MedyaFaresi MedyaFaresi

Türkiye Kürdistanı ifadesini asla kabul etmem!

Başbakan Erdoğan, Atv ve A Haber ortak yayınında, dershanelerin kapatılmasından, Kürdistan sözüne, cemaatle kavgaya kadar önemli açıklamalar yaptı

Eklenme: 20 Kasım 2013 17:57 - Güncelleme: 09 Nisan 2016 17:30

Başbakan Erdoğan, Murat Akgün moderatörlüğünde gazeteciler Mehmet Barlas, Sevilay Yükselir, Mustafa Karaalioğlu, İbrahim Karagül, Nihal Bengisu Karaca’nın sorularını yanıtladı.

İşte Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları...

ŞİVAN PERVER’İN TÜRKİYE’YE GELİŞİ
-Barış havasında olan bu görüşme ile çözüm sürecine katkı sunuyoruz. Böyle bir şeyin yerine gelmesi cesaret işiydi. Biz bunu halledeceğimizi söylemişti. Şivan Perver’in 38 yıl sonra Türkiye’ye gelmesi üzerinde oturulması düşünülmesi gereken birşeydir. Eğer vatandaşlık konusunda birşey yapılacaksa bir herşeye hazırız dedik. Şivan bize cevap verecek. Kendisiyle bir takım programlar yapacağız.

KÜRDİSTAN KELİMESİNİN KULLANILMASI
-Kürdistan söyleminden rahatsızlık duyulması hakikaten manidar. Bunlar bizim tarihimizi bilmiyorlar. Çok yakın süreçle alakalı birşey söyleyeceğim. Dünkü grup toplantısında Mustafa Kemal’in söylediği sözlerin fotoğrafını getirdim. Kürdistan Bölgesi şeklinde geçer. Kürdistan Bölgesginde her iki dili de kullanırlar diye geçiyor. Bir kararname var. Çok ilginçtir. Burada Kürdistan geçiyor. Yine Gazi ile ilgili bir durum var. Kurdistan, Lazistan diye bir konuşması var. Güney Doğu Kürdistan, Doğu Karadeniz Lazistan diye geçiyor. Bana bölücü diyorlar. O halde Mustafa Kemal’de mi bölücüydü.

TÜRKİYE KÜRDİSTAN’I
-Bizden asla Türkiye Kürdistanı diye birşey duyamazsınız. Güzel geçen haftadan sonra bu tip söylemler hiç şık değildir.

MUHAFAZAKARLIK SÖYLEMİ
-Muhafazakarlık noktasında Fransızların ve İngilizlerin tanımı ile bizimkisi farklı. Biz kendi kültür ve tarihimizi koruma noktasında muhafazakarlıktan bahsediyoruz. Biz bu yapı içerisinde geleceğimizi olgunlaştırmak istiyoruz. Başbakanlık olarak attığımız adımların yanlış anlaşılması sonrası gerekli yapılacakları atıyoruz. Ahlak hukuk ile iç içedir.

’CEZAEVLERİ BOŞALACAK’ SÖYLEMİ
-Benim dağlardan inme ve cezaevlerinden inme gibi söylediklerim var. Başından ve sonundan söylediklerim kesilip atılmış. Başı ve sonunu kesince yanlış anlaşılma var. Olayı öyle bir yere getirdiler ki genel af söylemini çıkardılar. Ben asla genel af söylemim olmadı. Ben bir Başbakan olarak katili affetme yetkisini kendimde göremem. Hükümetin de af yetkisini asla affetmem. Böyle birşey olursa ben şehitlere hesabı nasıl vereceğim. Böyle birşeyin olması mümkün değil. Hasta tutuklu KCKlar konusunda benim yapacağım birşey yok. O iş Cumhurbaşkanının bileceği bir konu. Böyle bir ifade kullanmışsa yanlış yapmıştır. Böyle bir şeyi konuşmadık. Bu hüküm onun söyleyeceği bir şey değildir. Yargı kararını vermiştir.

DİYARBAKIR’DAKİ TABLO
-Her zaman bir ifadem var. Siyaset, ticaret ve yaşam bunların hepsi risktir. Bunları göze alamazsasınız hiçbirşey yapamazsınız ve hayatınızın bir anlamı olmaz. Yaptığımız işin bir hukuka aykırılığı mı var? Bu meydanlara binlerce kişi doluyorsa burada bir açlık ve biz bunu doyurmalıyız. Milliyet ne diyor? 90 yaşındaki nine ağlıyor öpüyor. Neden bunlar oluyor. Bütün bunlara bakıldığı zaman ortada bir gerçek var. Anamuhalefet ve muhalefet partisi doğu ve güneydoğu’da hiçbirşey yapamıyor. Tabela partisi olmaktan başka birşey değiller. Gitsinler ki bizde demokrasiyi genişletelim. Biz devamlı dolaşıyoruz. Bu hafta Karadeniz’de olacağız. Ankara’ya mahkum değiliz. Milletimizin bu noktaya bakışı olumlu. Meydanlarda Türkiye bayrakları ve partimizin bayrakları vardı. Anlatılanlar doğru değil. Yeter ki siz yumuşak dille konuşursanız herşey daha da yoluna girer.

HEP BİRLİKTE TÜRKİYE İNŞA EDİYORUZ
-Millet kavramının içinde Kürt, Laz, Gürcü hepsi var. Ben her zaman tek millet diyorum. Bu ifadeyi Diyarbakır’da da kullandım. Biz birlikte bütün bir Türkiye inşa edelim diyoruz. Biz neyin mesajını verdik. Bir, bütün, diri olalım. Hep birlikte Türkiye olalım dedik. Kendi yapamadıkları şeyi AK Parti yaptığı için muhalefet rahatsız oldu. Onların sırtında küfe yok. Bizim sırtımızda küfe var. Daha birçok şeyler olacak.

TÜRKİYE IRAK İLİŞKİLERİ
-Başlayan süreç neler getirir neler götürür gelişmeleri onları belirliyor. Planlarımızı değiştirebiliriz. Bağdat ve Kuzey Irak arasındaki gerginlikte yavaş yavaş bitiyor. Sayın Maliki’nin Türkiye’ye gelme talebini biz memnuniytle karşıladık. Türkiye’nin Irak’a Irak’ın Türkiye’ye ihtiyacı var. Bizim akrabalık bağımız var. Oyunlara gelmememiz lazım. Kuzey Irak gelişti Güney’de durum aynı değil. Irak’ta gün geçmeden bombalı saldırılar düzenleniyor. Ölümler yaşanıyor. Biz ölümler yaşanmasın istiyoruz. Bunun için neler yapılır bunları yapmak istiyoruz. Bu kapsamda İran’ı da işin içine katmak istiyoruz. Suriye için neler yapılar bunları konuşacağız.

ÇÖZÜM SÜRECİ ve DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ
-Kritik bir eşik vardı. Biz bu kritik eşiği aştık. Demokratikleşme Paketini açıkladık. Süreç milletimizin de desteğiyle hızlanacaktır. Geri dönüşümüz yok. Geri dönmek gibi bir niyetimiz yok. Biz her zaman durmak yok yola devam diyoruz.

İMRALI GÖRÜŞMELERİ
-İlgili arkadaşlarımız yani MİT bu konuda üzerine düşen görevi her zaman yapıyor. Adalet Bakanımız uygun gördüğü isimlere izin veriyor ve o kişiler ziyaretlerini sürdürüyor. Umarım ki oranında çözüme katkısı olacaktır. Süreç devam ediyor. Ama yarın ne olur onu da şartlar belirler.

İMRALI’YA GAZETECİLER VEYA AKİL İNSANLAR GİDEBİLİR Mİ?
-Şuanda gündemimizde böyle birşey yok. Ama şartlar neyi gerektirir. Zaman neyi gösterir bunu göreceğiz. O her zaman görüşmek istiyor ama şu an gündemde böyle birşey yok.

İŞADAMLARININ BAZI BÖLGELERE YATIRIMI
-İşadamlarımız riskli bölgelerde yatırım yapmaktan kaçınıyor. İşadamlarımız risk istemiyor veya risk yüzdesi çok düşük olacak. Anadolunun çeşitli yerlerinde iş istihdamı yapılması millete özgüven kazandıracak. Olayın maaliyet tarafından girdilerine baktığımız zaman diğer bölgelere göre doğu ve güneydoğu bölgelerine nazaran daha ucuz. Yapılacak yatırımlar bölgede ciddi istihdam yaratacak. Dicle prouesi ile bölgeye turist gelecek. Hakkari’ye havalimanı kazandıracaksın ama her defasında engelleniyor. Müteahhit tehdit ediliyor.

