MedyaFaresi MedyaFaresi

Kimse, Yıldırım suçludur hüküm giysin diyemez!

Korcan Karar'la 50 dakika'nın bu akşamki konuğu Mustafa Denizli olacak. Denizli şike davasıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Eklenme: 20 Şubat 2012 12:54 - Güncelleme: 30 Mart 2016 23:32

K.K: Türk futbolunda yaşananları siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler oluyor Türk futbolunda?

Bir şeyler olduğu muhakkak. Bunların ne zaman oldu nasıl oldu çok önemli değil ama Türk futbolunda yaşanan çok önemli bir süreç var. Bu kadar dallanıp budaklanır mıydı? Bu aşamalara gelir miydi bilemiyorum? Çok uzun zamandır sporcu olarak futbolun içinde bir adamdım. Türk futbolunun içinde bu tür kangren olmuş konular hep vardı, bugün de var. Bunların çözümü nedir, nasıl olmalıdır, böyle mi olmalıdır, böyle mi aşılabilir mi, en azından, parmakla bu işi kurtarabilecekken gövde götürecek boyutlara ulaşabilir miydi, orası çok tartışmalı çünkü bu konuyla ilgili o kadar çok yazıldı, konuşuldu hatta mecra dışına çıkıldı ki insanların kafası hakikaten allak bullak oldu.
Bizim dahi kafamız allak bullak oldu. O bakımdan ben zaten bu konuyla ilgili çok kısa derlendirmeler yaptım. Yani ben futbolun içinde hayatı geçen bir insan olarak bunların neler olduğunu neler olabileceğini zaten bilen, duyan, yaşayan bir insanım. O bakımdan bu biraz ağır geldi yani kantarın topuzu biraz ağır kaçtı. Tabii ki içeride bir temizlik olması gerekiyorsa mutlaka olacak.Ama yani bu salonu temizleyelim derken diğer yandaki stüdyoları yıkmamak lazım.Yani bu salonun temizliği ayrı bir şeydir,bu binanın içinde hurda bir durum ortaya çıkarmak farklı şeydir.Ben olaya böyle bakıyorum açıkçası.Yaşananların önemli bir bölümü gerçektir.Ama yaşananlarla hayata geçmek çok farklı şeylerdir.Yani bu bir hukukun karşısına oturttuğun zaman olayın boyutları değişik bir formata bürünür. Bu formatı yaşamadı Türkiye, yaşatılmadı. Dolayısıyla böyle karmaşık bir duruma herkes girdi.

K.K: Bu işin sonu nereye varır?

Bu iş muhakkak bir yerlere varacak. Bu varılan yer ile adaletle varılan yerin birbirinden faklı işlememesi gerekiyor. Dünyanın her yerinde, hukukun oldu her ülkede, suçun karşılığında cezalar bellidir. Bu aşmada geriye dönüp baktığımda çok titiz ve geniş kapsamlı bir çalışma yapılmadığı bir gerçek ve hiç kimse bunun için hayır değildir diyemez. Burada çok farklı boyutların ortaya çıkabileceği böyle yüzeysel yazışmalarla bu tür olayların üstesinden gelinmeyeceğini herkesin bilmesi lazım… Çünkü ikisi çok farklı kulvarlar. Sporla ilgili sporun işlediği alanda daha farklı kolların girmesi, bu olayın tamamen bir Arap saçına dönmesine neden oldu… Ama öyle veya böyle bir sonuca ulaşılacak. Burada herkesin temennisi gerçek şekilde bir adaletin tecelli etmesi.  Eylem ve teşebbüs çok farklı şeylerdir. Konu edinen hadise bir eylem sonucu gerçekleşir. Bir veya iki kişi tarafından da ortaya çıkarılamaz, gerçekleştirilemez. Bunu ortaya çıkartabiliyorsan ki nasıl çıkaracaksın… Neticede eylem dediğin anda, eylem bir yerde başlar bir yerde biter. Eylem dediğin alan çizginin öteki tarafıdır. Bütün pislikler çizgiye kadar gelebilir futbolda… çizginin içine girer mi girmez mi esas konu o dur.Yani burada sonucu hukuku adaleti ortaya çıkartacak olan konu
bu çizgiden içeri girmiş midir? Girmemiş midir? Kim tarafından girmiştir? Kim tarafından sokulmaya teşebbüs edilmiştir? Bunları bulacaksın adalet o zaman tecelli eder.

