Abone Ol

Meclis İmralı tutanaklarını yayımladı: İşte Abdullah Öcalan'ın 16 sayfalık görüşme kayıtları

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), üç milletvekilinin ziyaret ettiği İmralı Adası'nda yapılan görüşmenin tam tutanaklarını yayımladı

Meclis İmralı tutanaklarını yayımladı: İşte Abdullah Öcalan'ın 16 sayfalık görüşme kayıtları

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız; 24 Kasım 2025'te Meclis Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nu temsilen İmralı Adası'na giderek PKK lideri Abdullah Öcalan'la görüşmüştü.

Görüşmenin özet tutanakları 4 Aralık'ta yapılan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında Okunmuştu. Tutanakların özet olarak aktarılmasına başta DEM Parti olmak üzere tüm muhalefet partileri itiraz etmiş; itirazlara rağmen Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, tutumunu değiştirmemişti. 

TBMM, görüşmeden iki ay sonra İmralı'da yapılan görüşmenin tam tutanaklarını, İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı başlığıyla sitesinde yayımladı.

"Umut hakkı olmadan çalışamam, başarılı olmaması durumunda yargılanmayı ve eleştirilmeyi kabul edeceğim"

Tutanak metnine göre Öcalan, "Ankara'da ilk gittiği derneğin Ülkü Ocağı olduğunu ve siyasete orada başladığını, her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini, başaramamaları durumunda darbe mekanizmasının başta Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı'na olmak üzere işleyebileceğini, kendilerinin de kesin çözüm istediğini, TUSAŞ eylemine çok üzüldüğünü, süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiçbir şehit verilmediğini ve çatışma çıkmadığını, Bahçeli'nin de söylediği gibi kendisi için iletişim kanallarının açılması gerektiğini, ninesinin Türkmen kökenli olduğunu, bu coğrafyada 'Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk'ün yaşamayacağını' anladığını, aradıkları devletin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu, Kürtlerin bu devletle Orta Doğu'da yer alacaklarını, kendilerini demokratik olarak organize edeceklerini, federal özerklikle ilgisi olmadığını, Orta Çağ'da belediyecilik olduğunu, halkın belediyeleşmesi, şirketleşmesi, yerel demokrasisi olduğunu, Türkiye için de bunu önerdiğini, Suriye'de Esad ailesinin yaptıklarının ortada olduğunu, eğer demokratik şartlar sağlanmaz ise Ahmed El-Şara'nın da yarın bir diktatöre dönüşebileceğini, Kendilerini burada buluşturanın ve yakınlaştıranın devlet aklı olduğunu, CHP de (Komisyon görüşmesinde) olsaydı iyi olacağını, kendilerinin büyük ve sorunlarını çözmüş Türkiye istediklerini, Bahçeli'nin 'umut ilkesi' önerisinin düşünülmesi gerektiğini, bu şekilde genel aftan kurtulunmuş olacağını, Türkiye için genel affın uygun olmadığını, Sayın Bahçeli'nin boşuna umut hakkı ibaresini kullanmadığını, bu olmadan kendisinin çalışamayacağını, bu yapıldıktan sonra Suriye konusunda başarılı olmaması durumunda yargılanmayı ve eleştirilmeyi kabul edeceğini" söyledi.

Tutanağın tam metni şöyle:

"Abdullah Öcalan;

Öncelikle Kürt sorununun bin yıllık bir sorun olduğunu, bu sorunun 3 aşamasının bulunduğunu, bu kapsamda konjonktürel sürecin dikkate alınması gerektiğini,

Tarihte yapılan büyük hatayı Feti (Yıldız) Bey'in de ideolojisini de gözeterek anlatmak istediğini,

Kendisinin Ankara'da ilk gittiği derneğin Ülkü Ocağı olduğunu, siyasete orada başladığını,

Kürt sorununun devlet katından siyasi kata geçtiğini, bu ciddi sorunu şimdi siyasiler ile tartışacağını ve bunu çok önemsediğini,

