Seçmece Aile Tabloları...
‘Aile’ dendiğinde aklımıza gelen ilk şey nedir? Anne, baba, çocuklar ve kardeşlerden oluşan; soyadı ve kan bağı bulunan toplumun en küçük birimi mi? Tanımlara bakarsanız öyle. Ama en basitinden ‘ev halkı’ olarak da görülen ailenin taşıdığı anlam bu tanımın çok ötesinde.
Zira ‘Aile’; sevgi, güven, şefkat, vicdan, paylaşma, dayanışma ve mutluluk gibi insan karakterine yön veren duygulara kaynaklık eden bir birliktelik. Nitekim ‘Aile her türlü iyilik ve kötülüğün öğretildiği bir okuldur’ demiş ünlü psikanalist Wilhelm Stekel.
Peki... Çeşitli rezilliklerin ortalığa saçıldığı, çocuk ve kadın tacizlerinin kanıksandığı, şiddetin çocuklar arasında yaygınlaştığı günümüzde ‘Aile’ kavramıyla özdeşleşen olumlu bir tanım yapmak mümkün mü? Her gün beynimizi kemiren haberlere baktığımızda imkansız gibi duruyor.
Dahası kurgular da, olumsuz algılarla dolu. Kıskançlık, kötülük, şiddet ve ihanetin kol gezdiği aile örnekleriçeşit çeşit. Bu doğrultuda biz de bir kez daha gerçeklerle iç içe geçen kurguların algı yaratan olumsuzluklarına değinip ‘A.B.İ.’ ve ‘Kıskanmak’ üstünden ‘Seçmece aile tabloları’nı ele alalım dedik... Ailelerin, hayatın anlamının kavrandığı; huzur veren sığınılacak liman oldukları bilinciyle.
AİLE BİR İMTİHANDIR AMA...
Doğruya doğru... Kenan İmirzalıoğlu’nun, ‘Karadayı’nın ardından televizyon dizisiyle ekranlara dönecek olması beklenti içine sokmuştu bizi. Ancak rekor olarak sunulan reytingler alsa dahi daha ilk bölümden tam bir hayal kırıklığı oldu. Zira ‘Aile bir imtihandır’ sözünü ‘ABİ’likle özdeşleştirerek hikaye yaratmaya soyunanlar, gerek ‘Aile’, gerekse ‘İmtihan’ konularında hayli eğreti bir işe imza atmışlar.
İçerik akışındaki zorlama ve yüzeysellik mi dersiniz... Söylem ve eylemleriyle karikatürize hale gelen karakterlerin yapmacıklığı mı! Bir diziyi, gerçek anlamda değerlendirildiğinde, sınıfta bırakacak olumsuzlukların cümlesi mevcut.
Şöyle ki; Hikayenin ana karakteri Doğan’ın ailesinin kendine dayattığı kaderden kaçıp doktor olması; zorunluluktan dolayı çekip gittiği ailesine dönmesi ve entrikacı abi noktasında ‘Halef’le benzeşen... Tutarsızlıklarla dolu güçsüz senaryosunu popüler isimlerle ayakta tutma kolaycılığını seçip bu formülde de kendince başarılı olan ‘A.B.İ.’de bize aileyi ve aile bireyleriyle imtihanı hissettirecek olumlu detaylar bulmak çok zor.
Serhat gibi köklerinin çağrısına(Ki, buradaki çağrı baba hastalığı değil de kızkardeş düğünü olmuş) uyup dönen Cerrah Doğan’ın, kızkardeşi Melek’in hapse atılmasının ardından zirvede olduğu kariyerinden bir anda vazgeçip silahların konuştuğu alemin içine daldığı dizideki aile tablosu gayet olumsuz. Kocasının zorbalığına ve çocuklara karşı tavrına suskun kalan...
Tek vasfı ekmek pişirmek olan pısırık bir anne. Evlatlarını ezen, oğullarına adam öldürmeyi öğretmek isteyen, işlediği cinayeti başkasına yıkabilen... Yine de ‘Ağa’ diye saygı gören kötü bir baba. Kendisini koruyan kardeşinin arkasından iş çevireN ağalık meraklısı aciz bir abiyle güç meraklısı karısı. Evliliği aileden kurtuluş olarak düşünen bir abla... Ve diğerleri. Ortamın atmosferi de entrika ve şiddetten ibaret. Aile modeli bu mudur? Hayır. Bu olsa olsa kurgularla bize dayatılan ‘Kötücül senaryo kalıbı’dır! Aşk bu aile kalıbın neresinde peki?