K.K: Peki federasyonun istifasını siz nasıl  değerlendiriyorsunuz? Bir futbol adamı olarak. Ve neden işi bilenler artık federasyonun başına gelmek istemiyorlar?

Şimdi yaklaşık son 10–12 yıllık federasyon başkanlarına baktığın zaman futbol federasyonunun başından nasıl ayrılmışlar hangi problemlerle,dertlerle ayrılmışlar çok net bir şekilde ortada.Çünkü bu neticede bir kamu hizmetidir.Yani karşılında herhangi bir gelir temin edilen bir konu değildir.Tamamen bu işe gönül vermiş insanların kendi hayatlarından hatta gelirlerinden sağlıklarından ve ailelerinden vazgeçip,koparak bu işi yaptıklarını bütün Türkiye biliyor. Şimdi bunların yaşadıklarını sen yaşamak ister misin Korcan KARAR?


K.K: Benim tek bir işim var televizyonculuk.Onu da yeterince iyi yapmaya çalışıyorum.


Hayır, yani şimdi böyle hizmet veren insanların hayatında bu konularda aldıkları doğru veya yanlış kararlar da olabilir bu her konuda da geçerlidir. Burada yapılan uygulamalar en sonunda bu insanları belki bir itibar kaybetme durumuyla karşı karşıya bırakıyor oraya kadar getiriyor. Dolayısıyla burada cazibesini kaybeden bir kurumun başkanlığı ortaya çıkıyor. Şimdi sadece o değil bir önünde onlarca problemle geliyorsun ve toplumun bütün kesimlerini mutlu etmen, buradan çıkacak kararlara olduğuna inandırman mümkün değil yani ne yaparsan yap en az karşında mutlu olmayan %40 bir kesim olacaktır. Şimdi burada %40’ın mutlu olmadığı veya %60’ın mutlu olmadığını kesimde bu işlerin böyle polemiksiz kavgasız gürültüsüz yürümesi mümkün değildir yani mutlaka biri oradan alıyor kaşıyor biri oradan alıyor kaşıyor kendine daha başka bir alan yaratıyor yani şu olayların başladığı günden bu güne kadar baktığın zaman bu işin tamamen yani Kafdağı’nın arkasında olan insanlar buraya gelip ahkâm kesmiş. Yani bir takım insanlar suçlu veya suçsuz suçlu olsa dahi eğer bugün mahkeme heyeti bu suçları ortaya çıkartıp tastiklemeden sonra hiç kimsenin bu tür konuşmalar yapmasına dahi hakkı olmadığı bir yerde, bu insanlar afşe edilmiş suçlu olarak ilan edilmiş belki suçludur ama bunu yani kamu oyununa sunacak olan kişiler, birimler çok farklıdır. Onlara dahi bırakılmadan bu insanlar kamuoyunun önünde çok farklı sandalyelere oturtulmuşlardı. Şimdi bütün bunların en sonunda gelip odak olacak noktası federasyon ve federasyon başkanlığı.Peki nasıl alacaksın bu kararları? 3 Temmuz süreci itibariyle TFF çok acele davrandı yani eteklerinin tutuştuğu bir yerde sakinliği akılcı kararlar almayı bence bir kenara bırakıp, çok acil her şeye konuşma ihtiyacı hissetmeleri, her kafadan bir ses çıkması,
onları artık onları artık geri dönülmez bir yolun içine soktu.


K.K: Yanlış bir takım açıklamalarda oldu mu sizce?  

