MedyaFaresi MedyaFaresi

KCK, AKP-CHP koalisyonuna destek için ne istedi?

KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, çözüm süreci ve koalisyon tartışmalarını değerlendirdi. 

Eklenme: 23 Haziran 2015 19:32 - Güncelleme: 02 Nisan 2016 01:26

Bayık olası AKP-CHP koalisyonunda HDP'nin dışarıdan deste verip vermeyeceğine ilişkin olarak, "Bu olur mu, olmaz mı ayrı bir konu. Zaten HDP ‘ilkelerimiz kabul edilirse’ demiştir ve HDP’nin ilkeleri de bellidir. Bunlar, tahkim edilmiş ateşkestir" dedi. "Önder Apo baş müzakerecidir" diyen Bayık, "Koalisyon böyle bir yaklaşım gösterirse elbette HDP içinde de yer alabilir, dıştan da destekleyebilir" ifadelerini kullandı.

ANF'ye konuşan Bayık'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

‘Özgürlük koşulları şart’

Artık eskisi gibi süreci yürütmek mümkün değildir. Önder Apo’nun özgür koşullarda müzakere yapmadığı bir görüşmeyi kabul edemeyiz. Meclis devreye girmeli, tahkim edilmiş ateşkes yapılmalı, Önder Apo özgür koşullarda müzakere yürütmeli.

‘HDP’nin rolü tarihidir’

Erken seçim ‘Biz bu halkın iradesini tanımıyoruz’ anlamına gelir. Hedefi çözüm ve demokratikleşme olmayan bir koalisyon savaş koalisyonu olur. HDP, çözüm ve demokratikleşme üzerine kurulu bir koalisyona destek vereceğini zaten açıkladı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür koşullarda müzakere yapmadığı bir görüşmeyi kesinlikle bir çözüm süreci olarak kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirten Bayık, Türkiye’nin demokratikleşmesi için özgür müzakere koşullarının hemen oluşturulması gerektiğini söyledi

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Demokratik Çözüm Süreci ve koalisyon tartışmalarına ilişkin ANF’ye değerlendirmede bulundu. Seçimlerde halkın iradesini ortaya koyduğunu ve bu iradenin doğru okunması gerektiğini belirten Bayık, “Bu irade şu anlama gelir: Artık eski anlayışla, zihniyetle, politikalarla Türkiye’yi yönetmek mümkün değildir. O zaman yeni bir zihniyet, anlayış ve tutumla Türkiye’yi yönetmek gerekmektedir. Yoksa eskinin tekrarı halkın iradesine saygısızlıktır” dedi.

Erken seçim AKP projesi

Erken seçim yapmanın ise “Biz bu halkın iradesini tanımıyoruz” anlamına geldiğinin altını çizen Bayık, “Kaldı ki, koalisyonlar kötü bir şey değildir. Koalisyonlar demek bir uzlaşma demektir; uzlaşma arayışı demektir. Farklı toplulukların iradesine saygı demektir. AKP ise ne yaptı geçmiş dönemde? Ben yüzde elli oy aldım dedi, kendi yüzde ellisinin hassasiyetlerini dikkate aldı, diğer yüzde elliyi dışladı. Tabii bunun demokrasi anlayışı, demokratik zihniyet olmadığı açıktır. Bu açıdan koalisyon olmak, farklı toplulukların taleplerini de anlamak, onların ne dediğine kulak vermektir. Türkiye zaten bugüne kadar böyle yaklaşmadığı için iç ve dış politikada tıkanmıştır” dedi. Erken seçimin AKP’nin projesi olabileceğini vurgulayan Bayık, “AKP hep böyle, geçmişten beri beni tek başıma iktidar yapın, bana 300-400 milletvekili verin, bana padişah yetkisi verin, bana kral yetkisi verin, führer yetkisi verin, önümde hiçbir engel tanımadan bu ülkeyi idare edeyim dedi. Tek başıma iktidar olmasam istikrarsızlık gelir dedi. AKP için iktidarda kalmak için her yol mubahtır. Seçimden önceki bombalama da bir AKP projesiydi. Ya bizzat yaptırmıştır, ya da bilerek önlememiştir. Yüzlerce ölü çıksın ve böylelikle seçim iptal etsin düşüncesinde olmuştur” dedi.

