MedyaFaresi MedyaFaresi

Cem Yılmaz sosyal medyadan uzak dursun

Hürriyet gazetesi yazarı İzzet Çapa, İletişim Uzmanı Tuğrul Yılmaz ile sosyal medya ve iletişim üzerine bir röportaj gerçekleştirdi.

Eklenme: 18 Ekim 2015 11:24 - Güncelleme: 02 Nisan 2016 19:40

İzzet çapa ve Tuğrul Yılmaz'ın  eğlenceli sohbetini Çapa köşesine taşıdı; 

Artık nefretimizi de, sevgimizi de, mutluluğumuzu da sosyal medyada yaşar olduk!
Başlarda hepimizi bizi insan kılacağını sandığımız bu icatlar, tam aksine yeni akım bir sahteciliği de beraberinde
getirdi. Hatta meşhur organik sıfatı, takipçilerin önüne bile eklendi. Parayla like'lar alındı, egolar parlatıldı. Ee tabii
bu da "dumanı üstünde" bir sektör yarattı. Çakma çanta takan insanlardan, çakma popili karakterlere doğru
ilerlediğimiz bu meşakkatli yolda, o "Sen burada yenisin galiba?" diyebilecek bilgelikte biri... Bu hafta sosyal
medyanın altını üstüne getiren adam Tuğrul Yılmaz ile Repost, RT, Fav'lar içinde kalan yanlarımızı konuştuk.
Buyrun sizin de bu Trending Topic'te bir tuzunuz olsun!
*"Burada sosyal medya benden sorulur" gibi bir havan var. Bakalım bu sohbette de sesin, klavyenden
gelenler kadar güçlü çıkacak mı?
­ Takip edeni takip ederim abi (kahkahalar).
*"Ey güzel Allah'ım, yaratıyorsun bari takip et"ten geldiğimiz noktalara bak! Neyse anlat haydi, kimsin sen?
­ Yakındoğu Üniversitesi'nden mezun olmuş bir iletişimciyim. Zamanında Çınar Oskay'ın babası, rahmetli Profesör
Ünsal Bey'in asistanıydım. Hiç unutmuyorum, 300 kişiye bir konuşma yapıyordu. Ben de diğerlerinden kendimi
sıyırmak için kalkıp birkaç cümle ettim. "Çıkışta yanıma gel" dedi ve o andan itibaren asistanlığını yapmaya
başladım. Gerçekten çok şey öğrendim kendisinden!
İLETİŞİM P...VENKLİKTİR SEN DE ÇOK İYİ P...VENKSİN
*Ee öyle bir koca çınarın altında durmak bile ferahlatır insanı, bırak birlikte çalışmayı!
­ Tabii ki! Bir de birbirimize benzeyen, ortak yanlarımız vardı. İkimizin de kalabalıklar içinde hissettiğimiz yalnızlık
sayesinde çok iyi dost olduk. Hatta öyle ki, kızları Gölge ve Defne ile oğlu Çınar'ı ne kadar sevdiğini, onlardan çok
bana söylemiş olabilir (gülüyor). Bu meslekle ilgili öğrettiği ilk şey; "İletişim p...venkliktir, sen de çok iyi bir
p...venksin" oldu...
*Dilinin kemiği yoktu galiba Ünsal Hoca'nın...