Şimdi onlara göre doğru bana göre yanlıştır. Şimdi konuşmamanın hiçbir şey kaybettirmeyeceğini bir takım yerlerde görev yapan insanların bilmesi lazım. Konuşmak mecburiyetin yoktur. Konuşma mecburiyetine hâsıl oluğun zaman zaten konuşacaksın. Ama bir gör, bir olaylar durulsun bir al.

K.K: Biraz daha yukarıdan baktınız mı?

Evet, bir bak gayet tabii bir bak mecranda  nasıl gidiyor. Ne kadarı doğru olabilir. İnsanda bir akıl var, fikir var, bir yaşanmışlık var.Bir değerlendir.ne olacaktır o geliyordur bu nedir nasıl olmuştur.Yani bütün bunlara etekleri tutuşur bir vaziyette acaba dışarıdan ceza gelir mi? Şu olur mu? Bu olur mu? Biz burada görevini yapmayan insanlar konumuna, durumuna geçer miyiz? Düşüncesiyle bana göre çok acele hareket edildi. Bu acele hareket artık geri dönülmesi zor hamleleri çıkardı. En sonunda bunları her birim zarar gördü ve zarar görmeye devam ediyor.

K.K: Anlıyorum. Peki, sizce Lig’in tadı tuzu kaldı mı? Yani hocam sizi sokakta görenler “Mustafa hocam hiç tadımız tuzumuz kalmadı”diye hiç serzenişte bulunmuyorlar mı? Veyahut siz duydunuz mu? Veyahut ben direk sorayım sizce Mustafa ağabey Türkiye’de oynanan futbolun tadı tuzu kaldı mı? Zor bir soru.


Hiç zor değil. Çok kolay bir soru kalmadı. Kalmadı hatta ben MARATON programından ayrılırken bunu ifade ettim. Sokaktaki insanı bırak bu işle meşgul olan insanların tadı tuzu kaldı mı? Yani bu insanlar öyle veya böyle yara aldı. Ama olayların içinde olup ta yara aldı dışında olup ta yara aldı herkes yara aldı hatta medya büyük yara aldı. Yani bu işi en fazla atıp tutup gündemde tutan, tutması gereken ama bu kadar olayları yani bir yargı denilen bir kurum var Türkiye’de. Bırak o değerlendirir. Yargı kurumları niçin vardır? Burada suç varsa cezasını versin diye. Sen yargı yerine geçersen belki bir takım şeyleri büyük abartılarla kamuoyuna sunarken içinde veya dışında olan futbolun o dünyasında yaşayan insanların tamamı zarar görmüştür. Bu zarar görenlerin meslek grubu olarak saydığın zaman Türkiye’de belki 5 milyon insanı dolaylı veya dolaysız etkileyecek olumsuz etkileyecek bir ortam yaratılmıştır. Futbol Türkiye’nin en büyük sosyal hareketedir. Futbol kadar ilgi çeken bir tek seçim dönemlerinde siyaset mecra vardır. Futbolun mecra çok ayrıdır. Şimdi bir tanesi diyor benim 20 milyon taraftarım var diyor dorudur, bir tanesi 15 milyon bir tanesi 18 milyon taraftarım var dediği zaman bunları topladığın zaman Türkiye’nin nüfusu kadar çıkıyor. Demek ki yaklaşık 60 milyon kişi direk veya en direk olarak bu sektörle ilgileniyor. Bir bu sektörle ilgili geçimini sağlayan insanlar istikram yaratan birimler, kurumlar var. İş yerleri var. Bütün bunlar buradan zarar gördü. Sadece futbolda kişiler kulüpler zarar görmüş değil.

K.K: O kişiler ve onların aileleri de var?

Gayet tabii. Milyonları bulan rakamlar bu işten zarar gördü. Keyfi kalmaz yani bırak izleyenlerin içinde olanların keyfi kaldı mı? Kalmadı, ama bu yapılması gereken bir iştir, dönmesi gereken bir çarktır. Ben bu çarkın dışındaydım, bu dönem itibariyle biraz daha dışına gitmeyi tercih ettim. Çünkü yani…

K.K: Bunu bilinçli mi yaptınız? İsteyerek mi yaptınız? 