HDP ile koalisyon mümkün değil

Olası bir AKP-MHP koolasiyonun, açıktan açığa Kürt halkına karşı bir savaş politikasının başlatılması anlamına geldiğini aktaran Bayık, “Bir AKP-HDP koalisyonunun olması da çok zordur. İmkansız düzeyinde bir zorluğu ifade etmektedir. Çünkü AKP’nin bugüne kadarki siyasi anlayışıyla, topluma bakışıyla, farklı etnik ve inanç topluluklarına bakışıyla, yine Kürt halkına yaklaşımıyla HDP’nin bir koalisyon kurması mümkün değildir. Çünkü seçimden önce AKP’nin esas düşüncesini ortaya koyan Erdoğan, ‘Kürt sorunu da yoktur, masa da yoktur, taraf da yoktur, izleme heyeti de yoktur’ diyerek bir Kürt politikası olmadığını ortaya koymuştur. Nitekim Dolmabahçe’de olduğu gibi bir ortak deklarasyon yayınlama ve somut adımlar atılma sürecine geldiğinde ‘böyle bir süreç yoktur’ denilmiştir. Böyle bir hükümetle HDP’nin koalisyon yapması mümkün müdür? Mümkün değildir. Kuşkusuz AKP demokratik zihniyette olsa, Kürtlerin, Alevilerin, kadın sorunlarına doğru yaklaşım ortaya koyacağını söylese, bir bütün farklı etnik ve dinsel toplulukların sorunlarını çözeceğini, herkesin kendi kimliği ve kültürüyle özgür ve demokratik yaşama kavuşacağını ortaya koysa tabii ki AKP ile de bir koalisyon olabilir” dedi. Bayık, “Ama bu AKP zaten artık eski AKP olmaz, yeni bir zihniyet ve politikaya sahip AKP olur. Ama AKP’nin böyle olması mümkün müdür? Hem Erdoğan’da somutlaşan söylemleriyle, hem de seçim öncesi HDP’ye yönelik yaklaşımlarıyla, hem Önder Apo’ya, hem de Kürt Özgürlük Hareketi’ne yaklaşımıyla ve seçim sonrası tutumlarıyla AKP Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde rol alacak bir parti olmadığını açıkça göstermiştir.” ifadelerini kullandı.

Sonuçlar doğru okunmalı

AKP-CHP koalisyonu mümkün göründüğünü belirten Bayık, “Her ikisinin milletvekili sayısı hükümet kurmaya da yeter, tek başına anayasayı değiştirmeye de yeter. Bu açıdan eğer seçim sonuçları doğru okunur, Türkiye’nin temel sorunları doğru anlaşılır, Türkiye’nin mevcut sorunlarına çözüm olacak bir koalisyon olursa neden olmasın? Ama yok, eski politikaları sürdürme, bu temelde de hükümet olmanın nimetlerinden yararlanma biçiminde bir koalisyon olursa AKP-CHP koalisyonu Türkiye’ye en büyük zarar verecek bir koalisyon haline gelebilir” dedi. “Bir CHP-AKP-HDP koalisyonu eğer AKP ders almışsa, otoriterliğinden vazgeçip demokratikleşme eğilimi içine girebilirse, yine Kürt sorununun çözümünde şimdiye kadarki politikanın yanlışlığını görüp bundan vazgeçerse CHP’yle HDP’nin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusundaki ısrarı ya da bu yönlü ortak tutumu Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda samimi ve ilkeli ilişkiler içine girmeleri belki AKP’yi demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü çizgisine getirebilir” diyen Bayık şöyle konuştu:

“Bu olur mu, olmaz mı ayrı bir konu. Zaten HDP ‘ilkelerimiz kabul edilirse’ demiştir ve HDP’nin ilkeleri de bellidir. Bunlar, tahkim edilmiş ateşkestir, Kürt Özgürlük Hareketi sabırlı ve politik davranarak çatışma içine girmiyor. Yoksa ortada bir ateşkes yoktur. Kuşkusuz bir müzakere olacaksa bunun Kürt Özgürlük Hareketi ve Önder Apo’yla olması gerekir. Önder Apo baş müzakerecidir. Koalisyon böyle bir yaklaşım gösterirse elbette HDP içinde de yer alabilir, dıştan da destekleyebilir.”

