MedyaFaresi MedyaFaresi

"Yılmaz Özdil bir gün bile yanıma uğramadı!!!" Fatih Altaylı'dan şok sözler!

"Sabah'ta sizi çok şaşırtan olaylar gelişti mi genel yayın yönetmeni olduktan sonra?" Altaylı bu soruya ne yanıt verdi? İşte o soru ve yanıtı...

Eklenme: 06 Kasım 2007 10:31 - Güncelleme: 06 Nisan 2016 12:42

FATİH ALTAYLI 2. BÖLÜM

SÜPERPOLİGON: Hürriyet'ten ayrıldıktan sonra Sabah'a geçerken ne umdunuz, ne buldunuz?

FATİH ALTAYLI: Açıkçası Sabah'a geldiğimde Hürriyet'in oturmuş düzeninden sonra… Hürriyet'te her şey çok mekaniktir. Neyin ne olacağı nasıl yapılacağı bellidir. Karmaşık bir düzen yoktur. Kişiler de konumlarını benimsemiştir. Bir iç çekişme içeride klikleşme, onun adamı şunun adamı gibi bir şey yoktur. Hürriyet'te herkes Hürriyet'in adamıdır. Elbetteki yöneticilerin daha çok sevdiği ya da daha az sevdiği adamlar olabilir. Bazıları daha az şanslı bazıları daha çok şanslı olabilir. Ama Hürriyet'te şu yazarın grubu, bu yöneticinin grubu, yayın yönetmenin torpillileri falan katiyen yoktur.

Sabah'a ilk geldiğimde en başta onu hissettim. İçeride kendi çapında klikler var.  Dışarıdan geldiğim, Dinç Bilgin döneminde Sabah'la problemler yaşamış olduğum için tedirgindim. Acaba hemen kabul görecek miyim, diye… Acaba sorunlu uzun bir dönem olacak mı, diye.. Fakat geldiğimde genel olarak arkadaşlardan hızlı ve yoğun sıcak bir tavır gördüm. Fakat şunu da gördüm aynı anda, gelir gelmez; Turgay Bey'e yakın olduğumu düşündükleri için pek çok kişi odama gelip birbirini kötülemeye başladı. Daha Bismillah demişim, Sabah'ın içerisinde klikleşmeler olduğunu hissettim. Dedikoduyu da fazla sevmediğim için kibarca o arkadaşları yolladım ya da konuşmayarak kibarca susturarak yolladım pek çoğunu. Ama hem idare tarafında özellikle yazı işleri tarafında bir takım çekememezlikler vardı.

Gazetenin hazırlanış düzenine de şaşırdım. Hürriyet'te iş prosedürü de Sabah'a göre çok nettir. Hangi saatte kim ne yapar, kim neyden sorumludur bellidir.

Sabah'ta Ergun, açıkçası daha tembel bir yapı kurmuştu. Turgay Bey, gelip sorduğunda 'neler eksik, neler var' diye, açıkçası bazı şeyleri söyleyip söylememek konusunda kararsız kaldım. Mesela sabah toplantıları çok geç, öğlene doğru yapılıyordu. Haberlerin gelişmesi için zaman kalmıyordu. Sonra herkes yemeğe gidiyordu. Halbuki sabah toplantısından sonra öğlene doğru gelişmesi sağlanır üstünde çalışılır. Hangi haberin üstüne gidilecek o belirlenir.

Bir de genel yayın yönetmenin tavrına şaşırdım, genel yayın yönetmeni gazetenin yapımı için medya grup başkanından talimat alıyordu. Elbette medya grup başkanının patronların genel politikayla söyleyecekleri vardır ama günlük işleyişle ilgili hiçbir zaman müdahil olmazlar. Yani gazeteyi basılmadan görmelerine gerek yoktur, çok kritik bir haber yoksa. Medya grup başkanın çok fazlasıyla işin içinde olduğunu gördüm. Bunları Turgay Ciner ile paylaştım.

İmkanlar Hürriyet'e göre daha fazlaydı. Maaşlar Hürriyet'e göre daha iyiydi. Gazetecilik için gereken imkanlar Hürriyet'te daha bol olmasına rağmen daha kısıtlı kullanılıyordu. Ama Sabah'ta daha kısıtlı olmasına rağmen gazetecilere o imkanlar daha bol sağlanıyordu. Örneğin Hürriyet'te Sabah'taki kadar muhabire tahsis edilen otomobil sayısı bu kadar fazla değil. Yani patronun iyi niyetine karşı gazetecilik sistemi iyi kurulmamıştı Sabah'ta. Bunu da Turgay Bey'le paylaştım…

Ağustos'ta başladım Sabah'ta. Zaten geldikten kısa bir süre sonra Eylül ayı gibi Turgay Ciner gazetenin başına geçmemi istedi. Ben bunu önce reddettim. Çünkü gelirken genel yayın yönetmeni olmak istemediğimi yazarlık yapmak istediğimi söylemiştim. Ancak Turgay Bey ısrar etti:

-Yapamam. Kabul etsem de yapamam. Çünkü buranın sistemine göre ben yapamam.

-Neden?

-Yayın yönetmeni, yazı işleri müdürü gibi davranıyor. Her gün medya grup başkanı ile paylaşıyor girecek haberleri. Ben bunu yapamam.

-O halde bunu Kenan Tekdağ (Medya Grup Başkanı) ile konuş.

Kenan Tekdağ'la konuştuk bu teklifi ve sistemi:

-Ben bu sistemde çalışamam. Eliniz gazetenin içinde. Fiili yayın yönetmeni gibi duruyorsunuz. Ben böyle bir şey yapmam, yapamam karakterime ters,

-Bunu yapmaya ben de hevesli değilim. Ama Ergun karar mekanizmasında sıkıntı çektiği ve sorumluluk almaktan kaçındığı için bu tarz bir gazeteciliği benimsedi. Ben onu çağırmıyorum. O bana gelip anlatıyor. Böyle yapmayacak biri gelirse ben de rahat ederim"

Uzun uzun konuştuk. Belli bir mutabakata vardık. Ama ben bu mutabakatın çok kısa sürede oturacağını düşünmüyordum.

