MedyaFaresi MedyaFaresi

Milliyet Ankara Bürosu'nda neler oluyor? Hizipçilik Milliyet'i esir mi aldı?

Milliyet Ankara Bürosu'nda uzun yıllardan beri değişmeyen bir tablo var. Bu tablo artık çalışanları fena halde rahatsız ediyor. İsmini vermek istemeyen bir gazetecinin mektubu bunu gösteriyor.

Eklenme: 21 Temmuz 2006 18:00 - Güncelleme: 09 Nisan 2016 11:22

İŞTE İSMİNİ GİZLİ TUTAN BİR MUHABİRİN GÖNDERDİÄžİ MAİL.

NOT: Bu iddiaların muhataplarından gelecek açıklamaları tarafsızlık gereği aynen yayınlayacağımızı ilan ederiz.

"MİLLİYET ANKARA BÜROSUNDA NELER OLUYOR?
Bu soruyu çoktan sormak gerekiyordu.
Belki de soruluyordu ve yanıtı da biliniyordu.
Ama ilginçtir medya kuruluşlarında olup bitenleri yazan siteler nedense bu konuya hiç değinmiyor.
Milliyet Ankara büroda neler olduğuna ilişkin sorunun yanıtını aramak için çok eskilere gidebiliriz.
Ama fazla geriye gitmeye gerek yok.

Parlamento büronun deneyimli muhabirlerinden Hatice Gürel'in ayrılmasıyla ile başlayabiliriz. Hatice Gürel'den sonra Barçın Yinanç., Elçin Ergün, Yelda Ataç ve Ezelhan Üstünkaya ile kan kaybı devam etti.

Peki neler oluyor? Aslında olanları herkes biliyor. Diğer bürolarda yaşananlardan pek farklı değil belki olanlar.

Ama diğerlerinde olanlar Milliyet Ankara büroda yaşananların yanında çok masum kalır. Milliyet Ankara bir zamanlar bir okul gibi gazeteci yetiştirirdi. Ama Fikret Bila -Serpil Çevikcan ikilisinden sonra Ankara Büro gazeteci öğütmeye başladı.


Alanda yetişip haberleri ile kendini gösteren muhabirleri yıldırma  ve yıpratma harekatıyla bürodan uzaklaştırdılar


Çünkü yukarı kademelerde meydana gelecek bir değişiklik sırasında kendileri ile ilgili endişeleri vardı. Kendilerinin görevden alınması durumunda ise ilk akla gelecek kişiler büroda yetişmiş ve kendisini kanıtlamış muhabirler olacak doğal olarak. Bu durumun önüne geçmenin tek yolu ise, azıcık kendini gösteren muhabiri yıpratma ve yıldırma politikası ile bürodan uzaklaştırmak.

Yukarıdaki isimler bunun en güzel örnekleri. (Yelda Ataç'ın durumu biraz farklı)
Bu ikili kendi yerlerini korumak için her büroda olduğu gibi  kendilerine bir ekip oluşturdular. Bunların ekibi diğerlerinden farklı olarak çok dar. Çünkü ekip genişledikçe kontrol edemeyeceklerini biliyorlar.

Ama kendilerine ekip diye seçtikleri bile bunlara dayanamadı. (Ezelhan Üstünkaya Haber Müdür Yardımcısıydı) Ekiplerinin dışında kalanlara ise kan kusturuyorlar. Nasıl mı?

Bir muhabirin tek bir ödülü vardır; Haberinin gazeteye girmesi. Bu, asla ne olursa olsun haberim girsin demek değildir. Haberin hak ettiği şekilde gazetede yer almasıdır. Her kötü yönetici gibi bu ikilinin de elindeki en önemli silah buydu. Kendi ekiplerinde yer almayan ve kendi gelecekleri açısından tehlikeli gördükleri her muhabire karşı bu silahı kullandılar.

Bu muhabirlerin yazdıkları haber İstanbul'a hep geç geçiliyor. Haber ne kadar önemli olursa olsun İstanbul'a haber ile ilgili bilgi verilmiyor. Yani haber iyi değerlendirilsin diye  hiç girişimde bulunmuyorlar. Bu muhabirlerin uzmanlık alanları dikkate alınmıyor. Uzmanlık gerektiren haberlere bile bu kişiler gönderilmiyor. Sipariş haberler hep kendi ekiplerinde yer alan kişilere yaptırılıyor.

Kendi ekiplerinin dışında bir muhabirin manşet olmaması için akla hayale gelmedik yollara başvuruyorlar. Haberleri sürekli engellenen muhabirler  her şeye rağmen haberleri gazeteye girdiğinde bu sanki olağanüstü bir durummuş gibi birbirlerini tebrik ediyorlar. Çünkü bu ikiliyi aşarak haberlerinin gazeteye girmesi hele manşet olması mucizevi bir olay Milliyet Ankara büro çalışanları için.

Bu ikilinin yıldırma ve yıpratma harekatı sonucu, 5 başarılı muhabir Milliyet'ten ayrıldı. Bu gidişle kan kaybı devam edecek. Asıl kaybeden ise Milliyet olacak.

BİR GAZETECİ
(Bu yazının altına imzamı atmak isterdim. Ama biliyorum ki bu yazı bir yerlere ulaştıktan sonra işimi kaybederim. Bu yazdıklarım sır değil. Ankara'daki meslektaşlarımızın çoğu bu durumu biliyor.)