‘A.B.İ.’nin aşk yaklaşımı, ‘Halef’teki ‘Erkeğin yatağı boş kalmaz’ mantığıyla paralel biçimde ‘Erkeğin yaşı olmaz’ mantığından ibaret. Gözlerini kocaman kocaman açarak sahnenin gücünü artırmaya çalışan Afra Saraçoğlu’nun hiç beceremediği ‘Toy’ Avukat Çağla karakteri de bu mantığın ürünü gibi!
Büyük büyük hareketler yapmanın ve boş sözlerle dolanmanın ötesine geçemeyerek gereksizleşen Çağla ile yakın çekimler sayesinde yaş farkı iyice gözümüze batan Doğan ikilisinden içimizi ısıtacak, gençlere örnek teşkil edecek bir aşk çıkar mı? Geçiniz.
Neticede; ‘Aile bir imtihandır’ dedik ama... Kazdığı kuyuya düşen Behram’ın adalet arayışını teme alıp bunun üstünden aile imtihanı geliştirmeye çalışan ‘A.B.İ.’de imtihana tutulacak aile sizlere ömür. Elde silah oradan oraya koşturan kara giyimli adamların boy gösterdiği tabloya bir yenisini ekleyen ve ‘Düğünlerde kurşun sıkmamak gerektiği’ şeklinde üç beş yapay mesajın ötesinde söyleyecek sözü olmayan ‘A.B.İ.’de yegane imtihan, izleyicinin algısına-mantığına yönelik.
Dolayısıyla reytinglerle uçurulan.. Geçmişin tekrar tekrar abartılı sahnelerle aralara sokuşturulduğu... Avukatlığını hiç göremediğimiz Çağla’nın kadına şiddet karşıtlığını, Behram’ın Melek’i kaçırma olayında rafa kaldırarak karakterin mantığını çöp ettiği... Sinan ile karısının kötüden ziyade karikatür karakterler olarak boy gösterdiği... Behram’ın diziyi kurtarmak için tam gaz çırpındığı... Yılmaz’ın dizideki yakışıklı açığını kapattığı... Mahinur’un zorlama dram kastığı... Ağalığın ve mafyanın ‘Aile’ diye dayatıldığı ‘A.B.İ.’ için ‘Klişe harmanından ibaret ısmarlama bir iş’ diyebilirz. Hepsi bu kadar.
‘KISKANMAK’TAKİ AİLE ÇORBASI
Nahid Sırrı Örik’in aynı adlı romanından uyarlanmakla birlikte, Halit’i mağdur kişi Seniha’yı da abisini kıskanan kötü karakter olarak ele alan, romandakinden çok daha farklı bir yol izleyen ‘Kıskanmak’ başarılı bulduğum dizilerden. Zira gerek oyunculuk, gerekse uyarlama konu akışındaki mantık gayet iyi.
Diğerleri gibi çarpık ilişkileri normalleştirdiği veya ihanetleri yücelttiği de söylenemez. Öte yandan iç içe geçen ilişkiler nedeniyle ‘Kıskanmak’taki aile tablosu ‘çorba’ olmuş durumda. Hani neredeyse ‘Kim kimin neyidir’ diye çetele tutmak gerekecek.
Ayda Aksel’in hayran bırakan performansıyla ‘Sakin kötü’ formuna bürünen Mediha’nın ‘Dişi J.R.’ lakabını fazlasıyla hak ettiği dizide her taşın altından çıkan Mediha’nın ‘Sahtekarlar’daki Hidayet’le görüşüp Ertan’ın annesini araması hakkında konuşması kafama takıldı mesela. Gerçi ‘Kardeşini bul’ gibi bir konuşma geçti ama yine de ‘Acaba Ertan da mı oğlu’ diye düşündüm... Ki, bu durumda da Ertan’ın annesi olmasa bile teyzesi oluyor. Al sana yeni bir aile bağı çorbası daha.
