Türk ekonomisi çamura saplanan araba gibi

Prof. Dr. Selva Demiralp, Türkiye ekonomisinin şu anda yaşadığı en önemli sorunun güven olduğuna işaret ederek düşük faizle de artık ekonominin canlanmadığı bir noktaya gelindiğini söyledi.

Eklenme: 04 Kasım 2019 08:45 - Güncelleme: 04 Kasım 2019 09:14

Koç Üniversitesi -TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) Direktörü, Yapı Kredi Ekonomik Araştırmalar Kürsüsü  Başkanı ve Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Türkiye ekonomisinin şu anda yaşadığı en önemli sorunun güven olduğuna işaret ederek  düşük faizle de artık ekonominin canlanmadığı bir noktaya gelindiğini söyledi.

Bundan sonraki süreçte faiz indirimlerinin faydasından çok zararı olacağını anlatan Demiralp, “Yaptığın hayır ürküttüğün kurbağaya değmeli. Ürküttüğünüzle kalıyorsunuz” dedi.

Hukuk ve düşünce özgürlüğünün altının çizilerek özellikle son dönemde hasar gören dış algının onarılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Selva Demiralp Cumhuriyet'e konuştu:

TEMEL SORUN GÜVEN

- Yeni YEP’te belirlenen hedeflerine kadar gerçekçi? Büyüme, işsizlik, enflasyon hedeflerini tutturmak mümkün olabilecek mi?

Enflasyonu yüzde 12’den yüzde 8.5’e çekecek ılımlı bir büyüme hedefi belirlerseniz bu hedef bütçe açığını mevcut seviyelerde tutarken cari açığı da 1.2 seviyelerinde kontrol edebilir. Ancak bu hedefler büyüme hedefi ile örtüşmüyor. Bir heykel yaptığınızı düşünün. Vücut, kollar, bacaklar birbiri ile uyumlu ama baş ile gövdenin geri kalanı uyuşmuyor.  

Büyümede yüzde 5 gibi bir artış beklenirken enflasyonun 3.5 puan azalarak yüzde 8.5’e düşmesi oldukça zor.

Büyümede böylesine ciddi bir momentum yakalanması genişlemeci maliye politikasına önemli bir yük bindirir ki bu durumda bütçe açığının YEP’te ifade edilen yüzde 2.9 seviyesinde kalması da tehlikeye düşer. Yüzde 5’lik bir büyüme artışı cari açığı da körükleyecek ve YEP’te öngörülen yüzde 1.2’lik seviyenin üzerine çıkaracak.

Türkiye ekonomisinin şu anda yaşadığı en önemli sorun güvendir. Ağustos 2018 sonrası TL’de yaşanan hızlı değer kaybıyla dış borç yükü önemli şekilde artmış bir özel sektör var. Bu şirketler mevcut borçlarını ödemeden üretim artışına gitmek istemiyorlar. Kur ise sakinleşmesine rağmen Ağustos 2018 öncesindeki seviyelere dönmedi. Bankalar ise yeni kredi vermeden önce bu şirketlere verdikleri kredilerin ödenmesini bekliyorlar. Sistemdeki bu tıkanıklık giderilmeden tekrar hızlı büyüme patikasına oturmamız zor görünüyor.

Mevcut durumu tekerlekleri çamura batmış bir araca benzetebiliriz. Aracı tekrar seyir haline getirebilmeniz için önce tekerlekleri çamurdan kurtarmanız lazım. Gelgelelim 2019 için beklenen yüzde ‘0’ gibi bir büyümenin arkasında da ciddi bir maliye politikası desteği olduğunu düşünürsek aracı çamurdan çıkarma konusunda maliye politikasının da gücünü epeyce tükettiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle  eski resesyonlarda gördüğümüz “V” tipi hızlı bir toparlanma bence gerçekçi değil. Birikmiş kırılganlık ve tıkanıklıkların böyle hızlı bir toparlanmaya imkan tanıması güç görünüyor. 

BÜYÜME TAHMİNİ ZORLAŞIYOR

- Bir akademisyen olarak Türkiye ekonomisi ile ilgili öngörü yaparken en çok hangi alanlarda zorlanıyorsunuz?