Gayet tabii…

K.K: Gördünüz değil mi?

Yani bunu görmemek için herhalde aptal olmak lazım. Yani ben 40 küsur yılını futbolun içinde geçiren sporcu ve teknik adam olarak burada hizmet veren insanları yaralayan bir ortam yani böyle bir ortamın içinde öyle veya böyle olmak yani bana hakikaten üzüntü verdi.
Çünkü ben olaya farklı bir çerçeveden bakıyorum benim yaşam felsefen biraz farklıdır.

K.K: Bu lafları ederken üzüldüğünüzü gözlerinizden çok net görüyorum.

Yani çok üzülüyorum. Bu üzüntü kimsenin üzüntüsü gibi değil. Bu Türkiye’de ki yıllık yaşamı olumsuz etkileyecek bir konu. Bu olaylarda görev olan kimsenin üzülmemesi mümkün değil.

K.K: Aziz YILDIRIM’IN yargılanması hakkında neler düşünüyorsunuz, neler söyleyeceksiniz?

Aziz YILDIRIM veya bir başkası Türkiye’de hukuk önünde herkes eşit şekilde yargılanır.
Burada kişiyi zedelerken hukuku zedelememek lazım. Hâkimler ve savcılar bir suç işlenmişse onun cezasını vermek için vardır. Herhangi bir kimse Aziz suçludur bu kadar hüküm yemelidir diyemez. Ona karar verecek hukuk sistemi zaten işliyor, olumlu veya olumsuz kimse buna tesir edemez. Aziz YILDIRIM Türkiye’de ki en büyük kulüplerden birinin başkanı ve yıllardır hizmet vermiş biri. Bu durumda güncelliği bu gurubun içinde en fazla olan biri ve burada bakış açısını yoğunlaştıran bir faktör bir figür Aziz Yıldırım orda. Ne olmuştur ne olmamıştır, bu telefon konuşmaları, kimse herhalde kafasından uydurmamıştır.. bu telefon konuşmalarının herkes tarafından yapılabildiği, konuşabildiği bir Türkiye’de böyle bir ayrımcılık yapmak benim zaten haddime düşmez. Ona ben karar veremem. Bugün bu insanlar için ceza evinde kalmaları doğrudur diyen ve yanlıştır diyen insan sayısı aşağı yukarı eşit. Kimsede bunları neye dayanarak söylediğini bilemez, bilmiyor da. Ben de diyemem haksız yere yatıyorlar diye. Vicdani olarak hiç kimse, bir insanın suçu sabit olmadan orda kalmasını hazmedemez, kabullenemez… Bu konuda hüküm verecek bizler değiliz. Öyle veya böyle neticede bir karara varacak. Türkiye adaletin işleyip işlemediğine, kendi içinde, insani duygularıyla bir yaklaşım gösterecektir. Bunu birçok davayla ilgili olarak açığa çıkaranlar oluyor ülkemizde. Öyle veya böyle bana göre bir hatadır.  Bir kısım tarafından da bilinçli yapılıyor ama bilinçli yapıldığında da hata olmaktan çıkıyor zaten. Hata bilerek çok zor yapılan  bir konu…
Ortada bir devletimiz varsa, ve yargı denilen bir kurum varsa, 3 önemli erkten bir tanesiyse, buna güvenmezsen, o zaman Türkiye’de güvenilecek bir kurum kalmamış demektir.


