MedyaFaresi MedyaFaresi

\"Hangi hortumcuya bunu yaptınız?\" Baykal kükredi!

Baykal, İstanbul 2010 Kültür Başkenti kutlamaları için trilyonlar harcandığını, Tekel işçilerinin haklı taleplerinin yerine getirilmediğini belirtti

Eklenme: 19 Ocak 2010 19:17 - Güncelleme: 02 Nisan 2016 07:30

"İstanbul'da havai fişek gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti şuradaki ekmek kavgası veren işçilerin statüsünü güvence altına alacak çözümü bulmaktan aciz midir?" diye sordu.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında konuştu. Türkiye'de milletin bütün farklılıklara rağmen beraber yaşama, dayanışma içinde olma, Türkiye'nin bütünlüğünü her şeyden önemli sayma konusundaki temel anlayışının bütün gücüyle devam ettiğini, ancak birilerinin belli kurgulamalarla Türkiye'nin huzurunu sarsmaya yönelik tertipleri ısrarla sürdürüldüğünü ifade ederek, bu tertiplerin bazen sokak çatışmaları, bazen de anayasa tartışması içinde ülkenin geleceğiyle ilgili tereddütler pompalanmak şeklinde ortaya çıktığını söyledi. Baykal, "Türkiye'yi yönetenler bir türlü içlerine Türkiye Cumhuriyeti'ni bağımsız bir devlet olarak bu coğrafyada her türlü engele rağmen kurmuş olan insanların attıkları temelin ne kadar doğru olduğu noktasında hala kendilerini tam ikna edemediklerini görüyoruz, bütün gerginlik ve tartışma da buradan ortaya çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleriyle ilgili siyasetçilerin bir kısmının kafasında bulunan ya da dışarıdan yönlendirilen telkinlerin hala Türkiye'de etkili olması toplumdaki huzursuzluğun temel nedenini oluşturuyor" diye konuştu.

-"ÇİFTÇİYE YAPTIĞINIZI HANGİ HORTUMCUYA YAPTINIZ?"-

Baykal, Türkiye'de çalışan kesimlerin sorunları ve şikayetlerinin bir türlü kurallara uygun bir biçimde ele alınıp çözülemediğini belirterek çiftçilerin borçlarını ödemelerine imkan verecek düzenlemeler yapıldığını, ancak bunların hep yüzeysel, yarım, sonuç alıcı olmaktan uzak kaldığını belirtti. Çiftçilerin önemli bir kısmının ağır borç yükü altında perişan hale geldiklerine dikkat çeken Baykal, her hafta Anadolu'dan çiftçi vatandaşların icra takiplerini kendilerine gönderdiklerini bildirdi. Baykal, Yozgat'tan bir çiftçi'nin 8 bin TL'lik borcu için 41 bin TL'lik icra takibine uğradığını, başka bir çiftçinin 7 bin 500 TL'lik borcu için 15 bin TL ödemesine rağmen 27 bin TL borcu kaldığını belirtti. "Bu çiftçiye yaptığımız bu uygulamayı Allah aşkına kime yaptınız bugüne kadar, borcunu ödeyememiş hangi hortumcuya bunu tatbik ettiniz?" diye soran Baykal, "Bu, zulümdür, haksızlıktır, yazıktır, günahtır" diye konuştu. Bu insanların borçlarına sadık olmadıkları için değil, ödeyemez hale geldikleri için bu duruma düştüklerini vurgulayan Baykal, mazotun, gübrenin, ilacın fiyatının 2 katına çıktığını, ürün fiyatı hala 2002'de kaldığını, hayvancılığın çökertildiğini söyledi.

Toplumun her kesiminden şikayetler duyduklarını, öğretmenlerle ilgi yoğun şikayetlerin olduğunu belirten Baykal, sorunların çözümünün eğitimden geçtiğini, Türkiye'de devletin eğitime yapacağı harcamanın en helal ve yerinde harcama olacağını dile getirdi. 2004 yılından beri atanmayı bekleyen binlerce öğretmen olduğunu kaydeden Baykal, öğrencilerin öğretmen, öğretmenlerin de görev beklemesine karşın 200 bine yakın gencin atama yapılmadığı için hayalkırıklığı içinde beklediğini ifade etti. Daha önce Şubat ayında yapılan atamaların kaldırıldığını, yüksek puan almasına rağmen atamasının yapılmadığı, mezun olduğu okul türüne göre öğretmen olma şansını elde eden ve edemeyen öğretmenler ayrımının olduğunu kaydeden Baykal, "Bunlar acı olaylar, Türkiye'nin gerçek sorunları, gerçek gündemi. Bu konularda tam bir vurdumduymazlık içinde iktidar" dedi.