Tarihsel bir süreç içinde baktığımızda oldukça oynak bir büyüme politikası izlediğimizi görüyoruz. Büyümenin böylesine iniş çıkış izlemesi elbette ileriye yönelik hem büyüme hem de diğer makroekonomik değişkenlerin tahminlerini zorlaştırıyor. Bu ise esas olarak para ve maliye politikalarının etkin çalışmamasından, dış borca dayalı kırılgan bir büyüme yapımız olmasından ve sık değişen plan ve politikalardan kaynaklanıyor. 

- Krize giderken hangi hatalar yapıldı, ekonomi yönetimi neleri öngöremedi?

Bol likidite ortamında temin edilen ucuz döviz üretim kapasitesini artıracak yatırımlara kanalize olmaktan ziyade inşaata dayalı büyümeyi teşvik edince maalesef elde edilen büyüme ivmesi uzun soluklu olmadı. Bu durum seçim öncesi dönemde uygulanan popülist politikalarla birleşince maalesef talep hızla artarken beraberinde yüksek enflasyon ve kuru getirdi. Bu dönemde para politikası ile maliye politikası arasındaki koordinasyon eksikliği iki tarafın da uyguladığı politikalardan iyi randıman almasına engel oldu.  

Enflasyon pahasına büyüme patikasının seçilmesi kısa vadede cazip görülese de uzun vadede pişmanlık yaratır.

- Merkez Bankalarının siyasi otoriteden bağımsız hareket etmeleri mümkün mü?

Merkez Bankası bağımsızlığı bir Merkez bankasının kafasına göre hareket etmesi demek değildir. Hükümet ile ortak olarak belirlenen enflasyon hedefinin tutturulmasında Merkez Bankasının istediği aracı kullanması demektir.

Fed’in de özellikle son dönemde ciddi şekilde siyasi baskılara maruz kaldığı doğrudur. Ancak yapmış olduğumuz araştırmalar Fed’in bu tür baskılara boyun eğmediğini gösteriyor. Zaten eğer piyasalar Fed’in Trump baskısı ile hareket ettiğine ikna olsalar ABD enflasyon beklentileri hemen yukarı sıçrardı ki böyle bir durum yok. 

Bizde ise durum farklı. yaptığımız araştırmalar siyasi baskıların Merkez Bankası’nın (TCMB) kararları üzerinde etkisi olduğunu gösteriyor. Sistematik olarak ideal para politikasından uzaklaşan bir Merkez Bankası ise enflasyon beklentilerini çıpalama yeteneğini kaybediyor. Neticede hedefin 2-3 katı üzerinde seyreden enflasyon beklentileri ile karşılaşıyorsunuz.

FED CAN SİMİDİ OLDU

- Türkiye’de ekonomik kriz sanki sadece dövizin yükselip düşmesine endeksleniyor. Sizce Türkiye ekonomisindeki ana sorunlar neler?

Dış borcun ve dolarizasyonun yüksek olduğu ekonomilerde döviz kurundaki değişim üreticisinden küçük tasarruf sahiplerine kadar bütün vatandaşların hayatını doğrudan etkilediği için döviz kuru yakından takip ediliyor. Kur ekonomik riskleri en kısa yoldan gösteren bir barometre işlevi görüyor. Ancak bu durum kurun sakin olması durumunda “her şey yolunda” şeklinde yorumlanırsa bir takım kırılganlıkların gözardı edilmesine sebep olabilir.

2019’da kurun görece sakin bir seyir izlemesi ekonomik dengesizliklerin giderilmesinden kaynaklanmıyor maalesef. Bir taraftan ABD Merkez Bankası Fed’in faiz indirimlerinin can simidi gibi yetiştiğini görüyoruz. Büyümedeki yavaşlamayla azalan cari açık döviz ihtiyacımızı azalttığı için kur sakin seyrediyor. Bu durum bize zaman kazandırıp eksikliklerimizi gidermek için fırsat sağladığı ölçüde olumludur. Ancak eğer bir rehavet yaratır ve mevcut hata ve aksaklıkların devamı için cesaret verirse o zaman olumsuzdur çünkü ileride daha derin kırılganlıklar yaratır.

