MedyaFaresi MedyaFaresi

Aylin Aslım: Boğaziçi Bir Sembol Asıl Hedef Bilimsel Düşünce

Cumhuriyet'ten Hilal Köse'ye konuşan Aylin Aslım, "Ben şarkı yazarı ve şarkıcıyım. Her kaosta ilk susması istenen ses benim ve benim gibilerin oluyor" dedi.

Eklenme: 26 Ocak 2021 00:35 - Güncelleme: 26 Ocak 2021 01:20

Aylin Aslım, müziğe Boğaziçi yıllarında adım atmış. Okulundaki ‘kayyum rektör’ protestolarını üzüntüyle izliyor. “Hangi üniversiteden olursa olsun kafası aydınlık olan herkesi Boğaziçi'ne yapılanlar üzer. Daha öte bir rezalet var mı. Bir üniversitenin kapısına kelepçe takılması…

İstedikleri resim bu demek ki” diyor. Aslım, bir yandan da 44 yaşında hayatının sürprizini yapan bebeğini bekliyor. Hamileliğin getirdiklerini Instagram’da açtığı “Aylininhikâyesi” hesabında paylaşıyor. İstanbul’dan Kaş’a bağlandık, hem bebeğini, hem üniversitesinde olanları hem de salgında müzisyen olmayı konuştuk.

Ben şunu diyorum, ‘eğer istiyorsan senin için hayattan diliyorum, darısı başına.’ Sormadan etmeden çocuksuz bir kadına  ‘darısı başına’ demek sınırını bilmeyen insan modelinde oluyor. Belki istedi olmadı, belki istiyor eşi istemiyor, çok mahrem bir konu çocuk konusu.

Ben uzun aylar boyunca risklerden dolayı, yapılması gereken testlerin sonucu gelene kadar ailemle dahi paylaşmadım. Çok fazla kendi kendime yaşadım."

Öncelikle tebrik ederim. Sağlıkla gelsin bebeğiniz. Öyle bir sürpriz yaptınız ki... 
Bana da sürpriz oldu (gülüyor). “Hayatın en büyük sürprizi” diye yazdım zaten. Gerçekten öylesine yazmadım. Hiç beklediğim bir şey değildi.

Hiç düşündüğünüz bir şey de değildi sanırım…
Hiç… Artık kırklı yaşların ortasında insan düşünmemeye başlıyor çocuklu hayatı. Hatta artık kesinlikle istemediğimden emin olduğum bir döneme geçmiştim…

Önceden istemiş miydiniz ya da aklınızdan geçirmiş miydiniz peki?
Geçirmiştim tabii ama… Kariyer çok uygun değil ona. Düzenli hayat getiren bir iş değil meslek. Doğru partnerle doğru zamanda doğru yaşta olmak gerekiyor. O denklem bir türlü denk düşmeyince zaman geçti. Belli bir süre sonra ben de bu konuyu unuttum.

Geçtiğimiz yaz artık gerçekten istemediğimi düşünmeye başlamıştım, partnerime de öyle söylüyordum. Çocuksuz bir hayat bana daha güzel geliyor demiştim. O kadar çok söyledim ki aynı şeyleri onu da bir şekilde ikna ettim (gülüyor).

Sonra?

Hayat böyle, ters köşe geldiğinde önünde hiçbir şey duramıyor. Benim için mucize.

Bazı kadınlar ki bunun çeşitli sebepleri olabilir, “ben çocuk istiyorum” diyerek ve çok kararlı bir şekilde çocuk sahibi oldular. Ben de o gruptan değilim hep çelişki yaşayanlardandım bu konuda...

Acabalarla aslında zaman geçiriyor insan. O soruları sorarken yıllar geçiyor. Belki de çok soru sormaktan, endişeden… Belki kendi çocukluk deneyimlerinizi tekrar etmek istememekten… Benim yaşadığımdan daha iyi bir hayat sunabilecek miyim? Sadece maddi olarak değil, daha mutlu bir çocuk yetiştirebilecek miyim?

Bütün bu sorular da uzaklaştırıyor insanı. Sorulması gerekli sorular ama… O kararlılık da beni hep şaşırtmıştır. Benim arkadaşlarım da var dümdüz gidip yaptılar, mutlular da. Ben onların yaşında anne olmayı kaldıramayacağımı düşündüğüm için olmamayı seçtim. Şimdi baktığımda da doğru yapmışım diyorum. O yaştaki Aylin, sanmıyorum şimdi hazırlandığım şekilde hazırlansın anne olmaya…

BENİM ZAMANIM 20’LER 30’LAR DEĞİLDİ

Demek ki sizin için en iyi zamanı bu zamanmış.
Tabii benim zamanım 20’ler 30’lar değildi bundan eminim. Aklım yapmak istediğim başka şeylerdeyken, oturmuş olgunlaşmış bir ilişki anlayışı yokken… Yapılırdı da o çocuk nasıl bir çocuk olurdu onu bilemiyorum…

 "Rockçı anne" diye yazıldınız. Kulağa çok da hoş geliyor bence…Müziğin içine doğacak…
Baba da müzisyen… Müzikle ve hayvanlarla iç içe büyücek…

Siz Kaş’a yerleşeli 5  yıl oldu değil mi? Aslında o da çoğu kişinin isteyip de yapamadığı bir şey, o kararı nasıl almıştınız?
O karara gelmek İstanbul'dan ne kadar tiksindiğinize bağlı. Ben artık çok öncesinde dolmuş taşmıştım. Hiç evden çıkmayacak bir hale gelmiştim. “Madem evden çıkmıyorum nerede oturduğumun ne önemi var” dedim. Ömrüm boyunca İstanbul’da yaşadım ben.

Bir buçuk yaşımda Almanya’dan geldim… İstanbul’a gittiğimde de zerre kadar bir nostalji, özlem hissetmiyorum. Ömrümün geçtiği sokaklar, semtler… Artık hiçbir şey eskisi gibi olmadığı için o özlediğim semt yok, özlediğim mekanlar yok, özlediğim insanlar o mekanlarda değil. Yıllarca yaşadığım yer duygusu oluyor ötesi olmuyor maalesef çok garip ama…

En çok nerelerde vakit geçirmiştiniz?

Benim gençliğimin geçtiği Beyoğlu yok. Beşiktaş da aynı değil… Biz gençken İstanbul’un nüfusu kaçtı acaba? Şu an kalabalıktan adım atamıyorsun. Okulum Beşiktaş’taydı… Hiçbir yer aynı kalmıyor ki onun için özlem de gelişemiyor. Ne kadar kalmam gerekiyorsa o kadar kalıp geri dönüyorum.

Hamileliğiniz tam da pandemiye denk geldi bir de… 
Sormayın sormayın… Hamilelikten bir buçuk, iki ay önce bir de bel fıtığı çıkmıştı bende. 

Kötü olmuş bel fıtığı...

O çok yazık oldu. Birden bire kabin boyu bir bavulu kaldırırken oldu… Uzun süre sporsuz kalmaktan oldu bence, yürüyüşe devam ediyordum ama… Hamilelik bel fıtığı dışında nispeten güzel geçiyor. Mide bulantısı hiç olmadı. Şimdi son bir haftadır da reflü çıktı ama şanslı sayıyorum kendimi. 

Aileniz nasıl karşıladı?

Şok oldular, ne tepki vereceklerini bilemediler ilk başta (gülüyor) sonra sevinç ve heyecan geldi. 

Çocuklular, çocuk haberini çok büyük bir coşkuyla karşılarlar, hatta ‘istemiyorum’ diyenleri de dürterler…

Ben şunu diyorum, ‘eğer istiyorsan senin için hayattan diliyorum, darısı başına.’ Sormadan etmeden çocuksuz bir kadına  ‘darısı başına’ demek sınırını bilmeyen insan modelinde oluyor. Belki istedi olmadı, belki istiyor eşi istemiyor, çok mahrem bir konu çocuk konusu. Ben uzun aylar boyunca risklerden dolayı, yapılması gereken testlerin sonucu gelene kadar ailemle dahi paylaşmadım. Çok fazla kendi kendime yaşadım.

Çok yabani biri olarak kendimden beklemezdim böyle bir ihtiyaç ama bir Instagram hesabı açtım “aylininhikayesi” diye. Deneyimlerimi, bana garip gelen şeyleri anlatıyorum… Kadınlardan o kadar güzel mesajlar aldım ki o  iyi dilekleri o kadar iyi geliyor ki. Paylaşmak bana çok iyi geldi. Aslında bilmediğim çok başında olduğum bir konu…

Şuraya geleceğim, sınır bilme mevzusu… En çok bunu yazmış kadınlar. “Kilo almışsın, emiyor mu, sütün yetti mi, benim sütüm paçalarımdan akardı” falan diyenler oluyormuş… Aslında bir tür taciz. Her konuda hassaslaşmış bir kadına ‘ay kilo mu aldın’ denmemeli…

Zaten emzirme döneminde en büyük kriz süt! Sütün yetti mi sorusu insanı çıldırtıyor. Ama böyle böyle konuştukça farkındalık da artıyor, sizin paylaşmanız pek çok kadına dayanışma ağı kurdu…

Aynen… Kadın dayanışma sayfası gibi oldu. “Sınırlarımızı bilelim arkadaşlar, sınırlarımızı koruyalım” diye yazıyorum, alta yorumlar sıralanıyor. Çocuğunu büyütmüş ama hâlâ o dönemin travmasını atlatamayan kadınlar var. “Unutamıyorum” diyorlar söylenen sözleri...