Abone Ol

Kara Fatma Kimdir Kurtuluş Savaşındaki Yeri nedir?

Vatanım Sensin dizisine Kara Fatma karakteriyle Demet Evgar katıldı. Kurtuluş Savaşında Kara Fatma lakaplı Fatma Seher Erden kimdir ne yapmıştır haberimizde.

Kara Fatma Kimdir Kurtuluş Savaşındaki Yeri nedir?

Kanal D ekranlarının reyting rekorları kıran dizisi Vatanım Sensin ilgiyle izleniyor. En çok merak edilen ise gerçekte Kara Fatma kimdir Kurtuluş Savaşında ne yapmıştır. İzmir’in işgali nasıl olmuştur, neler yaşanmıştır gibi sorular internet ortamında en çok sorulan sorular arasında.
Vatanım Sensin dizisinde Kara Fatma karakterini Demet Evgar oynuyor.

Halit Ergenç ve Bergüzar Korel’in başrol oynadığı, Türkiye’de olduğu kadar dünyanın pek çok ülkesinde de merakla beklenen “Vatanım Sensin” dizisi merak ve ilgiyle izleniyor.

Güçlü oyuncu kadrosunun yanı sıra prodüksiyonuyla da dikkat çeken, “Vatanım Sensin” dizisine yeni bir karakter eklendi . Kara Fatma kimdir

Kurtuluş savaşının en önemli sembollerinden “Kara Fatma” lakaplı Fatma Seher Erden’in hikayesi ilk defa ayrıntılı bir şekilde kitap haline getirildi. 1920’li yıllarda Mudurnu’ya gelerek Kuvayi-i milliye’cilere destek veren “Kara Fatma” nın Mudurnu’da çektirdiği fotoğraflar dönemin atmosferini yansıtan en önemli belgeler arasında yer alıyor.


Kurtuluş savaşı sırasında gösterdiği kahramanlıklar yüzünden “İstiklal Madalyası” almaya hak kazanan  “Kara Fatma” lakaplı Fatma Seher Erden’in hikâyesi ilk defa ayrıntılı bir şekilde kaleme alındı ve kitaplaştırıldı.1920’li yıllarda Mudurnu’ya da gelerek Kuvayi-i milliye’cilere destek veren “Kara Fatma” nın yaşamındaki kesitler biyografik olarak tüm ayrıntılarıyla gün yüzüne çıktı. Balkan Harbi’nden İstiklal Harbi’ne, Erzurum’dan Bolu’ya, İzmit’ten Bursa’ya elinde mavzer, hem erkek hem kadın askerlere kumandanlık eden, Atatürk tarafından üsteğmenlik rütbesine kadar yükseltilen bir kadın kahraman olan Fatma Seher Erden’in bugüne kadar yaptıkları tozlu raflarda hep saklı kalmıştı. Kitapta Kara Fatma’nın savaştığı cephelerin yanı sıra Ailesinin ve çevresinin vermiş olduğu röportajlar, ilk defa gün yüzüne çıkan Darülaceze, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı arşiv kayıtları, şaşırtıcı fotoğraflar ve geçimini sağlamak için kaleme aldığı hatıratları yer alıyor. Araştırmacı Yazar İlknur Bektaş, ‘Kara Fatma 1955 gazetelerinde yer aldığı gibi açlıktan değil hastalıktan öldü. İstanbul, Erzurum ve Bursa hattında olduğu iddia edilen mezarı Kulaksız Mezarlığı’nda kayboldu. İstiklal Madalyası ise Darülaceze’den çalındı’ diye konuştu.


İstiklal Madalyası Çalındı

Kara Fatma’yla ilgili araştırmaları sırasında milli kahramanın yakınlarına ulaşan Bektaş, Kara Fatma’nın yeğeni Yüksel Kuşlu ile görüştü. Kuşlu’nun ifadesine göre Kara Fatma’ya ait İstiklal Madalyası, fotoğrafı ve ceketi Kasımpaşa’daki bahriyeliler tarafından alınarak müzeye kondu. Deniz müzesi ve envanter kayıtlarını incelediği halde madalyanın izine rastlamadığını ifade eden Bektaş, aileden bu tip bağışların alınmadığına dair net cevaplar aldığını kaydetti. Bektaş, Darülaceze’de yaptığı araştırmalar sırasında kurumda 40 yıl hemşirelik yapan emekli bir hemşireden madalyasının üzerinde olduğu çerçeveli fotoğrafın kurumdan çalındığı bilgisini aldı.