K.K: Mehmet Ali Birand geçtiğimiz günlerde bu koltukta oturuyorsdu, konuğumdu..  “Türk futbolu’nda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dedi. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bunu söylemek için M. Ali Birand olmak olmaya gerek yok. Bu çok net.. Türkiye’de sadece futbolda değil birçok konuda hiçbirşey eskisi gibi olmayacak.. hepsi konuşulabilir, tartışılabilir konular. Türkiye böyle bir ortamı ilk defa yaşadığı için, bütün bu ilkler bir daha yaşanmaması için önemli zaman dilimleridir. Türkiye böyle bir zaman dilimini yaşıyor. Gayet tabiî ki bundan sonra hiç bir şey böyle olmayacaktır. Türk futbolunun içinde bunu ortaya çıkaran cenaat olmak isteyen gruplar hep olmak istemiştir. Bunlar temizlenecektir, böyle yürümez zaten ama bunun doğru temizlenmesi gerekir. Yaşın yanında kuruda yanmasın..
Veya kurunun yanında yaşta yanmasın..

K.K: Persepolis, İran’da bir efsane, sizde İran’da bir efsanesiniz. Takımın ligdeki durumu,
ve o muhteşem derbiyi anlatırmısınız?

Hayatımda ender rastladığım derbilerden biri oldu. Hakikaten çok enteresan. Bu derbideki takımlar buradaki 3 büyükler gibidir, taraftarları da öyledir. 70 bin kişi vardı..
Esasında 70 bin kişi Perse Polis için az bir sayı. Bu sene şampiyonluktan uzak bir çizgi izlediğimiz için bu sene sayı biraz düştü. Yoksa ben orada İstiklal derbilerini 120 bin ile oynuyordum.. ortalamamız 60- 70 bine geliyordu. Bu İranı’nda yaşamadığı bir durum oldu, bu maçların geri dönüşü oldukça zor, hele hele son 10 dakikaya sıkıştığı zaman bütün umutların tükendiği bir an.. bu derbinin ilgi çekici olmasındaki en önemli şey, 60- 65 dakikada 3 değişiklik yaptık, birtanesi 3 golu attı, diğerleri asistleri yaptı, o daha ilgi çekici oldu.. ilk golden sonra çıkan taraftarların geri döndüğünü fark ettim. Tam terside maçın sonlarına doğru oldu. İstiklal taraftarı maçı terk etti. Ama daha önemlisi, benim Türkiye’de yaşamak istediğim ama yaşamadığımız bir şey, derbinin sonucundan daha önemli, maça giderken taraftarların olduğu araçların bir tarafında, Perse Polis, diğer camında, İstikal bayraklarıi böyle bir durumu İstanbul’da tahakkuk edemiyorum.. bu inanılmayacak durum karşısında kendi içimde büyük bir hüzün yaşadım, maçtan önce.. stada geliyorsuni iki takım taraftarı yan yana, arada güvenlik olsada binlerce polis olmuyor! Büyük kavgaların yaşanmadığı derbiler bunlar.

Şampiyonlar ligi maçları ile Milli maçlarda, Rakip tarafın bayan taraftarları maça girebiliyor. Ama şu anda hanımlar daha futbol maçlarını izleyemiyor. Bir ara gündeme gelsede daha sonra sonuç vermedi. Deplanmasmana giderken ise, havaalanına vs gelenlerin çoğu ise bayan taraftar, bu çok enteresan.

 

K.K:  İranda yaşamak, Tahran’da yaşamak nasıl? Orada bir gününüz nasıl geçiyor?

 
Burada nasıl geçiyorsa orada da öyle geçiyor günlerim. Ben İran insanını seviyorum. Bunu yaşamak lazım ama çok enteresan bir durum var onlarla aramda, bir sıcak elektrik var. Tuttuğu takım ne olursa olsun fark etmiyor. Bir önceki derbide beni rakip takımın taraftarı da alkışlıyordu.

K.K: Şafak Pavey kitabında da yazmış; Tahran’da  Mustafa Denizli’nin adını söylediğinizde,  taksiciler para almıyorlarmış?

