MedyaFaresi MedyaFaresi

Baykal'dan şok iddia!!! Başbakan gizli anlaşma mı yaptı?

CHP lideri Baykal, Başbakan'ın ''mahrem anlaşmalar ilan edilemez'' açıklamasıyla, 'Türkiye'nin terörle mücadelesiyle ilgili mahrem konuları içeren bir anlaşma yaptığını' iddia etti. Peki neydi o anlaşma?

Eklenme: 27 Kasım 2007 16:43 - Güncelleme: 26 Kasım 2015 12:34

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla, ''Irak konusu, Türkiye'nin terörle mücadelesiyle ilgili mahrem konuları içeren bir anlaşma bulunduğunu ifade ettiğini'' savundu.

Baykal, ''Türkiye'nin geleceğini belirleme hakkı, Başbakanın ve etrafındaki birkaç kişinin tekelinde değildir. Türkiye'nin geleceğini, hatta belki varlığını, bütünlüğünü yakından ilgilendirecek her anlaşmayı, Türkiye'de her vatandaşımızın öğrenme hakkı vardır'' dedi.

Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Baykal, geride bırakılan günlerde terörle mücadele ve Irak'tan kaynaklanan saldırılar konusunda yoğun bir tartışma yaşandığını hatırlattı.

Bu süreçte yapılan bazı açıklamalara dikkati çekmek istediğini belirten Baykal, bir süreden beri çok dikkatli bir şekilde, ''ima'' düzeyinde yansıtılmak istenen bir durumun artık Başbakan tarafından açık bir şekilde ifade edildiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Geçen hafta Sayın Başbakan, 'mahrem anlaşmalar ilan edilemez' demiştir. Bu, çok önemlidir. Türkiye'nin Başbakanı, Irak konusuyla ilgili Türkiye'nin terör konusundaki mücadelesiyle ilgili mahrem konuları içeren bir anlaşmanın bulunduğunu ifade etmiştir. Bundan iki temel sonuç çıkıyor, ortada bir anlaşma vardır ve bu anlaşma mahremdir. Bu çok önemli bir olaydır. Bunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı söylüyor ve 'bunu açıklamamızı da kimse beklemesin' diyor. Bu anlaşma neleri içermektedir, Türkiye hangi kazanımları sağlamıştır, nasıl bir denge vardır? Bu sorular haklı olarak ortadadır. Bunların bir boş spekülasyon, gerçekleri yansıtmayan tahminlere dayalı bir değerlendirme olduğu hep söyleniyordu. Ben iki hafta önce 'Sayın Başbakan, ağzınızın içindeki baklayı çıkarın' demiştim. Daha o zaman baklanın olduğunu kabul etmiyordu. Şimdi anlaşılıyor ki bu bakla var, Başbakan bunu kabul etmiştir. Bakla ıslanmıştır, büyümüştür artık ağızdan çıkarılması gereken bir noktaya gelmiştir. Gizli bir anlaşmanın olduğunu Başbakanın sözlerinden anlıyoruz. Ama bu gizli anlaşmanın ne olduğunu bilmiyoruz. 'Bunun açıklanması uygun değildir' diyor Sayın Başbakan. Bu anlaşmayı kimler biliyor, kimlerin bilmesi sakıncalıdır? Bu anlaşma kimlerle yapılmıştır. Herhalde bu anlaşmayı ABD Başkanı Bush, Iraklı yetkililer, Kuzey Iraklı yerel yetkililer biliyor. Bilmeyen biziz. Millet bilmiyor, TBMM Dışişleri Komisyonu, anamuhalefet partisi lideri, diğer partilerin liderleri bilmiyor. Yani bu, bizlerden saklanacak bir sır ama Iraklı yetkililerle, Amerikalı yetkililerle paylaşılacak, onlarla paylaşılmasında bir sakınca bulunmayacak.''