Erdoğan ve Bahçeli'ye teşekkür

Kendisinin ilk başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Devlet Bahçeli'ye teşekkür etmek istediğini, özellikle Sayın Devlet Bahçeli'nin Cumhuriyet tarihinde ender görülen bir cesaret sergilediğini, bu kapsamda anılana şükran duyduğunu,

Tüm sözlerinin arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,

Yüzyıllık Türk-Kürt ilişki sistematiğine Sayın Bahçeli'nin sözleri ile büyük katkı sağladığını,

Kendilerinin (Öcalan ve PKK) Turgut Özal döneminden yani 1992'den bu yana sırasıyla Erdal İnönü ve Süleyman Demirel döneminde devlet ile irtibat ve diyalog kurduklarını,

"Devlet içerisindeki bir el, PKK ile Kürt sorununun çözülmesini istemedi"
Devlet içerisindeki bir elin kendileri (Öcalan ve PKK) ile Kürt sorununun çözülmesini istemediğini, her seferinde darbe mekanizmasının devreye girdiğini,

"Her asker kaybı trajedi, bu gençlerin böyle ölmemesi gerek"
(Hüseyin Yayman şehit ailelerinin hassasiyeti ile geldiklerini belirtmesi üzerine) Her asker kaybının kendisi için trajedi olduğunu, asla sevinmediğini, bu gençlerin böyle ölmemesi gerektiğini,

Türkiye'de ve bölgede kesinlikle çözüme ulaşmaları ve doğru yerden kapıyı aralamayı başarmaları halinde büyük bir talih kapısının açılacağını, hem de bölgeyi yeniden belirleyeceğini,

"Başaramazsak darbe mekanizması başta Bahçeli ve Cumhurbaşkanı için işleyebilir"
Başaramamaları durumunda darbe mekanizmasının başta Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Cumhurbaşkanı'na olmak üzere işleyebileceğini, Sayın Devlet Bahçeli'nin de konuşmalarında buna değindiğini,

"Özal bir anda öldü ve bu suikast örtbas edildi"

Mehmet Ali Birand'ın 1988'de izin almadan kendisiyle röportaj yaptığını, (Turgut) Özal'ın arayıp 'ne yaptın Mehmet Ali, beni yaktın' dediğini, Ankara'ya döner dönmez bütün gücüyle bu meselenin çözülmesiyle uğraşacakken Milliyet'te yayınlanan bu röportajdan 4 gün sonra suikastın yapıldığını, 17 Nisan'da Özal'ın Özel Kalem Müdürü Kaya Toperi ile bir görüşme yapacakken Özal'ın bir anda öldüğünü ve bu suikastın örtbas edildiğini, Onun ölümünden kuşku duyduğunu, başarılamaması durumunda, sadece Sayın Devlet Bahçeli'ye değil, bütün MHP'ye yükleneceklerini, Erdoğan'a nasıl yüklendiklerini bildiğini,

"Yapılan saldırılar barışa ve kardeşlik hukukuna karşı saldırılar"

Muhataplarının, kendisinin nasıl bir günah keçisi haline getirildiğinin farkında olduklarını, kendisine yapılan saldırıların barışa ve kardeşlik hukukuna karşı saldırılar olduğunu, bazılarının etki ajanı olduklarını ve bunları bilinçli yaptıklarını,

Sayın Devlet Bahçeli'nin 'Bu sorun çözülmezse Anadolu'dan da Türklükten de geriye bir şey kalmaz' dediğini,

"Şehit ailelerinin acılarının ne kadar büyük olduğunu biliyorum"

Mustafa Kemal (Atatürk)'in Çanakkale'de büyük bir savaş verdiğini, Anzaklara 'sizin şehitleriniz bizim de şehitlerimiz' dediğini, şehit ailelerinin kendisini de böyle tanımlamalarını istediğini, kendisinin de şehit ailelerine saygıyla baktığını ve acılarının ne kadar büyük olduğunu bildiğini,