-"BİR YANDA TEKEL İŞÇİLERİ, DİĞER YANDA TRİLYONLUK KUTLAMA TÖRENLERİ"-

İstanbul'un Avrupa Kültür Başkentlerinden birisi olarak ilan edildiğini anımsatan Baykal, bu olayın Türkiye'de çok büyük bir heyecanla karşılandığını, kutlamalar için trilyonlarca lira harcandığını, İstanbul'da gece ışıklarla, havai fişeklerle bir büyük şenlik yaşadığı belirerek şöyle konuştu:

"Bir yanda İstanbul'da Avrupa kültür başkenti olduk sevinci, heyecanı, mutluluğu, öte yanda Ankara'nın göbeğinde, Kızılay'da işini kaybetme korkusu içinde işini kazanabilmek için büyük bir mücadeleye girmiş olan Tekel işçilerinin vermekte oldukları ekmek kavgası. Bir yanda ekmek kavgası vermekte olan, işini kaybetmekte olan binlerce Tekel işçisi ve onların yürekleri dağlayan, kanatan görüntüleri, öte yanda da bir büyük şenlik, bir büyük coşku ve trilyonlarca lira harcayarak gerçekleştirilen kutlama törenleri... Gerçekten bu çelişki, bu tablo Türkiye'nin gerçek manzarasını anlamamıza yardımcı olacak bir tablodur."

1985'ten bu yana birçok kentin Avrupa Kültür Başkenti olduğunu ifade eden Baykal, bu yıl da İstanbul ile birlikte Almanya'nın Essen ve Macaristan'ın Pecs kentlerinin Avrupa Kültür Başkenti ilan edildiğini belirterek "Çok merak ediyorum. Acaba Macaristan Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Hükümeti ve Macaristan halkı Pecs Avrupa Kültür Başkenti oldu diye milyonlarca Euro'yu harcayıp böyle bir şenlik yaptılar mı, yer yerinden oynadı mı, kıyamet koptu mu? Pecs'te böyle bir şey oldu mu?" diye konuştu.

-"İSTANBUL 2 BİN YILDAN BERİ DÜNYA KÜLTÜR BAŞKENTİ"-

İstanbul'un Avrupa'nın bir teşkilatı tarafından kültür başkenti ilan edilmeye ihtiyacı olmadığını söyleyen Baykal, "İstanbul iki bin yıldan beri Avrupa'nın ve dünyanın kültür başkentidir. Dünyanın en özgün bir tarih ve medeniyet kenti... Hangi eziklik duygusudur ki birileri İstanbul'a bu rütbeyi verdi diye sevinç içinde kıyameti koparır, bu kadar para harcar, heyecan yapar? Ne zaman? Tekel işçileri Kızılay meydanında kuru ekmek kavgası vermeye devam ederken" dedi. Bu sırada Baykal'ın konuşmasını izleyen Tekel işçileri "Tekel sizinle gurur duyuyor" diye slogan attı. Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim gibi görmüş geçirmiş bir millete, bir topluma birilerinin aldığı bir karar karşısında böyle bir şov yapmak, heyecana gark olmak yakışıyor mu? Bunun altında ne yatıyor? Milletimiz bundan büyük onur mu duydu? Hiç kimsenin aldırdığı yok, biz İstanbul'umuzun değerini ondan bundan öğrenecek değiliz, biliyoruz İstanbul'un değeri. Sen, 1985'te başladığın kültür başkenti kararlaştırma uygulamanı 2010 yılına kadar İstanbul'u görmezlikten gelmenin hesabını önce bir veriver bakalım. Bunun altında çaresizlik yatıyor. Bunun altında milleti olmadık işlerle hayatından memnun etmeye sevk edebilir miyiz ihtiyacı içinde bir aldatmaca projesi yatıyor. Temeli yok. O senin harcadığın trilyonların içinde o Tekel işçisinin, onun yetiminin de hakkı var. Ama nasıl olur da ülkeyi yönetenlerin vicdanı, aklı, mantığı böyle bir Türkiye ortamında bu kadar parayı böyle bir şov için, anlamsız bir şov için Fransa'da bir firmaya ihale edip gelin bize İstanbul'u ışıklandıracak, havai fişek atılacak bir düzenleme getirin, bilgisayarla İstanbul'un dört bir köşesinden havai fişek atılsın, trilyonlar harcansın, yeter ki millet gerçekleri görmesin, sorunlarını hatırlamasın, sıkıntılarını unutturmaya çalışalım. Bu, gerçekten kabul edilebilir bir tablo değil."

