MedyaFaresi MedyaFaresi

Eyüp'ün uzaylı olduğunu düşünüyorum

Yazar Elif Şafak, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olan eşi Eyüp Can'ın kendisini hep destekleyip önünü açtığını söyledi.

Eklenme: 09 Mart 2014 07:13 - Güncelleme: 11 Nisan 2016 05:06

Hürriyet'ten İzzet Çapa'ya konuşan Şafak politikadan özel yaşamına kadar bir çok soruya cevap verdi. Kardeşiyle bir imza gününde tanıştığını anlatan Şafak, Eyüp Can'ın kendisinin popülerliğini kıskanıp kıskanmadığı yönündeki soruya ise şu şekilde cevap verdi: "Bir kez bile kıskançlığına rastlamadım. Tuhaf bir adam bu. Zaman zaman Eyüp’ün uzaylı olduğunu düşünüyorum, çünkü onun gibi çok az kişiye rastladım. Maalesef okumuş yazmış kesimde bile erkekler kadının başarılı olmasını istemiyor. Tam tersi Eyüp bana hep destek oldu ve önümü açtı."

İşte o söyleşi;

Politikadan özel yaşamına kadar her daldan, uzun uzun konuştuk Elif Şafak’la... Neden annesinin ismini soyadı olarak kullandığından tutun da, yıllar sonra tanıştığı kardeşlerine, gazeteci eşi Eyüp Can’a kadar sorduğum her soruya içtenlikle cevap verdi Şafak. Laf lafı öylesine açtı, mevzular öylesine derinleşti ki, söyleşiyi ikiye bölmek zorunda kaldım. Umarım siz de seversiniz... Unutmayın arkası yarın...

* Kelimelere “hükmeden” bu kadın kendi öyküsünü anlatsa nereden başlardı? 

- Bir hikaye anlatıcısı olarak, kendi hikayemi anlatmak en zoru olabilir. Sanırım en başa dönerdim. Babam doktora yapmak için Strasbourg’a gidiyor, annem de üniversiteyi bırakıp peşinden... Henüz çok gençler. Ben de bu aşk evliliğinin mahsülü olarak orada doğuyorum.

* Ve gün geliyor aşk da evlilik de bitiyor...

- Kim bilir belki de birbirlerinde aradıklarını bulamadılar. Ayrılmaya karar veriyorlar, resmen boşanmaları seneler sürüyor. Ben de dul bir annenin yetiştirdiği tek çocuk olarak, hayatıma devam etmek üzere Türkiye’ye dönüyorum.

* Bir çocuk için zor günler başlıyor...

- Evet zor bir çocukluktu. Sonuçta 70’li yılların Ankara’sından bahsediyorum. Annem yeniden üniversitede öğrenci oluyor, ne para var ne pul tabii. Annemle benim durumum o günlerde pek de alışılagelmiş değildi. İçinde yaşadığımız ataerkil çevrenin dul bir kadın olarak anneme bakışına şahit olmak etkiledi beni. Anlayacağın gerek toplumsal, gerekse kültürel bölünmelerle ilk o günlerde tanıştım.

* Sadece annenle ikiniz miydiniz?

- Bir de anneannem vardı. O ve annem sayesinde kadınlığın iki ayrı halini görerek büyüdüm. Annem ne kadar eğitimli, modern, laik, batılılaşmış bir Türk kadınıysa; anneannem de bir o kadar ruhani ama daha az eğitimli ve daha az akılcıydı. Kahve telvelerinden geleceği okuyan, nazarı kurşun dökerek kovan bir kadından bahsediyorum. Severim kadınların hurafeler dünyasını. Küçümsemem asla... 

* Nevi şahsına münhasır, zaman ötesi bir anneanne...

- Kesinlikle. Kimin yüzünde sivilce veya ellerinde siğil çıksa hemen anneannemin kapısını çalardı. O da gelenleri karşısına alıp, Arapça kelimeler mırıldandıktan sonra kaybolmasını istediği siğil sayısı kadar gül dikenini kırmızı bir elmaya saplardı. Son olarak da bu dikenlerin etrafına siyah mürekkeple çember çizerdi. İnan, 1-2 hafta sonra tekrar ziyarete gelip de, anneannemin tedavisinden mutsuz ayrılan tek kişiye rastlamadım.

* En sadık okuyucun eşin mi?

- Yo, Eyüp’ten daha sadık okurlarım var. Ama Eyüp de çok zor bir okur. En sevdiği romanım “Mahrem”dir. Beğenmediğinde kıyasıya eleştirir ama her yazdığımı da okur.

* İkiniz de yazarsınız, ancak sen daha popülersin. Kıskanıyor mudur seni?

- Bir kez bile kıskançlığına rastlamadım. Tuhaf bir adam bu. Zaman zaman Eyüp’ün uzaylı olduğunu düşünüyorum, çünkü onun gibi çok az kişiye rastladım. Maalesef okumuş yazmış kesimde bile erkekler kadının başarılı olmasını istemiyor. Tam tersi Eyüp bana hep destek oldu ve önümü açtı.

* Şems’in pergel benzetmesinden yola çıkarsak, Eyüp pergelin sabit ayağı, sen de çemberi çizen tarafı mısın? Eyüp devamlı Türkiye’de, sen ise devr-i alemde.

- Hiç böyle bir yorumla karşılaşmamıştım (gülüyor). Çember; felsefi olarak beni çekiyor, üçgen gibi değil; hiyerarşisi, alt-üst ilişkisi yok. Her bir nokta, merkeze eşit mesafede. Hepimiz sosyal ve kültürel bir çeşit çemberin içinde yaşıyoruz. Ama kanıksadığımız ortamın ardındaki dünyalarla herhangi bir bağlantımız olmazsa, o zaman bizim de içten içe kuruma riskimiz var. Hayal gücümüz daralabilir, kalplerimiz küçülebilir ya da insanlığımız azalabilir.

TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN