MedyaFaresi MedyaFaresi

Ezel'de felsefe, Aşk-ı Memnu'da aşırılık! İlginç bir analiz!

Zaman yazarı Günseli Özen Ocakoğlu, popüler televizyon dizilerinden kendi aklında kalanları altalta yazdı. Sinan Çetin'in çay reklamını da es geçmedi.

Eklenme: 19 Nisan 2010 18:58 - Güncelleme: 06 Nisan 2016 15:14

Haydi, bir kelime oyunu oynayalım. Ben bir dizi ismi söyleyeyim, siz aklınıza gelen ilk kelime ya da kelimeleri seslendirin. "Bunu neden yapıyoruz ki?" diyebilirsiniz.
Açıklayayım, sizden gelecek kelime ya da kelimeler o ana kadar adı geçen konu, kişi ya da olayla ilgili aklınızda biriktirdiklerinizdir. Buna da biz 'algıladıklarımız' derken, iletişim bilimciler ise 'yönettiğimiz, şekillendirdiğimiz algı' diyor. Şu oynadığı saatlerde trafiği rahatlatan dizilerimizi sıralayayım ve hane halkından da aldığım destekle aklıma ilk gelenleri yazayım. Hazır mısınız, haydi başlayalım:

Ezel: Felsefe yapmak iyidir. Ezel etkisiyle Shakespeare, Shakespeare olalı sonnet'leri/metinleri Türk gençliği arasında bu kadar okunmadı.

Yaprak Dökümü: Son 4 yılda başkalarının başına gelen felaketleri izleyenler, kendi hayatlarında olup bitene şükretti.

Aşk ve Ceza: İçindeki töre, aşk ve entrika ile yeni dönemin her şeyden çabuk sıkılan ergenlerine 'feci' şekilde hitap ediyor.

Kurtlar Vadisi: Senaryosunu, 'Hadi canım bu kadar da olmaz!' dediklerimizi artık neredeyse yaşadığımız belgesel tadında yakın tarihimiz.

Canım Ailem: Gündemi tonlarca ağırlığa ulaşmış bir ülkede 'İkinci Bahar' tadında eften püften gündelik konularla kafamızı dağıtıyoruz.

Aşk-ı Memnu: Dozu her geçen gün artarak süregiden her türlü aşırılık sebebiyle artık bizde de pek çok şey mubahtır.

Elbette dizi sayısı bu kadar değil ama zaman fukarası olan benden bu kadar. TV dizileri toplumun nabzına göre şekillendirildiğinden tutan dizilere bakarak toplumsal haletiruhiyemizi bir çırpıda okuyabilirsiniz. Yukarıdaki yorumlar benim, beni bağlar. Peki, siz dizilere bakınca neler söyleyebilirsiniz?

Cep telefonunu en çok ne için kullanıyoruz?

Çok değil 5 yıl öncesine kadar tuğla büyüklüğündeki cep telefonlarımız, TV kadar dizüstü bilgisayarlarımız vardı. Elektronik cihazlar küçüldükçe hızları da arttı. Bugün cep telefonuyla artık sadece konuşmuyor, dizüstülerimizle de sadece yazmıyoruz. Her şey birbirinin içine girdi. Elektronik cihazlarda bütün bu gelişmeler olageliyorken teknoloji kullanımına ilişkin her ülkede farklı yaklaşımlar gelişti. Araştırmalar, halkımız cep telefonsuz yaşayamaz derken, karmaşık ve daha fazla dikkat gerektiren teknolojiye pek de sıcak davranmadı diyor. Starcom Mediavest Group'un tüketici içgörüsünü tespit etmek üzere TGI Türkiye ile birlikte yaptığı Insighter araştırmasına göre erkekler, teknoloji kurdu olma yolunda emin adımlarla ilerlerken yıllar içinde kadınlar teknolojinin nimetlerinden faydalanmak yerine yarıştan geri çekilmiş. Gelir seviyesi yüksek olanlar, teknolojiye ilgilerini bırakın eskitmeyi, artırarak sürdürürken, orta sınıftaki vatandaşlar teknolojideki iddialarını azaltmış. Toplumun teknoloji konusundaki öncüleri, doğası gereği gençlerden çıkıyor. 15-24 yaş grubu bu işi en iyi biz biliriz deyip teknoloji alanında kanaat önderliği yaparken, yaş ilerledikçe konuya ilgi de azalıyor. Geniş bant kullanımı sayısal anlamda büyüyenlerden. Ancak evde internet kullanımı arttığından internet kafelerdeki kullanım düşüyor.