-"TEKEL İŞÇİLERİ HAKLARI OLANDAN FAZLASINI İSTEMİYOR"-

Baykal, 36 gündür Tekel işçilerinin çok çarpıcı, vicdanları sarsan, etkileyici bir mücadele verdiklerini belirterek, "Bu mücadeleyi doğru anlamak lazımdır. Bu mücadelenin altında ne yatıyor, hangi psikoloji içinde Tekel işçisi, bunu değerlendirmek lazımdır, bunu görmezlikten gelmek mümkün değildir. 70 milyonun gözü önünde böyle bir facianın orada yaşanıyor olmasını, 'ne halleri varsa görsünler, bizi ilgilendirmez' diye sırtımızı dönerek, vicdanımızı susturarak unutmaya hakkımız yoktur. Orada neyin mücadelesi veriliyor, bunu anlamalıyız" dedi.

Tekel işçilerinin hakları olandan fazlasını istemediklerini belirten Baykal, işçilerin, hakları olanın, Hükümet'in izlediği politika nedeniyle birdenbire ellerinden alınıvermiş olmasını hazmedemediklerini vurguladı. İşçilerin kendine bir hayat düzeni kurduklarını, sosyal haklar elde ettiklerini, ancak günün birinde iktidarın, işçilerin sahip olduğu çalışma statüsünü ortadan kaldırmaya çalıştığını dile getiren Baykal, "Bu, sadece burası için değil, kim için yapılsa haksızdır, yanlıştır. Bakın, son dönemde Türkiye'de bu nitelikte geçmişte bazı uygulamalar yapılmıştır. Özelleştirme sonucu işyerleri kapatılmıştır. Ama kapanan işyerlerinde çalışanlar, çalışma haklarından hiçbir kayba uğramadan başka işyerlerine transfer edilmiştir, statü değiştirilmemiştir" diye konuştu. Baykal, geçmişte özelleşen SEKA, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Tekel Kibrit Fabrikası, PETLAS, Sivas Demir Çelik örneklerinde işçilerin haklarını kaybetmeden başka kurumlara kaydırıldığını belirterek "İstanbul'da havai fişek gösterisini gözünü kırpmadan yapabilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti şuradaki ekmek kavgası veren işçilerin statüsünü güvence altına alacak çözümü bulmaktan aciz midir?" diye sordu. Bu sırada izleyici sıralarında Baykal'ı izleyen Tekel işçilerinin "İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız" diye slogan atması üzerine Baykal, işçilere "Bırakın, ben sizin adınıza gerekeni söylüyorum" dedi.

-"DEVLETE VATANDAŞIYLA KAVGA ETMEK YAKIŞMAZ"-

İnsanların haklarının ellerinden alınmaması gerektiğini, bunun bir insanlık sorunu olduğunu ifade eden Baykal, insanların karda kışta perişan olduğunu, her gün birçok işçinin hastaneye kaldırıldığını kaydederek şöyle konuştu:

"Buna değer mi? Bir toplumun vicdanı bu manzaraya sessiz kalabilir mi? Yazıktır, günahtır, ayıptır. Devlete kendi vatandaşıyla kavga etmek, inatlaşmak yakışmaz. Böyle bir olayda, olaya şefkat, merhamet gösterecek, 'Gelin çocuklar' deyip elini uzatacak iktidar hiç tereddüt etmeyin aciz düşmüş bir iktidar değil, tam tersine toplumun vicdanına sahip çıkmış bir iktidar olarak değerlendirilir. 'Uzattınız, gelin bu işi çözeceğiz, siz de bizim vatandaşımızsınız' diyecek bir duyarlılığa ihtiyaç var. Bu acımasızlık, bu hoyratlık. Devlet düzeyinde Türkiye'ye yakışmıyor. Telef oluyor insanlar orada. Bir günü, bir geceyi orada o şartlar altında bir Bakan arkadaşımız geçirse durumun ne olduğunu anlar. Onların niçin bu mücadeleyi verdiğini anlamak lazımdır. Gerçekten bu işe artık el atmak lazımdır, bu Türkiye'ye ayıp oluyor, yakışmıyor."

