MedyaFaresi MedyaFaresi

Tecavüz sabaha kadar sürdü! İşte Fatmagül'ün senaristinden notlar!

\"Aşk-ı Memnu\"nun da yönetmeni olan Hilal Saral şimdi de \"Fatmagül'ün Suçu Ne\" ile karşımıza geliyor.

Eklenme: 19 Eylül 2010 19:42 - Güncelleme: 29 Mart 2016 23:28
Geçen sezonun en çok konuşulan dizisi "Aşk-ı Memnu"nun da yönetmeni olan Hilal Saral şimdi de "Fatmagül'ün Suçu Ne" ile karşımıza geliyor.

Dün akşam siz de ekip olarak "Fatmagül'ün Suçu Ne?"yi izlediniz. Gelen tepkiler nasıl oldu?
Çok olumlu tepkiler geliyor, çok eleştiren biri olmadı açıkçası. Özellikle tecavüz sahnesinin ölçülü olduğunu söyleyen çok kişi aradı.

 
Bu yeni dizinizin "Aşk-ı Memnu"nun yarattığı etkiyi yaratacağını düşünüyor musunuz?
Böyle bir durumun sonucu sonrasında mağdur olan kadın suçlanır hale bile gelebiliyor, bu en acı olan kısmı. "Aşk-ı Memnu" gerçekten beklediğimin çok üzerinde bir etki yarattı. Böyle bir etkisi olacağını düşünmemiştim.

"Aşk-ı Memnu bitmeden günde iki-üç saat Fatmagül için çalışıyordum"

"Aşk-ı Memnu"da eserin özüyle alakası kalmadı diye eleştirildiniz. Şimdi de bekliyor musunuz böyle bir eleştiri?
Hikaye uzamaz ki, hikaye hikayedir... Sadece biraz daha derine inerek ve detaylandırarak anlatırsınız. Diziler üç-beş bölüm sonra bitsin diye yapılmıyor. Biz ana eksenden uzaklaşmadık, bu sadece günümüze uyarlandı. İlkinde de Halit Refiğ büyülü bir dünya yaratmıştı. Seyirci izliyorsa bir şeyler buluyor demektir. Hikaye yerinde, tadında bitirildi.

Ara vermeden benzer bir ekip kısa bir süre sonra başka bir proje için tekrar bir araya geldi...
"Aşk-ı Memnu"dan sonra biraz dinlenmeyi gerçekten istiyordum ama enerjim çok yüksek bir noktadaydı. Duramazdım, koşmaya devam etmem gerekiyordu. Zaten aynı ekibin olması, senaristlerin aynı olması bir etken... Çok mutlu çalışıyoruz. Hikaye de mağdur bir kadını anlattığı için cezbetti tabii. Aynı zamanda Ay Yapım çok büyük bir faktör. Daha "Aşk-ı Memnu" bitmeden günde iki-üç saat Fatmagül'e çalışıyordum.

"Kadınların ne hissettiğini, onların dikkatini neyin çektiğini iyi biliyorum"
Kadınları anlatmayı daha çok seviyorsunuz, siz de kadınsınız, senaristler de kadın...
Kadınları en iyi kadınlar anlatır diye düşünüyorum.  Bundan sonra da buna devam etmek istiyorum. Yazarlarımızın da kadınları çok iyi hissettiklerini ve çok iyi konuşturduklarını düşünüyorum. Onların sözlerinin üzerine ben de bazen sözsüz bir şeyler söylemek istiyorum. Böylece katlanarak büyüyen bir duygu oluyor.

Kadın yönetmen olduğunuz için diziyi seyreden kadınları yakalayacağınız noktaları daha iyi biliyorsunuz...
Onların ne hissettiğini, dikkatlerini nerede neyin çektiğini biliyorum. Bu kadar farkında olduğum şeylerin tabii ki onlara geri dönmesini sağlıyorum. Kadınların hakikaten dikkatini çeken şeyler olabiliyor. Bir küpenin peşine düşüyorlar.

"Aşk-ı Memnu"da da öyle olmuştu, karakterlerin giydikleri, taktıkları çok konuşuldu. Bir yönetmen olarak böyle olması sizin hoşunuza gidiyor mu?
Tabii ki. Bir de ben onlar için özel planlar yapıyorum. Mesela bir geceliğin sırtını gösteriyorum. Bu da aslında anlattığımız hikayenin üzerine bir detay. Aslolan hikayedir. Tabii ki hiçbir kostüm hikayeyi götürmez ama katkısı olur. Kadınların da sevdiği şeyler olduğu için dönüşleri iyi oluyor.