JİTEM Başkanı'na: Bu sorunu siz bu hale getirip benim kucağıma attınız, bütün günah benim değil
Geçmiş dönemde JİTEM Başkanı'na 'bu sorunu siz bu hale getirip benim kucağıma attınız, bütün günah benim değil' dediğini, 4 kuvvet komutanının olumlu sonuç çıkmazsa kendisinin idamının onaylanacağını ifade ettiklerini, kendisinin 'Benim için demokratik çözümden başka bir çözüm mümkün değil' dediğini,

"İran'ın Şii projesi var"

Amerika ve Binyamin Netanyahu'nun yeni anlaşmalar sistematiğine İbrahim Anlaşmaları denildiğini, böyle bir projenin devrede olduğunu, İran'ın Şii projesi bulunduğunu, şu an biraz geri çekildiğini ama iddialarının devam ettiğini,

"Çözüm süreci her ne kadar gergin de olsa..."

Çözüm süreci her ne kadar gergin de olsa büyük bir sınavla karşı karşıya da olsa en azından gelinen noktada 'sadece iyi niyet açısından değil, önümüzdeki 100 yılı değil 1000 yılı şekillendiren bir kapıyı aralayacaklarını, 1000 yıllık, 100 yıllık ve anlık kardeşlik/çözüm kapısı aralayacaklarını,

"Biz de kesin çözüm istiyoruz"

Medyadaki akıl almaz söylemlere rağmen Türkiye'nin böyle bir meselesi olduğunu ve ertelenemeyecek bir durumda olduğunu, kendilerinin de kesin çözüm istediğini,

"Örgüt Kandil'de değişik sesler çıkardı hatta eylem gerçekleştirdi, TUSAŞ eylemine çok üzüldüm"
Sayın Bahçeli'nin uzattığı bu ele, Sayın Cumhurbaşkanı'nın da Malazgirt'te iç cephenin güçlendirilmesine yönelik bir konuşmasının olduğunu, ona binaen Sayın Bahçeli'nin katkı olarak 'El uzatıyorum' dediğini, ancak örgütün Kandil'de değişik sesler çıkardığını, hatta eylem gerçekleştirdiğini, TUSAŞ eylemine çok üzüldüğünü,

"Bahçeli'nin umut hakkı da dahil olmak üzere DEM Parti grup toplantısında konuşmamı istemesi tarihi; sözümün arkasındayım"

Sayın Bahçeli'nin kendisinin 'Eğer imkanlar tanınırsa ben devlete hizmet etmeye hazırım' sözünü hatırlatıp, 'buyurun' demesi, hatta gerekirse umut hakkı da dahil olmak üzere DEM Parti grup toplantısında konuşmasını istemesinin' tarihi olduğunu,

Sözünün arkasında olduğunu, koşullar elverirse teorik ve pratik imkanlarının bunu gerçekleştirmeye müsait olduğunu,

"Düşüncem Kandil'e ulaştığında tek taraflı ateşkes yapıp buna bağlı kaldılar"
Örgütte Türklerin de yer aldığını, başını da Duran Kalkan diye Türk bir örgüt mensubunun çektiğini, örgütte böyle bir Türk kökenli grubun her zaman bulunduğunu, baştan beri böyle bir geleneğin olduğunu, düşüncesi Kandil'e ulaştığında tek taraflı ateşkes yapıp buna bağlı kaldıklarını,

"Her cümle bir programatik"

27 Şubat Bildirisine yöneldiğini, bunu hatırlatması gerektiğini, özellikle belirtmek istediğini, her cümlenin bir programatik özelliğinin bulunduğunu, her cümlenin bir program olduğunu, (Bunun üzerine Feti Yıldız tarafından 'farkındayız' şeklinde cevap verilmiştir.)

"Sabri Ok liderliğinde Türkiye'deki örgüt mensupları Türkiye'den çekildi"

Yapmış olduğu çağrısında Kürt sorununun nasıl çözülebileceğini anlattığını, Kandil'in bu bildiriye harfiyen de uyduğunu ve (PKK) kendisini feshettiğini, bunun ardından Bese (Hülya Oran)'nin liderliğinde silah yakma eyleminin gerçekleştiğini, bu kapsamda anılanın sorumluluk gösterdiğini, bunun gerçekleşmesi ile kendisince gerekenlerin yüzde 70'nin yapıldığını, bu gelişme ardından Sabri (Ok) liderliğinde Türkiye'deki örgüt mensuplarının Türkiye'den çekildiklerini,

"Süreçte geçen bir yılı başarılı görüyorum; hiçbir şehit verilmedi, çatışma çıkmadı"

Süreçte geçen bir yılı başarılı gördüğünü, bu dönemde hiçbir şehit verilmediğini ve çatışma çıkmadığını ayrıca böylelikle büyük bir politik açılımın sağlandığını, bu kapsamda kamuoyunda olan desteğin arttığını, İlerleyen süreçte kamuoyunun aklında olan bazı soru işaretlerinin de giderileceğini düşündüğünü,

"Sayın Bahçeli'nin de söylediği gibi iletişim kanallarım açılmalı"

Bahçeli'nin de söylediği gibi kendisi için iletişim kanallarının açılması gerektiğini,

"Süleyman Demirel bu sorunu çözmek için çok çalıştı"

Geçmişte S. Demirel'in Mardin'de 'Kürt realitesini tanıyorum' dediğini, ayrıca bu dönemde kendisinin yanına Halep'e Ahmet Türk ve Sırrı Sakık'ı gönderdiğini, onlara 'Biz Kürt kimliğini tanıyalım, siz de silahı bırakın' dediğini, o zaman bu fırsatı kaçırdığını ancak S. Demirel'in bu sorunu çözmek için çok çalıştığını,

"Esad ve Haddam çağırdı, üç mektup gösterdi"

1997'de (Necmettin) Erbakan'ın da bir girişimi olduğunu, Hafız Esad ve Abdulhalim Haddam'ın kendisini çağırdığını ve 3 adet mektup gösterdiğini, arkasından 28 Şubat'ın gerçekleştiğini, mektupların 5 senelik muafiyet, siyasi haklardan yoksunluk gibi konuların bir özeti olduğunu ama fırsat tanınmadığını,

Milli Güvenlik Kurulu'nun Sabri (Ok)'lerle ilişkiye geçtiğini ve 1997'de ismine 'toplumla ilişkiler' denildiğini ama sonrasında tıkandığını ve dışarıdan bir müdahale olduğunu düşündüğünü,

"'Ya Stockholm ya Kuzey Irak, başka türlü bu dünyada ayak basacak yer senin için bitti' dediler"
Kilis'te Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş'in 'çıkmazsa 2 gün içerisinde Suriye'yi işgal edeceğiz' demecini verdiğini, MOSSAD üzerinden olduğunu çok iyi bildiği yoğun bir iletişim olduğunu, Arafat'ı içine çektikleri yol gibi 'Ya Stockholm ya Kuzey Irak, başka türlü bu dünyada ayak basacak yer senin için bitti' dediklerini, bunu boşa çıkarmak için Kuzey Irak'ta beklerken şaşırtıcı bir biçimde Atina'dan çıktığını, orada Stavrakis adlı Yunanlı İstihbarat Genel Sorumlusunun 'Oslo dışında sen buradan çıkamazsın, hiçbir yere hatta kendi ülkene bile gidişine imkan tanımayacağız' dediğini, kendisinin hayretler içerisinde kaldığını, hiç hesapta olmayan bir şekilde Moskova'ya gittiğini, Jirinovski (Vladimir) adında bir Yahudi'nin kendisini karşıladığını, 'Seni bir evde saklayabiliriz, bunun dışında hiçbir imkan yok' dediklerini, kendisinin de 'Bunlar resmi parti, beni Moskova'da nasıl gizleyecekler?' dediğini ve aklının almadığını, sonrasında 'Senin dünya üzerinde MOSSAD dışında sığınacak bir yerin yok' şeklinde mesaj verildiğini,

"İngiliz ajanı olduğunu düşündüğüm elçi bir tabanca verdi, JİTEM' 'O silahı kullansaydın seni kesinlikle orada öldürecektik' dedi"