İktidarı göreve çağıran Baykal, şöyle devam etti:

"Artık yeter, bunu bir inatlaşma konusu olarak görmeyin, sahip çıkın, kucaklayın, anlayış gösterin ve o insanları yapmanız gereken şeyi artık yapma kararıyla yüzlerini güldürüverin, ailelerine onları umutsuz dönmek zorunda bırakmayın. Yenilmiş, ezilmiş insanlar haline bir de siz dönüştürmeyin. Zaten yeterince ezildiler, yenildiler. Şimdi bir kez daha devletin gücüyle kabadayılık yapıp onların burunlarını sürtmenin kimseye bir yararı yoktur. Sahip çıkın o insanlara."

Son zamanlarda huzursuz bir alanın da sağlık alanı olduğunu söyleyen Baykal, eczacı, doktor, vatandaş her birisinin rahatsız ve şikayetçi olduğunu ifade etti. Baykal, vatandaşın eczaneden ilaç alamadığını, depodaki ilacın eczaneye indirilemediğini, ilacın olduğu durumda da eczaneden provizyon alınamaması nedeniyle ilaç alınamadığını kaydederek "Yavaş yavaş sağlık hizmetlerini paralı hale getirebilmek için hastanedeki paranın bir kısmını eczacı üzerinden tahsil edebilmek için binbir türlü cambazlıklar geliştiriliyor. Bütün bunların sonucunda vatandaş bir büyük sıkıntının, belirsizliğin içine sürüklenmiş duruyor. Çok acı bir manzaradır. Bir an önce buna el atmak lazımdır. İzlediği sağlık politikasının artık sürdürülemez hale gelmesi karşısında Hükümet yavaş yavaş milletin cebine gözünü dikmeye başlamıştır. İlk sağlık hizmetlerinden dahi para tahsil etmeye başlamışlardır. Bütün bunlar önümüzdeki günlerde sorunların daha da artacağını bize gösteriyor" diye konuştu.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YENİ AÇILIM

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidarın Anayasa değişikliği ile kurumlarla çatışmasını yeni bir düzeye taşımak istediğini belirterek "Anayasa değişikliği, yargıya karşı saldırının, savaşın, Silahlı Kuvvetler'e karşı savaşın yeni açılımı olarak planlanmıştır. Getirilecek olan Anayasa değişikliğinin hedefi bugüne kadar iftirayla, ithamla, uydurma belgeyle, yalan dolan birtakım dedikodularla kurumları yıpratmaya yönelik mücadelenin şimdi Anayasa değişikliğiyle nihai düzeyde çözüme kavuşturulması arayışıdır" dedi.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye'de bir süreden beri kurumlar arasında huzursuzluk yaşandığını, bazılarının bu huzursuzluğu kurumların birbiriyle çatışması gibi aksettirdiğini, ancak bunun iktidarın kurumlarla çatışması olduğunun anlaşıldığını söyledi. Türkiye'nin çok büyük bir huzursuzluk ve gerginlik yaşadığını dile getiren Baykal, Hükümet'in birdenbire Referandum Yasası ile ilgili bir düzenleme yapma kararı aldığını, bu kanun teklifinin altında da bir Anayasa değişikliği projesinin yattığının anlaşıldığını ifade etti. "Anayasa değişikliği konusu Türkiye'de bir süre önce kurumları siyasi iktidarın hedef seçmesi şeklinde ortaya çıkan olayların yeni bir anlayışla, yeni bir düzeyde ele alınması anlamına gelmektedir. Anayasa değişikliği projesi Türkiye'de iktidarın kurumlarla çatışma, kurumlarla hesaplaşma, kurumlara haddini bildirme konusundaki uygulamalarının yeni bir düzeyde, Anayasa düzeyinde sürdürülmesi anlamına gelmektedir" diyen Baykal, şöyle devam etti:

"Bugüne kadar kurumlara yönelik birtakım iddialara ortaya atılıyordu. O iddialar doğru mudur, haklı mıdır, değil midir, kimsenin bunun üzerinde özenle durduğunu söylemek mümkün değildi. Bir belge çıkarılıyordu. Bu belge Silahlı Kuvvetler'i ilzan eden bir belge gibi muameleye tabi tutuluyordu. Genelkurmay'ın en önemli noktalarında görev yapan insanları 'İrtica eylem planı hazırladınız, darbe planlıyorsunuz' diye itham altında bırakıyorlardı. Herkes de bunu ciddiye alıyordu. İlk kez koca Türkiye'de Genelkurmay'da en hassas yerlerde görev yapan insanlara yönelik darbe hazırlığı iddiası Hükümet tarafından, Başbakan tarafından dile getiriliyordu. Ne oluyordu sonra, bu iddialar doğrultusunda? Gelişmeler kısa bir süre sonra ortaya koyuyordu ki, bu iddiaların temeli yoktur, ciddiyeti yoktur."

-"KURUMLARLA SAVAŞIN SON AÇILIMI"-

Albay Dursun Çiçek olayının, bunun somut bir kanıtı olduğunu ifade eden Baykal, Çiçek'in serbest bırakıldığını, ancak belgenin halen incelenemediğini kaydederek şöyle konuştu:

"Ne oluyor? İyi niyet, gerçeği aramak var mı? Yoksa bir kavgayı sürdürmek, bir kavgada kabul ettirebildiğin düzeyde ithamları idame ettirerek kavganın hedefini karşında tutmak politikası mı götürülüyor? Böyle bir manzara. Ne oldu onun dışındaki iddialar, suikast iddiası ne oldu? Albay intihar etti, ne oldu, ne çıktı? Şimdi bu kavga bitti diye düşünmeyin. Şimdi Anayasa değişikliği bu kavgayı çözmenin yeni bir yöntemi olarak ele alınıyor. Kurumlarla savaşın, kurumları etkisiz kılma hedefine yönelik mücadelenin en son açılımı, en son aracı Anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliğiyle şimdi amaca ulaşılmak isteniyor. Yargıtay Başkanı diyor ki 'Biz savunmadayız.' Demek ki saldırıda. Kim saldırıyor, saldırılan Yargıtay, yargı savunmada. Genelkurmay Başkanı diyor ki 'Bize karşı harekat var.' Kim yapıyor o harekatı. Şimdi o harekatın yeni aşaması söylemek istediği. Savunma diyor ya, şimdi daha da savunmadadır Yargıtay, yargı. Neyle? Anayasa değişikliğiyle. Anayasa Değişikliği yargıya karşı saldırının, savaşın, Silahlı Kuvvetler'e karşı savaşın yeni açılımı olarak planlanmıştır. Getirilecek olan Anayasa değişikliğinin hedefi bugüne kadar iftirayla, ithamla, uydurma belgeyle, yalan dolan birtakım dedikodularla kurumları yıpratmaya yönelik mücadelenin şimdi Anayasa değişikliğiyle nihai düzeyde çözüme kavuşturulması arayışıdır."

-"ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ SİYASETİ YARGIYA HAKİM KILMA GİRİŞİMİ"-

Anayasa'nın ve üzerinde yapılacak değişikliğin bir toplumda ana mutabakatı ortaya koyması gerektiğini belirten Baykal, Türkiye'de Anayasa değişikliğinin önce "mahcup mahcup" ortaya atıldığını, sonra Başbakan tarafından açıkça dile getirildiğini kaydederek "Anayasa değişikliği 8-10 maddeyle ilgili, önümüzdeki günlerde gelecek, öyle anlaşılıyor. Bunun temel dayanak noktaları etrafında Türkiye'de bir büyük mutabakatın var olduğunu söylemek mümkün mü? Mesela yargının bizim siyasi yaşamımızdaki konumuyla ilgili siyasi tartışma içinde yer alan partilerin, milletin bir temel mutabakatının bulunduğunu söylemek mümkün mü getirilen değişiklikle ilgili? Getirilen değişiklik ne? Siyaseti yargıya hakim kılma girişimi. Siyaseti, yargıyı tayin eder, yönlendirir noktaya getirme girişimi" diye konuştu.

