Reha Özcan: Sanat için soyunurum da sevişirim de

Usta tiyatrocu Reha Özcan oynadığı her rolde adeta fenomen oluyor. Daha önce onu hep kötü rollerde gördük ama bu kez ters köşe yaptı. Şimdi ‘Mucize Doktor’un altın kalpli başhekimi Adil olarak karşımızda.

Eklenme: 17 Kasım 2019 11:11 - Güncelleme: 17 Kasım 2019 11:14

Deneyimli oyuncu, Posta gazetesinden Alev Gürsoy Cimin'in sorularını yanıtladı: 

‘Mucize Doktor’ dizisinde mesleğine tutkuyla bağlı idealist bir başhekimi canlandırıyorsunuz. Adil’in gençlere destek olan babacan bir tarafı da var. Gerçek hayatta da böyle misiniz?

Mesleğimle ilgili idealist biriyim. İşimi tutkuyla yaparım. Dünyanın ve ülkemin daha güzel günlere ulaşması için, gençlere çok umut bağlıyorum. Gençlerden yana çok umutluyum.

‘Mucize Doktor’un senaryosu ilk elinize geldiğinde neler hissettiniz?

Çok heyecanlandım ama kabul etmeyi düşünmüyordum çünkü Ali karakterini bulabileceklerini sanmıyordum. Sonra Taner Ölmez’in oynayacağını söyledikleri anda işi kabul ettim. Adil, iyi bir karakter olduğundan benim açımdan çok zordu. Bu güne kadar televizyonda hiç iyi bir karakter oynamadım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Eşim bir gün “Hiçbir şey yapmasan da olur” dedi. Bu çok işime yaradı.

Çok kitap okuyanlar hayallerine tutunabilir

“İnsanlar hayallerine tutunmalı” diye bir söz ediyorsunuz Ali’ye. Gerçek hayatta siz neye tutunuyorsunuz?

Ben çok kitap okuyan bir aileden geliyorum. Çok kitap okuyan insanların hayal dünyaları geniştir ve hayallerine tutunurlar. Hayalleri olmayan insanlar dünyada hiçbir fark yaratamazlar. Oyunculuk da okudukça gelişir. Hayal gücünüzle yeni bir şey yaratırsınız. Ben de hayallerime tutunuyorum.

Sinema ve dizi dışında tiyatro da hayatınızda büyük bir yer kaplıyor. Peki hangisi daha ağır basıyor?

Tiyatro benim hayatımın büyük çoğunluğunu kaplıyor. 35 yıl devlet tiyatrosunda çalıştım. Oyunlarım devam ediyor. Dizide, sinemada ya da tiyatroda çok mutlu olduğum anlar oldu. İşimi seviyorum ve ayırmıyorum.

Yaramaz ve devrimci bir askerin çocuğuyum

Tiyatro bir yaşam tarzı ama sadece tiyatro yapan oyuncuların geçim sıkıntısı çektiği biliniyor.

Tiyatro aşkla yapılır. Türkiye Cumhuriyeti’nde bir sürü insan sadece tiyatroyla hayatını idame ettirebiliyorsa para her şey değildir. Çok küçük alanlarda çok küçük yaşantılar kurarak da hayatınızı idame ettirebilirsiniz. 35 yıllık devlet tiyatrosu geçmişimde hiçbir zaman büyük paralar kazanma hayallerim yoktu. Tiyatroda oynamak paradan değerliydi benim için.

Hiç maddi zorluklar yaşadığınız oldu mu bu uğurda?

Zaten maddi zorluklar yaşayan bir aileden geliyorum. Sadece babamın maaşıyla geçinmek zorunda olan altı kişilik bir aileydik. Hayat bana mutluluk ve paranın aynı kefede olmadığını öğretti.

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Yaramaz, devrimci bir askerin çocuğuyum. Dört kardeşimle birlikte büyüdüm. Babam hep ceza aldığı için şark hizmetinde geçti çocukluğum. Çok fazla yer, çok fazla insan tanıdım. Ezen, ezilen dengesinde hep ezilenin yanında olan bir aileydik. Çok mutlu bir aileydik, çok eğleniyorduk. Halen de bir araya geldiğimizde çok eğleniyoruz. Biraz İtalyan aileleri gibiyiz, çok küfür ederiz.

Disiplinsiz bir dünyada disiplinli olmak çok acı veriyor

Asker bir babanın çocuğu olarak büyümek disiplini de beraberinde getiriyor mu?

Sanırım öyle bir asker değildi benim babam. Mesleki anlamda çok disiplinliyim, ama bu disiplinim babamdan kalan bir miras değil. Mesleğin içinde kendi yollarımı bulduğum için ulaştığım bir sonuç. Ben kendi disiplinimi seviyorum. Ama bu kadar disiplinli olmanın bu kadar disiplinsiz bir dünyada çok acı verdiğini söyleyebilirim.

Babanız bir asker ama 12 Eylül sizde de yaralar açmış olmalı.

12 Eylül bütün Türkiye’de çok büyük yaralar açtı. Babam tutuklandı, hepimiz defalarca karakollara gittik, evimiz defalarca arandı, bir sürü kitap yakıldı. Korkunç günler geçirdik. Öldürülen, sakatlanan, işkence gören arkadaşlarım oldu. Bu süreçten biz de payımızı aldık. Bir sene birbirimizden ayrı yaşadık. Sonra hayatıma tiyatro girdi. Abim Serhat Özcan ile birbirimize hep destek olduk.

