını ‘Çalıkuşu’ndaki söylemle yürüten hikâyenin çatışmacılığını yaratmak da, oyunculuğunu takdirle karşıladığım Selim Bayraktar’ın canlandırdığı Aykut karakterine düşmüş. Deniz’e olan tutkusunu psikopatça sürdüren ve onu elde etmek için Ali’nin hayatıyla tehdit eden Aykut’u, ‘Çalıkuşu’ dizisinde Deniz Celiloğlu’nun can verdiği Dr. Selim’e benzetebiliriz… Zira nasıl ki Dr. Selim Feride’yi Kamuran’dan kopartmak istiyordu ve onu kaçırıp neredeyse intihara sürüklüyordu, Aykut da aynı şekilde Deniz’in baş belası. Aradaki fark; birinin Kamuran’ın arkadaşı, diğerinin Deniz’in geçmişinden gelen kişi olması.

Bu nedenle, rüya sandalında kalbinin dengini bulduğunu hisseden ve kendisine silah doğrultulmuş olsa dahi kısık-buğulu sesle konuşmayı ihmal etmeyip aşkını savunan Ali ile Deniz’in diyaloglarını şiir kıvamında oluştururken işi abartıp Yeşilçam filmlerine taş çıkartan… Her haliyle buram buram ‘Çalıkuşu’ kokan filmin konusundan çok şey beklemek hata olur!

Seyircinin hoşuna gitmek için ekranın ilgi gören çiftini, sevinç ve gözyaşı harmanında yaşanan benzeşmeli aşkla yeniden buluşturan yapımda bir diğer göze batan detay, olur olmaz sahne geçişlerindeki özensizlik… Bir sahneden diğerine geçerken sanki arada kopukluk varmış hissi uyanıyor. Lakin Fahriye Evcen ve Burak Özçivit’in ‘masalsı aşk’ duruşları bütüne öylesine hâkim kılınmış ki, bu ayrıntı filmin tüm eksiklerini görünmez kılmayı başarmış durumda. Ayrıca filmin avantaj yaratırken, Ege’nin görselliğinden çokça nasiplendiğini de söyleyebiliriz.

‘Çalıkuşu’ dizisinde Fahriye Evcen’in sesinden dinlediğimiz ‘Benim Gözüm Sende’ parçasına aynı şekilde bünyesinde yer vererek benzeşmelerini müzikle de perçinleyen ‘Aşk Sana Benzer’in, zaman zaman çok çeşitlilik gösteren müzikleri eşliğinde adeta bir klibe döndüğü gerçeğini de hatırlatalım.

Sonuçta; Bıyıkları, saçı ve duruşuyla ‘Muhteşem Yüzyıl’ın Malkoçoğlu imajına dönen Burak Özçivit’i ‘Çalıkuşu’nun Kamuran’ının ağzından konuşturmayı seçen ve aynı konu çerçevesinde yol alan ‘Aşk Sana Benzer’, vakitsiz gidişiyle yarım kalmış bir aşkı sürdürme görevini üstlenmiş havasında! Bu hava da ona bol bol yeter. Gerisi, hava cıva.

Anlayacağınız, sonu baştan belli olan bir macerada ‘Sinemada bir kez daha varım’ diyen Fahriye Evcen’le ilk film deneyimini yaşayan Burak Özçivit birlikteliğinin ve ilan edilmiş aşk avantajını kullanmanın ötesinde bir orijinallik gösteremese dahi bu filmde iş var. İkilinin yarattığı sevimli tablo özellikle ‘Çalıkuşu’ndan kalan doyumsuzlukla rağbet görecektir.

‘‘Her şey, bir şeye benzerken ‘Aşk’ da bu çifte benzesin’’ diyelim… Ve dahi yeni yapımlarda aşklarını saklı tutup ilerlerken, karakterlerinde ‘Çalıkuşu’nun ötesine geçmelerini, farklı imajlar yaratabilmelerini temenni edelim. Yolları açık olsun.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

Tüm yazılarını göster