MedyaFaresi MedyaFaresi

Gelirin yüzde 30’u en zengin yüzde 1’in elinde

En çok alıntı yapılan 10 ekonomistten biri olan Prof. Daron Acemoğlu ekonomiyi analiz etti: Türkiye’de Latin Amerika ülkelerindekine benzeyen bir gelir eşitsizliğinin hakim olduğunu vurgulayan Acemoğlu, tüm gelirin neredeyse yüzde 30’unun en zengin yüzde 1’in elinde olduğunu söyledi.

Eklenme: 22 Aralık 2019 09:44 - Güncelleme: 22 Aralık 2019 10:20

Dünyanın en yıkıcı dönemlerinden birini yaşıyoruz. Sosyoloji, ekonomi ve siyasal yapılar yeniden tanımlanıyor, yepyeni bir kuşak öncekilere benzemeyen taleplerle geliyor…

Peki insan aklının “En iyisi bu” diyerek hayata geçirdiği “demokrasi”, bu yeni çağın taleplerine ne kadar yanıt verebiliyor? Kalabalık ve yoksul kitlelerle zengin mahalle arasındaki gelir uçurumu sürekli derinleşirken, tek adamların despotik rejimleri çare mi? Yoksa despotizmle anarşizm arasında “dar da olsa, hâlâ bir demokrasi koridoru” var mı?

Dünyanın en çok alıntılanan 10 ekonomistinden biri olan MIT Profesörü Daron Acemoğlu, ocak ayında Doğan Kitap'tan Türkçe olarak çıkacak olan son kitabı “Dar Koridor”da tam da bunun yanıtını veriyor.

NİTELİKSİZ BÜYÜME

 Türkiye büyümeye devam ediyor, hükümet de sürekli bunu vurgulayarak ekonominin iyi gittiğini anlatıyor…

Büyüme, içinde pek çok başka kriteri de barındıran bir süreç, yani niteliği çok önemli. Ekonomide “toplam faktör verimliliği” dediğimiz kavram şunu anlatır; eğer bir ekonominin iş gücü, makine, sermaye, kapital gibi tüm kaynakları aynı kalsa ama bir tek üretkenliği, yani teknolojiyi ne şekilde kullanarak ürettiği değişse, bunun sonucu ne kadar büyüme olur…

 Ne kadar olur?

Verimlilik o kadar önemli bir kavram ki, her şey aynı kalsa, verimli bir ekonomi yine de büyüyor. Malezya, Kore gibi ülkelere baktığınız zaman büyüme içinde toplam faktör verimliliği de artıyor. Türkiye'de ise 1989'dan 2001'e bakarsak, ekonomi hacmi büyüyor ama toplam faktör büyümesi sıfır!

 Peki 2002'den sonra ne oluyor?

2002-2006 arası büyüme oranı yüzde 7 üzeri, bunun da ana motoru yüzde 5 büyüklüğünde artan toplam faktör verimliliği… 2007 ve sonrasında ise yine büyüme var ama son derece niteliksiz bir büyüme. Bugünkü büyüme de o.

GELİR FARKI RAHATSIZ EDİYOR

 Verimsiz ya da kalitesiz de olsa, büyüme yine de refah getirmez mi? 

Verimsiz büyümenin iki olumsuz sonucu oluyor, birincisi ülke büyüyor ama aradaki gelir farkı hepimizi ahlaken ve vicdanen çok rahatsız ediyor. Büyüme olurken aynı zamanda eşitsizlik artıyorsa, ülkenin mutsuzluğunu ve çatışmaları artıyor. Kolektif olarak ya yanlış kararlar veriliyor ya da çok daha büyük protestolara yol açıyor. Türkiye'de Latin Amerika ülkelerindekine benzeyen bir eşitsizlik hakim; tüm gelirin neredeyse yüzde 30'u en zengin yüzde 1'in elinde. İkincisi, eşitsiz büyüme sürdürülebilir değil.