Turgay Bey'le görüştük:

-Genel yayın yönetmenliği yapacak mısın?

-Tamam yaparım. Ne zaman başlayalım?

-Yarın başla o zaman.

(Aylardan kasım)

-Ne aceleniz var. Ergun yaza kadar götürsün bu işi. Yaz sonunda Ergun'la konuşursunuz, alırsınız görevden. Yazı hazırlık dönemi olarak geçiririm ve Eylül'de de yepyeni bir Fatih Altaylı gazetesi çıkarırız.

Bu konuda uzlaştık Turgay Bey'le. Mayıs ayı gibi işin başına geçecektim. Fakat ardından işler böyle gelişmedi.

SÜPERPOLİGON:  Sabah'ta sizi çok şaşırtan olaylar gelişti mi genel yayın yönetmeni olduktan sonra?

FATİH ALTAYLI: Beklediğimden 5 ay önce genel yayın yönetmeni oldum. 31 Aralık günü evdeyim, telefonum çaldı. Kenan Tekdağ acilen gazeteye gelmemi istedi. O sırada evde davet var, eşimle hazırlık yapıyoruz. "Çok önemli, gel" dedi. Gittim.

Yoldayken bir internet sitesinden aradılar. 'Fatih Bey Sabah'a genel yayın yönetmeni oluyormuşsunuz', dediler. 'Yok öyle bir şey söz konusu değil', dedim.

Kenan Bey ve Turgay Bey gazetedeydiler, buluştuk. Turgay Bey dedi ki 'Şu andan itibaren gazetenin başındasın.'

Birisi Ergun Babahan'a demiş ki 'Turgay Ciner Fatih Altaylı'ya genel yayın yönetmenliği teklif etti'. Babahan da gitmiş Kenan Tekdağ'a sormuş 'böyle bir gelişme var mı?' diye. O da 'Var ama bugün için söz konusu değil' demiş.

Ergun da 'Madem öyle ben bırakayım' diyerek gazeteyi terk edip gitmiş.

Tabii bana söylediler.

Dedim ki 'Ben hazır değilim. Ekibim hazır değil'. Sabah'ta iyi bir kadro vardı ama benim kafamdaki gazete için yeterli kadro yoktu.

-Yok. Bugün başlıyorsun.

Kızımla tatil yapacağız, program yapmışız.

-Tatil yapayım öyle başlayayım...?

Kabul ettiler.

MALDİVLER'DEN SABAH'I YÖNETTİM

Böylelikle yayın yönetmeni olduktan 12 saat sonra 1 hafta tatile çıkan ilk yayın yönetmeni oldum. Bir hafta Maldivler'den yönettim gazeteyi...bilgisayar üzerinden. Allah'tan Sabah'ta böyle güzel sistem vardı. Bilgisayar üstünden her şeyi görüyordum.

Dönüp geldikten sonra oturdum. Ve hemen çeşitli gruplar benim o hafta görevden alınacağım dedikodusunu yaydılar. Görevde olduğum süre içinde ben habire her hafta görevden alınacak kişiydim. Bir hafta sonra bir ay sonra 10 gün sonra… Her hafta ben görevden alınacakmışım gibi başladım işe.

"YILMAZ ÖZDİL HİÇ YANIMA UĞRAMADI"

Yılmaz Özdil genel yayın yönetmenliği bekliyordu sanırım. Bana tepkisi sert oldu, hiç yanıma bile uğramadı. Turgay Bey onu atv genel müdürü yaptı. Fakat atv'de benim nedenini bilmediğim bir konudan dolayı tartıştılar. Tam bilmiyorum ama benimle ilgili bir konuymuş.

Turgay Bey de Yılmaz'ın görevine son verdi. Yılmaz benim açımından kıymetli bir yazardı. Okunan, ilginç yazılar yazan… Fikri tarafına katılmasam bile edebi olarak iyi yazılar yazıyordu. Turgay Bey tarafından görevden alınınca gazeteden de gitti. Bu da beni rahatsız etti. Turgay Bey'e dedim ki

-Benim bu adama yazar olarak ihtiyacım var.

-Ama Fatih bu adam senden pek hoşlanan biri değil. Hatta aleyhinde konuşuyor. Niye istiyorsun?

-Turgay Bey, Yılmaz yazar olarak benim işime yarar. Eğer o olmayacaksa o zaman gidelim Bekir Coşkun'u alalım. Ama bence yeni bir yazar yeni bir soluk daha iyi olur.

15 günde Turgay Bey'i Yılmaz konusunda ikna ettim. Kenan Tekdağ dedi ki 'Bence hata yapıyorsunuz. Yılmaz'ın geri gelmesi size sıkıntı yaratır'

Ben de önemli olan gazetenin okunurluk kalitesini arttırmak olduğunu söyledim.

Kenan Sönmez Yılmaz'la konuştu. İkisi de İzmirli eski Sabah'çı. Yılmaz da ikna oldu ve geldi. 

SABAH'TA İSPİYON MEKANİZMASI

Sabah'ta daima bir ispiyonaj mekanizması vardı. Kenan Tekdağ'la aramı açmaya çalıştılar. Tekdağ'a rapor verenler, ondan aldığını bana getirenler... Acayip bir dedikodu sistemi kurdular. Ama bizim odalarımız yan yana olduğu için Kenan Bey'le sıklıkla görüşüyorduk. Dolayısıyla da bu dedikodular falan bizi çok etkilemedi. Ama içeride personelin ahlakını ve adabını bozuyordu bu ispiyonaj. Çünkü kendi söylediklerini Kenan Tekdağ'ın fikriymiş gibi anlatıyorlardı. Bunları yapanlar da yazarlar üst düzey insanlar yazı işleri falan yani... Yani sıradan insanlar değillerdi.