Enteresan yani, bir çoğunun almadığını biliyorum, hepsini bilmiyorum. Ama bendende almazlar. Çok enteresan bir duyarlılığı var bana karşı halkın. Birçok yerde, cafede vs.  para da almıyorlar, ilk başlarda müthiş bir zorlama yapıyorlar. ikram ediyorlar. Bunu eşimle  bu yıl gittiğimiz yerlerde çok yaşadık. Komşu olmamız veya aynı dini paylaşmamızdan mı bilemiyorum ama, çok farklı bir yaklaşımları var bana karşı. Buda beni çok mutlu ediyor.

K.K: İranda  yaşamaya alıştınız mı?

Daha önceki tecrübelerimden dolayı yabancılık çekmedim bir yer ve ailemle orada yaşamaktan herhangi bir zorluk çekmiyoruz. Çok eş dost ve candan insanlar var, onlarla beraber olmaya çalışıyoruz. Onlarda Türki’yeye yazın Çeşme kışın İstanbul’a gelirler, giderler. Bir takım alışkanlıklarımızdan vazgeçmek durumuda var tabi, hayatın bazı zorlukları da.. ama bu beni rahatsız eden bir konu değil..

K.K: İran’daki  Nükleer Santraller ve İran’ın Nükleer çalışmaları hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Orada neler konuşuluyor?

İranda bizim gündemimizde, dışarıda çok önem teşkil etse bile bu konu yok. Orada insanlarla bunu konuşmuyoruz. Bu çalışmaların bizim tarafımızdan değerlendirilmesi mümkün değil.
İran’ın bu konuda, dünyadaki bir çok ülkenin bu teknolojiye sahip olması takdir edilecek bir şey tabiî ki de. Diğer boyutu uluslarası bir boyutta tartışılması gereken bir boyuttur. Bunu dünya dengeliyor. Nükleer olayı halkın gündeminde değil.. benim çevremde özellikle adı dahi bahsedilmez.

 

 

 

 

K.K: Malatya’daki füze kalkanı üssü orada nasıl değerlendiriliyor?
Halk bu konuları konuşuyor mu,  biliyor mu?

Yok yok halkın gündeminde konuşulmuyor. Var mıdır bilmiyorum ama benim çevremde adı dahi bahsedilmez.

K.K: Peki hemen şuna gelmek istiyorum biliyorsunuz Malatya’da bir füze kalkanı üssümüz var bizim peki şunu soracağım siz oradan nasıl görüyorsunuz İran’da çok gündeme geldi. Hatta ve hatta bazı açıklamalar da yaptılar. Malatya’daki olay nasıl gözüküyor Tahran’da? Siz nasıl yorumlar aldınız?

Bu programı seyredenler asıl mesleğimin diplomasi falan olduğunu düşünecekler.

K.K: Yok hocam estafirullah hani siz orada yaşadığınız için Tahran’da yaşayan bir Türk gözüyle ve tabii ki çok değerli bir beyin olarak sizden bunu duymak istiyoruz.

Bu sadece Türkiye’de olan bir hadise değil. İran’ın da kendisi için bu hakkı kullanması son derece doğaldır. Türkiye’nin eğer İran’la direkt olarak bu üsleri İran’la direkt olarak bağlantılı olarak görmek ne derece doğru olur onu bilemiyorum.

K.K: Yani hiçbir eşiniz dostunuz orada yaşayan yahu Mustafa siz Malatya’ya böyle böyle  üs yapıyormuşsunuz diye bir laf etmedi mi?

Kimsenin umru değil.

K.K: Çok enteresan

Hiç kimsenin umrunda deil. Yani sen şimdi Türkiye’de yola çıkıp  bir vatandaşla bu Malatya’daki radar üssü bize zarar mı verir fayda mı sağlar diye konuşuyor musun? Ancak kendi çevrende yani bu işlerle ilgilenenlerle.. Tükiye’de vatandaş bu konularla ne kadar ilgiliyse İran’da da o kadar ilgilidir.


K.K: O zaman biraz da  Türk İran dostluğunu konuşalım. Onunla ilgili muhakkak vereceğiniz birkaç mesaj vardır.
 