Demokratik adımlar atılmalı

Demokratik çözüm süreci hakkında ise “Türkiye’nin başka sorunlarını çözecek bir demokratikleşme olmadan da Kürt sorunu çözülemez. Böyle bir çözüm Kürtleri aldatmak anlamına gelir” ifadelerini kullanan Bayık, “Bu açıdan Kürt sorunu çözülecek, diğer sorunlar ortadan kalkacak, Kürtlerle anlaşılacak, diğer demokratikleşme sorunları bir tarafa bırakılacak söylemleri bir safsatadır, demagojidir. Şartların yerine gelmemesi demek, Kürt sorununda eski politikaları sürdürmek ve çözümsüzlükte ısrar etmek anlamına gelir” dedi. Bayık şöyle devam etti: “Her şeyden önce eğer gerçekten müzakere yapılacaksa ve Önder Apo bu müzakereleri özgür koşullarda yapacaksa, Meclis devreye girecekse en başta da tahkim edilmiş bir ateşkesin yapılması gerekir. Şu anda bir ateşkes yoktur.  Ateşkes demek siyasi soykırım operasyonların durdurulması demektir. Türk devleti saldırılarını sürdürmüş, özel savaşı sürdürmüş, toplumun en doğal demokratik haklarını kullandığı mitinglere saldırmış, insanları katletmiş ve yaralamıştır. Bütün bunlar Türk devletinin ateşkese uymadığını göstermektedir. Dolayısıyla mevcut durumda ateşkesten söz etmek mümkün değildir.”  Çözüm süreci denen olgu açısından ise artık eski sürecin bittiğinin altını çizen Bayık, “Önder Apo ve hareketimiz yıllarca Türk devletinin yetkilileriyle, hükümetin görevlendirdiği yetkililerle görüşmeler yapmıştır, diyalog yapmıştır. Konuşulmayan bir şey kalmamıştır. Oslo’da da İmralı’da da her şey konuşulmuştur. Bu görüşme ve diyaloglarla çözüm süreci için adım attırmak istemiştir, ama hiçbir adım atılmamıştır. Hareketimizin sürdürdüğü tek taraflı çatışmasızlık dışında çözüm süreci adına hiçbir şey yoktur. Bu görüşmeler hükümet açısından esas olarak beklentiler yaratarak, zaman kazanıp oyalayarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme politikası çerçevesinde ele alınmıştır. Nitekim 2008’den bu yana hiçbir adım atılmamıştır. Böyle bir çözüm süreci olabilir mi?” dedi.

Artık eski tekrarlanamaz

“Bu açıdan görüşme, diyalogla zaman kaybetme dönemi geçmiştir. Artık eski tekrarlanamaz. Çünkü Erdoğan’ın 5 Mart’taki yaklaşımıyla bizim açımızdan da süreci bitirmiştir. Erdoğan ve AKP hükümeti açısından bir çözüm süreci olmamıştır” diyen Bayık, “Ancak biz sabrederek süreci bitirme yerine şans tanıdık. AKP hükümetini çözüm sürecine sokmak istedik. Önderlik de böyle yaptı. En sonunda 28 Şubat’ta Dolmabahçe’de bir deklarasyon imzalandı. Artık yıllardır yürütülen zaman kazanma politikası son buldu, müzakereye başlanacak, çözüm için adımlar atılacak, derken Erdoğan, daha doğrusu devlet müdahale etti, ‘böyle bir çözüm süreci olamaz’ dedi. Bunların Önder Apo’yu meşrulaştıracağını söyledi. Baş müzakereci meşru görülmezse nasıl müzakere yapılacak ve çözüm üretilecektir? Bu bile AKP hükümetinin bir çözüm politikasının olmadığını ortaya koymuştur. Aynı şeyin bizim için tekrar edilmesi bile bile AKP’nin zaman kazanma, beklenti yaratma, oyalama politikasına göz yummak anlamına gelir. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Artık eskisi gibi süreci yürütmek ne Kürt halkının ne de Türkiye halklarının çıkarınadır. Bu açıdan kesinlikle Önder Apo’nun özgür koşullarda müzakere yapması gerekir ve bu müzakerenin de şeffaf olması gerekir. Bütün partilerle, sivil toplum örgütleriyle, aydınlarla, yazarlarla, gruplarla herkesle görüşmesi gerekir. Yoksa nasıl sağlıklı bir müzakere olacak?” dedi.