Duşanbe'ye kadar götürüldüğünü ve soğuk havada 3-4 saat bekletildiğini, Sosyalist-Komünist Moskova'nın bu hale nasıl geldiğinin akıl alır gibi olmadığını, ardından Roma'ya gittiğini, bu kez de 'CIA ve MOSSAD kuş uçurtmuyor' dediklerini, tekrar Atina'yı denediklerini ve bu kez de Minsk'te havaalanında 'Vatansız olarak kalabilirsin' dediklerini, bu kadar aşağılık hareket mi olacağını, sonrasında Nairobi'ye götürüldüğünü ve orada hikâyenin tamamen onların kontrolünden çıktığını, kendisine İngiliz ajanı olduğunu düşündüğü elçinin bir tabanca verdiğini, tek korumasının o olacağını ve yanında olmasını söylediklerini, daha sonra JİTEM'in kendisine 'O silahı kullansaydın seni kesinlikle orada öldürecektik' dediğini, bunları Bahçeli'yi yakından ilgilendirdiği için anlattığını,

"100 yıllık Türk-Kürt savaşı kaçınılmaz olur"
Kendisinin dahil olmaması halinde 100 yıllık Türk Kürt savaşının kaçınılmaz olacağını, bunun çok önemli olduğunu,

'Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt' olmayacağını, Sayın Bahçeli'nin buna çok bağlı olduğunu, bunun Cumhuriyet ideolojisi olduğunu, pozitivizm ile bağlantılı olduğunu, Kürt'ün tasfiyesini gerektirdiğini, buna Türkmenlerin de dahil olduğunu, onun da eritildiğini, asıl 'yaralar nasıl gelişti, isyana neler yol açtı' onu açıklamak için anlattığını,

Dolayısı ile bu ideolojinin Türkiye'de biraz etkili olduğunu, bunu (muhataplarının) çok iyi bildiklerini, her türlü isyanın nedenin de bu olduğunu,

"İslami ümmet anlayışından ayrılış Şeyh Said isyanına yol açtı"

Şeyh Said isyanına gelindiğinde, Kurtuluş Savaşı ideolojisinin İslami ümmet anlayışı ile sağlandığını, daha sonra bu anlayıştan ayrılınca bunun tepki doğurduğunu, o tepkinin de isyana yol açtığını, (Feti Yıldız 'Hepsine isyan denildiğini ama isyan olmadığını,' ifade etmiştir. Birçoğunun tedhiş hareketi olduğunu belirtmiştir.)

"Kürt isyanlarının adı Kürtlük isyanı; kendiminki de öyle"

Kürt isyanlarının adının Kürtlük isyanı olduğunu, kendisininkinin de aslında bir isyan olduğunu, her ne kadar 'Modern kurtuluş savaşı, gerilla demiş olsalar da bunun Kürdi isyan olmaktan öteye gidemediğini ve bunun aşılmadığını, trajik bir hal almaya başladığını, 1993'te sonuçlandırmak istediğini, Özal'ın Talabani üzerinden kendilerine mesaj gönderdiğini,

"Özal, 'Yaptığın her şey yanlış değil, Kürt kimliğini tanıtmada rolünü oynadın' dedi, tarihi bir esnada vefat etti"

Özal'ın kendilerine 'Yaptığın her şey yanlış değil, Kürt kimliğini tanıtmada rolünü oynadın şayet silahlı mücadeleye devam edersen bütün çabalarının boşa gideceğini belirttiğini, kendisinin düşündüğünü ancak geciktiğini, onların haklı olduklarını, o zaman toy olduğunu, tarihi bir esnada Özal'ın vefat ettiğini,

Kendilerinin (Komisyon Üyelerinin) tanıklığını önemli bulduğunu, bilimsel tanık, şahit olduklarını, 'dışarıda bilim bunu söylüyor demeleri' gerektiği, saptırmaların çok korkunç olduğunu,

"Abdulhamit, Kürt İsyanlarının Osmanlı'nın yıkılışına neden olduğunu fark etti"