­ İnanılmaz esprili bir adamdı. Bir gün okulun bahçesinde ağaç altında oturan kızlara yaklaşıp "Bu ne ağacı?" diye
sordu. Kızlar "elma, armut" falan gibi bir şeyler geveleyince, Ünsal Hoca dönüp "Kızım kimin altına yattığınızı
bilmek zorundasınız. Bu elma değil, karabiber ağacı" diye cevabı yapıştırdı. Başka bir gün de Kıbrıs'ta eski model
Mercedes kullanan taksi şoförüne "Anlat bakalım bu arabanın motorunun özelliklerini" dedi. Adam önce hık mık etti,
ama verecek bir cevap bulamayınca hocadan efsane bir kapak yedi; "Bu Mercedes'in 1974'te ürettiği özel bir motor.
Evlat unutma" dedi, "Üzerine bindiğin şeyi tanımak zorundasın!" (kahkahalar)...
*Umarım bu süre zarfında sen de üzerine bindiklerini ve altında kaldıklarını öğrenmişsindir...
­ Öğrenmenin sınırı yok (gülüyor). Bu arada Ünsal Hoca'mın cenazesi, yıllar sonra evimin sadece 500 metre ilerisine
geldi. Hayat işte! Okul bittikten sonra da bir sırt çantasıyla geldiğim İstanbul'da, kendimi bir televizyon kanalında
çalışırken buldum.
*Herkes gibi senin de bir "Küçük Emrah" hikayen mevcut maşallah!
­ (Gülüyor) TV8, FOX ve ATV'de 50'ye yakın program yapıp, sayısız ünlüyle çalıştım. Her ne kadar işime bağlı bir
adam olsam da haksızlığa gelememem çok kez işten kovulmama neden oldu.
ZAMANINDA BİZİ KOVANLAR PEŞİMİZDE KOŞMAYA BAŞLADILAR
*"Dobralıkta Seda Sayan'ı bile sollarım" diyorsun yani...
­ Sosyal ve cana yakın biri dersek daha iyi olur sanki (gülüyor). Bir kanalda görevliyken program müdürü
"Tuğrul'cuğum yemek yemeyi bile unutacak kadar çok çalışıyorsun. Benim yemek kartımı al, istediğin gibi kullan"
dedi. Aynı kadın, iki gün sonra "Biz seninle çalışmamaya karar verdik" deyip kapıyı gösterdi. İşte bu kadar
acımasız bir sektörün parçasıydım. Artık televizyondan bana ekmek çıkmayacağını çakozlayınca, kendi işimi
kurmaya karar verdim. Bizi işten çıkaran medyacıların, çalışmak için bize geleceği bir meslek ürettik. Anlayacağın
zamanında bizi kovanlar, peşimizde koşmaya başladılar.
*Anladım, sen de intikamı soğuk tüketmeyi tercih edenlerdensin...
­ Derdim asla intikam almak değildi ama sürekli bir yerlerden kovulmak da canıma tak etmişti. İşten atılmasaydım
şu an en fazla bir kanal çalışanıydım, oysa şimdi çok şükür ki TV yöneticilerinden daha fazla para kazanıyorum.
Twitter'ın yeni yeni popüler olduğu günlerde bunu televizyona nasıl entegre edebilirim diye düşünüp, Amerika'da
konuyla ilgili yazılmış makaleleri okudum. Oradaki bilgilerle güzel bir dosya hazırlayıp, yapım şirketleriyle
görüşmeler yaptım.
*O zamanlar biz Twitter'a entegre miydik ki, televizyonu da işin içine katmak istedin?
­ Ne diyorsun yahu, eskiden bu Twitter hep dutluktu (kahkahalar). Şaka bir yana 2008'de Ahmet Hakan, Gani Müjde,
Erdil Yaşaroğlu, Birol Güven gibi 3­5 isimle aramızda tweet'leşiyorduk. Daha da fenası "Ben tweet atıyorum"
dediğimde insanlar "O ne ki?" deyip, aptal aptal yüzüme bakarlardı. Dizilerin sosyal medya işlerini üstlenmek için
yapımcılarla görüşürken, Gold Film'in sahibi Faruk Turgut "Sen bu işe çok inanmışsın. Hadi gel yapalım şu projeyi"
dedi. İşte benim hikayemin bu bölümü de böylece başlamış oldu.
MAHSUN KIRMIZIGÜL'E FİLM VE DİZİ TANITIMI İÇİN BİNA GİYDİRME DÖNEMİNİN BİTTİĞİNİ SÖYLEDİM
*Onu bunu geç de senin için kız istemeye gitsek, "Oğlunuz ne iş yapıyor?" deseler ne cevap vereceğiz?
­ İyi etkileşimde bulunur, hashtag açar, herkesin ağzını kapar, çok iyi RT atar, yanında da Fav yapar!
*Zaten artık hashtag açamayana kız vermiyorlar. Şimdi sen bizim diziyi izleyin diye tweet mi atıyorsun?
­ Mahsun Kırmızıgül'le karşılaştığımız bir gün, film ya da dizi tanıtımları için binaları giydirme döneminin bittiğini
söyleyip, yeni dünyanın sosyal medya üzerine kurulu olduğunu anlattım. Önceleri pek aklına yatmasa da,
konuştukça iş aklına yattı ve birlikte çalışmaya başladık. Çünkü insanlar, başkalarının sosyal medyada önerdikleri
film ya da dizileri izlemeye daha meraklılar. Fazla mütevazı olmayayım, bizim de katkımız oldu ki hâlâ beraber
çalışmaya devam ediyor. Türkiye'de dizilere hashtag olayını getiren adam benim! Bu zamana kadar da 45 dizinin
sosyal medyasını üstlendik.
*İş yapmayacağını düşündüğün bir filmin tanıtımını üstlenir misin?
­ Tabii ki üstlenirim, ben parama bakarım. Sonuçta ticaret bu!
*Nedir bu işin günahı?
­ Bir filme gişede destek olmak ve tanıtımını yapmak için 20 ila 50 bin TL talep ediyoruz. Sonuçta canımızı dişimize
takarak çalışıyoruz. Şu anda yönettiğimiz 300­400 tane sosyal medya hesabı var.
*Sen şimdi sosyal medyanın reytinglere etkisi olduğunu da iddia edersin...
­ Olmaz olur mu hiç! Türkiye sosyal medya kullanımında dünyada ilk 10'da. Müslüman ülkeler arasında 2, Avrupa'da
3'üncü sıradayız. İnsanların yüzde 85'i televizyon izlerken Facebook, Twitter ve Instagram'a giriyorlar. Toplum
olarak meraklı olduğumuz için sosyal ağları hemen benimsedik. Açık konuşmak gerekirse işin altında dedikodu