 

BAŞBAKAN’IN O ÇOCUKLA KONUŞMASI
-Bismil’de bir genç. Otobüsümüzün önüne çıktı. Korumalar falan durduruyordu dedim bırakın gelsin. Geldi genç. ’Başbakanımız biz barış istiyoruz’ dedi. Meğerse iki abisi hapisteymiş. Kendisi de üç ay sonra askere gidicek. Ben dedim ki ’Ben buraya niye geldim?’ Biz dün Diyarbakır’da o mitingi niye yaptık. Bunların hepsi çözüm sürecine yönelik. Bu bölge barışına katkıda bulunalım. Bunun için buraya geldik. Tabi birbirimize sarıldık. O beni öptü. Ben onu öptüm ve kucakladım. Hüngür hüngür ağlayarak uzaklaştı. Eşimin elini öptüler. Sen benim anamsın diyor Emine hanıma. Şimdi bu duygular farklı duygular değil bizim duygularımız. Niye bunlar engellenmek isteniyor. Temenni ediyorum bunlara aşacağız.

 

DERSHANELER KONUSU

Öncelikle bugüne kadar niye konuşmadınız sorusuna cevap vereyim; böyle bir polemiğin içine girmek istemedim. Bu polemiği de doğrusu çok çirkin buldum. Zira bu konu bugün gündeme gelmiş bir konu değil. 1980’li yıllardan bu yana çok çok farklı dünya görüşüne sahip olan yönetimlerin iktidarların sürekii gündeme getirdiği mesafe aldık alamadık bu şekilde devam eden trendin çok çok düşük seviyelerden yavaş yavaş bizim iktidarımızda zirve yaptığı süreçtir bu. İktidar olduğumuzda ben, hatta Hüseyin Bey’in bakanlık döneminde artık bu dershaneler konusunu bir sonuca kavuşturalım dedim. Ve bunu bir dönüşüm projesi olarak sizden özellikle istiyorum dedim. Zira geldiğimizden bu yana biliyorsunuz birçok konuda attığımız reformları bu konuda da atalım. Mesela sağlıkta dönüşüm projemiz vardır bizim, bu projeyi gerçekleştirmek için adımlar attığımızda bizim önümüze birçok engeller çıktı. Dedik ki biz bunu yapıcaz. Hatta hatta sendikalar dediler ki, bu hastaneler (SSK için) bizimdir dediler. Bu halkındır sizin değil dedik. Biz bütün bunları şu anda tek çatı altında toplamak suretiyle halkımızın sağlık sorununu çözmeyi hedefliyoruz.

Deshaneler konusunda da son dönemde artık bu işi bitirmemiz gerekiyor. Ve arkadaşlarımız belli bir çalışmayı yaptılar. Hazırlanan taslak daha bize sunulmadan, atılan gazete başlıkları çok çok çirkindi. Bir gece baskını başlığı yenilir yutulur bir başlık değildi. Kim, nereye gece baskın ıyapmış? Ortada ne var?

Meclis’e gelmiş mi, gelmemiş. Hem bir taraftan taslak diyeceksin bir taraftan gece baskını diyeceksin. Eğer bir gece baskını olacaksa, bu yeni başlamadı. 2003’ten bu yana konuşulan görüşülen, nitekim bu işi en çok seslendiren kişilerle konuştum. Eski küpürler var, bunların içinde, olumlu olumsuz çok farklı gazete küpürleri var.

Bu durum çok manidar, o gün bunu yazan zat, şimdi bakıyorsun, orta yolu bulmaya çalışıyor. Bu çok manidar ve ilginç. Buradan şimdi destek almaya çalışıyorlar. Biz de diyoruz ki gelin bu konuda samimi olalım. Biz sizden hizmet almaksa, hizmet alalım. Gelin bu dershaneleri okula dönüştürelim. Sınıflarda boşluk mu var? Bizim limitimiz 30, kalite arıyoruz çünkü. Burada 15 öğrenciniz mi var, biz size 15 öğrenci verelim. Eğer 15 öğrenci veremiyorsak bu öğrencilerin bize yıllık maliyeti nedir? Diyelim ki 2 bin 2 bin 500 lira, her biri size o ücreti verelim siz bunu rahatlıkla devam ettirin. Ama merdiven altı dershaneciliği bitireceğiz. Ve sizden böylece hizmet alımı yapalım. Efendim bizde öğretmen fazlası var. Tamam siz bu öğretmenleri bize devredin sadece mülakatla alıp devlet okullarında istihdam edelim. yok bunu da istemiyorsunuz. O zaman ne istiyorsunuz bize bunu söyleyin.