Yanı sıra Mediha’nın mevcut çocuklarıyla bağı da baştan beri kendini sorgulatır mahiyette. Orhan’dan olan oğlu Halit’i, Cemal Paşazade’nin nüfusuna geçirten Mediha neden Seniha’yı hiç sevmiyor? İstemediği Cemal’den oldu diye mi? Yine de balkondan betona düşüp ölmeyen dirençli Mediha tarafından üvey evlattan beter büyütülmüş olmasındaki abartı düşündürücü. Bundan dolayı ‘Acaba Seniha onun üvey kızı mı’ sorusu bir köşede dursun. Seniha’nın annesi başkası çıkarsa şaşmayalım.
Nüzhet, Mediha’nın oğlu Halit’le baba bir kardeş ama aynı zamanda kuzeni Nalan’ın elinden Halit’i alıp evlenen Mükerrem’in karnındaki çocuğun babası. Aman ne iyi. Anne telkiniyle Seniha’ya düşman olan ve kişiliğinden saparak narsistleşen Halit deseniz... Türkan’la sevgiliyken bir anda anne sözüyle ondan ayrıldı. Nalan’ı yatağa atıp hamile bıraktı. Sonrasında Mükerrem’de karar kıldı. Bu arada Türkan’la da görüştü. Ardından evin hizmetçisiyle mercimeği fırına verip onu da hamile bıraktı. Sıradaki gelsin mi demeli?
Mükerrem’i döven Nalan’ın da aşağı kalır yanı yok hani. Nüzhet’le Mükerrem’in okul yıllarına dayanan aşklarını bildiği halde Nüzhet’i kafeslemenin peşine düşüp Halit’in çocuğunu ona yamamaya kalktı. Türkan da herşeye rağmen eski sevgilisi Halit’i kıskandırmak uğruna babası yaşındaki Enver’in karısı oldu. Yıllarca çocuk için uğraşan Şükran bir anda masumiyetten sıyrılıp şoför Kudret’i jigolo niyetine kullanarak hamile kaldı ve Cemil’e babalık müjdesi verdi. Hadi hayırlısı.
Şaziye’nin ‘Ayarsız anne’ olarak boy gösterdiği dizide aile çorbasına katkıda bulunmayan karakterler yok mu peki? Tabii ki var. ‘Böyle şeyler bize ters’ mantığıyla evlilik dışı ilişkilere karşı hanımağalık raconu kesen Nur, yılların hakkını almaya çalışan Seniha, boşanma davası açan romantik Savcı Cihan ve Mediha’yı sindirmeyi başaran Hatice Nine.
Sözün Özü; Mediha ve diğer karakter yapılandırmalarıyla varlık gösteren ‘Kıskanmak’ta ilgi çekme formülü ağa-mafya işlerinin bıktırıcı ve algı yaratıcı klişe gelişimlerinden ziyade ‘Aile çorbası’ yaratmakla bulunmuş.
‘Bu yol gerekli miydi’ derseniz... Ana karakterin yani Seniha’nın kıskançlığını konu alan ve genel itibariyle Seniha-Halit-Mükerrem üçgenindeki olaylara dayanan romanın aslını düşündüğümüzde ‘Evet’ dememek imkansız. Zira romandaki kısıtlı bir konudan sapmadan akış yaratılsaydı hem izleyici tatmin olmazdı hem de bölümler dolmazdı. Daha da önemlisi kısa sürede final gelirdi.
SONUÇTA; Kurgu dünyasındaki olumsuzluklar ortada. Ancak çoğunlukla bu olumsuzlukların uzun dizi sürelerinden... Tıpkı daha önce eleştirdiğim ‘Halef’teki gibi senaryoların, içerikten ziyade oyuncu taraftarlığıyla dizi izleyenlerin tercihlerini yol haritası yapmasından... Toplumdaki aile kavramının yozlaşmaya meyilli olmasından ve kurgularcuların bu yönde algı yaratıp müşteri çekme gayretinden ileri geldiği gerçeği de ortada.
Ağaların, mafyaların gölgesinde aşkı sulandırıp evliliği-çocukları değersizleştiren seçmece aile tabloları sunmayı marifet sayanlar bu işin sonunu nereye vardırır? Hep birlikte göreceğiz.
Eleştirimize noktayı koyarken son söz yazar Richard Bach’tan gelsin... ‘Ailenizi birbirine bağlayan şey, kan bağı değil, birbirinize vereceğiniz saygı, sevgi ve güven olacaktır’.
Anibal GÜLEROĞLU