MedyaFaresi MedyaFaresi

Liselerde cinsel taciz artıyor! Korkutan tablo!

2012 şiddet saha araştırması raporunda; lise öğrencilerinin cinsel taciz ile karşılaşma sıklığı sorgulandı.

Eklenme: 18 Temmuz 2013 12:24 - Güncelleme: 18 Kasım 2015 15:40

Üsküdar Üniversitesi Şiddet ve Suçla Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi (ŞİDAM) ve Hayatboyu Eğitim ve Şiddetle Mücadele (HEGEM) tarafından gerçekleştirilen "Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması"nın Marmara Bölgesi sonuçları açıklandı. 71 soruluk bir anket üzerinden yürütülen araştırmada Marmara Bölgesi kapsamında 50bin795 lise öğrencisine ulaşıldı. İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Kocaeli ve Sakarya illerini kapsayan araştırma, Marmara Bölgesi'nin en geniş kapsamlı şiddet araştırması.

 Araştırma verilerini 2007 yılında TBMM Araştırma Komisyonu'nun açıkladığı verilerle karşılaştırdığımızda; çocukların cinsel şiddet ile karşılama oranının son 5 yılda giderek arttığını görüyoruz.

Çoğu cinsel tacize tanık oluyor

Lise öğrencilerine çevrelerinde ayıp ifade kullanma, imalı ya da erotik hareket, sarkıntılık vb. cinsel tacize tanık olup olmadıkları sorulduğunda yüzde 56,71'i  cinsel tacize tanık olduğunu belirtiyor. Bu tür tacize haftada birkaç kez tanık olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 20,24 iken, yılda birkaç kez tanık olduğunu ifade edenlerin oranı ise yüzde 22,15. Öğrencilere kendilerinin cinsel tacizle karşılaşma durumu sorulduğunda ise yüzde 24,17'si karşılaştığını belirtiyor. Yine aynı bulgulara göre cinsel tacizle karşılaştığı ifade eden erkeklerin oranı yüzde 27,33 iken kızların oranı yüzde 21. Bu durum erkek çocuklarının daha sık cinsel tacizle karşılaştığı ihtimalini ya da bu durumu dile getirmekte kız öğrencilere göre daha açık davrandığını gözler önüne seriyor.

Üsküdar üniversitesi ŞİDAM'ın 2012 yılında yapılan Çocuk Odaklı Sosyal Risk Araştırması verileri Marmara Bölgesi'ndeki lise öğrencileri arasında her 4-5 gençten birinin cinsel taciz ile karşılaştığını gösteriyor. TBMM'nin 2007 yılında yayınlanan raporunda ise tüm Türkiye'yi kapsayan örneklem her 6-7 gençten birinin cinsel şiddete maruz kaldığını göstermekteydi.

Konuyla ilgili konuşan Üsküdar Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nüket İşiten, cinsel istismara uğrayan kişilerde örselenme sonucu suça, fuhuşa, uyuşturucuya eğilim ve şiddet, içeren davranışların artabileceğinin altını çiziyor. Bu kişilerin uygun eş, uygun iş,  uygun rehabilitasyon  sürecinden geçmedikleri takdirde; karşımıza –kaçınılmaz olarak- istismarcı olarak  çıkacaklarını ifade eden İşiten, istismarı toplum sağlığını tehdit eden bir hastalık olarak tanımlıyor ve uygun müdahaleler olmadığı taktirde kuşaktan kuşağa aktarıldığını belirtiyor.

Cinsel istismarın artış nedenleri hakkında Nüket İşiten şunları söylüyor;
 
·         "Anne babanın  annenin  özellikle yaşının küçük olması,  anne ve babanın kendi geçmişlerinde istismar ve ihmal, red edilme deneyimlerinin olması ya da istismar edilen kardeşe tanık olması
·         Anne veya babanın kendilerinde özgün kişilik bozuklukları ve ruhsal hastalıklarının bulunması
·         Evlilik ya da işle ilgili ciddi  sorunlar yaşanması
·         Ailede ve bireyde dürtü kontrolü bozukluklarının varlığı
·         Madde kullanım  bozuklukları (alkol ve çeşitli madde vb).
·         Bildirim ve tedavi sürecinin çeşitli gerekçeler ile  ihmal edilmesi. Saklamak,  görmezden gelmek, bilgi sahibi olmamak, ekonomik nedenler
cinsel istismarın artış gerekçeleri arasında gösteriliyor.

Fiziksel istismar için  düşük sosyoekonomik  düzey ya da düşük sosyokültürel düzey bir risk faktörü oluştururken cinsel istismar için geçerli değildir. Toplumun her kesimi için eşit risk söz konusudur.
Cinsel istismarı yapan kişiler zannedildiği  gibi  uzak yabancı  sokaktaki  işsiz serseriler değildir. Gerçekte cinsel istismarı yapan kişiler yaşları 20-40 arasında evli ve meslek sahibi insanlardan oluşuyor. Bu insanlarda ya zihinsel kısıtlılık, ya bir ruhsal hastalık, dürtü kontrolünde bozulma ve en önemlisi de kendi geçmişlerinde cinsel istismara uğrama / tanık olma vardır." Yrd. Doç. Dr. Nüket İşiten cinsel istismara uğrayanlar bireylerin tedavileri hakkında ise şunları söyledi; "Postravmatik stres bozuklukları, 5 yıldan 20 yıla kadar uzayan tedavi süreci gerektiren tablolardır. Üstelik oldukça zaman, ilaç, para anlamında da oldukça masraflıdır. Tespit edilen olguların tedavi ve rehabilitasyonu mutlaka sağlanmalıdır. Tabii önemli olan bu tarz olaylarla karşılaşmanın önüne, toplumsal farkındalık, eğitim ve sağaltımla geçilmesidir.