MedyaFaresi MedyaFaresi

SADAT'ın kurucusu Tanrıverdi: Sivil silahlı örgüt kabul edilemez

Gazete Habertürk'ten Kübra Par, SADAT'ın kurucusu emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'yle bir röportaj gerçekleştirdi.

Eklenme: 28 Ocak 2018 11:20 - Güncelleme: 28 Ocak 2018 11:27

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından SADAT'ın kurucusu emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'yi Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevine getirmişti.

Gazete Habertürk'ten Kübra Par, Adnan Tanrıverdi'yle bir röportaj gerçekleştirdi. Tanrıverdi, hakkındaki iddialara cevap verdi...

İşte o röportaj:

- SADAT tam olarak nedir? Kuruluş amacı nedir? Hakkında pek çok spekülasyon var.

- 1996 yılının temmuzunda, tuğgeneralliğimin 4’üncü sene­sini tamamlamak üzereydim. Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı’ndaydım. Sırp- Bosna Savaşı yeni bitmişti. Bosna’daki Türk birliğine ve Bosna yönetimine destek ama­cıyla, Bosna’ya ziyarete gittik.

Kafile başkanımız, o zamanın Genelkurmay Harekât Başkanı Korgeneral Çetin Doğan’dı. O yolculuk sırasında Çetin Doğan Paşa bir olay anlattı. MPRI “Military Prefessiyonal Resources Incorporated” isimli bir ABD özel savunma danış­manlık şirketinden bir yetkili, Genelkurmay Başkanlığı’na gelerek, şirketlerinin bünye­sine TSK’dan bir muvazzaf personel verilmesini istemiş.

Sonradan öğrenilmiş ki bu şirket daha önce rahmetli İzzet Begoviç’e, Bosna ordu­sunu kurup, eğitip, donatıp hazır olarak Bosna Hersek’e teslim etmeyi teklif etmiş, Begoviç de “Türkiye kabul ederse olur” demiş.

Özel savunma danışmanlık şirketle­rinin yeni yeni kurulmaya başlandığı yıllardı. Seyahat­ten döndükten 1 ay sonra ben kadrosuzluktan emekliye sevk edildim. Bu şirketlerle ilgili araştırma yapmaya baş­ladım. Sonunda Peter Waren Singer tarafından yazılmış 400 sayfalık “Kiralık Ordular-Özel Askeri Şirketler” isimli, 2009 yılında basılmış kitabı buldum ve okudum.

Kitapta, MPRI şirketi ile birlikte 3 özel savunma danışmanlık şirketinin dünya üzerindeki bütün faaliyetlerinden, ayrıca 70 ABD şirketinin her birin­den de birkaç paragrafla hangi ülkelerde hangi faaliyetlerde bulunduklarından bahsedili­yordu. O zamanki tespitle Ame­rika’nın Suudi Arabistan’da 5 ayrı savunma danışmanlık şir­keti vardı.

Bunların sermaye­leri 5 milyon dolardan fazla ve 1500’e yakın emekli askeri per­soneli var. Aşağı yukarı 5-6 bin kişilik askeri danışma heyeti, Suudi Arabistan’ın karar mer­cilerine yakın bir yerde faaliyet gösteriyor. Böyle faaliyet göste­rilince, Suudi Arabistan’ın veya başka bir ülkenin Ameri­ka’nın kontrolü dışında adım atamadığı sonucuna vardım.

Kitabın yazıldığı tarihteki bilgilere göre, Örneğin Suudi Arabistan’da; VINNELL adlı şirket; stratejik mevkileri kollayarak rejimi koruyan “Suudi Ulusal Muhafızları”na eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyor.

BDM şirketi; Suudi Arabistan ordusuna ve hava kuvvetlerine lojistik, eğitim, istihbarat, danışmanlık ve operasyon hizmetleri veriyor. Booz-Allen Hamilton şirketi; harp akademilerini eğitiyor yönetiyor.

SAIÇ Şirketi; donanma ve hava savunmasına destek hizmeti veriyor. O'Gara Şirketi; kraliyet ailesini koruma, yerel güvenlik güçlerine eğitim, kontr-terör ve meskûn mahal eğitimi sağlama hizmeti veriyor.

ABD savunma bakanlığı ve dışişleri bakanlığı kontrolünde hizmet gören 70 özel savunma danışmanlık şirketi varken bu şirketlerin hizmet verdiği ülkelerin ABD’nin iradesi dışında hareket etmesinin mümkün olamayacağı düşünüldüğünde işin fecaati ortaya çıkıyordu.

Bunu fark edince “Biz de böyle bir şirket kurmalıyız’’ mı dediniz?