Hanımlar cep telefonunu ağırlıklı sesli iletişim için kullanırken beyler başta oyun olmak üzere, SMS, radyo, ses kayıt, bluetooth, video kamera ve GPRS gibi farklı amaçlarla kullanıyor. Cepten internete bağlanma işi giderek artsa da bu alanda daha alınacak epey yol var gibi gözüküyor. Sonuç mu? Biz ister internet, ister dijital diyelim bu uçsuz bucaksız mecra büyüyor da büyüyor. Bu sebeple gelecek de burada.

Dizi tadında olanlarla tek atımlık barutlar

Cep telefonlarının araştırmada sayılanlardan çok daha fazla kullanım alanı var elbette. Son günlerde Gülse Birsel de bir cep hattıyla iPhone'da bize neler yapabileceğimizi anlatıyor. Avrupa Yakası'ndan sonra pek ekranda göremediğimiz Birsel'i de belli ki özlemişiz. Bu sebeple uzun olmasına rağmen reklam filmi her defasında sıkılmadan izleniyor. Diğer yandan yine araştırmalar, toplumumuzun teknolojiyle ilk buluşmasında bir yol göstericiye ihtiyaç duyduğunu anlatırken, Turkcell'li Hayat kampanyası iPhone'un ne kadar kolay kullanılacağını vurguluyor. Şimdi başa dönersek, zor değil cep telefonundan internete girip rotanızı belirleyebilir ve bunu araştırmaların aksine bir hanımın ağzından bile dillendirebilirsiniz. Tabii bedelini ödeyerek. Gülse Birsel'li 'Turkcell'li Hayat' da bundan böyle dizi reklamlarımız arasına girecek gibi gözüküyor.

Denizbank, Beyazıt Öztürk ve Erdal Özyağcılar'la Maldiv adalarında başlattığı dizi tadındaki reklamlarına bu sezon da devam ediyor. Yeni reklam filminden anladığım kadarıyla Sedef Avcı ile yeni maceralar bizi bekliyor. Bir devam kampanyası niteliğinde gözüken serinin ilk ayağı ile gelecek bölümlere ilişkin bir merak uyandırılıyor. Kimde merak uyandırılıyor derseniz bu haliyle seyircide diyeceğim, çünkü 'Hayat Deniz'de güzel' diyen reklamın satın almaya ya da hizmetleri kullanmaya dair bir önermesi yok.

'İki mert çıktı meydane ikisi de birbirinden merdane' sözünü hatırlatırcasına Doğuş Çay ile Lipton farklı yaklaşım, ton ve üslupta hazırladıkları kampanyalarla ekranda tüketicinin kalbini fethetmeye çalışıyor. En baştan bu yana ekranın önünde ve arkasında yer alan Sinan Çetin ile başlayan Doğuş Çay reklamları bu kez de dizi geleneğini bozmuyor. Anadolu, Anadolulu, Ahilik ve sağduyu üzerine çok bildik konulara vurgu yapan Doğuş Çay grubunun karşısına yüzünü Batı'ya dönmüş bir Lipton reklamı çıkıyor. Küresel poşet çay sektörünün lideri Lipton'un reklam kampanyasının yerel mi yoksa küresel bir kampanyanın adaptasyonu mu olduğunu tespit edemedim. Her halükarda da Görevimiz Tehlike gibi çok bildik bir melodiyi kullanmış olması, işi adeta yerelleştirmiş. Çayın uyarıcı etkisine vurgu yapan Lipton reklamı enstrümanlardan orkestraya, notalardan ezgiye giden süreçte Lipton etkisini iyi anlatmış. Görülüyor ki çay pazarında rekabet giderek artıyor. Bir yandan Nescafe'ciler, diğer yandan soğuk içecek pazarının güçlü oyuncuları biz çay sevenlerin ülkesinde kendi pazar paylarını artırmaya çalışırken çaycılar da bir bardak çayda fırtına koparıyor. Bir poşet çay deyip de geçmemek gerek, pazar çok büyük. Sahi bu arada Çaykur ne yapıyor?

Bir kampanyaya başlarken tüketicinin içgörüsünü bilmek, reklamcılar için büyük bir hazineye sahip olmak kadar önemli. Tefal yeni düdüklü tenceresini tanıtırken son dönemin duyarlılığı sağlıklı beslenme konusunu abartıyor adeta 'ti'ye alıyor. Açıkçası, özellikle annelerin içgörüsüne doğrudan nişan alan Tefal reklam fikrini sevdim. Bazılarının sağlıklı beslenme konusunda hastalık düzeyinde takıntılı hale geldiği günümüzde Tefal'ciler hedefi tam on ikiden vurmuş ya da en azından beni!

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU- ZAMAN