Cezaevinden gelen bir mektupta 'Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış sürecinin Kürt isyanlarının başlaması ile birlikte olduğu' şeklinde anlatıldığını, Abdülhamit'in tedbir alıp Hamidiye Mektepleri kurdurduğunu, bu tedbirin çok ciddi olduğunu, Abdülhamit'in Kürt İsyanlarının Osmanlı'nın yıkılışına neden olduğunu fark ettiğini,

Sultan Abdülmecit'in Kürt Mirlikler ile dostane bir çözüm geliştirmeye çalıştığını, o dönemde Rus Çarlığı ve Fransa'nın Suriye'de bir Süryani ve Kuzey'de (Doğu Anadolu'da) bir Ermeni devleti kurmak için çalıştıklarını,

Sayın Bahçeli'nin Kudüs ve Selahattin Eyyubi çıkışlarını çok önemli gördüğünü, Selahattin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethetmesinde Türk ve Kürt Birliğini sağlamasın çok etkili olduğunu düşündüğünü,

"Ninem Türkmen kökenli"

Ninesinin Türkmen kökenli olduğunu,

Selçuklu Sultanı Sancar'ın kendisine başkent olarak Med devletinin eski başkenti olan Hamedan'ı seçtiğini,

"'Türksüz Kürt'ün, Kürtsüz Türk'ün yaşamayacağını' anladım"
Bu coğrafyada 'Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk'ün yaşamayacağını' anladığını,

Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te başarılı olmasında Silvan'da bulunan Mervani Emirliği ve Ahlat'ta bulunan Kürt Emirliği ile anlaşarak onlardan destek alması olduğunu, bunu da Osman Turan'ın yazmış olduğu kitapta okuduğunu,

Malazgirt'in Kürtlerin de yaygın olarak savaştığı bir zafer olduğunu, Anadolu'nun kapısının Türklere açıldığının söylendiğini ancak Fırat'a kadar Şanlıurfa, Malatya'ya genişlediğini ve bunun Kürtlerin nefes almasını sağladığını,

Atatürk'ün Beyazıt'taki aşiret beyine 'Eğer bu savaşta birbirimizle savaşırsak ne Kürdistan ne Türkiye kalır, ikisi de kaybeder' dediğini, birlik dışında bir kurtuluş yolu olmadığını, sonrasında savaşın kazanıldığını ve Kürt katkısının göz ardı edilemeyeceğini,

Geçtiğimiz günlerde Erbil'de bir kongre ile Almanya'da Yahudi-Kürt Kongresi yapıldığını, bunların çok önemli olduğunu, muhataplarının bundan haberleri olup olmadığını, (F. Yıldız, bildiğini söylemiştir.)

MOSSAD'ın gücünü anlamaları için anlattığını, geçmişte içinde bulunduğu uçağın NATO'nun Avrupa'nın hiçbir kentine inmeyecek dediklerini, inanılmaz bir kontrol bulunduğunu, mühim olanın bir Türk'ün elinden kendisinin vurulmuş olması olduğunu, böylelikle örgütün onların emrine gireceğini, inanılmaz suikast ve öldürmelerin Gazze'deki gibi inanılmaz bir furyanın başlayacağını, o dönem kendini yakanların olduğunu, kıyamet koptuğunu, bugün de bunu muhataplarının anlatması gerekeceğini, bugün hala önemini koruduğunu, tarihin böyle geliştiğini, kendisinin tereddütsüz hamleler yaptığını,

Bugünü yorumlamak için bu bilgilerin bilinmesi gerektiğini bu sebeple açıkladığını,

Orta Doğu'nun kaderini (muhataplarının) değiştireceklerini, topu kendilerine atacağını,

PKK isyanının sebebini anlattığını, neden sona erdirdiğini ve büyük riskin mekaniğini açıklamak istediğini, her şeyin bildikleri gibi olmayabileceğini, kendisini yanlış anlamamalarını,

"Bahçeli devleti en az benim kadar biliyor, tecrübesinin çok büyük"
Bahçeli'nin devleti en az kendisi kadar bildiğini, kendisinin de abartıyor olabileceğini ama her ihtimalin hesaba katılması gerektiğini, tecrübesinin çok büyük olduğunu,

(Süreci bozmak isteyenleri kast ettiği tertipleyicilerin çok güçlü olduklarını değerlendirilmektedir.)

Kendisinin MHP'yi çok iyi tanıdığını eğer MHP'liler Bahçeli'yi haklı görmeselerdi onun arkasında durmayacaklarını ve desteklemeyeceklerini bildiğini,

CHP'nin (Meclis Komisyonu'nda) aldığı son kararın çok dikkat çekici olduğunu ancak bunu CHP'nin dışlanması için söylemediğini,

Suriye'de şu an bir şeyler döndüğünü, kendisinin Suriye'yi çok iyi tanıdığını çünkü 20 sene orada yaşadığını,

Meclis Komisyonu üyelerinin bazı konularda kendisinden daha ileride olduklarını ancak bazı konularda kendisinin onlardan daha ileri olduklarını,

"Normalde PKK'nın 1993'de feshedilmesi gerektiğini düşünmüştüm"
Toplum için daha önemli adımlardan bahsedeceğini, normalde PKK'nın 1993'de feshedilmesi gerektiğini düşündüğünü, Türk-Kürt ilişkisinin simbiyotik bir ilişki olduğunu, bu kapsamda Ziya Gökalp örneğinin sebepsiz bir örnek olmadığını,

Anadolu Türklüğünün Kürtlüğe, Mezopotamya Kürtlüğünün ise Anadolu'ya bağlı olduğunu,

PKK'nın sadece silah bırakmasının değil zihinsel olarak (düşmanlığın da) sonlanması gerektiğini, iki millet arasında kardeşlik ilişkisinin bulunduğunu, aralarında isyan, savaş ve çatışmanın yaşandığını, (bunun üzerine F. Yıldız; 'şehit haberi geldiği dönemde bile kimsenin gidip bir Kürt komşusunun camını kırmadığını, bu kadar hadiseye rağmen ortada bir Kürt-Türk düşmanlığının hiçbir zaman oluşmadığını' belirtmiştir.)

"Kimliklerin birbirlerini yok etmeye çalışmaları bir tuzak"
(Türklerin ve Kürtlerin) Bin yıldır iç içe yaşadıklarını, Urfa'da bulunan Karakeçili Türkmenlerinin kendisinden daha Kürt olduklarını, Germiyanoğulları'nın ise özünde Kürt iken zamanla Türkleştiklerini, bu tarihi gerçekliğin göz ardı edilmemesi gerektiğini, iki kimliğin de birbirine saygı duyması gerektiğini, birbirlerini yok etmeye çalışmaların bir tuzak olduğunu,

"Duran Kalkan, benden daha çok 'Asla silah kullanmayacağız' dedi"

Reel sosyalizm düşüncesini 1995'ten beri terk ettiğini, zihin dönüşümünün sancılı bir süreç olduğunu, o sürecin bırakıldığını ve zihnen silah bırakmak gerektiğini, pratikte zaman alacağını, örgüt mensuplarını hazırlaması gerektiğini, Duran Kalkan'ın kendisinden daha çok 'Asla silah kullanmayacağız' dediğini,

"Esad ailesinin yakın himaye ve desteği ile yaşadım"

Suriye meselesinin Türkiye kadar önemli olduğunu, Esad ailesi ile epey ilişkileri olduğunu, zaten onların yakın himaye ve desteği ile yaşadığını,

"Biz burada çözüme giderken onlar da orada çözüme gidiyor"

SDG'nin ABD ve İsrail desteğiyle en az 100 bin kişilik silahlı gücünün bulunduğunu ve sanılandan daha fazla yaygınlaştığını, buna diğer bölgelerin de dahil edilebileceğini, kongrenin belgelerinin kendisine gelmediğini ancak Avrupa'daki (Kürt-Yahudi Kongresi) ve Erbil'deki (6'ıncı Orta Doğu Barış ve Güvenlik Forumu) kongrenin de anlamının 'Biz burada (İmralı) çözüme giderken onlar da orada çözüme gidiyor' olduğunu,