ERGUN'U BIRAK GİTSİN

Ergun istifa edince Turgay Bey ısrar etmedi, aramızda şu konuşma geçti.

-Ergun'u bırak gitsin.

-Yapmayın zor gününüzde yanınızda oldu. Tamam çok müthiş bir yayın yönetmeni değildi. Siz de ona büyük bir iyilik yaptınız. Hayat boyu alamayacağı bir mevkiiydi bu… Ama siz medyaya yeni giren bir patronsunuz. Böyle adamlarına sahip çıkmayan bir görüntü çizmeyin.

-İyi o zaman alalım tekrar Ergun'u… Ama ben konuşmam sen ara.

Ergun Babahan'ı aradım. Dedim ki 'Bu bir nöbet değişimi. İki sene, üç sene, en fazla beş seneden fazla yapmaya niyetim yok. Bu bir nöbet, görev. Yayın yönetmenliği iş değil ki görev... Asıl iş gazetecilik. Bu kadar dert etme bunu. (İzmir'de idi) Dön gel konuşalım. Sabah'tan ayrılma kal, onur meselesi yapma bunu'

Kaldı. Kaldıktan sonra onu onore etmek için maaşını arttırdım, şirketin yönetim kuruluna aldırdım. Fakat ölçüsüz iyilikler, ölçüsüz kötülükler getirirmiş. Benim aleyhime tezgahlar kurdu.

-Ergun yapma bunları.

-Yok abi ben yapmıyorum

-Ergun bak beni alırlarsa görevden, yani iyi kötü benimle idare ediyorsun. Sanma ki seni getirecekler. Başka birini getirirler onunla yapamazsın.

Ergun Babahan, Yılmaz Özdil falan bir ekip oluşturdular. İskender Baydar o zaman benim yardımcımdı. İskender'i aldılar yanımdan beni sıkıntıya sokmak için. İşte, atv'ye Yılmaz yanına bir göreve aldı. Ama daha sonra Yılmaz ayrıldı. Sonra İskender'i Takvim'in başına getiren de benim.

Böyle acayip işler yaptılar. Gazetenin daha çok satması,. Okunması için değil de başka yönlerde çalışmaları yürüttüler. Doğrusu bütün bunları çekmeye değir mi? -Değmez.

Ben neden yayın yönetmenliğini sevmediğimi söylüyorum hala... Bütün bunları çekmeye değmez. Benim için önemli olan yazımı yazmak iyi bir gazete yapmak.

Fakat buna mukabil yazı işlerindeki arkadaşlardan ve Merkez Haber Ajansı'ndan inanılmaz destek geldi. Gündeme damga vuran en az 5 haberi hemen sayabilirim. Hürriyet arkamızda kaldı. İskender Paşa Camii'ndeki cinayet, Ogün Samast olayı... Bütün meselelerde biz habercilikte öne geçtik. Ben geldikten 3-4 ay sonra Sabah, tarihinde ilk kez BİAK raporlarında öne geçtik. Hürriyet çıldırdı. BİAK'tan çıkmakla tehdit ettiler. Reklam gelirlerimizi ciddi biçimde yukarı çektik.  Muhabirlerin ve yazı işlerin çok büyük desteğini gördüm.

SÜPERPOLİGON: Sonunda Sabah'ta yeni gelişmeler oldu. TMSF el koydu. Siz bir süre daha görevdeydiniz. Görevi siz mi bıraktınız, TMSF mi size bir tebliği yaparak işinize son verdi?

FATİH ALTAYLI: Eğer TMSF beni kovsaydı 5 milyon dolar para alacaktım. Ve kovulmuş olsaydım bu parayla artık çalışmak zorunda olmazdım. Turgay Beyle yaptığımız sözleşmeye 5 milyon dolar tazminat koyduk. Ama bu parayı almak için yazmadık. Sadece 5 yıl boyunca rahat çalışabilmek için bir baskı unsuru idi o rakam. Beş yıllık sözleşmemiz vardı. Bu süreden önce görevden alınırsam 5 milyon dolar tazminat ödeyeceklerdi. Bunu TMSF Ahmet Ertürk'le de konuştuk. Bu sözleşmeyi göstermiştim ona. Dedi ki 'Yani seni kovup da ne yapacağız? Senden iyisini mi bulacağız?' TMSF den 5 milyon dolar almadığıma göre, o sözleşme de evde kasamda durduğuna göre demek ki kovulmadım. Ama sonuç olarak bir şey değişmiyor. TMSF'ye boyun eğmeyip kovulmakla, TMSF'ye boyun eğmeyip istifa etmek arasında hiçbir fark yok. Ben istifa ederek 5 milyon dolardan oldum. Bankaya koyar çalışmadan geçinirdim.

"TURGAY CİNER'İ DİNÇ BİLGİN KONUSUNDA ÇOK UYARDIM!"

SÜPERPOLİGON: Turgay Ciner ve kurmayları Dinç Bilgin'e güvenmekle hata mı yaptı? Var olan belge ve sözleşmede hukuki durum neydi?

FATİH ALTAYLI: Hukuki bir hata yok. Bunu yargı da ortaya koydu. Ben Dinç Bilgin'le ilgili Turgay Beyi daha Sabah'tan önce iki kere uyardım. Ben Sabah'a gelmeden 3 sene evvel Turgay Bey bana iş teklif etti. Beni evine davet etti. Eşimle beraber Dragos'taki evine gittik. Oturduk, Turgay Bey, eşi Çağlayan Hanım, ben ve eşim Hande… Sabah'la ilgili projelerini anlattı ve benden  gazetenin başına geçmemi istedi. Ben de reddettim. Dinç Bilgin'le ilgili uyardım Turgay Bey'i:

-Ondan uzak dur. Künyede adı olmasın. Ona güvenilmez. Görüşme. Aklına fikrine sakın itibar etme.

-Ama gazeteciliği falan iyi bilir.

