MedyaFaresi MedyaFaresi

Mahalle Bekçileri teklifi Meclisi karıştırdı

Medyafaresi.com: TBMM Genel Kurulunda, Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifi'nin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı bundan sonra maddelerine geçilecek.Teklife göre, Çarşı ve Mahalle Bekçileri, Araç durdurma ve kimlik sorabilecek.

Eklenme: 03 Haziran 2020 12:35 - Güncelleme: 03 Haziran 2020 12:46

Hülya Karabağlı- Medyafaresi.com/ Özel haber

TBMM Genel Kurulunda, Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu Teklifinin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı bundan sonra maddeler üzerinde görüşmeler sürecek.  Muhalefetin verilen yetkinin kolluk yetkisi olduğuna dikkat çektiği görüşmelerde Türk sinemasının önemli yapımlarından ‘Bekçi Murtaza’  filmi de unutulmadı. Türk sinemasının bekçi karakterli unutulmaz filmlere dikkat çeken İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, “Müjdat Gezen'in oynadığı "Bekçi" filmde Murtaza üzerine vazife olmayan her şeye burnunu sokan, mahallenin kedilerine bile savaş açan bir bekçi karakteriydi. 

"Şekerpare" filmi vardı rüşvet yemez Bekçi Cumali ve Kemal Sunal'ın unutulmaz filmlerinden olan "Bekçiler kralı"ndaki bekçi Şaban karakterleri bunlar hep bekçiyle ilgili aklımıza ilk gelenler. Ancak bugün bekçilerle ilgili düzenlemede getirilenlere bakıldığında olayın hiç öyle olmadığı ortada arkadaşlar. Bekçiler çaldıkları düdüklerle nostaljik bir duygu olmanın boyutunu aşmış durumda. Çünkü polis yetkileriyle donanmış olarak geliyorlar artık” dedi.

Hükümetin kanun teklifiyle bekçilere yetkiler vererek, "jurnalci bir sistem" kurmayı hedeflediğini ileri süren Türkkan, "Siyasi iktidar, bir mahallede yapmak istediklerini o mahallede totaliter devlet otoritesiyle yapabilir. Yeni bekçi uygulaması, bu adımların en büyüğünü oluşturuyor desek yanlış olmaz" dedi.

CHP Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, AKP Kilis Milletvekili Mustafa Hilmi Dülger ve 55 milletvekilinin hazırladığı kanun teklifi görüşmelerinde Genel Kurul salonunda yaklaşık 20  AKP’li milletvekili  bulunduğunu belirtti ve “Kendiniz hazırlayıp sunduğunuz kanun teklifine dahi sahip çıkmıyorsunuz arkadaşlar” dedi.

Genel Kurul görüşmeleri şöyle.

İYİ PARTİ GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli)

Sayın AK PARTİ Genel Başkanı demişti ki: "Gece yatarken bekçi düdüğü duymak istiyorum." Böyle bir ifadede bulundu ve her şey ondan sonra gelişti. Bu aslında bir talimattı aynı zamanda. "Gece bekçi düdüğü duymak istiyorum."20 Temmuz 2018 tarihinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Arnavutköy Polis Akademisinde yaptığı konuşmada da şöyle dedi: "Cumhurbaşkanımızın: 'Ben gece yatarken bekçi düdüğü duymak istiyorum." isteği ve talimatı üzerine bekçi alımlarına başladık.

Aslında, Sayın Erdoğan'ın duymak istediği bekçi düdüğü sesi Müjdat Gezen'in oynadığı "Bekçi" filmini akıllara getirdi. Bu filmde Murtaza üzerine vazife olmayan her şeye burnunu sokan, mahallenin kedilerine bile savaş açan bir bekçi karakteriydi.

"Şekerpare" filmi vardı rüşvet yemez Bekçi Cumali ve Kemal Sunal'ın unutulmaz filmlerinden olan "Bekçiler kralı"ndaki bekçi Şaban karakterleri bunlar hep bekçiyle ilgili aklımıza ilk gelenler Cumhurbaşkanı Erdoğan gece yatarken bekçi düdüğü duymak istediğinde bu karakterleri düşünerek nostaljik bir istek olduğu akla gelmiştir belki de ancak bugün bekçilerle ilgili düzenlemede getirilenlere bakıldığında olayın hiç öyle olmadığı ortada arkadaşlar.

Bekçiler çaldıkları düdüklerle nostaljik bir duygu olmanın boyutunu aşmış durumda. Çünkü polis yetkileriyle donanmış olarak geliyorlar artık. Peki, bekçi düdüğüne duyulan özlemden bekçilerin eline silah verilen bu sürece nasıl geldik. Öyle başladı bekçi düdüğüne özlem duyarken birden o bekçinin eline silah verdiğimiz bir sürece girdik. Eğer bu bir ihtiyaç ise Türkiye'nin asayiş problemi nasıl bu kadar büyüdü. Yok eğer böyle değilse neden polis gibi yetkili ve silahlı bekçilik teşkilatı kuruluyor? Bu soruları sormamız ve bunlara cevap aramamız gerekiyor diye düşünüyorum.