alışkanlığımız yatıyor.
*Desene o zaman memlekette herkes sosyal medyacı...
­ Şu an, bu işi eline yüzüne bulaştırmadan yapan 2­3 kişi var. Diğerleri halktan uzak. Sen sokakta selfie çubuğu
satan adamın kim olduğunu, nasıl bir psikolojide yaşadığını, hayattan neler beklediğini ya da beklemediğini
bilmiyorsan bu işi yapamazsın. O yüzden de düzenlenen sosyal medya konferanslarının hiçbirine gitmiyorum. Zaten
niye gideyim ki? Amerika'nın en ünlü medyacısını getiriyorlar ama adamın bırak burada yaşananları, İstanbul'dan
bile haberi yok. Ne öğretecek ki o bize?
GÜLBEN ERGEN, EV HAYATINI INSTAGRAM'A BİREBİR YANSITIYOR
*"Sosyal medyayı elalemden öğrenecek değiliz" diyorsun! O yüzden mi fenomenlerin çoğu halk adamı?
­ Ülkede birçok gazeteci yazar bu fenomenleri küçümsüyor ama aralarında doktor, öğretmen, devletin üst
kademelerinde yönetici, hatta orduda subay olanlar bile var. Anlayacağın, onlar halkın ta kendisi, efendi ve ahlaklı
insanlar. O yüzden de çok seviliyorlar. Sanatçılar arasında da böyle tipler var. Mesela Gülben Ergen yaşadıklarını
net bir şekilde halka aktarabiliyor...
*Nereden biliyorsun, beş çayına mı gittin kadının evine?
­ Aynen öyle! Bir gün televizyon programının pazarlama toplantısı için görüşmeye gittiğimizde gördüğüm sahne,
evdeki halini bire bir Instagram'a yansıttığıydı. Bak ama, Cem Yılmaz için aynı şeyi söyleyemem. Bir yandan
Tarkan gibi yaşayıp işine geldiği zaman televizyon programlarına çıkacaksın, öte yandan da Twitter'da yazdığın
Nasreddin Hoca fıkralarıyla insanları güldürmeye çalışacaksın. Kusura bakmasın ama Twitter'da yazdıklarına hiç
gülmüyorum!
*Yahu adamın işi bu zaten...
­ İyi güzel de sosyal medya onun işi değil ki, ayrıca yazdıkları hiç de komik değil. Cem'in yakın arkadaşı olsam
"Twitter'dan uzak dur karşiiim" derdim! Ama milletin sosyal medyayla sınavını anlatan, çok güzel iki saatlik bir
stand­up yazdım. Kafama eserse, oyunu soyadaşıma veririm belki.
*Çaktırmadan paketi de sattın...
­ Hiç acımam, satarım! Bir gün Cem Yılmaz'ın abisi mi, yeğeni miydi tam hatırlamıyorum; bana Twitter'dan mesaj
atıp "Cem'in nick'iyle iş yapıyorsun" diye kendince ayar çekti. Yahu ben 2008'de "TGRLYLMZ" adıyla o mecraya
girmişim, Cem ise buralarda daha dünkü çocuk... Buna alıntı yaptın demek biraz abes. Soyadı Kanunu'nun kabul
edildiği yıllarda, henüz soyadına karar veremeyen kalabalık bir topluluğun bulunduğu yere giden Atatürk "Bu kadar
insanın işini neden halletmiyorsunuz?" diye görevlilere çıkışınca memurlardan biri "Maalesef henüz hiçbiri karar
veremedi Paşam" demiş.
Bunun üzerine Mustafa Kemal "O zaman kararsızların hepsinin soyadı Yılmaz olsun" emrini vermiş. Bunun gerçek
bir hikaye olduğu rivayet olunur. Bana da Yılmaz soyadlı bir milletvekili anlatmıştı. Memlekette aynı soyadını
taşıyan bu kadar çok insan varsa, benim suçum ne? Ayrıca Yılmaz soyadının patentini mi almış ki, posta koyuyor
(gülüyor)?
*Türkiye'de etkileşimi en yüksek hesap kimin?
­ Çilek Kokusu'nun yıldızı Demet Özdemir'in hesabı ve fanları gerçekten müthiş.

Yazının tamamı için tıklayınız


İZZET ÇAPA / HÜRRİYET