''OYUN TAMAMEN TERSİNE DÖNMÜŞ''

Geçtiğimiz günlerde Irak'ın kuzeyiyle Türkiye'nin doğrudan bağlantısının bir gerçek olarak ortaya çıktığını, Türkiye'nin müdahale hakkının herkes tarafından kabul edildiğini anlatan Baykal, şöyle devam etti: ''Irak'ın terörü besleyen, destekleyen bir bölge olmaktan çıkarılması amacına yönelik olarak çalışıyorduk. Başbakan, geçenlerde açıkladı ki 'bizim amacımız silah bırakılmasını sağlamaktır....' Türkiye'nin Kuzey Irak'ta terörün yuvalanmasına karşı çıkması başka bir şey, Kuzey Irak'ta yuvalanmış terörün kendi kararıyla silahı belli bir süre için bırakmayı kabul etmesi başka bir şeydir. Şimdi o başka şeyi kabul eder hale geldik. Hem de ne zaman? Bütün dünyanın Türkiye'nin bu konuda gerekeni yapma hakkına sahip olduğunu kabul ettiği zaman. Türkiye'deki güvenlik güçlerinin 'her şeyimiz hazır, biz bu işi çözeriz, direktif bekliyoruz' dediği zaman. Bir baktık oyun tamamen tersine dönmüş, masadaki konumumuz değişmiş ve Türkiye Kuzey Irak'tan terörü tasfiye etmeyi değil, terörün kendi kararıyla silah bırakmasını kabul etmeye, bunu müzakere etmeye hazır bir noktaya gelmiş ve bu müzakerenin yapıldığı, hatta bir anlaşmaya varıldığı ifade edilir olmuş. Bu çok önemli bir değişmedir. Türkiye'nin terörle mücadelesinde gereken kararlılığı, etkinliği bu hükümetin şahsında sergileyemediğinin çok açık, net ifadesidir.''

''ESKİ PLAK TEKRAR DÖNMEYE BAŞLADI''

Irak'ın kuzeyindeki üst düzey bir yetkilinin, ''Türkiye ile bir anlaşmamız yoktur, Türkiye bu konuyu diplomasi ile çözmelidir'' diye açıklama yaptığına dikkati çeken Baykal, ''Bildiğimiz eski plak tekrar dönmeye başlamıştır'' dedi. Baykal, Başbakan'ın bu konulara ilişkin önümüzdeki hafta yapacağı açıklamaları dikkatle izleyeceklerini belirterek, ''Türkiye'yi tuzağa düşürecek, Türkiye'nin hakkını, kazanımlarını tehlikeye atacak bir takım adımların atılmasına, Türkiye sessiz kalmayacaktır. Türkiye'nin geleceğini belirleme hakkı, Başbakanın ve etrafındaki birkaç kişinin tekelinde değildir. Türkiye'nin geleceğini, hatta belki varlığını, bütünlüğünü yakından ilgilendirecek her anlaşmayı, Türkiye'de her vatandaşımızın öğrenme hakkı vardır'' diye konuştu. Başbakanın Türkiye'nin bilgisi dışında kimseye vaatte bulunamayacağını, yapılmış vaatlerin Türkiye bakımından hiçbir geçerliliği olmayacağını söyledi.

''TÜRKİYE'DE BİR ETNİK ÇATIŞMA YOKTUR''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de etnik çatışma olmadığını belirterek, ''Birliğimizi kimse bozamayacak. Terör örgütü bunu bozmaya çalışıyor. Onun tuzağına düşüp, masum insanlara yönelik dışlayıcı bir tavra girmeye kimsenin hakkı yok'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, ABD Başkanı Bush'un ''PKK, terör örgütüdür. ABD'nin de Türkiye'nin de Irak'ın da ortak düşmanıdır'' sözlerinden memnuniyet duyduğunu, ancak bunun gereğinin yapılması gerektiğini söyledi. ''İstihbarat paylaşımı başladı'' denildiğini ifade eden Baykal, ''Hangi somut sonuç çıktı? PKK'yı etkisizleştirme konusunda atılmış somut adım var mı?'' diye sordu.

Baykal, iktidarın, Türkiye'yi bir kez daha Dağlıca, Beytüşşebap saldırısı gibi olaylara maruz bırakmaya hakkı olmadığını, bu olayları gündemden düşürecek bir oluşumun hala sağlanamadığını ifade ederek, Türkiye'nin etkisiz bir konuma çekilmek istendiğini savundu.

Terör örgütü PKK'nın, Türkiye'yi kargaşaya sürükleme, iç çatışma yaratma senaryosu etrafında sistematik bir geleneğe sahip olduğunu belirten Baykal, ''Çok açıktır ki tartışmayı, dağdan Türkiye'nin içine indirmeye yönelik bir strateji bilinçli olarak uygulanıyor'' diyerek, iktidarı olayı bütün boyutlarıyla değerlendirememekle suçladı.