Bekçilere verilen yetkilere baktığımızda bir başka gerçekte sürekli Abdülhamit dönemine özenen ve o dönemden kopya çeken hükûmetin günümüz jurnalcilerini oluşturmak istemesi. Jurnalci bir sisteme doğru gidiyoruz yani bekçilerle beraber jurnalciliğin daha yaygın olduğu bir sistem oluşturuluyor.

Yani bekçiler, insanlar hakkında bilgi depolamaya yarayan araçlar hâline mi gelecek? Siyasi iktidar, bir mahallede yapmak istediklerini o mahallede totaliter devlet otoritesiyle yapabilirler. Yeni bekçi uygulaması, bu adımların en büyüğünü oluşturuyor desek yanlış olmaz.

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul)  

Türkiye İnsan Hakları Vakfı, 11 Mart 11 Mayıs arasındaki yani bayram öncesi dönem için yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı ve diyor ki : "Covid salgınıyla mücadele kapsamında alınan sokağa çıkma yasaklarına ve diğer tedbirlere uymadıkları gerekçesiyle 58'i polis, bekçi tarafından; 3'üde belediye zabıtaları tarafından olmak üzere 61 kişi şiddete, işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. 2 kişi de maruz kaldığı şiddet sonucu hastaneye kaldırıldı."

Tuhaf ötesi bir durum. Nedir bunlar? Bunlar iktidarın yeni normalinin ipuçlarıdır. Bu uygulamalar toplumda bir korku ve tehdit yaratmaya dönüktür. Polis ve bekçi sayısını artırarak toplumun tamamına uygulanan şiddet politikası iktidarın artık yönetemiyor olduğunun, toplumsal, siyasal ve ekonomik alanda halklara, topluma uygulanan baskı politikalarının artacağının bir göstergesidir çok açık bir biçimde.

Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanının, Cumhurbaşkanı sıfatıyla salgın önlemlerini açıkladığı konuşmaların üçte 2'sini muhalefete hakaret etmekle geçirdiği bir ülkeden söz ediyoruz. Salgın önlemlerinin konuşulduğu konuşmalardan söz ediyorum. Toplumda dayanışma ve birlikte salgına karşı mücadele ihtiyacının en yüksek olduğu günlerde oldu bunlar. En tepe böyle yaparsa mahalledeki bekçi, polis de öyle yapar işte.

Şimdi, neden bekçiler bir kez daha gündeme geldi? 256 bin polis var, 190 bin jandarma var, yaklaşık rakamları söylüyorum. 21 bin bekçi oldu. Toplamda 467 bine yakın bir İçişleri Bakanlığı ordusu var. Yeni tahkimat hevesi neden? Soruyoruz "Ne oluyor?" Bu soruyu sormayalım mı yani muhalefet olarak? İşte bu koşullarda bekçileri tartışıyoruz. Peki, yeni kanun teklifi ne öngörüyor?

Yeni bir paralel kolluk, çok açık. Bekçiler zor ve silah kullanma yetkisine sahip olacak, kamu düzenini bozacak mahiyetteki gösteri, yürüyüş ve karışıklıkların önlenmesi amacıyla genel kolluk kuvvetleri gelinceye kadar önleyici tedbirleri alacak, makul -buna geleceğiz biraz sonra- bir gerekçeyle durdurma yetkisini kullanacak, kimlik veya diğer belgeleri isteyebilecek, kişinin şüphe uyandırması durumunda üst araması yapabilecek, araçlarının görünmeyen bölümlerinin açılmasını isteyecek.

Kim yapacak bütün bunları? Eğitimsiz bekçiler yapacak. Şimdi, bu durum bizleri bu konuşmaları yapmaya itiyor ve siz bekçilerle parti devletinize yeni silahlı güçler ekliyorsunuz. Mesele ortada, niyetiniz vahim.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş)

Kilis Milletvekili Sayın Mustafa Hilmi Dülger ve 55 milletvekilimiz, bu Kanun Teklifini hazırlamış, vermiş değerli arkadaşlar. Şu anda 55-56 AK PARTİ milletvekilinin imzaladığı bu kanun teklifi var ama AK PARTİ sıralarında yaklaşık 20 milletvekili var. Kendiniz hazırlayıp sunduğunuz kanun teklifine dahi sahip çıkmıyorsunuz arkadaşlar.

Bakın, daha da vahimi ne biliyor musunuz? Teklifi hazırlayan Sayın Hilmi Dülger de yok burada. Olmaz arkadaşlar. Eğer bir kanun teklifi hazırlandıysa, bir kanun teklifini hazırlayan milletvekili burada olacak, eleştirileri dinleyecek, eksiklik varsa onları söyleyeceğiz, siz de belki bunlarla ilgili değişiklik yapacaksınız. Sayın Cumhurbaşkanı, yeni sisteme geçerken diyordu ki: "Bundan sonra yasama organı kanun yapacak." Eyvallah. Peki bu kanunu yasama organının milletvekilleri mi hazırlıyor? Hayır. Bakanlıkların bürokratları hazırladı yine.