"Fatmagül'ün çantasını, kolyesini, elbisesinin formunu özenle belirledik"


"Fatmagül'ün Suçu Ne?"de de var detaylar değil mi?
Böyle çalışmayı çok seviyorum. Kendi hayal ettiğim şeyleri bu işin uzmanı olan arkadaşlara aktarıyorum. Onlar da benim isteklerim doğrultusunda kendi kreatif katkılarını koyarak bir şey sunuyorlar. Fatmagül'ün telefonunu koyduğu küçük bir çantası var, bir kolyesi var. Sonra elbisesinin formu... Renklerini ona göre özenle seçiyoruz, yaptığımız işin mutlaka bir rengi, dokusu olmalı. Sinema filmine verilen değer ne ise, zaman olduğu ölçüde diziye de aynı değeri vererek çalışıyoruz.

"Aşk-ı Memnu"da bazı sahneler, özellikle sevişme sahneleri çok konuşuldu. Burada da tecavüz sahnesi... Başka daha önemli sahnelerin arka planda kaldığını, önemini kaybettiğini düşünüyor musunuz?
Her sahnenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Her sahne gereken değeri verilerek çekilmeli. Sevişme sahnesi daha önemli, sevişme olmayan sahneler daha önemsiz diye bir şey yok. Her sahnenin duygusu çok önemli.
Ben monitör başında bunu hissedebiliyorsam, seyirci de bunu hissedebiliyor. Ama "mış" gibi yapmayı açıkçası
ben sevmiyorum. Bunun için de o sahneler üzerinde önceden mutlaka konuşuyoruz. Mesela "Aşk-ı Memnu"da olayı güçlendiren o sera sahnesi değil, ondan önceki tırmanan durumdur; kız gider, Behlül arkasından gider, Bihter gider... Orada duygu tırmanmıştır, olması
gereken noktaya gelmiştir.

Bu diziden de Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir erkek oyuncu, yeni bir yıldız doğacak mı?
Çok değerli gençlerle çalışıyoruz. Mesela Engin Akyürek var ki o da başarısını daha önceki işlerde göstermiş. Beren'in yarışmadan ("Türkiye'nin Yıldızları") arkadaşı. İşini son derece ciddiye alan, inandırıcı olması için kafa patlatan bir oyuncu. Diğer arkadaşlarımızla da öyle, herkes çok heyecanlı. Hepsi çok değerli... Sumru Yavrucuk, Musa Uzunlar var.

"Senaryodaki zengin-fakir durumunu, cafcaflı dünyayı Çeşme'de buluyoruz"


Mekan olarak Urla'yı seçmenizin bir nedeni var mı?
Aslında Çeşme Ildırı'da çalışıyoruz. Urla'ya hastane çekimleri için geldik. Senaryodaki cafcaflı dünya, yani zengin-fakir durumu Çeşme'de ortaya çıkıyor. Biliyorsunuz, bu hayat bir Bodrum'da var bir de Çeşme'de. Amaç o renkli hayattan daha bakir bir hayata gitmek ve o kontrastı görmekti. Ayrıca orada daha önce hiç çekim yapılmamış,
bu da çok cezbetti. Buradaki çekimlerimiz bittikten sonra İstanbul'a gideceğiz.

"Her işin bir rengi var, bu dizininki mavi-beyaz"


Çekimlerin dışında neler yapıyorsunuz?
Altı-yedi yıldır. Hobilerimi unuttum, her şeyi sette yaşıyorum hemen hemen. Çok da fazla birşey yapmaya vakit kalmıyor. Kalan zamanımı eşimle ve ailemle geçirmeye çalışıyorum. Mümkün olduğu kadar sinema takip ediyorum.

Sizin sevdiğiniz diziler var mı?
"Öyle Bir Geçer Zaman ki"yi izleyeceğim. Çok beğendim, çok emek verilmiş, çok kaliteli bir iş çıkmış. Bir de "Ezel"i izliyorum bazen...

Dizinin ilk bölümünü seyrederken tüm ekip mavi giymişsiniz. Bugün de üzerinizde mavi var...
Her işin renkleri olduğunu düşünüyorum. Bu bir bütünlüğü sağlıyor. Genel olarak bu dizide de mavi-beyazı kullanmaya çalıştık. Denizi çok seviyorum ve hep kullanıyorum. Dün de diziyi izlerken bütün arkadaşlara dedim ki "Herkes mavi-beyaz giyip gelsin" Herkes mavi-beyaz giyip geldi. Totem yani...

"Tecavüz sahnesi herhalde ölçülü oldu, insanları rahatsız etmemesine dikkat ettik"


Tecavüz sahnesini nasıl çektiniz?
Durumun kendisi etkileyici. Dört arkadaş kendi arasında eğlenirken birdenbire her şeyin bambaşka bir hale dönüşmesi... Ve başta Fatmagül olmak üzere herkesin hayatının kararması. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve ertesi gün herkes hayatına farklı bir biçimde devam edecek, mesele bu... Bir durumun içine düşüldü ve bu durumdan herkes etkilenebilir. Arkadaşlarımız son derece profesyonel... Herkes işini yaptı ve ben de çok mutlu oldum. Gece 22.00 gibi başladık, sabahın ilk saatlerinde bitti. Herhalde iyi ve ölçülü oldu. İnsanları rahatsız etmemesine de dikkat ettik.