-Gazeteciliği iyi bilmez. İkinci sınıf bir gazetecidir. Yapabileceği en iyi gazete Posta düzeyindedir. Onu gazeteci yapan Zafer Mutlu'dur. Akıllı adamdır Zafer Mutlu, iyi bir gazetecidir. Ama Dinç Bilgin'den bir halt olmaz. Onu yanına sokma.

Birincisi buydu. İkincisi ise Bayındır'la birlikte İzmir'de Adnan Menderes Havaalanı işi almışlar. Bununla ilgili de uyardım Turgay Bey'i. Ben olsam Bayındır'la iş yapmam, dedim. İki olayla ilgili onu uyarmış oldum ve ikisinde de haklı çıktım. 

Şimdi, Dinç Bilgin'le bir şey yapmak yanlış. Yani selam bile verilmez. Suratına baktığınızda o kötülüğü gözlerinden bakışından okuyabiliyorsunuz. Bir de kötülüğün üstüne batmak, hapishane de gelince iyiden iyiye kötü oldu Dinç Bilgin.

Hukuki hata? Şimdi Dinç Bilgin'le Turgay Bey bir sözleşme yapmış. Ortaklık sözleşmesi. Bu sözleşmeden eski TMSF yönetiminin haberi var. Çünkü beraber iş yaparlarken Dinç Bilgin'in TMSF dışında da borçları vardı. TMSF bu neden 'Dinç Bilgin'i çıkart ondan sonra içeri alırsın' falan demiş Turgay Bey'e...

Fakat daha sonra TMSF yönetimi değişip Ahmet Ertürk gelince 'Kardeşim burayı satın al' deyince… Turgay Bey de yeni bir sözleşme yaparak Dinç Bilgin'le, eski sözleşmeyi iptal etmiş. Bu uluslararası hukukta var. Yeni bir sözleşme yaparak eskisini iptal edersin. Yani sözleşmeyi yırtıp atmazsın. Böyle bir işlem yapılmış. Dinç Bilgin'in elinde bir nüshası var tabii. Ama zaten eski sözleşme geçersiz olduğu için yeni sözleşme hukuken göz önünde olması gerekiyor. TMSF ne yaptı geçersiz bir sözleşmeyi geçerli gibi saydı. Sonra konu yargıya taşındı. Yargı ilk sözleşmenin yapılan ikinci sözleşmeyle iptal olduğunu hukuken ortaya koydu. Ve dedi ki "TMSF, orayı Ciner'e iade et"…

Eğer Turgay Bey yargıda kaybetmiş olsaydı, hukuki hata var denebilirdi. Burada hukuki altyapı sağlam ama siyasi alt yapı sağlam değilmiş. Yani Turgay Bey Aydın Doğan gibi yeterli ilişkiler kurup siyasette kendini siyaseten sağlam almamış. Ne diyor devlet "Ciner'e ucuza sattık biz orayı şimdi daha pahalıya satacağız." Turgay Bey'e kaça satmışlardı 434 milyon dolara… Şimdi kaça satacaklarını bilmiyoruz. Diyorlar ki 1 milyar dolar… Eğer yani arada 600 milyon dolar var. Eğer devletin böylesine bir parasal açlığı varsa Aydın Doğan'ın 2 milyar YTL'lik vergi borcunu 275 milyon YTL'ye düşürerek kaybettikleri para, Turgay Ciner'in elinden alarak yeniden sattıklarında elde edecekleri paranın 4 katı. Demek ki başka bir şey var işin içinde parasal değil…

SÜPERPOLİGON: Turgay Ciner, Sabah'tan vazgeçerek bu hukuksuzluğu kabullenmiş olmuyor mu?

FATİH ALTAYLI: Hayır… Turgay Bey, devletle hukuka sahip olmayan bir yönetim anlayışıyla mücadele etmekten vazgeçiyor. Ne yapacak? Malını geri alamıyor. Yargı kararı var, geri vermiyorlar. Yine yargıya gidecek 3-4 sene geçecek. O kararı uygulayacaklarının garantisi de yok. Ciner ne yaptı? Bu anlaşma olsa da olmasa da bir medya grubu kuracaktı zaten. TMSF, mallarının hukuksuzluğunu azaltmaya çalıştı. Örneğin şu içinde bulunduğumuz bina 20 yıldır Turgay Bey'in. Yani Dinç Bilgin öncesindeki malları nasıl ilişkilendirebilirsiniz ki onunla… Geçmişten beri kendine ait olan malları iade kararı verdi TMSF. Şimdi evinize bir hırsız girmiş herşeyinizi almış çalmış.. sonra size televizyonunuzu geri vereyim diyor. Verme mi dersiniz?

SÜPERPOLİGON: Yaptığını ileri sürdüğünüz hukuksuzluğu TMSF sadece bu gruba mı yaptı?

Başka bir hukuksuzluğu yok TMSF'nin böylesine… 

BİRLİKTE SABAH'A GELEN ARKADAŞLARINA KIRGIN MI?

SÜPERPOLİGON: Sabah'taki arkadaşlarınızın ayrılmasını istemediniz mi? Onlar Sabah'ta kaldıkları için bir kırgınlığınız oldu mu?

FATİH ALTAYLI: Hayır olmadı öyle şey. Doğan Satmış'la da Özay Şendir'le de görüşüyoruz. Daha dün akşam Doğan benim evimdeydi yemek yedik konuştuk. Özay'la günde 5 kere konuşuyoruz.

Ben Bab-ı Ali'de bir çete değilim. Onlar benim çalışma arkadaşlarım. Ben Sabah'tan kelle koltuk istifa ettim. Birikimim var, parasal durumum iyi. Maçı uzun uzun iyi bir şekilde idare edecek durumdayım. Ne diyecektim 'Özay, Doğan bırakın' mı, diyecektim. Evleri çocukları kiraları giderleri var. Ne diyecektim? Ben size hepinize 10 biner  5 biner lira vereceğim mi diyeceğim. Nasıl diyeceğim? Yarın bir gün gazete kuracağım zaman çağıracağım çok arkadaş var. Sabah'ta da dışarıda da.,.

SÜPERPOLİGON: Gazete çıkarırken Sabah'ı boşaltmak gibi bir düşünceniz var mı?

FATİH ALTAYLI: O genetik sıkıntıyı niye taşıyayım? Sabah'ı boşaltır mıyım? Niye boşaltayım… Ayrıca şu da var burada kurulacak olanın gazetenin başında ben mi olacağım başka biri mi o da belli değil.

Dün yayınlanan birinci bölüm

BİRİNCİ BÖLÜM
 
Türk medya dünyasının en keskin dilli isimlerinden biri Fatih Altaylı. Bu keskinliğinden dolayı seveni de sevmeyeni de çok… Altaylı mesleki kariyerinde yazarlığın ve gazeteciliğin üstüne Sabah'ta daha doğrusu Ciner Medya Grubu'nda üst düzey yöneticilik yaptı.
 
Sabah'ın genel yayın yönetmenliğini yaptığı sırada TMSF gazeteye ve Ciner Medya Grubu'nun diğer görsel-işitsel ve yazılı iletişim organlarına el koydu.
 
Fatih Altaylı'nın Doğan Grubu'ndan ayrılması kadar Sabah'taki yöneticiliği ve TMSF'li günleri çok tartışıldı. Akıllara gelen pek çok soru cevapsız kaldı.
 
Biz bunları sorduk!
 
Bu röportajı yaptık diye bize kırılanlar olacak. Biz gazetecilik yaptık. Tarafsız duruşumuzu sergiledik ve buna devam edeceğiz. Herkese söz hakkı tanıyacağız.
 
SÜPERPOLİGON bağımsız, özgür, yanıltmayan, araştıran, muhatabına soran tarzını sürdürecektir.
 
Fatih Altaylı ile Kanal 1 binasındaki odasında yaptığımız röportajın birinci bölümü:

SÜPERPOLİGON: Doğan Grubu'nda Aydın Doğan'ın prenslerindendiniz. Aydın Doğan'la ve kızlarıyla ilişkileriniz iyiydi. Ne oldu da oradan koptunuz? Genel yayın yönetmenliği bekliyordunuz da bu gerçekleşmediği için mi ayrıldınız?
 
FATİH ALTAYLI:  Hürriyet'in büyüklüğü tartışılmaz. Başka bir gazetenin manşeti Hürriyet'te tek sütun haber olur, derim. Benim Hürriyet'ten ve Doğan Grubu'ndan kopmam bir anlık olay değil. Yani damlaya damlaya gelen olaylar ve sonunda taşan bardak…
Ben sevmediğim bir adamla çalışamam. Sevmem ve onun yaptıklarına saygı duymam gerekli. Aydın Doğan çok sevdiğim biriydi. Ama yıllar içinde adım adım değişti. 1999 yılında bu değişimi gidip Ona anlattım. Tam da bir kalp ameliyatı sonrasında… Dedi ki 'Sen bana bir kalp krizi daha geçirtmek istiyorsun'.
 
ETRAFIN YALAKA DOLU
 
Dedim ki 'Aydın Bey siz eski Aydın Bey değilsiniz. Etrafınızda bir yalaka duvarı oluştu ve siz dışarıda olan biteni görmüyorsunuz. Gazetemizin aldığı siyasi tavırdan, içeriğinden ve sizin işlerinizden başlamak üzere ortalıkta bizim hakkımızda bir sürü sıkıntılı durum var. Bunlar bizi, sizi yıpratıyor. Biz gidiciyiz ama siz ve müessese kalıcıdır. Siz olmasanız gelecek yıllarda çocuklarınız var…'
Tam da gruptan ayrılıyordum ayrılma kararı almıştım. Ama o görüşmede beni ikna etti Aydın Bey. Tabii damla damla olaylar gelişti. Sonunda benim patronuma karşı inancım, patronun da bana karşı güveni kalmadı. Çünkü habire eleştirirseniz, patronda bir süre sonra 'bu adam bize güvenmiyor' hissi oluşur.  Sonunda Aydın Bey'le aramızda güven erozyonunun son noktasına geldik.
 
SÜPERPOLİGON: Güven azalmasından biri Star'ın satış alayı mı? Çünkü Doğan Grubu, Star'ın satış sürecinde olmayacak diyordunuz.
 
PO OLAYINDA ÇOK UTANDIM
 
FATİH ALTAYLI: Bir sürü yerde yanıltıldım. O bir tanesi. Bana telefon açıyor, 'O ihaleye girmeyeceğim söz veriyorum' diyor, Sonra onun satışına hazırlanılıyor. Toplantılarda 'yahu yapamayız kardeşim' diyorum. Ama 'dün dündür bugün bugündür' felsefesi başladı. 
 
Petrol Ofisi (PO) meselesi satışında kendimi çok kötü hissettim. Neden? Çünkü PO satışında Doğan yoktu. Turgay Ciner, İş Bankası, Hayyam Gariboğlu ve Doğuş grubu talipti. Bir ihale yapıldı… ve acayip şeyler oldu bu ihalede. Bununla ilgili bir sürü yazılar yazdım. Aydın Bey'in ihaleyle alakası yok. Ve benim yazılarımın da katkısıyla belki, ihale bozuldu. Bir buçuk yıl sonra ihale tekrarlandı. Ve Aydın Bey ihaleye girerek, aldı.
 