FAİZ DÜŞSE DE CANLANMA YOK

- Türkiye ekonomisi bu durumdayken Merkez Bankası’nın adımlarını ve faiz indirimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hükümet ekonomiyi canlandırmak için faiz indirimi istiyor. Çünkü, faiz düşerse borçlanma maliyeti düşer, insanlar daha çok kredi alır. Yaz başından beri 1000 baz puanlık bir faiz indirimi oldu. Bu düşüş kredi faizlerine yansıdı. Ama özel bankaların kredi hacmi düşen kredi faizine rağmen artmadı. Dolayısıyla sadece düşük faizle ekonominin canlandırılamadığı bir noktaya geldik. Banka her ne kadar kredi faizini düşürse de, takipteki krediler artarken yeni krediyi vermeden önce üç-dört kere düşünüyor.

Çünkü sütten ağzı yanmış yoğurdu üfleyerek yiyor. Şirketler de daha mevcut borcunu ödeyemezken yeni borç almak işini büyütmek istemiyor. Dolayısı ile faiz indiriminin bu dönemde kredileri canlandırma konusunda bir etkisi olmuyor. Ama zararı oluyor mu, evet. Çünkü Merkez Bankası’nın güvenilirliğine, kredibilitesine zarar veriyor.

Merkez Bankası olarak enflasyonu düşürmekle sorumlusunuz. Bunun için önce insanları koyduğunuz hedefe inandırmanız lazım. Ancak bir çalışanla işveren maaş pazarlığı yaparken ya da ev sahibi ile kiracı kira sözleşmesine oturduğu zaman Merkez’in enflasyon hedefini ciddiye almıyor, gerçekleşen enflasyona göre fiyat belirliyor. O zaman da hedefe bir türlü inmeyen yapışkan bir enflasyon problemi ile boğuşup duruyorsunuz.

Önce TCMB’ye güvenilmesi lazım. Faiz indirimlerinin faydasından çok zararı var. Yaptığın hayır ürküttüğün kurbağaya değmeli. Ürküttüğünüzle kalıyorsunuz. Faiz indirimine devam edilirse hem kredibilite zarar görüyor hem dolarizasyonu artıyor.

BORÇ SORUNU ÇÖZÜLMELİ

- Türkiye ekonomisi açısında şu anda en büyük riskler olarak neleri görüyorsunuz?

En önemli risklerden bir tanesi şu anda bize destek veren global şartların tersine dönmesi olur. Fed ABD ekonomisinin bir resesyonda olduğuna kanaat getirerek “agresif güvercin” bir genişlemeye giderse o zaman TL ciddi kırılganlıklar yaşayabilir. İçeride ise özel sektör borç sorununun temizlenmesi konusunda yaşanan gecikmeler ekonomik tıkanıklığı devam ettirerek sistemdeki kırılganlıkları artıracak bir risk olarak karşımıza çıkıyor. 

DIŞ ALGI ONARILMALI

- Krizden çıkış ve sağlıklı, istihdam yaratan büyüme olabilmesi için hangi adımlar atılmalı?

Bu konuda 2001 sonrasındaki tecrübemizi örnek almak yerinde olacaktır. Aslında oldukça standart bir reçete söz konusu. Sıkı para politikasının bağımsız bir Merkez Bankası tarafından sabırlı bir şekilde uygulanması, bunun sıkı maliye politikası ile desteklenmesi. Kurumsal bağımsızlığın vurgulanması, serbest piyasa koşullarından taviz verilmeden rekabetçiliğin teşvik edilmesi. Üretkenliğin güçlü olduğu sektörlerin desteklenmesi yolu ile ithal bağımlılığının kademeli olarak azaltılması.

Hukuk ve düşünce özgürlüğünün altının çizilerek özellikle son dönemde hasar gören dış algının onarılması. Bu şekilde son yıllarda hızlanan beyin göçünün tersine dönmesi. Yaratıcı düşünce ve eğitimin desteklenmesi ve ileriye yönelik yüksek katma değerli üretimin temellerinin atılması. Batı ve özellikle AB ile ilişkilerin yenide dost bir zemine oturması.

(CUMHURİYET - ŞEHRİBAN KIRAÇ)