MedyaFaresi MedyaFaresi

Nerede o eski bütçe düelloları! Erbakan Çiller'i neden şampiyon ilan etti?

Necmettin Erbakan'ın 1995 Bütçe konuşmasından: “Çiller Hanımefendiyi gördüğüm zaman, yakasında pek çok madalya taşıyan Rus mareşallerini hatırlıyorum; bir ekonomi mareşali ortalıkta dolaşıyor.

Eklenme: 08 Aralık 2019 12:22 - Güncelleme: 08 Aralık 2019 12:47

“Sayın Demirel'in kulakları çınlasın; onu her zaman tenkit ettik; ama, beterin beteri varmış.

Hülya Karabağlı / Ankara / Medyafaresi.com

TBMM Genel Kurulu’nda bütçe maratonu yarın 9 Aralık 2019 Pazartesi günü başlayacak. Görüşmeler on iki günde tamamlanacak. Bütçe görüşmeleri 20 Aralık 2019 Cuma günü bütçenin tümü üzerinde yapılacak görüşmeler ile sona erecek.

TBMM’de bütçe görüşmeleri bugün o hararetli geçmişinden oldukça uzak. Uzun hazırlıkların ardından liderlerin kürsüye çıktıklarında adeta rakamlarla dans ettikleri düellolar tarihte yerini almış görünüyor.

Dönemin Başbakanı DYP Genel Başkanı Tansu Çiller hükümetinin, TBMM Genel Kurulu’nda 12 Aralık 1994 günü başlayan 1995 yılı bütçe görüşmelerinde Refah Partisi (RP) Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın konuşması bugün de hafızalarda yerini koruyor.

“Sayın Demirel'in kulakları çınlasın; onu her zaman tenkit ettik; ama, beterin beteri varmış”

Türkiye’nin, 1994 yılında, en kötü yılını yaşadığını ifade eden Erbakan, “Samimi olarak söyleyeyim, bir ekonomi profesörü olan Sayın Çiller'in 1994 yılındaki bu performansı; yani, işsizlikte şampiyon, enflasyonda şampiyon, borçları artırmakta şampiyon, yatırımları düşürmekte şampiyon, bütün faiz ödemelerinde şampiyon, bütün bütçeyi faize ayırmakta şampiyon, şampiyon...

Ben, Çiller Hanımefendiyi gördüğüm zaman, yakasında pek çok madalya taşıyan Rus mareşallerini hatırlıyorum. (RP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bir ekonomi mareşali ortalıkta dolaşıyor” diyor.

Erbakan’ın, “Sayın Demirel'in kulakları çınlasın; onu her zaman tenkit ettik; ama, beterin beteri varmış” sözleri RP ve ANAP sıralarından alkışlarla destekleniyor.

Konuşmasını grafiklerle sürdüren Erbakan, “Şu hale bak... İşte grafik... Şimdi, artık Sayın Demirel'i arayıp duruyoruz; neden; şu grafiğe bakın, şu Çiller uçurumlarına bakın. Siz bittiniz, mahvoldunuz, kendinize yeni bir başkan bulun, kendinizi kurtarmaya çalışın”  sözleri de yankı buluyor.

TBMM Genel kurulu’nda 12 Aralık 1994 yılı bütçe maratonunda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın tutanaklara yansıyan konuşmasından bazı bölümler şöyle.

RP GRUBU ADINA NECMETTİN ERBAKAN (Konya) -Muhterem Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri, Hükümetin kıymetli mensupları ve aziz milletimizin kıymetli evlatları; bugün 12 Aralık 1994. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, 1995 yılı bütçesinin ilk müzakeresini yapıyoruz.

Bu müzakere münasebetiyle, Refah Partimiz Grubunun görüşlerini, Yüce Meclise ve aziz milletimize arz etmek üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Her şeyden evvel bir şeyi belirtmek istiyorum. Şimdi, gemi öyle batmış, Türkiye öyle perişan bir noktaya gelmiştir ki, aslında biz burada neyi müzakere ediyoruz; şu yaptığımız iş, son derece anlamsız bir şeydir.