Bu kanunda da öyle oldu. İçişleri Bakanlığının bürokratları bunu hazırladılar, getirdiler. Nereden belli? AK PARTİ sıralarında 20 milletvekili olmasından belli. Belki konuşmamdan sonra, Sayın Özkan yerinden söz talebinde bulunacaktır.

Eğer sonra söz talebinde bulunursa, kendisinden rica ediyorum, tutanaklara geçmesi için bir şeyler söyleme ihtiyacı duyarsa, AK PARTİ milletvekillerinin neden Genel Kurul salonunda olmadığını da lütfen açıklasın. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir başka konu; gece saat 11.00'da bir kardeşimiz bir hanımefendi çıktı iş yerinden - tekstil fabrikasında çalışıyor - evine gidiyor, servisten indi. Servisten indiği yerden evine gidene kadar bekçi çevirdi. Bekçi diyor ki bu kardeşimize ben senden şüphelendim. Şüphelendiğim için bu Kanunun da bana verdiği yetkiye dayanarak üstünü arayacağım. Neymiş yetki? 7. Madde "Makul bir sebebin bulunması gerekiyor." Diyor. Kime göre makul bir sebep arkadaşlar kime göre?

Şimdi bana göre makul sebep başka bir şeydir, Alpay beye göre başka bir şeydir, Sayın Özkar'a göre başka bir şeydir. Herkese göre makul bir sebep vardır. Şimdi, ben, makul sebep buldum diyecek ben seni arayacağım diyecek. Kim? Bekçi.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) 

Konuyu önce neden Anayasa'ya uygunluk açısından ele almak gerektiğini belirteceğim, şu açıdan: Biz, bir yasanın Anayasa'ya uygun olup olmadığını değerlendirirken komisyonda uluslararası sözleşmelere veyahut mahkeme kararlarına veya Anayasa'nın yorumuna gitme gereği duymuyoruz çünkü 38'inci madde açık "metnine ve ruhuna" diyor. Burada yaptığımız, hazırladığımız yasaların çok büyük bir kısmı Anayasa'nın metnine aykırılık teşkil ediyor.

Bu nedenle İç Tüzük madde 38 gereği Anayasa'ya uygunluk ön incelemesini öngörüyoruz, öneriyoruz fakat bu kabul edilmiyor tıpkı bu yasal düzenlemede olduğu gibi. Bu yasal düzenlemenin ilk bakışta en olumlu tarafı torba yasa olmaması ama gelin görün ki 15 maddelik yasa bir parça yasa, parçalanmış yasa. Şöyle ki: Birinci kategori, bu yasa başka yasalara yollama yapıyor, PVSK'ye örneğin; ikincisi, yönetmeliklere yollama yapıyor; üçüncüsü ise düzenlediği yaklaşık olarak 4-5 madde de açıkça Anayasa'ya aykırı hükümler öngörüyor ama Anayasa'nın özüne değil, Anayasa'nın yorumuna değil; açıkça Anayasa'nın metnine aykırılık teşkil eden hükümler, ben burada sadece değineceğim.

Değinilmeyen bir husus: Bu yasa, 6360 sayılı Yasa, Türkiye'yi ikiye bölen yasa aslında polis ve mahalle/çarşı bekçisi yoluyla Türkiye'nin bölünmesini daha da derinleştirmektedir. Dolayısıyla örneğin, Rize'nin bir köyünde bekçi olmayacak ama bitişiğinde Trabzon'da mahallede bekçi olacak. Bu yasa bundan habersizdir ve Türkiye'nin bölünmesini derinleştirmektedir.

İkinci olarak, bu yasa hukuki belirlilik bakımından, güvenlik açasından, güvenlik ilkeleri açısından Anayasa'ya aykırıdır. Şöyle ki "Yardıma muhtaç olarak değerlendirilen…" Peki, yardıma muhtaç olan kişilerin değerlendirilmesi nasıl yapılacak? Bu kişileri bekçi, kolluğa nasıl teslim edecek? Sonra, açıkça aykırılık dediğiniz "Gösteri ve yürüyüşün ve karışıklıkların önlenmesi amacıyla…" Peki, iyi de "karışıklık" ne demektir?

Anayasa madde 34'te böyle bir kavram yok. O zaman siz karışıklığın önlenmesi amacıyla bekçiye açık bir yetki tanıyorsunuz, keyfîliğe kaçacak bir yetki tanıyorsunuz. Bunun yanında, kimlik sorma yetkisi esasen bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek… Peki, bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemeyi bekçi nasıl belirleyecek, nasıl saptayacak? Bu da belli değil. İçeriğini hangi ölçüte göre belirleyecek? Dolayısıyla bu da Anayasa'ya açıkça aykırı.