Türkiye'de yargı bağımsızlığı ilkesinin 1950'den beri temel bir ilke olarak kabul edildiğini, yargı bağımsızlığının teorik bir tartışmaya hiçbir zaman tabi olmadığını vurgulayan Baykal, şöyle devam etti:

"Yargı bağımsızlığı Türkiye'de demokrasiye geçişin temel dayanak noktası olmuştur. Demokrat Parti-Cumhuriyet Halk Partisi tartışmalarının çıkış noktasında hakimlerin teminatı bir temel unsur olmuştur. Yargı bağımsızlaştıkça Türkiye demokrasiye geçer diye kabul edilmiştir. Şimdi ilk kez 'Yargı bağımsızlığı önemli değil, yargının tarafsızlığı önemli' diyorlar. Ne olacak, ne zaman yargı tarafsız olacak? İktidarın dediğini yaptığı zaman tarafsız olacak, iktidarın dediğine karşı çıktığı zaman tarafgir olacak yargı. Bağımsız yargı iktidara dur dediği için taraflı yargı suçlamasına maruz kalacak. Kavramların içini boşaltarak Türkiye'yi sağduyusunu kaybetmiş, aklını fikrini kaybetmiş bir noktaya getirebileceklerini mi zannediyor bunlar? Bağımsızlık, tarafsızlığın güvencesidir. Bağımsız olmayan kimsenin tarafsız olabileceğine inanmak mümkün değildir. Eğer yargıç teminatı yoksa, bağımsız değil ise onun tarafsız olacağına neye dayanarak söyleyeceğiz? İşin temeli yargının bağımsızlığıdır."

-"MEDYA TUTSAK ALINMIŞ DURUMDA"-

İktidara bağımlı olan yargının tarafsızlığına inanmanın mümkün olmadığına dikkat çeken Baykal, TBMM'nin 4'te 3'ünün dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmak zorunda kalmış insanlardan oluştuğunu kaydederek "Siyaset dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan insanlardan oluşuyor. Onların kendisi bağımsız değil, onlara teslim edilen yargının ne tarafsızlığına, ne bağımsızlığına güvenmek mümkün" diye konuştu.

İktidarın yargıya müdahale edebilmesine imkan veren bir Anayasa değişikliği yapılması durumunda bunun "yargının bağımsızlığı mücadelesine son verilmiş demek" olacağını ifade eden Baykal, şunları kaydetti:

"Bu olayı götürürken medya susturulmuştur, medya sesini çıkaracak halde değildir. Buna karşı tepki gösterenlere sözcülük yapacak bir güçten maalesef mahrum bırakılmıştır. Bu, açık bir gerçektir. Türkiye'de bugün basının, televizyonların içlerinden, akıllarından ne geçiyorsa onu özgürce söylemesinin mümkün olduğunu kabul etmek Türkiye gerçeklerinden tamamen kopmuş olmak anlamına gelir. Türkiye'nin durumunu biliyoruz. Medya kuşatılmış, diz çökertilmiş, tutsak alınmıştır, çok açık bir şekilde. 'Böyle bir ortamda bu mümkündür' diyorlar. Bu vahim, Türkiye'nin anayasal rejimini çığırından çıkarabilecek, en temel organı olan yargıyı iktidarın denetimi altına sokacak bir uygulama için bunu uygun bir konjonktürdür diye kullanıp yürüyecekler. Vahim bir olay bu, demokrasiyle filan ilgisi yoktur. Bir süredir Türkiye'de gidiş demokrasiye göre mi, diktatörlüğe göre mi diye bir tartışma yaşanıyor. İşte bu da gidişin demokrasiyle hiçbir ilgisi olmadığını bize açıkça ortaya koyacaktır. Bu arayışın kendisi de Türkiye'de demokrasinin artık en temel kurumlarına yönelik tepkinin de ortaya çıkmaya başladığını da bize göstermektedir. Çok vahim bir manzaradır."