Müzakere koşulları oluşmalı

“Hükümet her türlü görüşmeyi yapacak, görüş alışverişi yapacak, bilgi alacak, kendi kurullarını toplayacak, dünyadaki bütün gelişmeleri değerlendirecek, ama baş müzakereci olarak Önder Apo, hükümetin keyfine göre ayda bir görüşme yapacak! Ailesiyle görüşme yapamayacak, avukatlarının görüşmelerin engellendiği koşullarda müzakere olacak! Böyle müzakere olabilir mi?” diyerek tepki gösteren Bayık, “Müzakere eşit koşullarda olur. Önderliğin rehin tutulduğu koşullarda Önder Apo nasıl müzakere yapsın? Önder Apo’dan böyle koşullarda sağlıklı müzakere yapmasını beklemek haksızlık olur. Dolayısıyla Önder Apo’ya da her türlü özgür müzakere koşulları hazırlamak gerekiyor. Önder Apo’nun özgür koşullarda müzakere yapmadığı bir görüşmeyi kesinlikle bir çözüm süreci olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Önder Apo da böyle bir çözüm sürecini kabul etmiyor” dedi.

'Süreç şeffaf olmalı'

Bazı diyalog ve görüşmelerin eskiden yapıldığını ifade eden Bayık, “Ama artık müzakere yapılacaksa, o zaman özgürlük ortamında müzakerenin yapılması şarttır. Bu, siyasetin de gereğidir, vicdanın da gereğidir, ahlakın da gereğidir. Başka türlü olması düşünülemez. Öte yandan bütün toplumun müzakere sürecine katılması gerekir, bütün toplumla görüş alışverişinin olması gerekir. Ama toplum bir şeye katılmıyor, toplum bilgi sahibi değil. Bu konuda çeşitli partilerin yaptığı eleştiriler haklıdır. Kuşkusuz belki bazı konular hemen olgunlaşmadan kamuoyuna yansıtılamaz, ama belli bir şeffaflığı olur, sürecin genel olarak bilinmesi olur. Diyalog ve müzakere hangi noktadadır, nasıl tartışılıyor, yöntem nedir, neler yapılıyor bunların kamuoyu tarafından bilinmesi gerekiyor. Öte yandan Önder Apo hep müzakerenin özgür koşullarda yapılmasını istediği gibi, bir sekreterya oluşmasını da istedi. Önder Apo’nun olsun dediği sekreterya cezaevine gidecek iki katip olarak anlaşılmamalıdır. Sekerteryasının dışarıda da her türlü ilişkiyi özgürce kuracağı, tartışacağı bir biçimde olması gerekir” şeklinde konuştu. HDP tarihi rol oynayacak.

HDP, politikasıyla, dinamizmiyle kesinlikle 80 milletvekilinden daha büyük bir siyasi etkiyi parlamentoya taşıyacaktır. Türkiye’nin mutlaka açılım yapması gerekiyor. Mevcut durumdan kurtulması için belirli bir siyasal hamle yapması gerekiyor, köklü değişiklikler yapması gerekiyor. İşte bunun motoru ancak HDP olabilir. HDP Öyle sadece koalisyonda yer alacak ya da sistemin parçası olacak bir parti değildir. İktidar olayım, hükümet olmanın nimetlerinden faydalanayım yaklaşımı içinde olamaz. Ancak kendi demokratikleşme projesini, demokratikleşme ufkuna cevap verebilecek politikaları destekleyebilir, bu politikaların içinde olabilir. Böyle yaklaşır. Yoksa eski sistemin üzerinde hükümet olma yaklaşımları kabul edilemez. Tek başına da olsa koalisyon biçiminde de olsa HDP’nin böyle bir misyonu yoktur. Bu yönüyle HDP toplumun, halkların kendine verdiği misyonu göz ardı etmeden, demokratikleşme temelinde Türkiye’yi köklü dönüşüme götürme çizgisinden vazgeçmeden siyasal mücadelesini yürütmelidir. Çünkü Türkiye’nin HDP projesin ihtiyacı var, HDP programına ihtiyacı var. Bu açıdan biz HDP’nin tarihi bir rol oynayacağını düşünüyoruz.