Şimdi esasında benim İran insanına sempati duymam böyle bir  yargı ile başladı. Çünkü iki ülke bu kadar yakın sınır ülke olmalarına rağmen aralarında ciddi bir ilişki yoktu yıllarca. Ben İran’a gittiğim zaman böyle bir ortamla karşılaşacağımı düşünüyordum. Yani sıcak bir ortam olmayacak mutlaka ilgi çekici bir ilişki çalışma ortamı olacaktır ama.. Yani İran’da insanların Türkiye’ye bakış açısı çok farklı. Yani bizim tahminlerimiz dışında farklı. Çok sempatiyle bakıyorlar hatta birçok şeyde örnek aldıkları ülke. Çok sempatiyle bakıyorlar bu bende çok olumlu bir iz bıraktı. Sonra bu insanların ilgisi alakası daha da pekiştirdi. Ve şu anda kamuoyundaki araştırmalara baktığın zamanda da son 10 yıl son 20 yıl periyodik olarak İran’a bakış açısında sempatiye dönen bir yüzdeye ulaşıldı. Bu karşı tarafta da aynı belki daha fazla. İki tarafta da yaşamak belki bu düşünceleri daha net bir şekilde ortaya çıkartıyor. Çünkü ne kadar olursa olsun İran’da Azeri Türk denilen çok önemli bir nüfus var. Bunların çok önemli bir kısmı da neredeyse tamamı Azeri Türkçesiyle konuşuyorlar yaşamlarında. Yani enteresan bir ülke. Bir de esas beni cezbeden konulardan bir tanesi Pers kültürü. Çok öenmli ve devam eden bir kültür.

K.K: Çok derin bir kültür

Çok derin ve devam eden bir kültür. O benim çok dikkatimi çekti. Ve çekmeye devam ediyor bunu çeşitli yerlerde görebiliyorsun, her mekanda görebiliyorsun, her şehirde görebiliyorsun.  İnsan bir takım alışkanlıklarını kaybedebiliyor ama kültürünü kaybetmiyor. Bu çok önemli. Derin bir kültürü var hatta yüzyıllardır dünyada her konuda yetiştirdikleri çok öenmli insanlar var. Edebiyatta var, tıpta var bilimde var her alanda var..


K.K: Peki, birgün Türkiye’ye dönecek misiniz?

Oraya yerleşecek halimiz yok.

K.K: Döneceksiniz tamam. Peki Türkiye’ye döndüğünüzde kendinize nasıl bir kariyer planlaması yaptınız? Mesela FB’den,  GS’dan, BJK’den veya herhangi bir takımımızdan hadi gel Mustafa Hocam bizimle beraber yola çık, birlikte şampiyonluklar kazanalım deseler?


Neticede kariyer planını yüzde yüz istediğin şekilde gerçekleştiremezsin. Tabiî ki bir takım düşüncelerim var. Türkiye’deki bu ortam beni rahatsız etmekten çok üzdü. Neticede böyle bir yarışın içinde olmak, çünkü... önümüzdeki ay, Asya şampiyonlar ligi başlıyor. Orada bu heyecanı ve başarı ortamını tekrar yaşayabilir miyiz düşüncesiyle gittim..

Türkiye’den İrana gidinceye kadar buradan teklifler aldım, ama ben bu ortamda kendi adıma başarı oranımın çok yüksek olacağını,  teklif aldığım herhangi bir yer adına değil, kendi ruh halimle ilgili olarak, çok yüksek olacağını düşünmedim. Şu geçiş döneminde buradan biraz uzak kalmak istedim. Bütün hadise bu, burası tabiî ki de benim ülkem. Aklımın bir köşesinde kalan yapmak istediğim bir şey olsa, bunu nerde olursa olsun gerçekleştiririm zaten, merak etme..