Evet, tabii. 2. Dünya Sava­şı’ndan sonra İslam ülkeleri­nin köklü askeri geleneği olan ülkelerin desteğine ihtiyaç duy­duğu anlaşılıyor. Türkiye’nin de köklü bir askeri geleneği var. “Bu ülkelerin kendi ayak­ları üzerinde kalması için emekli askerlerimizi organize ederek destek verelim” diye bir düşünce hasıl oldu. Dev­letimizin kontrolünde, eski Osmanlı coğrafyasındaki Müs­lüman ülkelere ihtiyaç duy­dukları hizmet verilmeliydi.

Bu şirketler aynı zamanda ülke­mizin dış politikasının da bir enstrümanı olmalıydı. ASDER mensupları ile durumu istişare ettik ve 28 Şubat 2012 tarihinde Uluslararası Savunma Danış­manlık İnşaat, Sanayi ve Tica­ret Anonim Şirketi’ni kurduk. Kurulması da zaman aldı; bunu bürokrasiye ve siyasi iradeye anlatmak çok kolay olmadı.

SADAT’la ilgili çok kritik iddialar var. Bunlardan en dikkat çekeni, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Tokat ve Konya’da silahlı eğitim kampları olduğunu söylemesiydi. Ümit Özdağ da bu iddiayı sürdürdü ve bunların SADAT’la ilişkili olduğunu ima etti. Sizin Türkiye’de silahlı eğitim kamplarınız var mı? Bu iddialara ne diyorsunuz?

Tamamen iftira, hayal mah­sulü! Bunların SADAT’la alakası yok. Hiçbir eğitim tesi­simiz yok. Ümit Özdağ bunu 2017’nin temmuzunda da söy­ledi. 2012’de de bir gazete bu iddiaları ortaya attı. O gazete hakkında tekzip davası açtık ve kazandık. ABD’de yayınlanan ve “Kontrollü darbe” iddia­sını pekiştirmek, Cumhur­başkanı’mızı yıpratmak için ortaya atılmış bir pro­paganda haberini gerçek olarak algıladılar. Dev­lete böyle ağır bir iddiada bulunmak, bir siyaset insa­nına yakışmaz. Tabii bunun sonucu yargıdan çıkacak.

Web sitenizde bireysel eğitim vermediğinizi belirtmişsiniz. Ama yine de sorayım, sivillere yönelik askeri eğitim veriyor musunuz?

Bu tür asılsız iddialar SADAT’ın kurulduğu zamandan beri sürdürülüyor. Aslında mevzuatımız dikkatlice incelense SADAT’ın neye hizmet ettiği çok rahat bir şekilde anlaşılır.

Kuruluş amacımıza uygun olarak dost ülkelerin devlet organlarını muhatap alıp kendi ülkelerinde kendi hukuki mevzuatlarına uygun olarak kurumsal bazda danışmanlık, eğitim ve donatım hizmeti veriyoruz. Bunun dışındaki yakıştırmalar, mesnetsiz ve iftira niteliğinde...

Halk Özel Harekât (HÖH) gibi sivillere yönelik askeri yapı­lanmalara nasıl bakıyorsunuz?

HÖH’ü tanımıyorum. Askeri yapılanma içinde olup olmadığını da bilmiyorum. Ama her tür sivil silahlı örgütlenme tehlikelidir, gerekmez, uygun değildir. Bunlar kontrol edilemez. Devletin emniyet güçleri yeterlidir.

Bu anlamda HÖH gibi yapılanmalara sıcak bakmıyorsunuz, öyle mi?

Sivil silahlı organizasyonlar, prim verilecek veya tasvip edile­cek bir hareket olarak kabul edile­mez. Uçuk insanlar yok mu; elbette var. Bana gelip “Cumhurbaşkanı’nı silahlarla koruyalım” diyorlar.

Neden öyle bir şey istediklerini sordu­ğumda, devletin Silahlı Kuvvetler’ine güvenilmeyebileceğini söylüyor­lar. “Peki size nasıl güvenilecek?” diye soruyorum. Ben de militarist yapıya sahibim zannediyorlar. İnce­lediğiniz zaman, adamın psikolo­jik bir sorunu veya eksik bir tarafı var; normal bir insan böyle düşün­mez! (Gülüyor)

Bizimle ilgili çok asıl­sız haber yaptılar. Buraya gelip “Siz kontrgerilla merkeziymiş­siniz, öyle mi?” diye sordu­lar. “Bana baktığınızda öyle bir şey görüyor musu­nuz?” deyince güldü­ler. Ertesi gün “İslami gladyo merkezi” diye haber çıktı.

Bu sefer de “Efendim siz İslami gladyo merkeziymiş­siniz, doğru mu?” diye sordular. “60 tane İslam ülkesi var ve bunların her birinde benim örgütüm var. Parmağımı kaldırıyorum, bu devletler darbe yapıyorlar, iktidara geliyorlar ve benden emir alıyorlar” dedim. Öyle deyince yine güldüler. Ama maalesef yine böyle haberlere devam ettiler!

(Habertürk)