Abone Ol

Cumhurbaşkanı konvoyuna itiraz ettiği gerekçesiyle tutuklanan Eda Saraç’tan cezaevi itirafları

Yaklaşık bir ay tutuklu kalan Eda Saraç, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki sağlık, çocuk koğuşu ve yaşlı mahkûmlara ilişkin ağır koşulları anlattı.

Cumhurbaşkanı konvoyuna itiraz ettiği gerekçesiyle tutuklanan Eda Saraç’tan cezaevi itirafları

CHP İstanbul İl Başkanlığı Sosyal Politikalar ve Kent Yoksulluğu Komisyonu tarafından düzenlenen Kent Yoksulluğu Buluşmaları’nın 30’uncusu Tuzla’da İdris Güllüce Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Buluşmaya, 25 Ekim’de tiyatro oyunu izlemek için gittiği Harbiye’de alana girişlerin engellenmesine tepki göstermesinin ardından Cumhurbaşkanlığı koruması tarafından ters kelepçeyle gözaltına alınan ve “Cumhurbaşkanı'na hakaret” suçlamasıyla Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'nde yaklaşık 1 ay tutuklu kalan Eda Saraç da katıldı.

"84 yaşında bir kadın, o kadar öksürüyordu ve hastaydı ki..."

ANKA'da yer alana habere göre; etkinlikte yaptığı konuşmada tutukluğu sürecinde tanık olduğu cezaevi koşullarını aktaran Saraç, “Sağlığa erişim kadınlar açısından neredeyse imkansızdı. Bizlerin kolaylıkla eczaneye giderek aldığı ilaçlar için kadınların 5-6 defa dilekçe yazması gerekiyor. Çocuklu komşu diye bir koğuş var. 20 çocuk ve 20 kadının bir arada bulunduğu bir ortam ne çocuklar için elverişli, ne kadınlar için. Bu çocuklar için bilişsel hiçbir aktivite yok... Yaşını almış farklı suçlardan hükümlü büyüklerimiz var. 84 yaşında bir kadın vardı örneğin. Benim odamda kalıyordu. O kadar çok öksürüyor ve hastaydı ki, ben her sabah ilk önce kendisinin hayatta olup olmadığını kontrol ederek güne başlıyordum.Bu büyüklerimizi rahatlıkla ev hapsi verilebilir. Çünkü bu insanlar kendi bakımlarını sağlayamıyordu. O büyüğümüzü diğer kadın mahkumlar yıkıyordu örneğin. Bu da insanlık onuruna aykırı ifadelerini kullandı.

“Cezaevlerinde kadınların yaşadığı insan hakları ihlallerinden bahsetmek istiyorum sizlere” diyen Saraç şöyle konuştu:

“Sağlığa erişim kadınlar açısından neredeyse imkansızdı. Bizim dışarıda çok gidebildiğimiz bir doktora görünebilmek, uzman doktora görünmek cezaevindeki kadınlar için imkansıza yakın. Öncelikle, uzmanlığı olmayan bir doktora hasta olduğunuzu ikna etmeniz gerekiyor. Ve daha sonra Tayfun Kahraman'ın da içinde eziyet çektiği, benim tabut minibüs dediğim minibüslere binerek havasız bir şekilde kelepçeli biçimde devlet hastanesine götürülüyorsunuz. Devlet hastanesinde kanınız alındıktan sonra pamuk konmasına izin verilmeden kelepçe yeniden takılıyor ve mesela otobüste kolunuzun kanlar içinde kaldığını görüyorsunuz.

"Cezaevi ortamı ne çocuklar için elverişli, ne kadınlar için"

Bunun dışında, ilaca erişim çok zor. Her şey için dilekçe yazmanız gerekiyor. Bizlerin kolaylıkla eczaneye giderek aldığı ilaçlar için kadınların 5-6 defa dilekçe yazması gerekiyor. Okuma yazması olmayan kadınlar için okuma yazması olanlar dilekçe yazıyor. Çocuklu annelerin durumundan bahsetmek istiyorum. Çocuklu komşu diye bir koğuş var. Çocuklu kadınlar bir arada kalıyor. Düşünsenize 20 çocuk, 20 kadın; çocuk bakımından biraz anlayan herkes bilir ki birisi ağlarsa diğeri de ağlar, birisi huzursuzlanırsa diğeri de huzursuzlanır. 20 çocuk ve 20 kadının bir arada bulunduğu bir ortam ne çocuklar için elverişli, ne kadınlar için. Bu çocuklar için bilişsel hiçbir aktivite yok. Bir kreş gördüm ama aktif değildi, yani öğretmen de görmedim kreşte.

Konuşmak istediğim bir başka konu, okuma yazma bilmeyen çok fazla kadının olduğunu görmek beni gerçekten üzdü bir öğretmen olarak. Kadınlar örgün eğitim imkanından yoksun. Var olan okuma yazma kursu belli ki çok işlevsiz. Çocuklarımıza eğitim alma şansını okuma yazma öğrenme şansını cezaevinde de olsa vermeliyiz.

"12 yaşında bir çocuk neden madde satar; bunun üzerine hepimiz düşünmeden yol ilerleyemeyiz"

Bir de 12-18 yaş arası çocukların olduğu ayrı bir çocuk koğuşu var. Genelinde madde kullanmak ve satmaktan hükümlü olan çocukların bulunduğu bir koğuş var. 12 yaşında bir çocuk neden madde satar? Nasıl satar? Bunun üzerine hepimiz düşünmeden yol ilerleyemeyiz. Çocuklarımızın bulunduğu koşullar gerçekten ağır. Bir öğretmen olarak bunları görmek de beni kahıra sevk etti, acı verdi.”