K.K: B uradan, önümüzdeki günler için, çok net anlıyorum, Kaos ortamından da biraz sıkıldığınız için farklı bir ülkede bulunuyorsunz. Türk futbolunun içinde bulunduğu ortamdan uzak kalmayı tercih ettiniz ama... buradan aslında sizin gibi bir  futbol adamının bu önümüzdeki günler için,  Türk futbolcusuna, türk izleyicisine, futbol severine  bir takım mesajları olması lazım, bununda rengi olmaması lazım, Fenerbahçesi, Galatasarayıydı, Beşiktaşıydı, Trabzonsporuydu değil ..  ama siz futbol adamı olarak, önümüzdeki günlerde stadlara gidecek olanlara, futbola gönül vermiş olanlara neler söylersiniz, ne yapmaları lazım, hani o tadı tuzu kaçan ligin devamı için ne yapmak lazım?

Çok net bir şekilde, inararak, bütün kalbimle söyleyebilirim...Türkiye’de futbol gösterilmek istendiği kadar kirli değil. Bundan herkes her futbol sever emin olsun. Terslikler, aksilikler, kirletmek isteyenler olmuş mudur, mutlaka olmuştur. Ama, bütününü kirli bir su gibi göstermek mümkün değil ve doğru da değil. Burada, bizim istemediğimiz konular mutlaka olmuştur. Ama, kimse, dolu olan kova suyun asla tamamı kirli olduğunu düşünmesin  zannetmesin. Kimsede kirletmeye çalışmasın. Bu yapılmak isteniyor. Bilerek veya bilmeyerek.  Bir adım sonrasını görmeden yapılan konuşmalar bu kovadaki suya zarar veriyor. Bugün burada konuşulduğu gibi çirkin bir ortamı yok Türk futbolunun..Türk futbolu büyük aşamalardan geçti. Avrupa’da dünya çapında büyük başarıla imza attı. Kirli olan bunu yapamaz. Bu toplum bu sporu yaşatsın, ona sahip çıksın. Hep birlikte yaşatmaya devam edelim. Varsa bu kovanın içindeki bu kirli su temizlenir, bunu klorda koyarsın temizenir... temizlemek istersen suyu kaynatırsın da temizlenir. Bu temizlenecektir. Bu senenin sonuna kadar bu kovadaki suyun berrak bir hale getirilmesi lazım..

K.K:  Peki, UEFA VE FİFA’nın Türkiye’ye bakış açısındaki değişiklik ilginizi çekiyor mu, böyle bir değişiklik var mı? Ben mi yanlıyorum?  UEFA VE FİFA arasındaki ilişkilerimiz  nedir, Türk futbolunda?

Onları biz rahatsız ediyoruz.

K.K:  Yine kabahat bizde mi?

Yüzde yüz. Hiç şüphen olmasın

K.K:  ne yapıyoruz da rahatsız oluyorlar?


Kabahat bizde, kendi içerisinde bu kadar tutarsız olan bu sektör dışarıda neler yapmıyor.. onlar bizim şimdi kendi futbolumuzu koruma altına aldığımızı falan zannediyorlar. Halbuki tam tersi biz koruma altına almıyoruz, yani temizletmeye değil kirletmeye çalışıyoruz.

Kendi içimizde yaşadıklarımızdan sonra o insanların kafasına soru işaretlerini biz sokuyoruz. Buna gerek yok.

 K.K:  peki bunun düzelmesi için ne yapmak gerekir?

Düzelir … şu anda devam eden bir süreç var. netice çıkacak. Ama bu sonuç klüplerin cezalandırılmasını gerektirecek mi? Neticede bunlar tüzel kişikler. Türkiye’de tüzel kişilikler yargılanamaz, ceza almazlar. Bu çok önemli bir faktör. Yani  tüzel kişi olarak yargılanan ve caza olan var mı Türkiye’de...
 
K.K:  Tüzel kişiler..


Tüzel kişiler.. Suç işlemezler..
 
Fenerbahçe küme düşer mi?

Onu kimse söyleyebilir mi?  Ben söyleyebilir miyim? Neye dayanarak söyleyebilirim? Böyle birşey olur mu?

Anlıyorum..