1995 yılı bütçesinin 2 katrilyon olarak getirilmesi lazım iken -bunu biraz sonra göstereceğim1.3 katrilyon olarak getirilmiş. Suluboya resim yaparmış gibi, istediği yerden bir çizgi çekiyor, büyük gösterirsem, fazla açık göstermeye mecbur olurum, bu da uygun olmaz, onun için çizgiyi buradan çekeyim!.. Suluboya resim yapıyoruz, bütçe mütçe yok ortada. Öyle bir hale geldik ki, Meclis, anlamsız bir şeyi konuşuyor. Bugün gelinen noktada, bütçeler, manasını, anlamını tamamen yitirmiştir. Her şeyden evvel, Sayın Hükümet üyelerini ve Sayın Maliye Bakanını...

Şimdi, bütçeyle ilgili bazı önemli rakamlara da göz attığımız zaman ne görüyoruz:

"Cari fiyatlarla gayrî safi millî hâsıla 4,338 katrilyon olacak" deniliyor. Bunu dolara çevirirsek, Hükümetin bu yıl için getirdiği ortalama dolar değeriyle, 102,6 milyar dolar olacak. Yani, Türkiye, 1995 senesinde de, yine 100 milyar dolarlık sürüngen hayatına devam edecek; kırk yıldan beri devam eden sürüngen hayat. "Biz, bu sene, 840 trilyon lira borç, 388 trilyon lira faiz ödeyeceğiz; yüzde 4,4 kalkınma hızı temin edeceğiz." diyor.

Buna rağmen, bu bütçeye rağmen, ortada yatırım diye bir şey olmadığı halde "yüzde 4,4 kalkınma hızı temin edeceğiz; enflasyon yüzde 22,5 olacak" diyor. Sene başında dolar 42 bin lira, sene sonunda 48 bin lira... Öyleyse, doların yıllık ortalama değeri 42 280 lira olacak. Ödeyeceğimiz borç ve faizin vergi gelirlerine oranı ise, yüzde 140 olacak.

Yani, biz, bütün vergileri halktan -işçiden, köylüden, memurdan, esnaftan- toplayacağız; ki, toplayacağımız vergilerin toplamı 880 trilyon lira olacak. Bu 880 trilyon liranın yüzde 140'ını (takriben 1,5 katını) borç ve faize ödeyeceğiz. Peki, siz, bütün vergi gelirlerinizin yüzde 140'ını borç ve faize öderseniz, bu ülke nasıl yönetilecek? Siz batmışsınız -kendi rakamlarınızı söylüyorum bitmişsiniz, tükenmişsiniz...

Bütün geliriniz borç ve faize gidiyor. Türkiye'nin nüfusu 62 milyon Sayın Maliye Bakanı bu tarafta oturdukları için, bilhassa ona hitap etmek istiyorum- 3 milyon da dışarıda işçimiz var; 65 milyon... 65 milyon, bütün yıl vergi vereceğiz, vereceğiz, vereceğiz; püf... Uçtu, gitti... Nereye; borca ve faize. (RP sıralarından alkışlar) İşte bunların elindeki yönetim...

Muhterem arkadaşlarım, bir defa, bu getirilen rakamlar, kesinlikle, itimat edilecek rakamlar değildir. Bunun en açık ispatı, 1994 yılında yaşadığımız rakamlardır. 

Şimdi bakınız, Sayın Çiller'in, geçen yıl bütçeyi takdim ederken bu hususta yapmış olduğu konuşmalar da hiçbir şey ifade etmemiştir; bu konularda birçok sözler verilmiştir, şöyle olacak, böyle olacak denilmiştir, sonunda kendi getirdikleri rakamlara göre, işte böyle olmuştur... Ne getirilen bütçelere itimat caizdir ne verilen sözlere itimat caizdir.

