MedyaFaresi MedyaFaresi

OdaTV en büyük kötülüğü Atatürkçülere ve laiklere yaptı!

Reha Muhtar, Odatv'nin belden aşağı saldırı taktikleriyle Mustafa Balbay ve Doğan Yurdakul gibi isimlere de zarar verdiğini yazdı..

Eklenme: 18 Kasım 2011 12:13 - Güncelleme: 18 Şubat 2016 22:00

Bir televizyon programında “Atatürk diktatördü” diyen Nagehan‘a yapılan belden aşağı saldırıdan ağır hicap duydum...

Birkaç gün sonra da elim durmadı gitti saldırıyı tel’in etti...

Ben maalesef belden aşağı saldırılar konusunda pozisyonumu değiştirmem...

Erman Toroğlu’yla Nihat Genç arasında ayrım yapmam...

Erman Toroğlu’nun söyledikleri bir tarafın işine gelebilir, “söylediği ifadelerdeki rezillikler mazur gösterilebilir...”

Nihat Genç’in söyledikleri bir başka tarafın işine gelebilir, o taraf da Genç’in söylediği kirli ifadeleri es geçip, muhteviyatına destek verdiğini söyleyebilir...


***


Ben insani olmayan yöntemlerle, “insanca ve hakça düzenler kurulamayacağını” bundan otuzüç yıl önce fark ettim...

Daha tanklar, hiçbirimizin üzerinden geçmemişti...

Geçmeleri bir yıl sonradır...

Tanka gerek yoktu, gittikleri ve gittiğimiz yol yol değildi ve üzerinden bunca zaman geçtikten sonra ne kadar romantik ve nostaljik gelirse gelsin, son tahlilde yapılan “demokrasiye; demokrasi dışı yönetmemlerle ulaşmaya çalışan bir zibidilikti...”

O günlerde, proletarya diktatoryasına inanan “gaddarlar”a, ‘demokrasi gerek’ diye haykırdığımda, “bırak bu burjuva demokratlığına özenen saplantılı halleri” diye ahkam kesiyor, hakir görüyorlardı...

Bugün “demokratım” diye ortalığı kasıp kavuranlar, o gün proletarya diktatörlüğünü kutsayıp, parlamenter demokrasiyi savunanlarla, kişinin özgürlük alanına inananları, “burjuva demokratı” diye adam yerine koymayanlardı...


***


Sovyetler’i diktatoryası altında inim inim inleten, öldürdüğü insanların sayısı bilinmeyen, Stalin‘e “gaddar seni...” türü “devrimci güzellemeler” yapanlar, onun hayatından tarihin geleceğine yönelik ışıklı yollar!! döşemeye çalışırlardı...

Neyse...

Konu bu değil...

Arkadaşların hidayete ermeleri, demokrat kesilmeleri, özgürlüklere, insanlara ve bireyin kutsallığına inanmaları sevindiricidir...

33 yıl önce, fark ettiklerimi hatırladım da ondan böyle, dış hesaplaşmalardan geçen iç hesaplaşmaları yaşamaktayım...

Gencecik yaşımda bile farkındaydım ki, “insani yöntemlerle mücadele etmeyenlerin, insani bir düzen getirmeleri mümkün değildir...”

Hakkaniyetle mücadele etmeyenlerin “hakça bir düzen getirmelerinin mümkün olmadığı” gibi...

Nihat Genç, “Atatürk diktatördü” diyen Nagehan’ı iffetine laf çakmaya çalışarak!! altetmeye çalışmış...

O zaman geçmiş olsun...

Kadınların iffetine yalan yanlış laf çakarak, siyasi mücadele yapıyorsan, senin o mücadelenden, insan hakları, kadın erkek eşitliği, laiklik ve demokrasi çıkmaz arkadaş...

İnsanca düzen istiyorsan insan gibi mücadele edeceksin...

Şikeye karşı mücadeleyi, Erman Toroğlu üzerinden yapmaya kalkarsan, şike; şike gibi olmaktan çıkar, bir onur mücadelesine dönüşüverir...

Niye?..

“Yarın akşam karına kaç gol atmayı düşünüyorsun” diyen bir zihniyet, şikeyle mücadele ettiğinde, o zihniyet sempatikleşmez, şike sempatikleşir de ondan...

“Bu kadar çok televizyonlarda gezersen, kocan o çocuk benden mi diye sormak zorunda kalır” diye konuşursan, konuştuğun kadın değil; senin verdiğini söylediğin fikirlerin mücadelesi bundan zarar görür...

Nagehan’ın iffetini kimse sorgulamaz...

Senin cibilliyetini sorgular...

Ne yazık ki Oda TV gerçeği de budur...

Birkaç arkadaş, geleni geçeni belden aşağı yöntemlerle itibarsızlaştırmaya çalışarak, en büyük kötülüğü Atatürk’çülere, Cumhuriyet’çilere ve laiklere yaptılar...

Mustafa Balbay’a, Doğan Yurdakul’a Ahmet Şık’a Nedim Şener’e yönelik sempatiyi tarumar ettiler...

Geniş kitle desteği, insan olunarak ve sempati yaratarak sağlanır...

Haysiyet cellatlığı ve karakter suikastı yaparak değil...

İnsanca bir düzen isteyen insanca müacadele eder...

Hakça bir dünya arzu eden, hakkaniyetle savaşır...

Eşit ve özgür bir ülke isteyen, özgürlüklerden ve eşitliklerden yana, nobran olmayan bir mücadelenin içindedir...

Kirli yöntemlerle temiz toplumlar kurulmaz...

Tarih bunun aksi ispatlanamayan örnekleriyle doludur...

33 yıl önce fark ettiğim gerçekler, ne yazık ki 33 yıl sonra hiç değişmeden sürüp gidiyor...

Yine kirli savaşlar, güya temiz toplum yaratmak için yapılıyor...

Yine en belaltı iftiralar, kadının ve erkeğin eşit olacağı onurlu bir toplum!! yaratmak uğruna atılıyor...

Temizlik kirli yöntemlerle sağlanmaya çalışılıyor...

Heyhat!..

Kirli yöntemlerin ve kirliliğin gideceği tek bir yer var...

Tarihin çöp sepetine gidecek kirli ve karanlık bir dünya...

Gelecek kuşaklara “insan gibi insanlar” kalacak...

Onların insanca ve hakça kuracakları bir dünya, insan onuruyla bezenerek aydınlık bir gelecek vaat edecek...

REHA MUHTAR/ VATAN

REHA MUHTAR'IN YAZISININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN