MedyaFaresi MedyaFaresi

Hıncal Uluç, narkoz aldıktan sonra huy mu değiştirdi?

Ayşe Arman, NLP uzmanı Cengiz Eren'e sanat ve medya dünyasının ünlü simalarının nerede hata yaptıklarını sordu. İşte, Ahmet Hakan'dan Ertuğrul Özkök'e o yorumlar.

Eklenme: 16 Ağustos 2009 09:18 - Güncelleme: 10 Nisan 2016 12:22

Benim başıma ne geldiyse meraktan geldi. Önce "Nedir bu NLP?" diye merak ettim. Nöro Linguistik Program. Sonra "Kimdir bu NLP'yi başımıza saran?" dedim. Bir isim çıktı karşıma: Cengiz Eren.

Onunla, Türkiye'nin ünlülerini konuştuk. Nerede hata yaptılar? Nerede kazandılar? Anlaşılan, toplum önünde olmak bizim zannettiğimizden çok daha zor. Bedelleri çok daha ağır. Ve bu toplum, insanların ağzından çıkan her şeyi onlara ödetiyor. Valla, ne söylüyorsa, Cengiz Eren söylüyor. Hiçbiri benim fikrim değil tamam mı? Bu söyleşi Bodrum'da gerçekleşti. Şahane bir açık hava müzesinde: Aspat. Cengiz Eren'in anlattıklarını dedikodu dinler gibi dinledim.

TARKAN

Çöküşte olduğu için en üzüntü duyduğum isimlerden biri Tarkan. Nereden nereye? Tepeye çıktıktan sonra bir süreç başlatamazsanız, iniyorsunuz. Tarkan'a da öyle oldu. "Kıl Oldum Abi" dönemlerine döndü. Birkaç sebebi var; Tarkan bu reklam işlerine çok önem verdi, sanatçıların reklamlarda oynamamaları gerekiyor. En önemlisi de starların etrafında bir takım dalkavuklar oluyor. Bu insanlar, onların her yaptığını onayladıkları için halktan bilgi almalarını engelliyorlar. Bilgi akışı sınırlı hale gelince, yenilenme süreci başlamıyor. Yenilenme süreci başlayamayınca oldukları yerde sayıklıyorlar veya Tarkan örneğinde olduğu gibi geriliyorlar.

ERTUĞRUL ÖZKÖK

Bir yazısında okumuştum: Kuşadası'nda DJ'lik yaptığı yıllarda, aynı yerde genç bir dansçı kız da çalışıyor. Özkök onu beğeniyor, sohbet ediyorlar. Ama patronun da, o kızda gözü var. Bir akşam programdan sonra kız ve Özkök otururlarken, iri yarı bir koruma geliyor ve Özkök'ü bir güzel dövüyor ve oradan atıyor. Bu olayın, onun bütün hayat stratejisini değiştirdiğini düşünüyorum. Ertuğrul Özkök oradan atılana kadar "kovalanan" iken, bu olay üzerine "kovalayan" olmayı seçiyor. Ve sonunda herkesin kendisine aktığı bir "merkez" haline dönüşüyor... Ama Özkök'ün otoriteyle problemi var. Hem "güç"ün ta kendisi, hem de "güç"ü sevmiyor, itiyor. Çünkü otorite haline gelmekten korkuyor.

ORHAN PAMUK

Herhalde Nobel kazanıp kendi ülkesinde değer kaybeden tek insandır. "Türkler 30 bin Kürt'ü ve bir milyon Ermeni'yi öldürdü" demesi ona çok şey kaybettirdi. Toplumdaki kimlik değerine çok ağır bir darbe indi. Nobel kazanması bile durumu düzeltmedi. Onu kurtaracak tek şey Nobel'i reddetmesiydi, ki bu da takdir edersiniz ki kolay bir şey değil.

AHMET HAKAN

Onunla ilgili söyleyebileceğim en temel şey, müthiş bir yalnızlık duygusu. Yurtsuz biri olarak görüyorum Ahmet Hakan'ı. Her kesime de belli bir mesafede duruyor. Bu ona herkes hakkında önyargısız yazabilme olanağı veriyor. Ama bulunduğu konumu koruyabilmesi için sürekli her tarafa bulaşması icap ediyor. Çok yıpratıcı olmalı. Ahmet Hakan geceleri yattığında ne düşünüyor acaba? Var olabilmesinin tek çaresi de, her tarafla savaşa devam etmesi. Bu da insanın enerjisini ciddi bir şekilde tüketir.

CAN DÜNDAR

O da toplumsal algımızda değer kaybedenlerden. "Mustafa" filmi, kendisine tahmin ettiğinden çok daha fazla zarar verdi. Turgut Özakman'la girdiği polemik de her şeyin üzerine tüy dikti. En vahimi de Can Dündar'ın bu filmi çekmesi değil, çektiği filmin arkasında duramaması oldu.

SERDAR TURGUT

Serdar Turgut Akşam'a geçince okuyucu sayısı azaldı. Birden bire daha marjinal bir yazar haline geldi. "Halkın dünya görüşünü değiştireyim" gibi bir amacı yok. O sürekli ne kadar entelektüel olduğunu anlatmaya çalışıyor ve daha çok gazetecilere mesaj veriyor. Medya nasıl düzelebilir, tasası bu.

RAHMİ KOÇ

Babası ona genç yaşında sınırlamalar getiriyor, Kalamış'ta kayığa bile binmesine izin vermiyor. Sonuç? Kalamış Marina'yı da işletiyor, tekne ile dünyayı da dolaşıyor.

HINCAL ULUÇ NARKOZDAN SONRA DEĞİŞTİ

Peki ya Hıncal Uluç?

- Geçirdiği son ameliyat sonrası yazılarında bir sertleşme görüyorum.

Nasıl yani?

- Bir farklılık var, dikkatinizi çekmedi mi? Çünkü narkoz aldı. Narkoz alan insanlar değişir. Narkoz aldığımızda, zihnimizde var olan kapaklar açılır, somut bir değişim süreci olur. Kişinin hiç hatırlamadığı olaylar su yüzüne çıkar.

Siz doktor değilsiniz...

- Ama biliyorum. Bunları narkoz dışında iki süreç başlatıyor; bir tanesi düşme, diğeri aşırı gürültü. Bu iki korku da, kapalı duran kapakların açılmasına yol açabiliyor. Aynı sonucu narkoz da ortaya çıkarıyor. Çünkü narkozda düşünme yeteneği, farkında olduğumuz aklımız tamamen ortadan kalkıyor. Kalktığı için sistem iç taraftaki şeyleri ortaya çıkarıyor. O yüzden narkozdaki birine kaset tutun, çok önemli şeyler söyleyecektir. Bağırıyorsa, küfrediyorsa, geçmişte gösteremediği çok sayıda tepki var demektir. Hıncal Uluç da, boyun ameliyatı sırasında narkoz aldığı için ve kapalı duran kapaklar açıldığı için, çocuklukta gösteremediği bütün tepkileri şimdi gösteriyor.

BEYAZ

Geçen hafta Maserati'sini göstererek çok ciddi bir hata yaptı. Göstermekle kalsa iyi, çizildiğinden şikáyetçiydi. Böylesine pahalı bir arabadan söz etmek onu halktan ayrıştıran bir şey oldu.

'BİR' ŞARKISIN SEN

Berkant'ın en çok hangi şarkısını hatırlıyorsunuz? Evet bildiniz, Samanyolu! Ama başka şarkıları da var, neden sadece Samanyolu? Çünkü şarkıda buna sebep olan şöyle bir cümle var: "Bir şarkısın sen..." Tek şarkı yani. "Bin şarkısın" dese farklı olabilirdi.

Orhan Gencebay İngiltere'de bir kıza áşık oluyor, "Bir teselli ver" şarkısını yapıyor, ama bu şarkıyı minibüsçüler beğeniyor ve Gencebay o günden sonra minibüsçüleri mutlu etmek için şarkılar besteliyor.

Teoman'ın en çok tutan iki şarkısı da, "Paramparça" (Babamın öldüğü yaştayım) ve "17" de, ölüm temalı olduğu için, Teoman'ın bütün şarkılarında ölüm var. Baştan öyle tutturdu, öyle gidiyor.

"Bu akşam ölürüm" şarkısıyla Murat Kekilli çıktı, inanılmaz bir çıkış yaptı. İlk dinlendiği anda, ölüm korkusunu ortadan kaldıran bir şarkı. Zaten o yüzden patladı. Fakat bu toplum, sonradan Kekilli'yi ölümü hatırlattığı için sildi.

 

Ayşe Arman - Hürriyet