Gözüken gerçek odur ki; Türkiye, 1994 yılında, en kötü yılını yaşamıştır; ülke ekonomisini gösteren en önemli faktörler bakımından görülmemiş  şampiyonluklar kazanılmıştır. Samimi olarak söyleyeyim, bir ekonomi profesörü olan Sayın Çiller'in 1994 yılındaki bu performansı; yani, işsizlikte şampiyon, enflasyonda şampiyon, borçları artırmakta şampiyon, yatırımları düşürmekte şampiyon, bütün faiz ödemelerinde şampiyon, bütün bütçeyi faize ayırmakta şampiyon, şampiyon... Ben, Çiller Hanımefendiyi gördüğüm zaman, yakasında pek çok madalya taşıyan Rus mareşallerini hatırlıyorum.(RP ve ANAP sıralarından alkışlar) Bir ekonomi mareşali ortalıkta dolaşıyor...

Şimdi, pek çok altın madalyaları olan, ekonomide şampiyon olan bir madalya sahibi, 1995 yılında da yine gelmiş, önümüze bu rakamlan, bu belgeleri ortaya koyuyor ve "bu belgeleri konuşalım" diyor. 1994'te, ne getirdiniz, ne oldu?

Şimdi getirdiğiniz rakamlara da itimat etmek mümkün değildir. Bu sebepten dolayıdır ki, peki 1995 yılı ne olacak; neyi konuşacağız?

Burada, asıl bütçe ve gayri safî millî hâsılayt dolar değeri olarak ele alırsak, işte bakınız, Sayın Çiller'in altın madalyası. (RP sıralarından alkışlar, gülüşmeler) Şunların adı, ekonomideki Çiller uçurumları. Bakın, 1991, 1992...

Sayın Demirel'in kulakları çınlasın; onu her zaman tenkit ettik; ama, beterin beteri varmış. (RP ve ANAP sıralarından gülüşmeler, alkışlar) Şu hale bak... İşte grafik... Şimdi, artık Sayın Demirel'i arayıp duruyoruz; neden; şu grafiğe bakın, şu Çiller uçurumlarına bakın. Siz bittiniz, mahvoldunuz, kendinize yeni bir başkan bulun, kendinizi kurtarmaya çalışın

(RP ve ANAP sıralarından alkışlar)

NECMETTİN ERBAKAN (Devamla) — Diğer bir altın madalya da, dolara göre Türk Lirasının değer kaybıdır. Bu yıl, en büyük devalüasyon yapılmıştır. Bu en büyük devalüasyonda görüldüğü gibi, Türk Lirasının değeri düşmüştür. 1991 yılındaki 1 lira, 1994 yılında 14 kuruş olmuştur ve 1995 yılında da 7 kuruş olacaktır. İşte, bu altın madalya da bunun için kazanılmıştır.

1991 ilâ 1994 yılları arasında fiyatların nasıl değiştiğine bakın: En önemli kalemleri sıralarken, herkesin görmesi için bu tabloyu arz ediyorum; bir torba DAP gübresinin fiyatı 35 bin liradan 650 bin liraya çıkmış; dört senedeki artışı yüzde 1 757 olmuş. (RP sıralarından alkışlar) Mazot, 2710 liradan 13 030 liraya çıkmıştı; akşam biz bunları hazırladık, bugün geldik gördük ki yeniden zam yapılmış!..

Arkanızdan yetişemiyoruz; yani, akşamdan sabaha yetişmek mümkün değil- artış, yüzde 392. Benzin, 3 070 liradan 18 890 liraya çıktı; artış yüzde 510. Tüpgaz, 27 500 liraydı 156 bin lira olmuş; artış yüzde 467. Ekmek, 300 gram ekmek 900 liradan 5 bin liraya çıkmış. Şeker, 3 040 liradan 24 500 liraya çıkmış. Peynir, 20 bin liradan 140 bin liraya çıkmış. Kıymalık et, 20 bin liradan 180 bin liraya çıkmış. Kömür, tonu 390 bin liradan 4,5 milyon liraya çıkmış. Çimento, 12 bin liradan 90 bin liraya çıkmış.

