MedyaFaresi MedyaFaresi

Zamanında Türkan Şoray da sansüre takılmış!

Türk sinemasının Sultan'ı Türkan Şoray Sözcü Gazetesi'nden Yüksel Şengül'e verdiği röportajda samimi açıklamalar yaptı

Eklenme: 01 Şubat 2013 17:18 - Güncelleme: 04 Nisan 2016 05:08

İşte Türkan Sultan'ın Sözcü'ye verdiği o röportaj;

Öncelikle kitabını imzalayıp bize veren Türkan Şoray’la sohbetimize de kitabını konuşarak başlıyoruz.

TÜRKAN ŞORAY’IN ZOR ANLARI.. VİDEO

Sinemada 52 yıl ve 200′ün üzerinde film… NTV yayınlarından çıkan ‘Türkan Şoray, Sinemam ve Ben’ adlı kitabınızda sinema hayatınızın en çarpıcı bölümleri yer alıyor. Türkan Şoray’la ilgili bugüne kadar pekçok kitap yayınlandı. Ancak bu kitap çok başka, çünkü siz yazdınız. Öncelikle neden yazdığınızı öğrenelim…

Dediğiniz gibi benimle ilgili birçok kitap yazıldı bugüne kadar. Akademisyen Seçil Büker, edebiyatçı Feridun Andaç, sinema eleştirmeni Atilla Dorsay ve Agah Özgüç imzalarıyla yayınlandı o kitaplar. Hepsine çok teşekkür ediyorum. O kitapları yazanlar, beni tanıdıkları kadar anlattılar. Bu kitap ise tamamen bana ait. En küçük ayrıntısına kadar inanılmaz titizlik gösterdim. Geceleri yataktan fırlayıp, aklıma gelenleri yazdım.

Ne kadar zamanda yazdınız?

1.5 yıl sürdü ve bu süre içinde kağıt kalem elimden düşmedi. Bu kitap benim Türk sinemasına borcumdu. Hepimiz bir gün dünya değiştireceğiz (gülüyor). Geçende Bakü’deydim, Azeriler ölümü böyle anlatıyorlar.
Allah gecinden versin Türkan Hanım, daha yapacağınız o kadar çok filmler var ki…
Ben öldükten sonra filmlerimle birlikte, o filmlerdeki anılarım da kalsın istedim. Kitabın yazılış nedenlerinden en önemlisi budur.
Diğer nedeni ya da nedenleri nedir?
Bu kitapla sinemaya olan vefa borcumu ödedim. Ayrıca yarım asırlık sinema hayatımda zaman zaman yüreğimi sızlatan, içimi yakan, beni kahreden şeyler söylendi.

TÜRKAN ŞORAY ŞEHİTLER İÇİN AĞLADI.. VİDEO

Neler söylendi, çok merak ettim şimdi?
Bir kesim insanlar, küçük bir kesimden söz ediyorum, Türk sinemasını temsil eden filmlerimizi küçümsüyorlar, bizleri oyuncudan saymıyorlardı. Fransız, Amerikan, İtalyan filmleriyle bizi kıyaslayıp, filmlerimizle alay ediyorlardı. Bunlar beni yıllar yılı çok üzdü. O önyargılı kişilerin önyargılarını kırmak, onlara Türk sinemasını anlatmak istedim. Böyle bir kitap yazmaya hakkım olduğuna inanıyorum.
Elbette hakkınız, siz Türkan Şoray’sınız…
Hayır, ben Türkan Şoray’dan önce sinema emekçisiyim. Bakınız, cumhuriyetin ilanından sonra devletin kültür politikalarında bale, tiyatro, müzik vardı ve hep onlara yatırım yaptı. Sinema düşünülmedi hiç. Tiyatrocularımız ve de özellikle Muhsin Ertuğrul’un katkılarıyla sinema bir moda olarak başladı. Bildiğiniz gibi sinema ticari bir sanattır. Para olmadan yapılamaz. Devlet yardım etmeyince nasıl olacaktı? İşte bu noktada seyircinin ilgisi, sevgisi en büyük sermayesi oldu Türk sinemasının. Sinemamızı yaratan da yaşatan da seyircimiz oldu. O dönemin oyuncuları, ben de dahil olmak üzere, kendi kendilerini eğittiler. El yordamıyla bulduk doğruları.

Türkan Hanım, “O filmler hep birbirine benziyor, sürekli zengin kız fakir oğlan hikayeleri” diyenler de vardı…
(Gülüyor ve ardından ciddileşiyor). Filmler elbette birbirine benzeyecek. Çünkü sansür vardı, hem de katı bir sansür.
Sizin sansüre takılan filmleriniz oldu mu?
Sansüre takılan filmlerim oldu. Vedat Türkali’nin yazdığı, Ertem Göreç’in yönettiği ve Göksel Arsoy’la oynadığımız 1964 yapımı “Kızgın Delikanlı” filmini “sol içerikli” diye sansür kurulu reddetti. Köylünün elinden alınan arazilerle ilgili mücadelelerin verildiği bir filmdi. Yapımcı da olan Göksel Arsoy, olayı dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’e götürdü. Onun müdahalesiyle sansür kaldırıldı ve film büyük iş yaptı.