Açlıktan öldüğü bir yalan

Kara Fatma’nın Abdülhamit Han döneminde yaptırılan Darülaceze’de açlık ve sefalet nedeniyle yaşamını yitirdiğine ilişkin 3 Temmuz 1955 tarihinde hakkında pek çok haber çıktığını aktaran Bektaş, olayın aslının böyle olmadığını ifade ediyor. Edinilen belgeye göre Kara Fatma, hasta olduğu için Darülaceze’de 11 gün yattı. Belgede Kara Fatma’nın yattığı bölüm, ne zaman vefat ettiği, vefat ettikten sonra cenazesini alanlar ve mezarlık kaydı yer alıyor.

İşgal günlerinde parçalanan bir ailenin yeniden bir araya gelme hikayesiyle izleyicisini ekrana kilitlemeye hazırlanan “Vatanım Sensin” büyülü, tutkulu ve unutulmaz bir aşkın, işgalin gölgesinde ayakta kalma mücadelesini anlatıyor.

Balkan Harbi ve İzmir’in işgal dönemiyle başlayan, kimin hain, kimin kahraman olduğunun ilk bakışta asla anlaşılamayacağı bir dönemi ekrana getirecek olan “Vatanım Sensin” işgal altındaki şehirde, parçalanan bir ailenin yeniden bir araya gelme hikayesidir.

Vatanım Sensin” Türkiye’nin ve İzmir’in yaşadığı işgal günlerini adeta yeniden yaşatacak sahnelerin çekimine İstanbul’da kurulan dev platonun yanı sıra; yine İstanbul, İzmit, Ayvalık ve İzmir’de dönemin dokusuna göre seçilen ve döneme uygun olarak çekime hazırlanan mekanlarda devam ediyor.

Hummalı ve titiz bir çalışma yürüterek 1900’lerin Selanik ve İzmir’ini adeta yeniden kuran dizinin sanat grubu, aylar süren çalışmanın ardından Selanik, İzmir, Kordon ve Kemeraltı gibi hikayenin geçtiği ikonik mekanları, semtleri ve şehirleri dönemin mimari diline uygun olarak yeniden inşa etti. Binlerce yaralı askerin tedavi altında olduğu bir hastane, esir düşen şehrin kahramanlarının tutulduğu bir hapishane ve işgalcilerin büyük karargahı inşa edilen dekorun göze çarpan yapılarının başında geliyor.

Balkan Harbi ve İzmir’in işgal dönemiyle başlayan, kimin hain, kimin kahraman olduğunun ilk bakışta asla anlaşılamayacağı büyük bir savaşın içerisinde, parçalanan bir ailenin yeniden bir araya gelme hikayesini ekrana taşıyacak “Vatanım Sensin”büyülü, tutkulu ve unutulmaz bir aşkın, bir savaşın gölgesinde ayakta kalma mücadelesidir.

Vatanım Sensin Konusu ve Hikayesi
Azize üç çocuğu ve kayınvalidesi ile zorlu bir mücadelenin içinde bulur kendini… Canından çok sevdiği kocasının yokluğuyla ve savaş yıllarının zorluklarıyla mücadele ederek yetiştirir çocuklarını.

1919 yılında, Yıldız güzeller güzeli, gözü yükseklerde bir genç kız, Hilal ise memleket sevdalısı mücadeleci bir genç kız olmuştur. Ali Kemal ise gönlündeki aşk acısıyla ve kendisine dair öğrendiği hazin sırla yaşamaya çalışan serseri bir mayın gibidir. Azize her birinin dertleriyle uğraşmaya çalışırken, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edileceği haberi ile sarsılırlar. Oysa bu işgal onlara yıllar önce kaybettikleri birini geri getirecektir. Ama hiç ummadıkları bir şekilde…

Üst üste mağlubiyetle biten savaşlardan yorgun düşmüş bir milletin, en son ve en büyük sınavına hazırlandığı 1919 senesinin baharı, Azize ve Cevdet’in de hayatlarında yeni bir dönemi başlatacaktır.

Görünür ve görünmez düşmanların gölgesinde, yolları tekrar kesişecek, hayatları bu kesişme yüzünden alt üst olacaktır. Zaferler ve mağlubiyetler görecekler, ayrılıklar ve kavuşmalar yaşayacaklar, umudun ve buhranın ateşiyle yanacak ve gerçek sevginin, gerçek vefanın, gerçek ihanetin ne olduğunu öğreneceklerdir. Cevdet ve Azize’nin hikayesi, küllerinden doğan yepyeni bir ülkenin kaderiyle bir yazılacaktır.

Vatanım Sensin ; Savaşın acımasız ortamında vazifeleri ve vicdanları arasına sıkışanların, aşklarını yine de yeşertmeye çalışanların,  her şeye rağmen bir arada kalmaya gayret eden bir ailenin, esaretten özgürlüğe doğru çıkılan amansız bir yolun hikayesidir bu…

Yapım: O3 Medya

Yönetici Yapımcı: Onur Güvenatam

Yapımcı: Nermin Eroğlu

Yaratıcı Yapımcı ve yönetmen: Yağmur Taylan, Durul Taylan

Senaryo: Necati Şahin, Nuran Evren Şit

Müzik: Serdar Ateşer

Vatanım Sensin Oyuncuları
Oyuncular: Halit Ergenç (Cevdet), Bergüzar Korel (Azize), Onur Saylak (Tevfik), Senan Kara (Veronika), Baki Davrak (Vasili), Şebnem Hassanisoughi (Eftelya), Celile Toyon (Hasibe), Boran Kuzum (Leon), Pınar Deniz (Yıldız), Miray Daner (Hilal), Kubilay Aka (Ali Kemal), Hakan Salınmış (Eşref), Aslı Omağ (Marika), Mert Denizmen (Yinon), Yasemin Szawlowski (Eleni), Emre Şen (Hacimihalis), Ercan Yazgan (Hristo)

Halit Ergenç
Cevdet

Vatanı için yiğit bir asker, çocuklarına şefkatli bir baba, karısına tutkun bir aşık, anasına ise hayırlı bir evlattır. Cevdet’in en büyük vasfı aynı zamanda zaafı: vazifesine olan tutkusu, kırılmaz inadı, erdemleri…

Bergüzar Korel
Yüzbaşı Cevdet’in karısı, Ali Kemal, Yıldız ve Hilal’in anası, Hasibe’nin kızı gibi sevdiği gelini, ahu gözlü bir balkan güzelidir. Hemşire olan Azize işi gereği soğukkanlı, kuvvetli, fedakar, yeri geldiğinde sert, ama her daim vicdanlı, sözünün eri, lafını sakınmayan, onurlu bir kadındır.

Onur Saylak
Tevfik

Gözü açık, hırslı bir Yüzbaşıdır Tevfik. Kaybedecek hiç bir şeyi,  tutunacak hiç bir değeri yoktur… Kan kardeşi Cevdet’in başarılarını içten içe kıskanır. Çocukken aşık olduğu kızla yıllar sonra Cevdet evlenir. Aşkını da içine atar Tevfik. “Düşmandan tehlikelidir, bazısının dostluğu…” demişler. Tevfik tam da bunun ispatıdır.

Senan Kara
Veronika

Yunan Komutanı Vasili’nin eşi, Leon’un annesi olan Veronika, yıllar önce ilk çocuğunu kaybettiği günden beri ruhunun bir yarısı eksik, kendi hafif esrik, bazen buhranlı, bazen şen kahkahalar atan, kocasına ise çok derine gömdüğü bir öfke barındıran, oldukça alımlı, delişmen tabiatlı bir kadındır.

Baki Davrak
Vasili

İzmir işgalini gerçekleştiren Büyük Yunan Komutanı Vasili, başarılı, gözü kara, zeki acımasız bir milis Kumandan. Gözünü kırpmadan oğlunu bile ateşe atacak kadar bağlı ilkelerine…

Şebnem Hassanisoughi
Eftelya

Bir meyhanede Rum şarkıcı olan Eftalya, neşeli, çekici ve temiz yüreklidir. Tevfik ile ilişkisini alenen yaşamak, onunla evlenmek ister ancak gözü Azize’de olan Tevfik onu her daim oyalar. Kullanıldığını anladığı anlar da dahi Tevfik’e olan hastalıklı aşkından vazgeçmez.

Celile Toyon
Hasibe

Yüzbaşı Cevdet’in annesi Hasibe, haram yemez, doğru, iffetli, istikametli bir Osmanlı kadınıdır. Torunlarının sivri dilinden nasibini aldığı ancak dizinde ağladığı, gölgesinde nefeslendiği köklü, asil bir çınar olurken gelini Azize’nin de yol göstereni, feneri olmuştur adeta.