''TELEVİZYONLARDA GÖRÜLEN MANZARA''

Televizyonlarda görülen manzaraların önemli olduğunu, bunların altında çatışmayı halka indirme, topluma ve sokağa taşıma, bir çatışma ortamı yaratma çabası olduğunu anlatan Baykal, ''Kimin bu strateji? Bu, PKK stratejisi. PKK stratejisini sadece Kandil'de uygulamıyor. PKK, stratejisini İstanbul'da uyguluyor'' diye konuştu.

Bu olaylara karşı, çok etkili ortak bir tavrın geliştirilmesinin önemine işaret eden Baykal, herkesin ''Birbirimizle iyi geçinelim, birbirimizi kucaklamaya devam edelim'' diye olağanüstü dikkat ve duyarlılık içinde olduğunu söyledi.

Toplumun sergilediği davranışla iftihar ettiğini bildiren Baykal, Türkiye'nin 30 yıldır en ağır haksızlıklara maruz kaldığı halde, konuyu ''Örgütlü bir terör hareketi'' olarak niteleme kararlılığını sürdürdüğünü dile getirdi.

''ETNİK ÇATIŞMA YOK''

''Türkiye'de hiçbir ciddi insan çıkıp, yaşanan olayı etnik çatışma diye görmemiştir'' diyen Baykal, şöyle konuştu: ''Hiçbir zaman böyle bir niteleme yapılmamıştır. Çünkü o bir etnik çatışma değildir. Türk-Kürt çatışması değildir. Bunu böyle görmek yapılabilecek en büyük yanlıştır. Olay, PKK terör örgütünün çabasıdır, gayretidir. Olayı böyle anlamaya devam edelim. Türkiye'de Kürt kökenli milyonlarca insan yaşıyor ama o insanların Türkiye'deki diğer kökenlere sahip insanlardan hiçbir farkı yoktur. Herkes, bu memleketin hukuka, Anayasaya, devletin bütünlüğüne saygılı birer insanı durumundadır, konumundadır. Türkiye'de bir etnik çatışma yoktur. Türk-Kürt kardeşiz. Arap, Çerkez, Arnavut, Laz, kardeşiz, Hiçbir ayrım yok. Hepimiz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Bunu bilelim. Bir tek vatandaşımıza kötü gözle bakmayalım. Bir tek vatandaşımıza kökü, kökeni, doğduğu bölge, anasının babasının dili bakımından dışlayıcı bir tavrın içine girmeyelim. Hiç kimse girmesin. Bu fevkalade yanlıştır. Bugüne kadar girmedik, bundan sonra da girmeyeceğiz. Birliğimizi kimse bozamayacak. En büyük güvencemiz de odur. Türkiye'nin en büyük dayanağı, en büyük serveti de budur. En iyi şekilde korumamız lazım. Terör örgütü bunu bozmaya çalışıyor. Onun tuzağına düşüp, masum insanlara yönelik dışlayıcı bir tavra girmeye kimsenin hakkı yok.''

TÜRK BAYRAKLI EV VE ARABALARA SALDIRI

Ev ve arabalarına Türk bayrağı asmış olan kişilere karşı özel bir saldırı anlayışı sergilendiğine dikkati çeken Baykal, ''Bu bir tuzaktır. Buna kimse düşmemelidir. Türk Bayrağı kimsenin iznine tabi olmadan her yerde her zaman bundan sonrada asılmaya devam edecektir'' dedi.

Baykal, herkesi dikkatli olmaya çağırarak, ''Bu tertiplere alet olmayalım, fırsat vermeyelim. Bayrağımıza da insanımıza da sahip çıkalım. İnsanımızın kökü, kökeni, mezhebi, inancı ne olursa olsun, bütün insanlarımıza sahip çıkalım. O bayrağın içinde herkese yer var'' diye konuştu.

HAKİM VE SAVCILARLA İLGİLİ DÜZENLEME

Baykal, TBMM Adalet Komisyonu gündeminde bulunan, hakim ve savcıların mesleğe başlamasıyla ilgili yeni düzenlemeler içeren Hakim ve Savcılar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifini eleştirerek, AK Parti'nin ''sessizce'' yargıyla ilgili düzenlemeler yapmak istediğini savundu. Hükümetin, ''Yargının, AKP zihniyetinin, değerlerinin denetimi altına girmesi için uzun zamandan beri sistemli gayret sürdürdüğünü'' öne süren Baykal, hakim ve savcıların mesleğe alınırken yapılacak sınavın yöntemini eleştirdi.