Yargıda sorun olduğunu, yargının bugünkü yapıda bile siyasetçilerin denetimi altına girdiğini söyleyen Baykal, "Türkiye'de yaşanan bir Ergenekon davası yargı bağımsızlığı kavramıyla nasıl izah edilir, bunu oturup başından sonuna kadar bir irdelemek, bir tartışmak lazımdır" dedi. Ergenekon davası kapsamında tutuklanan eski Emniyet Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın 16 ay tutuklu kaldıktan sonra ilk kez hakimin karşısına çıkmasının ardından serbest bırakıldığını anımsatan Baykal, "Aynı dosyayla tutuklama kararı alıyorsunuz, aynı dosyayla 16 ay sonra ilk kez hakimin önüne çıktıktan sonra sanık, ifadesini verdikten sonra tahliye ediyorsunuz. Yazık değil mi, günah değil mi?" diye sordu.

Bu sorunların yaşandığını belirten Baykal, "Bilin ki HSYK iktidarın tayin ettiği insanlarla oluşma noktasına gelirse artık Türkiye'de can, mal güvenliği, kişi hak ve özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, vatandaşın özgürlüğü konuları tümüyle ortadan kalkar. Türkiye'de zaten bu telefon dinleme işi tahrip etmiştir. Demokratik hukuk devleti ilkesini temellerinden sarsan bir olay haline gelmiştir. Telefon dinlemelerinin, hukuki sürecin dayanağı haline dönüştürülmesi ayrıca hem adalet sistemini tahrip etmiştir, hem de demokrasi ve özgürlük sistemini tahrip etmiştir" diye konuştu.

-"UMARIM HÜKÜMET YENİ BİR ÇATIŞMAYA SÜRÜKLEYECEK DAYATMACIKTAN UZAK DURUR"-

Anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesinden 10'unun kararıyla en önemli Anayasa maddesine karşı eylemlerin odağı haline geldiği hükme bağlanmış olan AKP ile Anayasa Mahkemesi'nin kapattığı eski DTP'li milletvekillerinin oluşturduğu BDP ile yapılmak istendiğini, Türk halkının önemli bir bölümünün bu değişikliğin içinde olmadığını dile getiren Baykal, değişikliğe 10-11 madde konulacağını, 2 tanesinin Silahlı Kuvvetler ve yargıya yönelik olacağını ifade ederek "Vatandaşa diyeceğim ki, 'Bunun tümüne evet mi hayır mı?' Bu da demokratik bir tercih olacak. Birbirimizi mi aldatıyoruz? Samimiyet nerede, dürüstlük nerede, açıklık, içtenlik, şeffaflık nerede? Böylece Türkiye daha demokratik olacak. Bu vahim bir olaydır, bu çaresizliğin yansımasıdır. İktidar böyle bir noktaya gelmiştir. Umut ediyorum iktidarın içindeki aklı başında insanlar bunun yanlış olacağını iktidara hissettireceklerdir, bu yolda teşvik edici olmayacaktır. Giderayak Türkiye'yi yeni gerginliklere sürüklemenin doğru olmadığını onlara anlatacaklardır ve bu teşebbüsten vazgeçilecektir. Ne zaman deneniyor bu? Giderayak deneniyor. Oylar azalmaya başlamış, önümüzdeki seçimden sonra böyle bir değişikliği yapma şansı hiç sözkonusu olmayacak. Aman ha giderayak şimdi bu işi böyle halledelim hesabı içinde bir girişim yürütülüyor. Fevkalade yanlış, bundan büyük üzüntü duyuyorum. Bunu umarım sağduyu hakim olur, iktidar Türkiye'yi yeni bir gerginliğe, çatışmaya sürükleyecek bu dayatmacı tavırdan, bu olupbitti tavırdan uzak durur" diye konuştu.

Baykal, Anayasa değişikliği konusunun Türkiye'yi bir kırılma noktası ile karşı karşıya getirebilecek olan bir konu olduğunu belirterek "Çok büyük sorumluluk hepimizi bekliyor. Millete karşı referandum ile bir tuzak olarak kuruluyor. Bu tuzağı ortadan kaldırmak bizim görevimiz olacaktır. Geçmişte de böyle tuzaklar kuruldu. Milletimiz o tuzaklarından altından kalkmayı başardı. İnanıyorum bu tuzağın arkasından da hep birlikte milletimizi kurtarmanın yolunu mutlaka bulacağız. CHP olarak bu konuda tam bir kararlılık içindeyiz" dedi

Etiketler : , CHP, Deniz Baykal