12 Eylül size ne öğretti?

Bizden çok şey götürdü ama inadına yaşama sevincini öğretti. Şöyle bir inancım var benim; hayatımızdan birileri gidiyor ama aslında gitmiyorlar. Onları da içimize katarak devam ediyoruz, büyüyoruz.

Sizce iyi bir oyuncu musunuz yoksa iyi bir tiyatrocu mu?

Rahmetli hocam Müşfik Kenter “Önce iyi insan olun, sonra ne olursanız olun” derdi. Benim amacım iyi insan olabilmek, iyi insan kalabilmek. Hiçbir zaman kibir içinde olmadım. Ona seyredenler karar verir ama yaptığımız işin iyinin kötünün çok ötesinde olduğunu iyi biliyorum.

‘Çıplak Vatandaşlar’ izleyici ile buluştu. Gösterinin sonunda yapılan striptiz oyundan daha çok konuşuldu.

Oyundan sonra seyircinin ne konuştuğunu bilmiyorum. Ama striptiz yapabilmek için kendilerini ikna eden insan grubunun, seyircinin kafasındaki tabuları kırmasıyla oluşan bir sonuçtur o. Bence biz oyunda striptizle ilgili bir şey üzerinden hareket etmiyoruz. Emekçi işçilerin, neler yapabileceği üzerinden hareket ediyoruz. Bence seyirci kendi içinde yaşamış olduğunu yansıtıyor. Bizim konsantre noktamız striptiz değil.

İnsan beyni bize önerilen dünyadan fazlasını yapacak güce sahip

Tek başına oynadığınız İngilizce bir oyunu dünyanın birçok yerinde sergilediniz. Türkiye’yi diğer ülkelerle karşılaştırdığınızda sanat algısında ne farklılıklar var?

Her ülkenin sanat algısı farklı çünkü sosyolojik anlamda yaşamış olduğumuz coğrafyayla birlikte, üretilen eserler birbirinden farklı oluyor. Talepler de seyircisi de farklı.

İnsanlar artık basit şeyler izleyip, basit şeyler okumak istiyor. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu tek taraflı değil. İnsanlar bunu istemiyor ama sistemler bunu istiyor. Çünkü bizim okumamız gereken kitapları belirliyorlar, bizim dinlememiz gereken müzikleri belirliyorlar ve biz de bunlar içerisinde kalıyoruz. Oysa insan beyni bize önerilen dünyadan daha fazlasını yapabilecek güce sahip. Ben bunu çok iyi biliyorum.

Ödüllü ve çok saygın bir oyuncusunuz. Peki, kırmızı çizgileriniz var mı?

Oyunculukla ilgili kendime koyduğum sınırlarım yok. Sanat için soyunurum da sevişirim de.

Büyük hedefler koymayın binlerce küçücük hedefiniz olsun

Hayatın size öğrettiği en büyük tecrübe nedir?

Hayatın bana öğrettiği en büyük tecrübe; çok büyük hedefler koyma, binlerce küçücük hedefin olsun ve bu küçük hedeflerle büyü. Çok daha keyifli oluyor.

Bugün Türkiye’nin gündemine baktığınızda gördüğünüz şey nedir?

Türkiye artık kendisine sunulan kadere tepki gösteriyor. Ekonomik ve siyasi politikalara ya da gündelik hayattaki sosyolojik baskıya karşı boyun eğmiyor. Hem katalizör hem yol gösterici anlamında sanatın görevi çok önemli. Yaşama sevincini ve keyif alanlarını genişleten önerilerle sanat, şu andaki Türkiye’ye çok faydalı olacak.

Peki, ülke gündemine baktığınızda son zamanlarda sizi en çok üzen konular neler?

Anlamlandıramadığım savaşlar, ekonomik krizler, üretimin yavaşlaması, insan hayatının vergilerle daha da zor hale getirilmesi ve ekonomik gelirin her geçen gün daha da düşmesi... Bunlar beni üzüyor.

“Önce insan olun, sonra ne olursanız olun”

Sosyal medyayla aranız nasıl? Tehlikeli buluyor musunuz?

Sosyal medyayı neden tehlikeli bulayım ki? Sonuçta sosyal medya, sanal gerçeklik üzerine kurulmuş bir yapı. Oradaki her şeyi ciddiye almamak gerekiyor. Tehlike başka yerlerde, bunlar tehlike değil.

Genç oyuncuları nasıl buluyorsunuz? Yeni jenerasyonda umut var mı?

Çok iyi oyuncular var. Ama bu şöyle bir şeydir: Bir konservatuar sınıfı düşünün. Eğer ortalamanın üzerinde bir konservatuvarsa ve 40 öğrencinin yüzde 10’u başarılı olursa bu gelecek için büyük başarıdır. Vasat bir okulda da bu oranı yüzde 1’e düşürebilirsiniz.

Özgürlük sizin için ne ifade ediyor?

Benim için özgürlük; hayal ettiklerini yaşama, yaşama uyum sağlama ve bunun olumlu karşılıklarını görebilmektir.

Hiç siyasi bir lideri oynamak ister miydiniz? Eğer isteseydiniz bu isim kim olurdu?

Birçok lideri oynamak isterdim ama seçmem gerekirse Türkiye’den Bülent Ecevit’i dünyadan da Che Guevara ve Fidel Castro’yu oynamak isterdim.

Alev GÜRSOY CİMİN - POSTA