Boran Kuzum
Leon

Büyük Yunan komutanı Vasili’nin oğludur Leon. Zeki, eğitimli, başarılı Leon’un hayattaki en büyük sorunu babasıyla olan ilişkisidir. Babasının gözüne girmek için elinden geleni yapar ama bunu asla başaramaz.
Pınar Deniz
Yıldız

Azize ve Cevdet’in güzelliği dillere destan olan büyük kızıdır. Hem şımarık, hem çocuk gibi, hem arzulu, hem mesafeli, hem kırılgan hem hoyrat bir edası vardır. İyi bir yaşam, herkesçe kabul gören bir hanımefendi olmaktır dileği.

Miray Daner
Hilal

Cevdet ve Azize’nin küçük kızı olan Hilal; zeki, cevval, meraklı, şiir sevdalısı bir genç kızdır. Hilal için vatan her şeyden kıymetlidir. İşgal dönemi İzmir’inde babasına layık olmak, onun gibi kahraman, kudretli ve adil olmak  hayattaki en büyük gayesi olmuştur.

Kubilay Aka
Ali Kemal

Cevdet ve Azize’nin 3 çocuğundan en büyüğüdür Ali Kemal. Babasına hayran bir çocuk olarak büyür. Onun gibi güçlü, kudretli, kahraman olmak, silah atmak, asker olmak ister… Lakin ailesine düşkün, bu ele avuca sığmaz oğlanın kaderi, bir gün duyduğu hakikatle değişir…

İzmir’in İşgali
İzmir’in İşgali, I. Dünya Savaşı sonrasında Paris’te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla[kaynak belirtilmeli] İzmir kentinin 15 Mayıs 1919’da Yunanistan Krallığı tarafından işgaliyle başlayan ve 9 Eylül 1922’de Türk Ordusunun kente girmesiyle sona eren işgaldir

İşgal, İtilaf Devletleri’nin izniyle Yunan Yüksek Komiseri Aristidis Stergiadis komutası altında yapılmıştır. I. Dünya Savaşı’nda Yunan Krallığı ile Osmanlı İmparatorluğu arasında herhangi bir askeri çatışma yaşanmaması sebebiyle işgal, İtilaf Devletleri arasında da tartışma konusu olmuştur. İşgale izin veren İtilaf Devletleri’nin ana amacı İtalyanların Anadolu’daki toprak kazançlarını dengelemektir. İtalya, Birleşik Krallık ve Fransa arasında 26 Nisan 1917’de yapılan St.-Jean-de-Maurienne antlaşması Yunan işgali ile uygulanamamış, çünkü İtalyanlara söz verilen İzmir bölgesi Yunanlar tarafından işgal edilmiştir. Yunanların eylemleri, Türk Kurtuluş Savaşı’nda İtalya-Türk Ulusal Hareketi arasında yakınlaşmaya sebep olmuştur.[kaynak belirtilmeli]İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası, Selçuk ve Belkahve’ye kadar İzmir’in arka alanı da işgal edilmiştir. Nisan 1920’den sonra Yunan ordusu İzmir’den harekete geçerek, Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Afyon’a kadar Batı Anadolu’nun büyük bir bölümünü de işgal altına almıştır.

İzmir’in işgali düşüncesi 1919’un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos’un önerisiyle, İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart olayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs’ta İngiltere, ABD ve Fransa, Yunan donanmasının İzmir’e gönderilmesinde hemfikir oldular. Karar 15 Mayıs’ta uygulandı.

Yunan işgali, Türk barış antlaşmasının imzalanmasına kadar sürecek bir güvenlik tedbiri olarak sunulmuştur. (I. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’na göre, barış imzalanıncaya kadar İtilaf Devletleri’ne gerekli gördükleri limanları ve stratejik noktaları işgal etme yetkisi verilmişti.) İzmir Yunanistan’a ilhak edilmemiş, Yunan askeri kontrolü altında bir Türk vali tarafından yönetilmiştir.

