MedyaFaresi MedyaFaresi

Şahin Mengü'nün Ölüm Sebebi Ortaya Çıktı

Gazeteci Emin Çölaşan, CHP eski milletvekili ve avukat Şahin Mengü'nün vefatı ile ilgili detayları gündeme taşıdı.

Eklenme: 21 Eylül 2021 09:28 - Güncelleme: 21 Eylül 2021 09:32

Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan, bugün kaleme aldığı yazısında ünlü sunucu Nevşin Mengü'nün de babası olan CHP eski milletvekili ve avukat Şahin Mengü'nün vefatıyla ilgili detayları yazdı. Çölaşan’ın aktardığına göre evde bir kaza geçiren Mengü'nün burnu kırıldı ve tedavi için hastaneye gitti ve tedavi için beklediği koltukta doktorlar tarafından ölü bulundu.

Emin Çölaşan’ın ‘Şahin Mengüʼnün ardından’ başlıklı bugünkü yazısı şöyle:

“Sevgili okurlarım, Şahin Mengü'yü belki tanırdınız, belki tanımazdınız…

 Ama ismini mutlaka duymuşsunuzdur.

Türkiye'nin önde gelen avukatlarından biriydi. Kelimenin tam anlamıyla, yırtıcı bir hukuk adamıydı.

Özellikle bizim basın davalarında ismi çok sık geçer ve tuttuğunu koparırdı.

Çok sayıda muhalif gazetecinin avukatlığı ona ve bürosuna emanetti.

Geçmiş yıllarda benim hakkımda açılan nice davalara da avukatım olarak girmiş, çok önemli yargı kararlarına imzasını attırmıştı…

★★★

Dün sabahın erken saatlerinde acı haber geldi…

Şahin vefat etmişti.

Haberi gazetede iken aldık ve hepimiz şok olduk.

Çiğdem Toker'le birlikte hemen hastaneye koştuk.

Ne olmuştu, nasıl ölmüştü?

Olanları orada öğrendik.

Önceki gece evinde ayağı televizyon sehpasına takılıyor, kafa üstü yere düşüyor…

Ve burnu kırılıyor.

Dün sabah eşi Figen Mengü ile birlikte hastaneye geliyor. Aslında yüksek olan tansiyonu çok düşmüş…

Burun kırığı ortaya çıkınca doktorlar ameliyat edilmesine karar veriyorlar.

Hazırlıklar yapılıyor…

Ve beş dakika sonra odasına giren doktorlar koltuğun üzerinde oturur vaziyette ölmüş olduğunu görüyorlar.

★★★

Evet, Şahin geçmiş yıllarda benim de avukatımdı. O yıllarda hakkımda açılan bütün ceza ve tazminat davalarında beni hep savundu.

Ne akla ziyan davalar açılırdı! Önüne gelen dava ederdi.

Üstelik sadece açılan değil, açılmayan davalar da vardı.

İhbar üzerine savcılık çağrıları gelir.

Bir ifade vermek, ister mahkeme ve isterse savcılık olsun, en az yarım günümü alırdı…

Ama güvendiğim bir husus vardı ki, o da her adliye seferimde Şahin'in, ya da bürosundaki avukat arkadaşlardan birinin yanımda olmasıydı.

★★★

Dostluğumuzun önde gelen nedenlerinden ilki, onun da Ankara Koleji mezunu olmasıydı.

Okul yıllarından tanışmazdık zira benden beş yaş küçüktü…

İkincisi, siyasal bakış açısından yakınlığımızdı.

Sosyal demokrat, siyasetin içinde, dürüst ve namuslu bir hukukçu…

Tartışmalara katılır, hukukun vazgeçilmez ilkelerini savunurdu.

Günün birinde bana söylediği sözleri hiç unutmam.

“Abi kusura bakma ama sen bu davada haksızsın. Elimden geleni yaparım ama benim savunmam sana ancak biraz daha az ceza aldırır!..”

Aynen dediği gibi oldu…

Az bir cezayla kurtardık.

★★★

CHP'den iki dönem önce Manisa milletvekili seçilmişti…

Parti yönetimi ile arasına bir süre sonra kara kediler girdi.

Şahin partide belli bir ekipten giderek kopuyordu ama sıkı bir CHP'li olmaktan, partisinin ilkelerini savunmaktan asla vazgeçmiyordu.

★★★

Son yıllarda çok kilo almıştı…

Yüksek tansiyon, şeker gibi çeşitli sorunları vardı.

Evindeki koşu bandına sık sık çıkıp yürüdüğünü anlatır ama iş yemek yemeye gelince bütün dikkati dağılırdı!

Figen, Tansel, Şahin ve ben bir yere yemeğe gideriz, yedikçe yerdi, Figen kızardı ama pek işe yaramazdı.

Bazı garsonlara belli mezeleri tarif edip yaptırırdı. Onların adı bazı restoranlarda Şahinbey mezesi olarak kayda geçmişti.

★★★

Şahin benim sadece okul küçüğüm ve avukatım değil, en yakın arkadaşlarımdan, dostlarımdan biri idi.

Onun sayesinde bürosunun avukatları Mutluhan, Ahmet ve Evrim'le de adeta kardeş gibi yakınlaşmıştık.

Dün sabah ölümünü haber aldığımda gerçekten şok geçirdim.

Şahin ve ölüm!

Birbirine hiç yakışmayan iki sözcük…

Hastaneye koştuk.

★★★

Yattığı yatağında üzerindeki beyaz örtüyü kaldırıp sadece alnını öpebildim.

Başucunda kendimi tutamadım, ağladım.

Sevgili arkadaşıma Allah'tan rahmet diliyorum.

Elimden başka bir şey gelmiyor ki…”