İşte, bir ülke, bir halk böyle ezilir. Maalesef, halkımız tamamen ezik, ezik ve perişan olmuştur. Onun için, tabiî, memur sokağa dökülüyor, tabiî işçi sokağa dökülüyor, tabiî, profesörler yürüyor ve de tabiî dul, yetim ve emekliler sokağa dökülemiyor; çünkü sokağa dökülmek dahi bir asgarî mecal istiyor!... (RP sıralarından alkışlar) Bu kadar mecalsiz bıraktınız.

Bakınız, Türkiye, her zaman döviz ihtiyacı içinde bulunmuştur; çünkü, Türkiye'de yatırım yapılamıyor, üretim yapılamıyor, bu koyu faizci düzenle, maliyetler yüksek olduğu için, ihracat yapılamıyor. Otuz yıldan beri, mesele temelden çözülmedi. Ondan dolayıdır ki, bu döviz ihtiyacı, hep suni tedavilerle, ensülin tedavileriyle geçiştirilmeye çalışıldı; ama, bu tedaviler meseleyi çözmedi, yarayı büyüttü.

İşte dönemler: Bakın, 1965-1971 döneminde ödemeler dengesi sürekli olarak bozulmuştur ve 197l'de büyük bir devalüasyon yapılmıştır.

1971-1974 arasında DÇM hızla artmıştır. DÇM, suni bir tedavidir. Yani, "siz döviz olarak paranızı yatmn, size döviz olarak faiz vereceğiz" denilmiş, döviz olarak ödenme garantisi verilmiş ve alabildiğine de dış borç alınmıştır. 1965-1974 döneminde, DÇM ve dış borçla bu ihtiyaçların karşılanmasına çalışılmıştır.

Tek ciddî çalışma 1974-1978 yılları arasındadır; çünkü, bu dönemde, biz, para değerini sabit tuttuk, yatırım ve üretimleri artırdık ve DÇM'yi azalttık. (DYP sıralarından gülüşmeler, alkışlar(!])

Alın, devlet rakamlarına bakın. Sadece 1974-1978 yılları arasında bir tedavi yapılmıştır. Ancak, tabiî, bu tedavi, asıl istediğimiz köklü tedavi değildir; onu yapmak için, inşallah, şimdi, yeniden geliyoruz.

BAŞKAN — Efendim, lütfen bağlayalım.

NECMETTİN ERBAKAN (Devamla) -1978-1980 yıllan arasında ise, görüldüğü gibi, üretim azalmış ve döviz kıtlığı olmuştur, ta 1981'e kadar. 1978-1981 arası, döviz kıtlığının yaşandığı,

Sayın Demirel'in "70 sente muhtacız" sözünü söylediği dönemdir. 24 Ocakta büyük devalüasyonlar yapılmış, bu döviz kıtlıklan devalüasyon ve enflasyonla önlenmeye çalışılmıştır.

1981-1983 yıllan arasında askerî dönem yaşanmıştır.

1983-1987 yıllan arasında hayalî ihracatla bu boşluk kapatılmaya çalışılmıştır.

1987'den 1995'e kadar, bugün ise, sıcak döviz, dış borç ve peşkeş, yani özelleştirme... Yabancılara, yok pahasına, imkânlar verilecek ve böylece döviz ihtiyacı karşılanacak. Ne sıcak döviz ne dış borç ne peşkeş, gerçek bir ekonomik tedbirdir. Bir ekonomik tedbirin uygulanması için, ancak bu koyu faizci düzenin terk edilmesi, bunun yerine, adil düzene geçilmesi ve inançlı kadrolarla, bugünkü "borç al, ye" prensibi yerine, akıllı üretim ve ihracat seferberliği yapılması gerekir. (RP sıralanndan alkışlar, DYP sıralanndan gürültüler)

Medyafaresi.com