Orada yaşadığım utancı anlatamam. Sanki Aydın bey girip alsın diye o yazıları yazmışım gibi oldu. Halbuki Aydın Bey'in PO'dan haberi bile yok. Anlamaz bile PO'dan. Ama sonra girdi ihaleye ve aldı.
Sonra Bayındır Holding'le ilgili bir olay oldu. Ben Bayındır aleyhine yazılar yazıyorum. Fakat Aydın Bey vasıtasıyla Bayındır'ın sahibi gazeteye geldi Ertuğrul Özkök'ün odasına… Beni çağırdılar. Gittim, adama hakaret ederek konuştum. Çünkü rahatsız oldum. Yayın yönetmeni odasında gidiyorsunuz, aleyhinde yazdığınız adamla toplantı yapmak zorunda kalıyorsunuz falan…
 
Sonra PO'nun birleşme olayı… ve bütün bunlar daha bir sürü ufak tefek şeyler… Sonra bazı siyasilerle ilişkiler. Gereğinden fazla yakın görünmeler, samimi ilişkiler. Tabi bunlar beni soğuttu. Birikti birikti bir noktaya geldi.
 
Bu soğumanın artık limit noktaya geldiği dönemde Aydın Doğan bana 'Haberleri senin sunmanı istiyorum' dedi. Ayrılma kararımı henüz açıklamamıştım. Sadece evde karımla konuşuyordum bu konuyu. Eşim durumdan rahatsızdı. O da durumdan utanç duymaya başlamıştı. Ve bir yandan ayrılmayı planlarken Aydın Doğan'dan bu teklifin gelmesi… Aydın Bey'e dedim ki 'Böyle bir şey yapmam'… 'Nasıl yapmazsın?' dedi. 'Yapmam. Çünkü işim değil benim. Yani çıkıp orada konuşamam.'
 
Aydın Bey kendisine 'hayır' denilmesine alışık değildi. Ama bana bu konuda Allah'ı var, adam bana çok fazla hoşgörülü davrandı. Ben çok kez Aydın Bey'e 'hayır' dedim. Tabii ciddi bozuldu bu cevabıma. 'O zaman haberleri sunması için bir başkasını bul' dedi.
Ondan sonra nihayetinde Ertuğrul Özkökler, arkamdan dolaplar falan şunlar bunlar sonuçta ben ayrılma kararı aldım. Ve eşime gittim, Hande'ye dedim ki 'Ben buradan ayrılmak istiyorum.'
 
SÜPERPOLİGON: Peki o dakikada aklınızda başka bir yer var mı ya da görüştüğünüz söz verdiğiniz bir kuruluş?
 
FATİH ALTAYLI: Hiçbir planım yoktu. Sadece oradan ayrılmak istiyordum. Sabah grubu aklımda bile yoktu. Ve bir yazı yazdım izine çıktım. Tekneye atladım Göcek möcek geziyorum. Ertuğrul Özkök aradı. Dedi ki 'Bak yazmıyorsun ve bu yanlış anlaşılıyor. Yaz'

Ben 'yazmayayım ' dedim.

'Sende bir damla hatırım varsa yazarsın" dedi. 'Abi tatildeyim' falan dedim.


O da 'Ya sen tatile çıkınca yıllardır tatil yapmıyorsun biraz acayip anlaşılıyor' dedi. 'Peki' dedim. Yazılar yazmaya başladım. Fakat rahatsızlığımı da Hürriyet'tekiler ayrılma kararı aldığımı da biliyorlar.
Birgün teknenin arkasında yatıyorum. Telefonum çaldı, arayan Aydın Doğan… 'Fatih neredesin?'… Ben Gökovada'ydım. Aydın Bey beni Bodrum'da evindeymiş. 'Bana yakınsın gel', dedi.
- Nasıl geleyim? Yol 6 saat
- Yahu kardeşim, artık çağırdığım zaman da gelmeyecek misin?
- Peki Aydın Bey gelirim.
 
SENİN KOCAN DELİRMİŞ
 
Türkbükü'ndeki evine gittim. Eşimi de götürmemi istemişti. Gittik. Eşi, Aydın Bey, Vuslat'ın çocukları, dostları falan yemek yedik. Sonra dedi ki 'Gel iş konuşalım. Eşin de gelsin' Ben ise "İş konuşacaksak eşim neden gelsin ki?' dedim. Neyse onun ofisine çıktık.
 
Dedi ki 'Bizden ayrılıyor muşsun'
-'Evet Aydın Bey, ayrılmayı düşünüyorum'.
- Nereye gideceksin?
- Daha karar vermedim ama ayrılmayı düşünüyorum.
- Benden kimse ayrılamaz kardeşim. Madem ayrılıyorsun, o halde ben seni kovuyorum.
- O halde hemen kovun çünkü beni çok rahatlatırsınız.
- Ciddi misin?
- Evet çok ciddiyim, hemen kovun.
 
- (F.Altaylı'nın eşi Hande Altaylı'ya dönerek) Yahu senin bu kocan çok delirmiş
- Evet, benim kocam delidir.
- Fatih, hiçbir yere gidemezsin.
- Aydın Bey gitmeyi düşünüyorum ve herhalde gideceğim
 
Aydın Doğan, bana bir hafta süre verdi düşünmem için. Ve 'Kararını ver bunu uzatma' dedi.
 
Hande'ye 'Bunun aklı başında değil. Benim gelinimsin, bak… Konuş aptal aptal şeyler yapmasın. Burası bırakılır mı? Buranın en önemli adamı. Yarın her şeyin başına geçecek' dedi.
 
Dedim ki 'Ben sevmem böyle şeyleri her şeyin başına geçmek gibi bir derdim de yok. Hem sonra Ertuğrul Özkök'ün verdiği servisi benim vermem mümkün değil. Sevmem ben böyle şeyleri.
 
SÜPERPOLİGON: Servisten kastınız neydi?
 
ERTUĞRUL, AYDIN DOĞAN'IN İÇKİSİNİ BAGAJINDA TAŞIR
 
FATİH ALTAYLI: Yani Ertuğrul bey daima yanındadır, ne isterse yapar. Lokantaya gittikleri zaman mönüden listeye bakar, yemeğini seçer hatta Aydın Bey'in yemeğini falan da tarif eder. Mesela Aydın Bey'in içtiği içki Ertuğrul'un bagajında vardır. Yemekten sonra Aydın Bey o içkiden içmeyi sever. Aydın Bey gerektiği zaman isterse çıkarıp versin diye, bagajında taşır.
 
Ben öyle deyince Aydın Bey güldü:
- Ertuğrul başka bir adam… Turgay Ciner'den teklif almışsın?
Ama ben yıllardır konuşmamışın Turgay Ciner'le. Tabii aklıma o zaman geldi. Turgay Ciner diye bir dostum var. Yani 'eşeğin aklına karpuz kabuğunu düşürdü'.

Dedi ki 'Hürriyet'te konuşuluyor bunlar' Ben de 'Yok böyle bir şey' dedim ve  kapattım.
 
İstanbul'a geldik. Eşimle konuştum 'Ayrılmakla doğru yaparsın ' dedi.
 
Oraya gitmeden önce Turgay Ciner'i aradım:
- Bana bir teklifiniz vardı. Hürriyet'ten ayrılıyorum. Benimle çalışmak ister misiniz? Yıllar önce Sabah'a ilk geldiğinde, gazetenin başına geçmemi istemişti. Ben de kabul etmemiştim.
 
ULAN NE ŞANSLI ADAMMIŞ TURGAY CİNER
 
Ertesi günü tekrar Bodrum'a gittim. Aydın Bey'in evine gittim. Ofisinde konuştuk. Turgay Ciner'le konuşmamızı anlattım:
- Kaç para alacaksın?
- Para konuşmadık
- Nasıl yani, bedava mı gidiyorsun?
- Evet…
- Ulan ne şanslı adammış şu Turgay Ciner.
- Aydın Bey, Onun şansını sizin yaptıklarınız yarattı. Onun şansı sizsiniz.
 
ALTAYLI'YA AÇIK ÇEK
 
Tabii bozuldu.,, Ama sonra kalktı sarıldı 'Emin misin kararlı mısın?' dedi. Duygusal bir an yaşadık. Tabii 15 yıl birlikte çalışmışız. Birbirimizi çok severdik. Konuşma sonunda Aydın Bey bir çek defteri çıkardı, uzattı:
- Turgay'dan ne aldıysan, aynen yaz. Sana vereceğim.
- Aydın Bey… Turgay Bey'le para konuşmadım. Oraya yazabileceğim tek şey sıfırdır. Biliyorsunuz, para konuşamam ben. Sizinle para konuştum mu?
- Allah Allah ne şanslı birAdam Turgay Ciner… Bak, gidenler hep başarısız oldu. Bak Tuncay gitti yok oldu. Serdar Turgut gitti yok oldu.
- Aydın Bey, o Tuncay, ben Fatihim. O Turgut ben Fatihim. Başaracağıma inanıyorum.
- Bak Hürriyet'ten giden eşekten düşmüş karpuza benzer.
- Olabilir… Eşekten düşeriz, belki bir süre sonra ata bineriz.
Veda yazımı yazdım. Ertuğrul'a anlattım… ve gerçekten çok üzüldü Ertuğrul. Sonra Vuslat'la vedalaştık. Sonra Kanal D'ye gittim. Arzuhan Hanım, veda partisi yaptı. Onu çok severim, hiç kötülük görmedim.
 
CİNER'DEN İŞ İSTEĞİ
 
Tabii bu son vedaya, Hürriyet'e gitmeden evvel Turgay Ciner'le oturduk konuştuk. Şuradan şu maaşı alıyorum, şuradan şu parayı alıyorum, diye. Yani üç kalem şeydi zaten Doğan'dan aldığım paralar; primler yazmıştım. O da 'şunu verebiliriz, bunu veremeyiz' diye bakarak hesap yaptı. 'Primi de garanti edemem' falan dedi… Doğrusunu isterseniz Doğan Grubu'ndan aldığım paranın yarısına uzlaştık ve 'tamam' dedim. El sıkıştık.
 
KOL SAATİ SENİN OLSUN
 
Sohbet ediyoruz Turgay Bey'le… Bazı fikirlerimi söyledim medyayla ilgili. Bu arada Turgay Bey'in kolunda Patek Philippe marka bir saat vardı. Ben de saatleri çok severim, merakım bilinir. Ben de birkaç gün önce saatçiyle konuşurken, çok özel bir Patek Philippe saatten birisinin ısmarladığını söylemişti saatçi. Turgay Bey'in ısmarladığını öğrendim. Tabii kolunda da vardı:
- Bu saate doyamıyorsunuz galiba, ikincisini ısmarlamışsınız
Ciner şaşırır:
-Nerden duydun ki?
-Benim saatlere ilgim merakım vardır. Saat konusunda her şeyi duyarım.
-Bak, sana Hürriyet'ten aldıklarını veremiyorum. Ama kolumdaki bu saati verebilirim.
 
Kolundan saati çıkardı. Bana verdi. Çok acayip maddi değeri olan bir saat değildi ama güzel şık bir saatti. Bir de o markanın başka bir modeli vardı bende. 'Hayır, istemem' dedim falan… Üsteledi.
 
O KOL SAATİ VE VATAN'IN MANŞETİ
 
Sonra vedaya Ertuğrul Özkök'e gittim. İşte, ne aldın falan filan… Para konularına meraklıdır O da Aydın Bey gibi... Dedim ki 'Bu kol saatini aldım'
 
Vatan gazetesi o dönemler yine Doğan Grubu'nun kontrolünde. Sabah'ta başlayacağım gün Vatan bir manşet attı 'Herşey para için' diye. Turgay Bey'in hediye ettiği saatin fiyatını da abartarak… Tabii benim için o gün Doğan Grubu tamamen bitti. Çünkü, insanlık olarak bitti. Dostunuza, ayrılıyorken 'işte bana bir saat hediye edildi' diye anlatıyorsunuz. Sonra onu gazetede okuyorsun. Bu hediye saat olayını bir tek Ertuğrul Özkök biliyordu. Açıkçası ben bunu hayatımda gördüğüm en büyük ayıp olarak değerlendiriyorum. Ben Sabah gazetesinin manşetinde Ertuğrul Özkök'ün Aydın Doğan'dan ne aldığını hiçbir zaman yazmadım. Bunlar insani şeyler, yazılmaz da…. Ertuğrul'u aradım:
-Abi çok ayıp ettin. Vatan'ın manşeti ne böyle? Nasıl yazdırırsın böyle bir şeyi?
-Ben yazdırmadım…
-Nasıl yani? Bir tek sen biliyorsun.
-Aydın bey yazdırdı. Ona söylemiştim.
-Ben bunu affetmiyorum!
 