Bugün “Nostalji sineması” olarak kimi zaman ekranlara yansıyan o siyah beyaz filmleri seyirci neden sevdi Türkan Hanım, bunu söyleyebilir misiniz?
Elbette, söyleyebilirim. O filmlerde sevgi, dostluk, kardeşlik, mutluluk vardı. O masal gibi tatlı filmlerde gerçek aşklar anlatılıyordu. Seyircim bana “Sizin filmlerinizdeki gibi gerçek aşklar istiyoruz” diyor. Türk toplumunun değerlerine ters düşmeyen filmlerdi onlar. O arada “Susuz Yaz”, “Yılanların Öcü”, “Hudutların Kanunu” gibi gerçekçi filmler de yapıldı.
O siyah beyaz Türk filmlerinin uzun yıllar Türkiye’yi terörden, çatışmalardan koruduğu da söylenir.
Herkes birbirinin kardeşiydi. Bırakın aynı evi, mahalledeki herkes dosttu. Ben her zaman ailenin kızı oldum. Türkan Şoray olduysam bunu seyircime borçluyum. Onların sevgisi olmasaydı, belki o filmleri yapamazdım. Onca yıl sonra şimdi herkes o Türk filmlerini baştacı ediyor. Çünkü o filmlerde insanların özlediği duygular var. Şimdi üniversite davetlerine gidip gençlere o Türk filmlerini anlatıyorum. Bildiklerimi, tecrübelerimi,yaşadıklarımı paylaşıyorum onlarla.

O dönem maddi imkanlar çok sınırlıydı…
Elbette, o yıllarda “Bir minübüs, bir film”di sinemamız. Her şey o minübüsteydi. Oyuncular, kameralar, ışıklar, yönetmenler, set işçileri, her şey o minübüse doluşurdu.
Türkan Şoray özel hayatından da çok ödün verdi, çok fedakarlıklar yaptı.
Esareti gönüllü yaşadım… Çünkü özel hayatımda yapacağım en küçük bir hatanın seyircimi üzeceğini biliyordum. Ben de asla seyircimi üzmedim. Kendim için değil, seyircim için yaşadım ben Yüksel Bey… Seyircim bu samimiyetimi anladı ve “Siz bizim için yaşadınız” diyorlar. Tüm kadınlarla ruh kardeşi oldum. Milyonlarca sevenim var benim. Bu sevgiyi yaşamayanlar beni anlayamazlar. Ölene kadar kalbim onlar için çarpacak.
Türkan Şoray ölmeyecek, her zaman yaşayacak…
(Gülümsüyor). Ben daima film karelerinde kalacağım, ölsem de orada yaşamaya devam edeceğim. Gencecik yaşta başladım ben sinemaya. Her yaşım film şeritlerinde kayda geçti. İstesem de ölemem.
Siz sinema için yaşadınız. Uzun yıllar önce evlenecektiniz ama sinemayı seçtiniz ve orada başladı belki de her şey…
Beni seven ve evlenmek isteyen genç bir işadamı vardı. Çok dürüst, çok iyi bir insandı ama ben daha aşkın ne olduğunu bilmiyordum, aşık değildim. Annem bu genci çok seviyordu ve gelen film tekliflerine “Olmaz” diyordu. Ama artık benim gözüm film çevirmekten başka bir şey görmüyordu. O sırada Ayhan Işık’la oynadığımız “Otobüs Yolcuları” filmi için teklif geldi. Annem istemiyordu ama o genç işadamı benim yerime onu ikna etti. O filmde oynadım, sonrası da gelince, o iş adamı da evlilik olayı da mazide kaldı, unutuldu gitti.
Sinema da sizi hep çağırmış… Mesela, sinemaya ilk başladığınız dönemde birden şarkıcılığa yönelmişsiniz ve mucize eseri yeniden sinemaya dönüş olmuş…
O dönemde uzun süre film teklifi gelmemişti. Bu arada hayatımızı sürdürmemiz için para kazanmam gerekiyordu. Müzik dünyasında da şansımı denemeye karar verip Şişli’de o yıllarda çok meşhur bir gece kulübü olan Çatı’da müzik dersleri almaya başladım. Beni o dönem Fecri Ebcioğlu çalıştırdı. Sesimi beğeniyor, batı müziği tarzında söylememi istiyordu. Beni alıp İlham Gencer’e götürdü. Bir gece kulübünde şarkı söylemek için annem anlaşma imzalamak üzereyken bir film teklifi geldi. Bu bir mucizeydi ve sinemada kalmamı sağladı. Göksel Arsoy’la oynadığımız ‘Aşk Rüzgarı’ adlı filmdi. Teklif bir hafta sonra gelse, sinema defterini kapattığım için kabul etmeyecektim.

Yıllar yılı pek çok siyasi parti sizin kapınızı çaldı ama kabul etmediniz…
Evet, pek çok siyasi partiden aktif politikaya katılmam için teklifler geldi. Ben zaten sanatçı olarak aktif siyaset yaptığımı düşünüyorum. Çünkü sinema da politika da insanın mutluluğu içindir. Her zaman Meclis’te kadınların daha çok yer almasını istedim ama ne yazık ki günümüzde de sayıları yetersiz. Kadınlarımız Meclis’te daha çok yer almalı.

Yeni projeleriniz var mı?
Osman Şahin’in senaryosu bitmek üzere… Bir filmin hazırlığını da Selim İleri ile yapacağız, “Mor Cepken”… Üçüncü film de Fas’ta Tunus’ta çekilecek.
Bu sohbet için çok teşekkür ederiz Türkan Hanım ve size uzun ömürler, bol filmler dileriz…

Sözcü / Yüksel Şengül