YASAĞA UYMAYANLARA 500 BİN TL CEZA

Biz böyle bir çalışmanın içindeyken yalan yanlış bir kara kampanyanın olması bizi üzmüştür. Kampanya öyle bir boyuta getiriliyor ki efendim okuma salonları kapatılıyor. Ortaya çıkmış bir taslak yok. Tabii nereden servis yapıldı, nereden ortaya çıktı. Yasağa uymayanlara 500 bin lira ceza gelecek diye haberler çıkıyor. Bugüne kadar pek çok taslaklar yapıldı ama nitekim bize de sunulan yok. Bu nereden çıkıyor. Elbette bir yaptırım olur ama 500 bin TL nereden çıktı. Biz şimdi bu gecekondu mantığını değiştirmek istiyoruz. Yani biz hala orada mı kalalım. Ben başbakan olduğumda 35 bakan vardı. Ne yaptık 25’e indirdik. Koskoca Amerika 14 tane bakanla idare ediliyor. İlk adımı böyle attık. Ardından da 8 tane devlet bakanı vardı. Bunları kaldıralım, hepsi icracı olsun dedik. Orada da bir reforma gittik. Aksi halde bu ülkeyi sıçratamazdık. Biz istiyorduk ki bizim çocuklar bir yarış atı olmasın. Hafta sonu ailesiyle, arkadaşlarıyla oynasınlar. Biz bunu yaşadık ama maalesef şimdi yaşayamıyorlar.

"DERSHANELERDE İŞ BİTİYORSA BU OKULLARA NE GEREK VAR"

 

Pazartesi bize yapılan sunumda bazı eksikler var. Bakanımıza "bunlar üzerinde çalışmayı yapın, dışarıdan almanız gereken destekler varsa alın, görüşülmesi gereken STK’lar varsa görüşün ve bir sonraki bakanlar kuruluna getirin" dedik. Buradaki tuzak zaten bu. Kuran Kursları ne kadar mukaddeste bizim için o kadar mukaddestir mantığı çok ters bir mantık. Kuran Kursu’na giden Kuran’ı öğrenmek için gitmiyor, Kuran’ı hıfz etmek için, ezberlemek için gidiyor. Okullarda seçmeli Kuran ve Siyer-i Nebi dersleri var ama buralarda Kuran okumayı öğrenebilirsiniz, hıfz edemezsiniz. Biz iktidara geldiğimizde sorular neye göre hazırlanıyordu, bu dershanelerin müfredatına göre hazırlanıyordu. Hüseyin Bey’in döneminde dedik ki bunu süratle değiştireceğiz. Ne demek ya. O zaman bu okullar niye var. Dershanelerde iş bitiyorsa bu okullara ne gerek var. Asgari 2 bin lirayla 20 bin lira arasında dershane ücretleri var. Daha da çıkabilir. Bunlar diyelim 4 öğrenci alıyor. Adları VİP dershane olan dershaneler de kuruldu. Fen liselerinden, Anadolu liselerinden seçilmiş öğrenciler oraya geliyor. Bu öğrenciler üzerinde belli bir süre kısa bir süre çalışma yürütülüyor ve biz kazandırdık deniyor. İnsaf edin ya, bu çocuklar devletin okullarında okudu. Bu emek nerede? Bu devletin bu çocuklar üzerinde hakkı yok mu? Olmaz böyle bir şey. Burada bir gerçek bir tarafa konulmuş oluyor. Sonra da konuyu Kuran Kursları ile mukayese etmek çok çirkindir. Orada ücret de yok. Bir şeye daha üzülüyorum, elimizde 800 bini aşkın öğretmenimiz var. Bu dershaneler konusu bu öğretmenlerimizin döktüğü tere haksızlıktır, saygısızlıktır