Tabii evde eşim çok sinirlendi. Yani beni bir saatle kimse satın alamaz. Sonuçta Vatan'ın manşetinde böyle bir şey yazıldı. Orada ben Doğan Grubu'nu tepeden aşağıya sildim. Bundan sonra benim için yoklar, dedim. Çünkü insanlık dışı ahlaksızca bir şeydi o. Ondan sonra Aydın Bey'i affetmedim ve affetmeyeceğim de…

SÜPERPOLİGON: Ertuğrul Özkök'le yakındınız. Onun yöneticiliğini, gazeteciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğan Grubu için önemi nedir? Giderse ne olur? Onun için 'Aydın Doğan'ın her şeyini biliyor' deniliyor. Bu özelliği mi onu güçlü kılıyor?
 
ÖZKÖK'TEN SONRA YERİNE ADAM YOK
 
FATİH ALTAYLI: Yani her şeyi biliyor mu? Sanmıyorum. Ama biliyorsa zaten suç ortağı olur. Ama bilse ne olur, bilmese ne olur? Diyelim ki Aydın Bey'in en acayip şeylerini biliyorsa, kardeşim suç ortağısın tabii. Ama bunlar palavra bence.  Tabii Ertuğrul Özkök'ün Doğan Grubu'nda yeri doldurulamaz. İyi bir yönetici gazetede, kişiliği tavrı falan... Yani kimler var Doğan Gurubu'nda yönetici olarak görebileceğiniz, Hürriyet'in Milliyet'in başında? Ben, Sedat Ergin ve Enis Berberoğlu.
 
Şimdi, Enis 8-10 sene önce yaptığı bir hatayla Aydın Bey'in gözünden çok düştü. Sedat Milliyet'e plase edildi ama çok başarılı olamadı. Ben de gittim. Şu anda kimse yok. Şu anda Hürriyet'in başına geçecek kimse yok. Ertuğrul'un koltuğu sağlam. Tabii orayı bırakmak istemiyor. Ertuğrul'un hedefi Mehmet Ali Yalçındağ'ın koltuğu. Medya Grup Başkanı ya da Medya Grubu'nun CEO'su olmak istiyor. Yani o göreve gelirken de Hürriyet'in başına genel yayın yönetmeni arıyor… O görevi isterken de bir yandan Hürriyet'te yazmak ve kendi direktiflerine göre Hürriyet'i çıkaracak bir yayın yönetmeni arıyor. Bunu benimle de konuştu. Hatta Aydın Bey'e dedim ki 'Ertuğrul'un niyeti Medya Grup Başkanı olmak'… O da dedi ki 'Çok iyi böylece Mehmet Ali de kendini rahat hissetmez. Rekabet oluşur.'
 
SÜPERPOLİGON: Ertuğrul Özkök size 'genel yayın yönetmenliği' teklif etti mi?
 
ERTUĞRUL ÖZKÖK'ÜN HEDEFİ, MEHMET ALİ YALÇINDAĞ
 
FATİH ALTAYLI: Tabii bunu net olarak konuşmadık. Ama O bilir, ben bir görev aldıysam yaparım, diye. Hem sonra biliyordu, benim orada bir genel yayın yönetmenliği yöneticilik falan yapmak istemediğimi. Sonra Ertuğrul Özkök, o gücü ve yönetmeyi seviyor. Onun kafasında beni Hürriyet'e genel yayın yönetmeni yapmak gibi bir düşünce hiçbir zaman olmadı. Hatta niyeti de şuydu, bunu Aydın Bey'e de söyledi: 'Beni Mehmet Ali'nin yerine koy' demedi hiçbir zaman. Ama 'Mehmet Ali çok iyi bir CEO. Onu asıl holdingin, Doğan Holding'in başına getirin. Yayın holdinginin başına da ben geçeyim' diyordu.
 
Yani o oraya giderse, o koltuk boşalacak; kendisi geçecek. Bunu birkaç kez Aydın Bey'e söyledi. Hatta dedi ki 'Uluslararası işlerde çok iyi falan filan…"
 
Ertuğrul o yüzden orayı bırakmak istemiyor, o gücü seviyor. Ama Ertuğrul'a birisi iyi bir parayla transfer etmek istese giderdi biliyorum. Mesela Uzanlar, gazete çıkarırken, kendisine iyi bir transfer teklifi yapılmasını beklediğini hissettim. Gider miydi, tam bilemem ama beklediğini biliyorum. Gitmese bile o teklifi pazarlık gücü olarak kullanabilirdi.
 
SÜPERPOLİGON: Hissettim, diyorsunuz. Bu somut bir konuşma sonucunda ulaşılan bilgi değil mi yani…?

FATİH ALTAYLI: Hissin biraz daha ötesi, diyeyim o zaman…

SÜPERPOLİGON: Sabah'ta iken ya da ayrıldıktan sonra Aydın Doğan'la görüştünüz mü? Mesela Vatan'daki manşetten sonra?

FATİH ALTAYLI: Tabii görüştüm. Karşılıklı sitemlerimiz oldu. Defalarca görüştük. Ertuğrul'la da görüştük. Ama Sabah'tan ayrıldıktan sonra görüşmedik.

Kaynak: Süperpoligon

Etiketler : Fatih Altaylı, Sabah