İş gücünün eğitim düzeyi çok düşük

 Verimlilik nasıl artar?

En önemli iki faktör teknoloji kullanımı ve iş gücünün eğitimi. Eğer eski teknolojileri kötü kullanıyorsak ya da yolsuzluk yüzünden yanlış şirketler ihale alıyorlarsa toplam faktör verimliliği düşer.

 Ya teknoloji kullanımı?

OECD'nin kullandığı bir endeks ülkelerin ihracatında teknolojinin etkisine bakıyor. 4 gruba ayırmışlar; düşük teknoloji ihraç edenler, tarım gibi… Orta ve düşük teknoloji, yani tarım ve tekstil… Orta ve yüksek teknoloji, örneğin arabalar, beyaz eşyalar… Ve bir de yüksek teknoloji ihraç edenler; robotlar, uçaklar vs. Türkiye orta-yüksek arasında bir yerde. Üstelik 2006'dan beri hiç değişmedi.Verimlilikte bir diğer kriter de insan kaynağının niteliği.

-Orada nasılız?

25-34 yaş iş gücünün yüzde 50'si lise altı eğitim düzeyinde. OECD ortalaması yüzde 15! Eğitimin hem düzeyi düşük hem de kalitesi… Böyle olunca da kaliteli büyüme çok zor.

Yatırılan her 3 liranın 1'i inşaata

 Bugüne kadar yapılan yatırımların sektörel dağılımı ne durumda?

Nerede? Kentlere bakınca görülüyor zaten! Türkiye'de yatırılan her 3 liranın 1'i inşaata, biri de makineye gidiyor. Korkunç bir dengesizlik bu. Kredi üzerinden inşaat sektörüyle büyüyen bir Türkiye var. Bu şekilde büyüyen bir ülkenin verimliliğini artırması ve sürdürülebilir bir büyüme sağlaması neredeyse imkansız. Türkiye'nin son 7-8 yılındaki problemler, dış açıklar, enflasyonlar, bunların hepsi de bu büyümenin kalitesiyle, niteliği ile alakalı…

Avrupa'ya sırtımızı dönmek en büyük hatamız olur

 Avrupa yolu kapandı, “Türkiye'nin yeri Avrasya” diye düşünenler az değil…

Türkiye'nin inanılmayacak kadar değerli bir jeopolitik yeri var ama ticaretten daha önemli bir şey var; kiminle yakınlaşıyoruz, rol modelimiz kim, kiminle uluslararası düzeyde çalışıyoruz… 2000'lerde biraz Polonya gibiydik. Polonya fakirdi ama çok hızlı demokratikleşti. Eğer şimdi sırtımızı Avrupa'ya dönersek ve dostlarımızın Çin ve Rusya olduğunu düşünürsek demokrasiyi geliştirmek yerine daha da zayıflatırız! Uzun vadeli olarak Avrupa'ya sırtımızı dönmek en büyük hatamız olur.

Kredi patlaması ile tüketim odaklı büyüdük

 Peki bugüne kadar Türkiye nasıl büyüdü?

Türkiye'de büyük bir kredi patlaması oldu, yani tüketime yönelik bir büyüme. Türkiye'de tüketici ve tüm şirketler dahil, toplam kredilerin GSMH'ya oranı yüzde 70! Bunda ne yanlışlık var, bu iyi bir şey diyebilirsiniz… Ama bu kredinin nereye gittiği ve nasıl bir büyüme pompaladığı çok önemli.

 Her şey mi kötü?

Bir iyi şey var. O da istihdam. Türkiye gibi genç ve gelir düzeyinin düşük olduğu bir ülkede istihdam çok önemli. Böylece hiç değilse toplumdaki genel mutsuzluk azalıyor. Türkiye son 17 yılda toplam istihdamı artırdı, normalde bunun tarım işçisinin endüstriye geçmesiyle olması gerek. Fakat Türkiye'de istihdamın artmasının da en büyük nedeni, inşaat ve servisler.

(SÖZCÜ - Özlem GÜRSES)