''Bu hakimlerin içine elinizi niçin uzatıyorsun?'' diye soran Baykal, ''Türkiye'de Anayasanın, laik Cumhuriyetin güvencisi yargı, şimdi AKP alt kültürünün şekillendirdiği bir biçimde oluşturulacak'' ifadesini kullandı. Baykal, 10-20 yıl sonraki yargı sisteminin nasıl olacağının düşünülmesini isteyerek, bu vahim manzaraya tepki gösteren merkezlerin dumura uğratıldığını söyledi.

Türkiye'nin kendisini savunma ve bağışıklık sisteminin zafiyete uğratıldığını savunan Baykal, bağışıklık sistemlerinden birinin siyasi partiler olduğunu belirtti. Baykal, CHP'nin görevini yaptığını savunarak, ''Ancak hepimizin tepki göstermesi gerekmez mi? Manşetler ne işe yarıyor?'' dedi. Baykal, medya kuruluşlarının ''pıtrak'' gibi çoğaldığını iddia ederek, bunların finansmanının nasıl sağlandığını, on binlerce gazetenin ücretsiz dağıtılmasının, halkın aydınlanması için yapılıp yapılmadığını sordu. TMSF aracılığıyla iki medya kuruluşunun önümüzdeki günlerde satışa çıkarılacağını anımsatan Baykal, ''Parası olan alır, öyle mi? Almak isteyip de vazgeçen yok mu? Satışı yapılacak olanların yanında, arkasında ne var'' diye konuştu.

Baykal, RTÜK Yasasında, yabancı sermayenin, yüzde 50 hisseyle Türkiye'de herhangi bir televizyona sahip olabilmesini öngören değişikliğin gündemde olduğunu belirterek, ''Bu televizyon ve gazeteyi, neden bu düzenlemeyi yapmadan önce satmaya kalkıyorsunuz? Demokles'in kılıcını üstüne asıyorsunuz. Hüseyin Cahit Yalçınların, Metin Tokerlerin basın özgürlüğü için cezaevlerinde çektiği acılara yazık'' dedi.

''BÖYLE BAŞA BÖYLE TIRAŞ''

Tokat Sigara Fabrikasına eski bir makinenin, yeni bir makine gibi alınmasına yönelik geçmişte yaşanan tartışmalara işaret eden Baykal, kullanılmış makineyi Türkiye'ye satan firmanın, bir şirkette çalışan santral görevlisine 30 bin dolar gönderdiğini iddia etti.

Baykal, bu duruma santral görevlisinin de şaşırdığını, göndereni tanıyıp tanımadığına ilişkin ilginç cevaplar verdiğini ileri sürerek, şöyle devam etti: ''Santral memuru, oraya şirketin yetkilisiyle gitmiş. Şirketin muhasebe müdürü, parayı almış. Bu olunca, insanın aklına bu şirket ne şirketiymiş, 30 bin dolar nereden gelmiş soruları geliyor. Kontrolör bu soruları araştırmış, bu şirketin sahipleri Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın oğlu ve kızıdır. Hazine kontrolörünün hazırladığı raporda ortaya çıkan tablo. 29 Temmuz 2004 tarihinde sözleşmenin noter tasdiki tamamlanmış, 30 Temmuzda Maliye Bakanı imzalamış, ertesi gün para gelmiş. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Standart bir batı Avrupa ülkesinde yaşansa ne olur? Maliye Bakanı istifa eder, başbakan özür diler, araştırma başlatır. Bunlardan önce basın kıyameti koparır. Basın kıyameti koparmazsa, o maliye bakanı üzerine yatıverir. Böyle başa böyle tıraş olur, değil mi?''

''ARPALIK UYGULAMASI''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, demokrasi, siyaset ve toplumsal ilişkilerin yozlaştığını bildirdi. AK Parti'nin, eski milletvekillerini devletin önemli noktalarına, birbiri ardına atadığını kaydeden Baykal, arpalık uygulamasının yeniden görüldüğünü söyledi. Yapılan atamalardan örnek veren Baykal, ''AKP'nin bir milletvekili adayı, Etik Kurulu üyesi oldu. Daha uygun bir kurul seçin bari. Etik Kurulun yapısı da daha bir netlik kazanmış oldu'' diye konuştu. Baykal, vatandaş ile güvenlik güçlerinin ilişkinin sağlıklı şekilde oluşturulamadığını belirterek, polise, şefkatle eğilinmesi ve sahip çıkılması gerektiğini kaydetti.