Abone Ol

Yılın En İyi 10 Kitabı Açıklandı: İşte The New York Times’ın 2025 Seçkisi

The New York Times, 2025’in En İyi 10 Kitabı listesini duyurdu. 5 kurgu ve 5 kurgudışı eserden oluşan liste, yılın en ses getiren yapıtlarını bir araya getirmeyi hedefliyor.

Yılın En İyi 10 Kitabı Açıklandı: İşte The New York Times’ın 2025 Seçkisi

The New York Times, 2025’in En İyi 10 Kitabı listesini duyurdu. 5 kurgu ve 5 kurgudışı eserden oluşan liste, yılın en ses getiren yapıtlarını bir araya getirmeyi hedefliyor.

The New York Times, 2025’in En İyi 10 Kitabı listesini açıkladı. Beşer kurgu ve kurgudışı eserden oluşan seçki; savaş romanlarından aile destanlarına, sarsıcı biyografilerden toplumsal krizleri irdeleyen çalışmalara uzanan geniş bir yelpaze sunuyor.

Edebiyat dünyasında büyük bir prestije sahip olan New York Times Book Review’un “Yılın En İyi 10 Kitabı” listesi açıklandı. Yüzlerce kitabı inceleyen ve aylar süren tartışmaların ardından karar veren editörler, 2025 yılına damgasını vuran 5 kurgu ve 5 kurgudışı eseri belirledi.

The New York Times seçkisi, daha önce açıklanan “2025’in Dikkate Değer 100 Kitabı” listesinden seçilerek ortaya çıktı. The New York Times kitap eki editörleri, kendi aralarındaki uzun soluklu değerlendirmeler sonucunda hem eleştirmenlerden övgü alan hem de türleri içinde kayda değer etki yarattığı düşünülen bu on başlığı öne çıkardı. Seçim süreci, Book Review ekibinin podcast bölümünde de ayrıntılı biçimde ele alındı.

Açıklanan liste kurgu dalında I. Dünya Savaşı cephelerinden Nazi dönemi film stüdyolarına, göçmenlerin iç dünyasına ve bir Avustralya manastırına uzanan hikâyeleri bir araya getiriyor. Kurgudışı eserler ise barınma krizine odaklanan saha araştırmalarından, bir Afro-Amerikan kilisesinin tarihine, sorunlu anne-kız ilişkisini merkeze alan anılardan bir ressam biyografisine ve bir deniz kazasında hayatta kalma öyküsüne kadar farklı konuları kapsıyor.

Listedeki kitaplar arasında henüz Türkçeye kazandırılmış bir yapıt bulunmuyor.

İşte The New York Times’a Göre 2025’in En İyi 10 Kitabı

NOT: Listede yer alan ilk 5 kitap kurgu, son 5 kitap ise kurgudışı kategorisinde yer almaktadır.

1. Angel Down – Daniel Kraus

Angel Down, I. Dünya Savaşı cephelerinde geçen, bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bir roman. 285 sayfalık yapıt başarısız bir asker kaçakçısının savaş alanında bir melek bulmasıyla başlayan olağanüstü bir deneyimi izliyor.

Roman, biçimsel tercihi ve savaşın dehşetini kişisel vicdan muhasebesiyle birleştirmesiyle listede yer aldı.

Yazarın Balina Düşüşü adlı eseri, Türkçeye bu yıl içerisinde İthaki Yayınları etiketi ve Can Evrenol çevirisi ile kazandırıldı.

2. The Director – Daniel Kehlmann

Daniel Kehlmann imzalı The Director, 20. yüzyıl Avusturyalı sinemacı G.W. Pabst’i merkeze alıyor. Nazi yönetimi altındaki Avrupa’da geçen romanda Pabst, propaganda filmleri ve zararsız yapımlar üretmeye zorlanırken, sanatsal ilkeleri ile rejimin baskısı arasında sıkışıyor. Karakter, bir noktada, “Önemli olan, kişinin içinde bulunduğu koşullarda sanat yapmaktır,” diyerek içinde bulunduğu durumun sınırlarını ifade ediyor.

Roman, sinema tarihine ve sanatsal bütünlüğe ilişkin etik ikilemleri ele alan kurgusuyla seçkiye girdi.

Daniel Kehlmann’ın son olarak Tyll adlı romanı Can Yayınları etiketi ve İclal Cankorel çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı.

3. The Loneliness of Sonia and Sunny – Kiran Desai

Kiran Desai’nin yaklaşık 700 sayfalık The Loneliness of Sonia and Sunny romanı, Hindistan’dan göç etmiş karakterlerin, aile bağları, sınıf, kimlik ve yalnızlık eksenindeki hikâyesini nesiller ve ülkeler arası bir anlatıyla takip ediyor. New York ve başka coğrafyalar arasında gidip gelen romanda miras kavgaları, kayıp bir muska ve sanat dünyasına uzanan karanlık dinamikler önemli yer tutuyor.

The New York Times eleştirmeni, romanı “Kalabalık ama asla klostrofobik değil,” ve “gerçek hayattaki insanlardan daha iyi bir arkadaşlık sunuyor,” sözleriyle değerlendirdi. Eser, aynı zamanda yılın öne çıkan uluslararası edebiyat ödüllerinde de öne çıkan başlıklardan biri oldu.

Kiran Desai’nin daha önce Kaybın Türküsü adlı eseri Can Yayınları etiketi ve Suat Ertüzün çevirisiyle Türkçeye kazandırılmıştı.

4. The Sisters – Jonas Hassen Khemiri

Jonas Hassen Khemiri’nin The Sisters romanı, anlatıcı Jonas’ın Mikkola kardeşlerin hayatını yıllara yayılan bir süreçte izlemesine odaklanıyor. Jonas, hem İsveçli hem Tunuslu kökenleri paylaşan Ina, Evelyn ve Anastasia’yı hem yakından hem uzaktan, partilerde, günlük karşılaşmalarda ve spor sahalarında gözlemliyor. Zaman içindeki sıçramalar giderek kısalan bölümler hâlinde kurgulanıyor ve roman, gelecekte yalnızca bir dakikaya uzanan bir finalle son buluyor.

Eser, göçmenlik, aidiyet ve kimlik arayışını çok katmanlı bir aile portresi üzerinden işliyor.

Jonas Hassen Khemiri’nin daha önce Kardeşlerimi Arıyorum adlı eseri Pegasus Yayınları etiketi ve Ali Arda çevirisiyle Türkçeye tercüme edilmişti.

5. Stone Yard Devotional – Charlotte Wood

Charlotte Wood’un Stone Yard Devotional romanı, Yeni Güney Galler’in ıssız bir bölgesindeki manastıra sığınan bir kadının iç dünyasını konu alıyor. Sydney’deki hayatını geride bırakan anlatıcı, Katolik Kilisesi’ne dair ciddi itirazları olmasına rağmen, manastır yaşamının çalışma ve düşünce rutini içinde geçici bir dinginlik buluyor. Ancak manastırda ortaya çıkan “kıyamet ölçüsünde” fare istilası, yurtdışında ölen bir rahibenin kemiklerinin manastıra dönmesi ve anlatıcının geçmişinden gelen bir kadının gelişi bu huzuru bozuyor.

Roman, bir yandan zarar vermeden yaşamanın mümkün olup olmadığı sorusunu tartışırken, diğer yandan dikkat ve özüne dönüklük kavramlarını merkeze alıyor.

6. A Marriage at Sea – Sophie Elmhirst

Gazeteci Sophie Elmhirst’in A Marriage at Sea adlı kurgudışı kitabı, 1972’de İngiltere’den Yeni Zelanda’ya yelken açan Maurice ve Maralyn Bailey çiftinin gerçek hikâyesini anlatıyor. Çiftin Auralyn adlı teknesi, dokuz ay sonra bir balinanın çarpması sonucu yok oluyor ve Bailey’ler Pasifik Okyanusu’nda 118 gün boyunca derme çatma bir sal üzerinde hayatta kalmaya çalışıyor.

Elmhirst, bu süreçte yaşanan günlük korkuları, tekdüze bekleyişi ve hayatta kalma mücadelesini ilişki dinamikleriyle birlikte ele alıyor; evlilik, yalnızlık ve karakter konularını tartışmaya açan bir deniz kazası anlatısı ortaya koyuyor.

7. Mother Emanuel – Kevin Sack

Kevin Sack’in Mother Emanuel adlı çalışması, 2015 yılında Charleston’daki Emanuel A.M.E. Kilisesi’nde yaşanan ırkçı saldırıya ve bu saldırının tarihsel bağlamına odaklanıyor. Bir beyaz üstünlükçünün, İncil çalışması için bir araya gelen dokuz kişiyi öldürdüğü saldırı, ABD’nin en eski Afrika kökenli Episkopal cemaatlerinden birini hedef almıştı.

Sack, yıllar süren araştırma ve röportajlarla hem kilisenin Amerikan tarihindeki yerini hem de katliamın ardından şekillenen toplumsal ve hukuki süreçleri ayrıntılı biçimde inceliyor.

8. Mother Mary Comes to Me – Arundhati Roy

Arundhati Roy’un Mother Mary Comes to Me kitabı, yazarın annesiyle ilişkisini merkeze alan bir anı–portre çalışması. Roy, astımlı, otoriter, zorlayıcı ama aynı zamanda ilham verici bir figür olarak tarif ettiği annesini “acımasız ama karanlık mizah içeren” bir dille anlatıyor. Yazar, kapalı bir topluluktan ayrılıp Delhi’ye, oradan da küresel edebiyat sahnesine uzanan yolculuğunu aktarırken, kendisini de eleştiri dışında bırakmıyor.

Kitap, kişisel tarih ile politik aktivizmin kesişim noktasında duran bir yaşam öyküsü sunuyor.

Küçük Şeylerin Tanrısı kitabıyla dünyaca ünlenen Arundhati Roy’un son olarak 2021 yılında Mutlak Mutluluk Bakanlığı adlı eseri Can Yayınları etiketi ve Suat Ertüzün çevirisi ile Türkçeye kazandırıldı.

9. There Is No Place for Us – Brian Goldstone

Antropolog ve gazeteci Brian Goldstone’ın There Is No Place for Us adlı kurgudışı çalışması, ABD’de “working homeless” yani “çalışan evsizler” olarak adlandırılan kesimi mercek altına alıyor. Goldstone, Atlanta’da yaşayan ve çoğu zaman arabada, akraba yanında ya da uzun konaklamalı otel odalarında kalan beş ailenin gündelik hayatını takip ediyor.

Yazar, yükselen kiralar, düşük ücretler ve şehir politikalarının sonuçlarını bu ailelerin deneyimleri üzerinden tartışarak, resmi istatistiklerde yer bulmayan bir nüfusun görünürlük mücadelesini belgeliyor.

10. Wild Thing – Sue Prideaux

Biyografi yazarı Sue Prideaux, Wild Thing’de 19. yüzyıl Fransız ressamı Paul Gauguin’in hayatını yeniden değerlendiriyor. Kitap, ressamın hem “sömürgeci” olarak nitelenmesine yol açan, Tahiti’deki sömürge bağlamı ve reşit olmayan kızlarla kurduğu ilişkiler gibi karanlık yönlerini hem de sanat tarihindeki etkisini birlikte ele alıyor.