10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması uyarınca İzmir ve Ayvalık beş yıl süreyle Yunan işgali altında Osmanlı egemenliğinde kalacak, bu sürenin sonunda hangi devlete katılacaklarına ilişkin plebisit (halkoylaması) yapılacağı yönünde karar alınmı, Türk ve dünya kamuoyu İzmir’in işgalini, Türk ulusuna yönelik bir hakaret ve nihai Yunan ilhakına yönelik bir adım olarak değerlendirmiştir.

İşgalin en büyük gerekçesi hazırlanan sahte raporlarla ilgili bölgedeki Rum sayısının Türk sayısından fazla olduğudur ve bu bölgenin Yunanlara verilmesinin kararlaştırılmasıdır. ABD başkanı Wilson buna önce karşı çıksa da sonradan daha yumuşak bir tavır göstermiştir. Wilson İtalyanların Akdeniz Bölgesi’ne izinsiz asker çıkardığı haberini aldı.[9] İtalyanların Anadolu içine sefer başlatmaları olasılığından şüphelendi ve dolayısıyla İzmir üzerinde olan Yunan hak iddialarına sıcak bakmaya başladı. Bunu İtalyanları cezalandırmak için iyi bir olanak olarak gördü ve Rumlara karşı yapılan zulüm hikâyeleri onu İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesine onay vermesinde etkiledi

İzmir’in işgalinden önce, 14 Mayıs’ta İzmir istihkâmları işgal edildi. İngiliz birlikleri Karaburun ve Uzunada’yı, Fransız birlikleri Urla ve Foça’yı, Yunan birlikleri de Yenikale’yi işgal ettiler. 15 Mayıs 1919 sabahı İtilaf Devletleri donanmasının koruması altında Yunan askerleri İzmir rıhtımına çıktılar. İzmir’de ise buna karşı koyabilecek sadece 200 kişilik bir askeri birlik bulunuyordu. İzmir ve çevresindeki birliklerin başında bulunan Ali Nadir Paşa, Yunan askerlerine karşı koyulmaması ve silahları İtilaf Devletleri askerlerine teslim edilmesi için emir verdi.İzmirli Rumların sevinç gösterileri arasında geçit töreni yapan Yunan askerlerine ateş eden Hasan Tahsin bir Yunan askerini öldürdü, akabinde diğer Yunan askerlerinin ateşiyle hayatını kaybetti. Hasan Tahsin’in ateş ettiği kurşun, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatan ilk kurşun olarak bilinir. Yunan askerleri bu olaya karşılık çevreye yaylım ateşi başlattılar. Askeri kışlada bulunan silahsız Türk askerlerini hedef alan yaylım ateşi, Türk askerlerinin teslim olmasına rağmen devam etti. Türk subayları ve askerleri dipçiklenerek ve süngülenerek öldürüldü. Zito Venizelos (Yaşasın Venizelos) diye bağırmayan Türk subayları süngüleniyordu. Ali Nadir Paşa ise Yunan askerleri tarafından tekmeleniyordu. Türk sivillere karşı öldürme, yağma ve tecavüz olayları başladı. İşgalin ilk günü İzmir’de 400 Türk öldürüldü. 15-16 Mayıs arası çevredeki köylerde ve kazalarda yaşanan olaylar ile 5.000 kadar Türk öldürüldü. 19 Mayıs 1919 tarihli New York Times gazetesi, işgalin ilk günü 800 Türk’ün ve 100 Yunanın öldüğünü yazdı. 15 Mayıs günü sonunda toplam 20.000 Yunan askeri İzmir ve etrafındaki bölgeye çıkarılmıştı.

16 Mayıs sabahı İzmir’in işgalini duyan 800 kadar yerli Rum, Türk köylerine saldırmaya başladı. Savunmasız insanlar öldürüldü ve malları yağmalanmaya başlandı. Urla’daki Türk mahalleleri Rumlar tarafından kuşatılmaya başlandı. Bunun üzerine 56. Tümene bağlı 173. Alay Komutanı Yarbay Kâzım Bey yanında bulunan 18 er ve birkaç jandarma ile kasabayı savunmaya başladı. İlk Rum saldırısı püskürtüldü. Aynı gün bu olayı öğrenen kasabadaki Türk halkı, Urla’daki askeri silâh deposunda bulunan 120 silâhı ve cephaneyi alarak, 120 kişilik bir milis kuvveti meydana getirmiş, böylece Batı Anadolu’da ilk Kuva-yi Milliye birliği doğmuştur. Bunu çevrede hızla başka milis kuvvetlerinin kuruluşu izlemiştir